Kapitalizmin Para Politikası ve Faiz Lobisi

Erkan Aladağ

Geçtiğimiz ay Türkiye'de faiz lobisine dair ciddi anlamda bir gündem oluştu. Bunun sebebi ise Erdoğan'ın yurt dışı dönüşünde onu karşılamaya gelen insanlara yaptığı konuşmasından dolayıydı. Ancak Erdoğan'ın bu sıradışı çıkışı ne tuhaftır ki Cumhuriyet tarihinde hiçbir hükümetin yapamadığını yapan, faiz üzerine kurulu olan bankaların halka iyiden iyiye açılmasını sağlayan bir çıkıştı. Tabi, birçok Müslüman Erdoğan'ın bu söylemlerine adeta hayran kalmıştı. Nitekim Erdoğan kapitalist sistemin para politikasında var olan bir gerçekten söz ediyordu. Hâlbuki kendisi de bu sistemin başbakanıydı. Ama gelin görün ki kimse burayı sorgulamıyor; "İyi de sayın başbakan siz bu kapitalist sistemin gerçeğine söz söylüyorsunuz ama üzerinde oturduğunuz taht o sistemin tahtıdır." demiyordu. Böyle bir soru Müslüman kesimlerden başbakana yöneltilmedi. Aksine bu çıkışı Müslümanların gözünde Erdoğan'ın cazibesini daha da artırıyordu. Çünkü Erdoğan, Allah'ın haram kıldığı faizi bir ticaret ve rant olarak gören insanlara sert çıkışlarda bulunuyordu. Bu sebeple bu yazımda kapitalist sistemin para politikasını ve faiz lobisini ele aldım ki, Erdoğan'ın gündeme taşıdığı faiz lobisinin ne olduğu ve nasıl bir işlev görmekte olduğu okuyucular için netleşsin.

Şüphesiz ki Kapitalizm yeryüzüne egemen olduktan sonra kendi fikri yapısından kaynaklanan nizamlar ile insanların hayatlarındaki fiillerine ilişkin çeşitli çözümler ürettiği gibi insanların iktisadi ilişkilerine de çeşitli nizamlar koymuştur. Tabi, Kapitalizm'in iktisadi sorununa ütopik bir bakış açısına sahip olduğu ve bu sistemin sermayedarların bekalarını koruma adına var olan bir sistem olduğu, bu sistemin demokrasi, özgürlük, adalet gibi söylemlerinin sadece birer afyondan ibaret olduğu herkesçe malum. Fakat bu kapitalist ideoloji insanların eşyayı elde etmek için kullandığı mübadele aracını değiştirerek kendisinin ortaya koyduğu kıymetsiz ve değersiz olan kâğıtları bastırıp küresel bir değişim aracı haline getirmesiyle en büyük sömürülerinden birini gerçekleştirmiştir. Nitekim İslam'dan önce olduğu gibi İslami Devlet'in yeryüzünde kurulduğu tarihten yani 622'den 20. yüzyılın başlarına kadar insanların para olarak kullandığı mübadele (değişim) aracı altın ve gümüştü. Bu değişim aracının kendisi bir değer sahibi olduğundan ve bir malın taşıdığı hususiyetlere de sahip olduğundan günümüzde kâğıt paralarda olduğu gibi bazen yukarı bazen aşağı yönlü düşmez, bilakis sabit bir değerde kalırdı.

Ancak ne zaman ki kapitalist sömürücüler ulus ve uluslararasında değişim aracı olarak kâğıt para ya da benzeri çek, senet, tahvil ve bono kullanma kararı aldılar, (1971 yılında Amerika, altın ile dolar arasındaki ilişkiyi kaldırdığını açıklayarak altın sistemi ile çalışmayı durdurmuş oldu.) işte o zaman altın ve gümüş değişim aracı olmak yerine sadece değerli birer maden haline geldi. Daha sonra bu kapitalist sömürü devletleri kendi paralarını çeşitli ülkelerle anlaşıp uluslararası birer para haline getirdiler. Dolayısıyla değişim aracı olan altın ve gümüşün piyasadan kalkmasıyla kapitalist ülkelerin bastığı kâğıtlar değişim aracı olarak yerini almış oldu. Günümüzde bu kâğıtlar, her ülkede bulunan merkez bankaları tarafından basılıp piyasaya sunulurlar. Tabi her ülkenin de kendi ulusal parası bulunmaktadır. Fakat kimi paralar uluslararası para olarak da kullanılmaktadır.

Bunları kategorize edersek;

1.Sadece kendi ülkesinde bir fonksiyonu olan ve uluslararasında değişim aracı olarak kullanılmayan paralar. Örneğin; Türkiye'de Türk lirası, Hindistan'da Rupee, Çin'de Yuan, Mısır'da poundu gibi.

2.Hem ülkesinde değişim aracı olarak kullanılan, hem de uluslararasında bir değişim aracı fonksiyonu gören paralar. Bunlar ise; ABD doları ve 27 ülkeden oluşan Avrupa Birliği'nin kullandığı Euro'dur.

Özellikle ABD, sömürdüğü veya kendisine siyasi üstünlük sağladığı kapitalist ülkelere uluslarasın da kullanması için doları sunarak kendi parasını küresel değişim (mübadele) aracı özelliğine sahip hale getirmiştir. Öyle ki günümüzde neredeyse tüm dünya dolar ile alış veriş yapmaktadır. ABD'de olabilecek en ufak bir sarsıntı neredeyse tüm dünyayı etkiler hale gelmiştir. Örneğin, 2008 yıllında ABD'de yaşanan morgage kriziyle tüm dünyanın bu krizden etkilenmesi gibi…

Bunun başlıca sebebi ise, birçok ülkenin ihracatçıları ve ithalatçılarının ticaretlerinde dolar kullanmasından kaynaklanmaktadır. Doların değeri düşerse ihracatçı zarar görür, doların değeri yükselirse ithalatçı zarar eder ve yurtdışına dolar ile borçlu olan özel veya kamu sektörü zarar eder. Örneğin 20.06.2013 tarihinde ABD Merkez Bankası'nın 2008'den bu yana para basımını 2014'de sonlandıracağını açıklamasıyla Türkiye'de ve birçok ülkede dolar yükselmişti. Hatta Türkiye Merkez Bankası doların Türk lirasına yükselişini indirmek için piyasaya bir günde altı kez dolar satışı yaptı.

Burada açıklanması gereken bir şey var ki o da ABD'nin bu şekilde neredeyse tüm dünyaya tahakkümü sürdürdüğüdür. Çünkü doların yükselişi ithalatçılara zarar verirse veya ihracatçılara zarar verirse o ülke kendi ithalatçısını ve ihracatçısını kurtarma adına çeşitli politikalar hayata geçirir.

Bu politikalar ise şöyledir;

1.Dolar yükselişini indirmek veya durdurmak için piyasaya Merkez Bankası kendi rezervlerinden bol bol dolar satar. (Merkez bankaları tarafından piyasaya sunulan dolar ise kimi zaman 1 milyar dolara kadar varır.)

2.Doların yükselişi karşısında faizler yükseltilir ki yurt dışından döviz gelebilsin.

Bu iki politika doların değerinin yükselişi karşısında yapılanlardır. Doların düşüşünde uygulanan para politikaları ise;

1.Dolar düşerse Merkez Bankası doların düşüşünü durdurmak veya belirli bir seviyede tutmak için piyasadan dolar satın alır. (Bu satın alma hacmi ise kimi zaman 1 milyar dolara kadar varır.)

2.Yurt dışından gelebilecek dövizler genelde faize yatırım yapmak için gelir. Dolaysıyla piyasada döviz çok olursa değeri düşer. Böyle durumların oluşmaması için merkez bankaları faizleri kimi zaman indirir.

İşte bu politikalar dolara karşı alınan anlık önlemlerdir. Bu politikalar uzun vadeli olursa çoğu ülke büyümesinde düşüşler olur. Yine birçok ülkede iflasa varabilecek durumlar söz konusu olur. Ancak bu iflaslar sermayedarları değil, bizatihi halkları etkilemiş olur. Bu tür olumsuzlukların tek sebebi ise ABD'de olabilecek ufak bir para politikasıdır. Dolaysıyla ABD, parası üzerinden de birçok ülkeyi kendi sömürüsünde tutmaktadır. Nitekim dünyaya açılmanın yani ticaret yapmanın yolu artık dolara bağımlı (ABD'ye bağımlı) olmaktan geçmektedir.

Buraya kadar yazdıklarımız kapitalist ülkelerin küresel değişim aracı olan dolar ile ilişkileriydi. Bir de her kapitalist ülkenin kendi içinde uyguladığı bir para politikası bulunmaktadır. Kapitalist ülkelerin para politikalarını kısaca şöyle açıklayalım:

Kapitalist ülkelerin bastıkları kâğıt paraların GSMH ile orantılı olması gerekmektedir. Yani üretilen mal ve hizmetler ile para arzı aynı orantıda olması gerekir. Aksi takdirde ya enflasyon oluşur, ya da ekonomi daralır, üretim olmaz.

Bu sebeple kapitalist ülkelerde iki türlü para politikası bulunur.

Bunlar ise şöyledir;

1.Enflasyon yükselişini durdurmak veya aşağı yönlü indirmek için uygulanan para politikası ve faiz lobisi

2.Büyümeye yönelik uygulanan para politikası

Bu iki faktörü şöyle açıklayalım.

1.Enflasyon yükselişini durdurmak veya aşağı yönlü indirmek için uygulanan para politikası ve faiz lobisi; Eğer anti-enflasyonist bir politika izlenecekse yani, enflasyon aşağı yönlü indirilmek istenirse Merkez Bankaları tarafından faizler yükseltilip para arzı yavaşlatılır. Böylece sıcak para dolaşımı az olsun ve insanlar daha fazla tüketim yapmasınlar. Veya kapitalist sistemin bakışına göre faizlerin yükselmesinde gözetilen diğer bir gaye de, insanlar ellerindeki paraları faizli mevduata yatırıp tasarruf yapsınlar. Dolaysıyla dolaşımdaki para azalsın ve enflasyon oranı yükselmesin. Uygulanan bu politika da gözetilen gaye tüketicilerin para tasarrufu yapmasıdır. Fakat böylesi durumlarda elinde sıcak para bulunduran yatırımcılar bu paralarını faizli mevduata yatırıp adeta ticaret yaparcasına paradan para kazanırlar. Bu tür işlemler o kadar ilerlemiştir ki artık tüm ülkelerin faizlerini takip edip hangi ülkede faiz yükselirse veya faiz yüksek olursa, o ülkede ellerinde bulundurdukları paralarını faizli mevduata yatıran faiz lobileri oluşmuştur. Bu faiz lobilerinin özellikle Türkiye'de zamanında olduğu gibi bugünde ciddi anlamda faizden para kazandıkları olmuştur. Misal olarak 10.06.2013 tarihinde Milli Gazete'de yer alan bir habere göre; AKP hükümetinin görevde olduğu dönemde lobiye toplam 567,2 milyar lira para ödendi. 2012 yılında lobiye 50,3 milyar lira ödenirken, 2013 yılında ise 53 milyar kaynak ayrıldı.

Bu noktada Gezi Parkı olaylarıyla gündem olan faiz lobisi meselesini açıklamak gerekirse; yukarıda belirttiğim gibi faiz ve faiz lobisinin kapitalist sistemin karakteristik bir özelliği olduğu açık bir şekilde görülmektedir. Karakteristik özellikler ise kişi veya sistemlerin yok olmasıyla yok olur. Yani kapitalist sistemin kendisini değiştirilmesiyle faiz lobisinden kurtulabilir. Hâlbuki Erdoğan, 06.06.2013 tarihinde yurtdışından dönüşünde onu karşılayan kalabalığa retorik ifadelerle şöyle bir açıklamada bulunmuştu; "Şimdi altını çiziyorum, faiz lobisine rağmen buralara geldik. Ve bu faiz lobisi şu anda borsada spekülasyonlara girmek suretiyle bizi tehdit edeceğini zannediyor. Şunu bir kere çok iyi bilmeleri lazım.Bu milletin alın terini biz onlara yedirtmeyeceğiz. Bir bankanın genel müdürü çıkıp da bu Vandalizm'i organize edenlerin yanında olduğunu söylüyorsa bunlar karşısında bizi bulacaktır. Biz bugüne Türkiye ekonomisini büyüterek geldik."

Evet! Yaşanan siyasi ve sosyal olaylar, her ne kadar faizlerin yükselmesine sebebiyet verecek olsa da, faiz ve faiz lobileri her kapitalist sistemin gerçeğidir. Erdoğan'ın bu açıklaması açıkçası sadece bu olaylarda şovenist ulusalcılara karşı kendi tabanının duygularını kabartmaya yönelik açıklamalardan başka bir şey ifade etmemektedir. Zaten yukarıda da belirttiğim gibi birçok Müslümanın gözünde Erdoğan'ın cazibesi daha da artmıştır.

Bu arada başbakana sormak lazım; hangi kapitalist sistem "halkların alın terini" itibara almaktadır?

Kapitalist sistemler, yani Türkiye gibi kapitalist devletler halklarını sömürmek, sermayedarlarının ise bekalarını güvene almak için var olan sistemler değil midir?

Sizde kapitalist bir ülkenin başbakanı olarak bu sistemin daha iyi işlevsel ve daha güvenli bir sistem olması için çaba sarf etmiyor musunuz?

Yine bu babdan olan enflasyon ise; paranın değersizleştiği ve eşyanın değerinin yükseldiği manasına gelir. Dolayısıyla mal ve hizmetler eğer piyasada az olursa yani insanların talebini karşılayacak derecede değilse eşyanın değeri yükselir, para ise eşyanın az bulunurluğu olduğundan dolayı değeri düşer. Kapitalist ülkelerde enflasyonun yükselmesiyle üretim azalır, büyüme sekteye uğrar.

Enflasyonun yükselmesinin ana sebepleri ise;

a.Ülkenin demokratik bir halka sahip olmaması

b.Ülkenin yüksek oranda ithalata bağımlı olması ve ihracatın ise çok düşük olması

c.Güvenlik ortamının olmaması

d.Halkın bankalarla barışık olmaması

Bu dört temel faktör kapitalist ülkelerde enflasyonun yükselmesine neden olmaktadır. Buradan günümüz Türkiye'sini ele alırsak, özellikle Ak Parti hükümetiyle birlikte Müslümanlar gün gittikçe demokratlaştığı, bankalarla barışık (faizli alış veriş yaptığı) hale geldiği açık bir şekilde görülebilir. Nitekim bankalar kapitalist ekonominin adeta beyni durumundadır. Eğer kapitalist bir ekonomi iktisadi bir ivme gerçekleştirmesi gerekiyorsa öncelikle o ülkenin insanlarının bankalarla devamlı içli dışlı olması gerekmektedir. Zaten Ak Parti hükümetinin liberal politikalarıyla bankaların Türkiye'de ciddi anlamda ivme kazandığı herkesçe malum.

Öte yandan Ortadoğu'ya demokrasinin taşımacılığını yapmak için küresel güçlerin desteğiyle Türkiye'nin yıllardır süren PKK sorununun da çeşitli pazarlıklarla şimdilik bitirileceği görünmektedir. Bu da güvenli ortamın oluşması, üretim ve tüketimin hızlandırılması demektir. Yukarıda saydığımız dört temel faktör zaviyesinden bakarsak Türkiye, Ak Parti'nin iktidara gelmesiyle kapitalist sistemi geliştirme adına hayata geçirdiği politikaların sonucunda enflasyon %50'den %7'lere kadar inmiştir. Bu, Ak Parti'nin kapitalist sistemi istikrarlı bir sistem haline getirmek için yaptığı çalışmalarının sonucudur. Kapitalist sistemin gelişmesi sonucunda zihinlerdeki ve kalplerdeki İslami anlayışın da bir o kadar köhnemiş ve demokratlaşmış hale geldiğinin de bilinmesi gerekir.

2.Büyümeye yönelik para politikası; Kapitalist ülkelerdeki Merkez Bankaları ekonomideki durgunluğu kaldıracak, ekonomiyi canlandırma hamlesi yapılacaksa faizleri indirip para arzını hızlandırır ki sıcak para dolaşımda olsun ve insanlar bu sıcak para ile ticaret yapabilsin, rahatça tüketebilsin. Dolayısıyla büyümenin olması için yatırımcıların finansal araçlara, ucuz maliyete uluşması gerekir. Bunun içinde her kapitalist ülke kendi sermayedarlarının rahatça üretimlerini yapabilmeleri için faiz oranlarını indirirler. Para arzı ise gerek sıcak para gerekse o ülkenin parasını temsil eden çek, senet, tahvil ve bonolardır. Bu temsili paralara benzer olarak bir de bankaların temsili para olarak piyasaya sunduğu kredi kartları da bu minvaldedir. Öyle ki kimi zamanlar bu temsili paralar ülke ekonomisini ciddi anlamda şişmiş gösterirler. Yani tüketimin para arzını geçmesi bir başka deyişle, işlem hacminin piyasada var olan paradan kat kat yüksek olması demektir. Bu ise gelişmiş kapitalist ekonomilerde kimi zaman reel paradan % 75 daha fazladır. Bu sebeple kapitalist sistemlerde insanların ekseriyeti bankalara borçludurlar. Çünkü gelişmiş kapitalist ülkeler, banka parası denilen kredi kartları ve devlet güvencesinde olan tahvil ve bonolar ile işlem görmektedirler. Bu sebeple gelişmiş kapitalist ülkelerin borsalarında bankalar en yüksek getiri kazandıran şirketlerdir.

Velhasıl, buraya kadar anlattıklarımız dünyayı kendi çemberine alan sömürücü ve obur bir sistem olan Kapitalizm'in para politikasıdır. Bu sistem adeta her yönüyle kapitalist sermayedarlar için çıkarılmış bir sistemdir. Kapitalizm'in para politikasından dolayı birçok şirketin battığı ve birçok şirketin ise çoğu ülkelerin servetinden daha yüksek servete sahip olduğu görülür. Yine bu sistemin akidesinden kaynaklanan habis çözümlerden biri de paranın para ile olan mübadelesinden alınan faiz oranıdır. Ancak böylesi bir uygulama İslam'da kesinlikle caiz olmayan bir uygulamadır.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Altını altınla, gümüşü gümüşle, hurmayı hurmayla, buğdayı buğdayla, tuzu tuzla, arpayı arpa ile peşin ve eşit olarak değiştirilsin. Bu sınıflar farklı olunca, istediğiniz gibi peşin olarak alış-veriş yapın."

Dolayısıyla ümmetin ve insanlığın bu vahşi sistemin pençeleri arasından kurtarılıp İslam ile şereflendirilmesi artık kaçınılmaz sondur. Çünkü İslam insanın amellerine ilişkin getirdiği bütün çözümlerinde insanın refahını kıstas almıştır. Bu sebeple İslam'ın para politikası da bu esaslar üzerine kuruludur. İslam, değişim aracı olarak altın ve gümüşü kullanır. Altın ve gümüşün kendi değerleri olduğundan ani düşüşler ve ani yükselişler olmaz, bilakis sabit değere sahiptirler. İşte bundan dolayıdır ki insanlar tarih boyunca hep altın ve gümüşü kullandılar.

Bu sebeple İslami Devlet'in yeryüzüne ikame edilmesiyle altın ve gümüş tekrar mübadele aracı olarak kullanılacaktır.

Nitekim Rasulullah SallAllahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurmuştur;

"Ölçü Mekke halkının ölçüsüdür." 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz