AKİL İNSANLAR HEYETİ’NİN MİSYONU

Haluk Özdoğan

2009 yılı Ağustos ayına girerken, hükümet “demokratik açılım”I ilan etmişti. 2009 Ekim ayına gelindiğinde ise, bu günlerdeki gibi esen bir “barış(?)” havasında Habur Sınır Kapısı’ndan gelerek teslim olanların karşılanış biçimi, ilan edilen “açılım” sürecinin ilk ciddi imtihanıydı ve “açılım” denilen süreç bir “açmaz”a dönüşüvermişti. Ardından devlet “güvenlik eksenli” politika izlemeye başlamış, art arda KCK operasyonları yapılmıştı. Hükümetin topluma duyurduğu eksen, “terörle mücadele siyasetle müzakere”ydi. 2011 seçimleri sonrası atmosfer “demokratikleşme” sürecinin devam edeceği yönündeydi. Yine 2009-2010 dönemine ait PKK ile devletin Oslo’da yaptığı görüşmelerin basına sızdırılması da, söz konusu sürecin ikinci durak noktası olmuştur. Sonrasında tekrar atmosferin sertleştiğine şahit olduk. Burada bunlardan bahsetme nedenim PKK ile yürütülen “barış/çözüm süreci” denilen işleyişin detaylı bir anlatımı değil, sadece köşe başlarını ortaya koymaktır. Şimdi de “Akil İnsanlar Heyeti”nin hükümet tarafından belirlenip çalışmalarına başlamasıyla yeni bir döneme girildiğini görmekteyiz. Burada mesele “Akil İnsanlar Heyeti”ni oluşturan fertler üzerinde seviyesiz değerlendirmeler yapmak değil, bu heyetten gözetilen gayeyi, çözüm süreci olarak adlandırılan süreçte üstleneceği rolü idrak etmektir.

Öncelikle dönem yeni bir dönem olarak görünse de “Akil İnsanlar Heyeti” fikri yeni değildir. Öcalan’ın 2007’de İmralı’da avukatları ile yaptığı görüşmede gündeme gelen “Akil İnsanlar Heyeti” düşüncesi, 2008’in Ocak ayında ise DTP genel başkanı sıfatıyla Ahmet Türk tarafından grup toplantısında meclis çatısı altında dillendirilmişti. 2012 yılı yaz aylarında da CHP’nin 10 maddelik “çözüm öneri paketi” içinde de yine “Akil İnsanlar Heyeti” düşüncesine rastlıyoruz.

Tabii ki AKP yönetimi “terörün sonlanması ve Kürt meselesinin çözümü” konusunda muhtemel başarıyı kimseye bırakmak istememektedir. Zira bir başarı olacaksa bu başarının kendi iradesiyle gerçekleşeceğine inanmakta, bu inancına tüm toplum kesimlerini ortak etmek istemektedir. Bu nedenle daha öncede gündeme gelen “Akil İnsanlar Oluşumu” fikri, bugüne kadar hayat bulmamış ya da AKP açısından bakarsanız; şartlar, ancak olgunlaşmış, direnç gösteren odaklar ancak şimdi sürece karşı koyamaz hale gelmiştir. Sonuçta AKP işler bu noktaya gelinceye kadar “cefasını çekip”, “sefasını başkalarının (CHP veya BDP öncülüğünde bir çözüm) sürmesi”ni istemez. Öyle ki akademisyen, sanatçı, yazar ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden oluşan “Akil İnsanlar Heyeti”ni dahi başbakanlık belirlemiştir. “akil insanlar” vasfının kullanılmasıyla da, çözümü sanki bu “akleden insanlar”ın üreteceği izlenimi veriliyor ki, zaten ortalama vatandaşta oluşturulmak istenen hava da bu olsa gerek.

Peki ya bu heyetin görüştüğü kesimleri kim belirliyor veya kimlerle görüşülüyor?

Türkiye’nin 7 bölgesinde farklı toplum kesimleriyle bir araya gelerek halkın “çözüm süreciyle ilgili nabzını tutmak” amacıyla ilk etapta iki aylık bir program çerçevesinde oluşturulan bu heyet, bir iki yerde hesap edilemeyen tepkiyle karşılaşınca Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay söz veriyor; “Bundan sonra böyle şeyler olmayacak” diye. Demek ki bu heyet, çalışmalarına aykırı tazyik oluşturmayacak “sivil toplum temsilcileri” ile bir araya gelecek ve her kesimden “olumlu” tepki geldiğine dair bir kamuoyu oluşturulacak (ki; gün be gün heyetin faaliyetleri veya görüşme ve toplantılarına ilişkin haberleriyle medya, bu konuda üzerine düşeni yapıyor!) sonrasında halka kapalı olan “çözüm süreci”nin farklı bir aşamasına geçilecektir. Söz konusu “Çözüm Süreci”nin ne olduğu halka kapalı. Çünkü “Çözüm Süreci” topluma; “silahların susup, Kürt meselesinin toplumsal mutabakat çerçevesinde, “siyasi ve kültürel haklar” temelinde bir çözüme, bir sonuca kavuşturulması” şeklinde genel ifadeler ve muğlak kavramlardan oluşan cümlelerle ifade ediliyor. Hâlbuki meselenin sırf bir Kürt meselesi olmadığı halen hazırlanmakta olan “yeni, özgürlükçü, demokratik ve sivil” anayasa süreciyle birebir ilişkili olduğu da siyasi bakışa sahip ve gelişmeleri yakından takip eden herkesçe malumdur.

Heyetin yaptığı faaliyetleri AKP’nin mecliste bulunan 327 milletvekili de yapabilirdi niçin “Akil İnsanlar”a ihtiyaç duyuldu? Çünkü toplum gerçekte ne demokrasiyi ne de ona ait değerleri benimsiyor ve kendilerine seçtirildiği halde, siyasilerle kendileri arasında samimi bir lider-tebaa ilişkisi olmadığını, kendilerine sadece seçim zamanlarında değer verildiğini görüyor ve demokrat, makyavelist-menfaatçi siyasetçilere güvenmiyor. Öte yandan “Akil İnsanlar Heyeti”nde bulunan kişilerin daha bağımsız daha samimi ve tarafsız olarak konuya eğileceği izlenimini vermek de, bu devrede güven artırıcı bir unsur olması bakımından önem arz ediyor. Amaç toplumda “katılımcı demokrasi” havası estirmek, halka; “sizi dinliyoruz, size değer veriyoruz, sizi akil insanlarla bir araya getiriyoruz, yönetimde size de söz hakkı tanıyoruz” hissini tattırmaktır. Sonra AKP hükümeti “halkın desteğiyle hareket ediyoruz” deyip yine bildiğini okuyacaktır.

Ayrıca oluşturulan heyetin işi sadece “çözüm süreci”nin toplumda nasıl algılandığının tespitini yapmakla sınırlı kalmayacaktır. Hazırlanacak raporda yeni anayasa çalışmalarına mutlaka atıfta bulunulacak ve heyet, AKP yönetiminin yeni anayasa değişikliği teklifleri ve başkanlık sistemi önerisi gibi “çözüm?” önerilerini, kendi önerileri gibi “halka anlatma”ya bir 2. Etap çalışması şeklinde devam edecektir. Zira Başbakan Erdoğan başkanlığında, 15.04.2013 tarihinde gerçekleştirilen MKYK toplantısında Başbakan Erdoğan’ın siyasi baş danışmanı Yalçın Akdoğan, “Akil İnsanlar Heyeti”nin görev süresinin uzatılabileceğinin işaretini vermiştir. Öte yandan Başbakan Erdoğan’da, temel haklar, özgürlükler başta olmak üzere sunulan Anayasa değişikliği tekliflerinde en ileri önerilerin AK Parti'den geldiğine dikkat çekerek, bu önerilerin arkasında iyi durulması ve başta başkanlık sistemi olmak üzere halka bu önerilerin iyi anlatılması gerektiğine vurgu yapmıştır.

Değinilmesi gereken konulardan biri de, yine AKP’nin bir önerisi olarak gündeme gelen Meclis çatısı altında “Çözüm Sürecini İzleme Komisyonu” meselesidir. Bu komisyon, mecliste grubu bulunan diğer partileri de öncülüğünü AKP’nin yaptığı bu “günaha” ortak etmek ve “çözüm süreci”ne ayak diretenleri hizaya getirmek içindir ki olumsuz bir sonuç karşısında tek başına “günah keçisi” olarak ortada kalmasın. Nitekim AKP, bu komisyona katılmayacağını açıklayan MHP’ye yönelik iktidara ortak olduğu dönemdeki yolsuzlukları araştırmak için de bir komisyon kurulacağını ilan etti. CHP’nin böyle bir komisyona katılmaması ise; sonrasında ayağına dolanacak bir pranga olur. Zira CHP’nin geçen yaz meclise sunduğu on maddelik çözüm önerisi paketi içinde söz konusu komisyonla aynı amacı güden bir komisyon kurulması önerilmekteydi.

Başkanlık sistemine geçişe hazırlık gibi görünen bölgesel nitelikli “Akil İnsanlar” heyetlerinin gerçek anlamda topluma kazandıracağı bir çözüm yoktur. Çünkü bu kimseler, bu toplumun içinden çıkmış gibi görünseler de duygu olarak halktan kopmuş, başkalaşmış, yabancılaşmış sadece ünlü simalardır. Fikir olarak da halkın İslami inancıyla çelişen demokratik değerlerin yani topluma yabancı fikirlerin kamuoyunun yapılması için çalışmaktadırlar. İslam sancağı altında huzur içinde yüzyıllarca beraber yaşayan farklı etnik kökene sahip Müslümanlar zaten bu yabancı fikirler nedeniyle birbirlerine düşman olmadı mı ki; şimdi bu yabancı fikirler sayesinde kaynaşabilsinler?


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz