Yeni Toplumsal Hareketler

Haluk Özdoğan

Geçtiğimiz ay boyunca gündemi işgal eden Gezi parkı eylemleri, 1970’li ve 80’li yıllardan bu yana ilk defa siyasi bir partinin ya da bir ideolojinin yönlendirmesi olmadan açığa çıkmış olması nedeniyle siyasi çevreler ve akademisyenler tarafından “Yeni Toplumsal Hareketler” başlığı altında bir inceleme konusu haline geldi. Bu eylemler kimi çevreler tarafından Tunus’ta başlayıp diğer İslami beldelerde etkisini gösteren “Arap Baharı” benzeri bir hareket olarak değerlendirilirken, kimi çevrelerce de “Wall Street’i işgal et eylemleri ile benzeştirilmektedir. İktidar ise, olayları dış mihrakların örgütlediğini dile getirmektedir. Biz ise konuyu bir siyasi tahlil yapmaktan ziyade “Yeni Toplumsal Hareketler”(YTH) kavramı -ki bu kavram 1960’lardan sonraki toplumsal hareketlenmeleri açıklamada Batılı kuramcıların ortaya attığı bir tabirdir- bağlamında “Gezi Parkı Olayları”nın dinamikleri üzerinde bir değerlendirmede bulunacağız.

YTH kavramı; sırasıyla modernleşme, sanayileşme, kentleşme ve küreselleşme gibi süreçlerin yoğun bir şekilde yaşandığı toplumlarda birtakım dönüşümler oluşturduğunu, bu dönüşümlerin toplumsal yapıda önemli farklılaşmalar meydana getirdiğini, toplumsal hareketlerin türü, kapsamı, konusu, aktörleri ve kaynaklandıkları paradigmaların da dönüşüm geçirdiğini, ortaya koyar. Kurama göre; sonuçları bütün coğrafyalarda giderek daha yoğun yaşanmakta olan küreselleşme süreci ile birlikte yeni toplumsal hareketler ve sivil toplum politikalarının yeni biçimlerine yönelik yeni ortamlar oluşmaya başlamıştır. Buna göre “eski hareketler” olarak tanımlanan toplumsal hareketler ideolojik kökenlerini 20. yüzyılın modern toplum projesinden alırken 1960’lardan sonra gözlenmeye başlanan yeni birtakım hareketler modernlik sonrası toplumun düşünce yapısını ve toplumsal koşulları yansıtmaktadır. Özellikle 1990’ların sonunda, Kapitalizm’in yeni küresel aşaması ile toplumsal hareketler yoğun biçimde ilişkilendirilmeye başlanmıştır. Günümüzde gerçekleşen toplumsal hareketlerin öne çıkan niteliği, daha küresel ve uluslararası olmasıdır. Bu bağlamda küresel toplumsal hareketler kavramı daha kapsayıcı bir kavram olarak kullanılmaya başlanmıştır. (Yeni Toplumsal Hareketler, Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim Fakültesi Yayını NO: 1342)

YTH anlayışı, kapitalist toplumda var olan temel iki sınıfın, burjuva ve proletaryanın mücadelesine dayalı çözümlemeyi reddeder. YTH kuramcılarına göre toplum değişmiştir ve Marks’ın ortaya koyduğu modele uygun değildir. Marks’ın devrimci bir işlev atfettiği proletarya sınıfı etkinliğini yitirmiş ve işçi hareketi işçi partileri aracılığıyla toplumun bir parçası haline gelmiştir. 1980’ler ve 1990’larda Sovyetler Birliği’nin bir alternatif olma özelliğini kaybetmesi ve ardından yıkılmasıyla birlikte ‘devlet sosyalizmi’ ömrünü tamamlarken yeni dinsel ve etnik kimlikler gelişmeye başlamıştır.

Bu yaklaşım Francis Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” kısaca kapitalist ideolojinin liderliği dışında hiçbir ideolojinin varlık gösteremeyeceği şeklindeki tezini destekler niteliktedir. Öğrenci hareketleri 1980’lerde eğitim biçiminin dünya çapında dönüşümüyle önemli ölçüde ivme kaybederken, feminist, cinsiyet özgürlükçüsü, çevreci, barışçı, dinî ve etnik hareketler de son otuz yılda gelişerek süreklilik kazanmıştır.

Bir toplumsal hareket olarak adlandırılan bu oluşumların gerçekte farklı yönelimlere sahip olanların karmaşık bir gruplaşması niteliğinde olduğu öne sürülmektedir. Toplumsal hareketler, toplumsal ilişkiler ve toplumsal bilinçle birlikte dönüşüm geçirmiştir. İdeallere sahip, ahlaki değerleri savunan pek çok birey 1980 ve 1990’larda artan biçimde gösterilere katılmışlardır. Ancak bunlar, toplumsal hareket olarak tanımlanabilecek türden değildir. Devleti ele geçirmeyi amaçlayan eski hareketlerin tersine YTH, politika belirleyicileri üzerinde lobicilik yapmayı ve kamuoyunu etkilemeyi hedeflemiştir. (Yeni Toplumsal Hareketler, Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim Fakültesi Yayını NO: 1342)

Gezi olayları da televizyonlarda (Örneğin 21.06.2013 tarihli Cnnturk’te yayınlanan Eğrisi Doğrusu Programı) YTH kuramı temelinde ele alınmakta herhangi bir ideolojik temelden beslenmeyen Başbakan Erdoğan’ın otoriterliğine duyulan tepki ya da polisin sert müdahalelerine duyulan tepkinin olayların hararetini artırdığı yolunda değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu değerlendirmelerle toplum, herhangi bir ideoloji arayışından ya da sistemi temelinden sarsıcı herhangi bir alternatif arayışından bilinçli olarak saptırılmakta ve bu demokratik sistemin içselleştirilmesi çabaları için de, bir moral değer niteliği taşımaktadır. Gerçi eylemlere yön vermeye çalışan bir takım sol örgütleri (ki bunlar da marjinal karşılanmakta) saymazsak eylemlerin herhangi bir ideolojik temelden yoksun olduğu da görülmektedir. Zira bu eylemlerin sistemin temeline bir zarar vermemekle birlikte yönetim tarafından ortaya konan birtakım proje ya da kararların değiştirilmesi yönünde somut bazı neticeler vermesi yeterli kabul edilmektedir. Daha olaylar sıcakken Bilgi Üniversitesi’nin eyleme katılan 3000 kişi ile yaptığı anket bunu destekler nitelikte kamuoyuna sunulmuştur. Bu anketle ilgili birtakım verileri kısaca paylaşmak istiyorum.

Eylem;

- %53.7 si daha önce hiçbir kitlesel eyleme katılmayan kişilerden oluşuyor.

- Daha önce hiçbir eyleme katılmamış bu kesimin %70’i kendini hiçbir siyasi partiye yakın hissetmiyor.

- Sokağa çıkmada başbakanın otoriter tavrının etkili olduğunu belirtenler %92.4,

- Polisin uyguladığı orantısız gücün etkili olduğunu belirtenler %91.3,

- Demokratik hakların ihlal edilmesinin etkili olduğunu belirtenler %91.1,

- Bağlı bulunduğu siyasal hareketin yönlendirmesiyle eylemlere katılanların oranı ise %7.7

- Bunun yanında eylemlere katılanların %81.2 si kimliğini özgürlükçü olarak vasfederken, %64.5’i laik, %54.5’u ise kendini apolitik olarak nitelemektedir.

- Darbeye karşı olanların oranı %79.5

Şunu da unutmamak gerekir. Eyleme katılanların %39.6’sı 19-25 yaşları arası, %24’ü 26-30 yaşları arasında toplamda %63.6’lık kesimin gençlerden oluştuğunu söyleyebiliriz.

Bu veriler doğrultusunda da eylemlerin sistemi temelinden sarsıcı herhangi bir ideolojik temelinin olmadığı söylenebilir.

Brezilya, Peru gibi Güney Amerika ülkelerinde gelişen ulaşım hizmetlerine yapılan zamlar veya eğitimin özelleştirilmesine tepki olarak gelişen olaylar ile Eylül 2011’de patlak veren ve 82 ülkeyi etkileyen milyonlarca insanı sokaklara döken “Wall Street’i İşgal Et” eylemleri de aynı nitelikte değerlendirilebilir. Zira bu hareketlenmeler ideolojik anlamda bir program içermeyen küreselleşmeyle tüm dünyayı kasıp kavuran kapitalist nizamı temelinden sarsan hareketler değildir.

YTH kuramı Gezi Olaylarını açıklamada bir karşılık bulabilir. Zira bu kuram, Batıyı her şeyin merkezi olarak kabul eden ve bu nedenle de tarihsel olarak batıda ortaya çıkan toplumsal hareketleri açıklayıcı niteliktedir. Batılı demokratik değerleri taklit eden Türkiye’de de Batıya özgü hareketlenmelerin olması doğaldır. Burada toplumu İslami değerlerle yeniden buluşturma iradesini gösteren bizlerin de çıkarması gereken birçok ders vardır. Bunun en başında toplumun genelinde oluşması gereken bir etki olarak Batılı kapitalist demokratik değerlerin alternatifi olamadığımız sürece toplumun değişimini sağlayamayacağımızdır. Konumuzun dışına çıkmamak adına bunu söylemekle yetiniyorum.

YTH Kuramı gibi birçok Batılı toplumsal hareket kurgusunu temelinden sarsan en bariz örnek Suriye’dir. Evet Suriye’de de Batılı değerleri hakim kılmak isteyen toplumu etkilemeye çalışan bir kesim vardır ancak toplumun genel ekseriyetinde İslami hayatı yeniden başlatacak olan Hilafet talebi ağırlık kazanmıştır. İşte tüm dünyanın gözü önünde “Tarihin Sonu”nun asıl belirleyicisi de bu toplumsal hareketlenme olacaktır İnşAllah.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz