RAMAZAN AYI’NI KARŞILARKEN…

Abdullah İmamoğlu

Bizleri yeni bir Ramazan ayına kavuşturan Allah Azze ve Celle’ye hamd, Salatu- Selam O’nun Rasûlüne, âline, ashabına ve kıyamet vaktine kadar O’na ihsanla tâbî olanların üzerine olsun.

Her şeye kâdir olan Allah Azze ve Celle’den karşılamaya hazırlandığımız Ramazan ayına, Münâdî’nin tekbir sesleri ile Hilâfet Devleti sancağı altında girmeyi nasip etmesi duasıyla başlamak istiyorum cümlelerime… Şüphesiz ki şanı yüce olan Allah her şeye kâdirdir.

Doksan küsur senedir asıl hüviyetinden çok uzaklarda idrak ettiğimiz Ramazan ayı ve oruç ibadetini yine buruk bir sevinçle karşılamaya hazırlanıyoruz. Ramazan ayına ve oruç ibadetine hazırlanırken, bu mübarek ay bizlere bazı hakikatleri hatırlatmalı. Evet, bazı hakikatleri hatırlatmalı. Çünkü günümüzde Müslümanlar nezdinde Ramazan ayı ve oruç ibadeti teravih, iftar ve sahur saç ayağından oluşan rutin bir ibadetin dışına çıkmaz oldu. İşte bu yüzden ben de bu makalemde belki bildiğimiz ama hatırlatılması kaçınılmaz olan bazı hakikatlerden bahsetmek istiyorum. Allah Azze ve Celle öncelikle bu hatırlatmaları kendi nefsime sonra da siz kıymetli okurlarımıza faydalı kılsın inşaAllah.

Şifa ve Rahmet membaının topluma ve hayata tatbik edilmesi

Allah Subhânehû ve Teâlâ ayetinde Kur’an’ın nasıl bir kitap olduğundan bahsederken şöyle buyrmaktadır:


“Kur'an'dan müminler için şifa ve rahmet olan şeyleri indirmekteyiz...” (İsra 82)

Müminlerin şifa ve rahmet atmosferinde nefes alıp vermeleri ve böyle bir atmosferde yaşam sürmeleri ancak Kur’an’ın hayata ve topluma tatbik edilmesiyle mümkündür. Malum olduğu üzere Kur’an-ı Kerîm sadece tilâvet edilmesi için gönderilmiş bir kitap değildir. Kur’an’ın niçin gönderildiğini uzak yerlerde aramaya gerek yoktur. Ayet-i kerîme buna gayet sarih bir şekilde açıklık getirmektedir. Allah Teâlâ buyuruyor ki:


“Şüphesiz, Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik.” (Nisa 105)

Kur’an-ı Kerîm, ilâhî nizamın kendisinden fışkırdığı/neşet ettiği ilâhî bir kitaptır. Ve bu ilâhî kitap, hayatta uygulanırsa insanlığın kurtuluşuna vesile olabilir. Ancak ve ancak Kur’an’ın hayata hâkim olmasıyla Allah Subhânehû ve Teâlâ’nın razı olduğu İslâmî hayat başlatılmış olabilir. Kısaca şunu ifade etmeye çalışıyorum; Ramazan ayında özellikle Kur’an ayetlerinin tilâvetine bol hasenat ve ecir vardır şüphesiz... Hem de her bir harfine. Ama unutulmaması ve göz ardı edilmemesi gereken bir husus vardır ki o da; Kur’an’ın hayata ve topluma tatbik edilmesi için gönderilmiş olmasıdır. Tarih boyunca İslâm Ümmet’inin izzetli ve rahmet dolu bir yaşam ikame etmiş olmaları Kur’an’ın hayat hâkim olmasına bağlıdır.

Ramazan ayı bu münasebetle bizlere onurumuzu ve izzetimizi iade edecek, Kur’an’ı hayata hâkim kılacak ve İslâmî hayatı başlatacak Râşid bir Halîfe nasb etmenin vücubiyetini hatırlatmaya vesile olmalı...

Ramazan Oruc’unun başlamasında ve Ramazan Bayramı’nın ilanında hilalin gözetlenmesi

Bilindiği üzere Allahu Teâlâ oruç ibadetini “İçinizden kim bu aya yetişirse onu oruçla geçirsin.” emriyle farz kılmıştır. Her ibadette olduğu gibi oruç ibadetinin yapılışını ve keyfiyetini de Şarî tayin etmiştir. Oruç ibadeti, Ramazan hilalinin görülmesiyle başlayan Şevval hilalinin görülmesiyle de tamamlanan bir ibadettir. Hilalin gözetlenmesi, -Ramazan orucunun başlangıcını ve bitişini hilale göre tayin edilmesi- öylesine yapılması istenilen bir iş değildir. Bilakis Ramazan orucunun ve Ramazan Bayramı’nın hilale göre belirlenmesi Şerî Hükümler kapsamına giren bir meseledir. Şarî Ramazan hilalinin görünmesini oruç ibadetinin başlangıç sebebi kılmıştır. Yine aynı şekilde Şevval hilalinin görünmesini Ramazan Bayramı’nın başlangıç sebebi olarak tayin etmiştir. Ama maalesef Müslümanlar çoğu meselede olduğu gibi hilal meselesinde de Şarî’ye müracaat etmeyi ihmal etmiş, böylelikle de tefrikanın doruk noktasına ulaşmıştır. Halbuki Müslümanların ölçüsü Şarî’nin hitabıdır. Ve bu konuda varit olan delillerden bazıları şunlardır:

Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“(Hilâli) Gördüğünüzde Oruç Tutun ve Onu Gördüğünüzde İftar Edin.” (Buhari, Savm, 1776)

Başka bir hadiste ise şöyle buyrulmaktadır:

“(Hilâli) gördüğünüzde orucu tutun ve onu gördüğünüzde iftar edin! Eğer (hava) size kapalı (bulutlu) olursa, Şaban’ın sayısını otuza tamamlayın.” (Muttefekun Aleyh)

Şarî’nin hitabı gayet sarih olmasına rağmen Müslümanların bu konudaki ihtilafı gerçekten çok üzücüdür. Hilalin tespitindeki birlik olamama sorunu, Müslümanların işlerini İslâm’ın hükümleri ile güden ve onları Kelime-i Tevhid bayrağı altında birleştiren Râşid bir Halifenin olmayışı nedeniyle Müslümanların karşılaştıkları sorunlardan bir sorundur. Zaten Halîfe’de (Müminlerin emiri) ihtilafları ortadan kaldıran değil midir? Sahabenin İcmâı’ndan istinbat edilmiş Şerî Kaide’de bu şöyle ifade edilmektedir: “İmam’ın hükmü/kararı ihtilafları ortadan kaldırır.” Bunun en güzel örneği Ahmed b. Hanbel’in tahriç ettiği şu rivâyettir: “Dediler ki: ‘Şevval hilalini (hava koşulları nedeni ile) göremedik. Böylelikle sabaha oruçlu olarak başladık. Başka bir yönden bir kafile geldi. Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e dün hilali gördüklerine dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasulullah onlara oruçlarını bozmalarını, daha sonra da ertesi gün bayramları için çıkmalarını emretti.” İşte Hz Peygamber var olan bir belirsizliği ortadan kaldırarak Müslümanların vahdâniyet içerisinde ibadet yapmalarını sağladı.

Oruç ibadeti asıl hüviyetini ancak Hilâfet ile kazanır

Bir hadîs-i şerifte Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“İslam’ın düğümleri, her biri tek tek çözülünceye kadar, kopacaktır. Bu çözülen düğümlerin ilki yönetim ve sonuncusu da namaz olacaktır.” (İmam Ahmed, Müsned)

Allah Teâlâ’nın inzal buyurduğu hükümleri anlaşılmasında ve hayata tatbik edilmesinde Müslümanların inkâr edilmez ciddi problemleri vardır. Tabiki inzal olan hükümlerin ve ibadetlerin yanlış anlaşılmasında ve uygulanmasında İslâm Ümmeti’nin fikrî düşüşü etken olduğu kadar esas etkeni İslâm Hilâfet Devleti’nin ilgası oluşturmaktadır. Defalarca farklı köşe yazılarında ve de ısrarla İslâmî hükümlerin birçoğunun Hilâfet’in ilgasıyla tatbik sahasından kaldırıldığını ve pratik hayatta hiçbir kıymetinin kalmadığını vurgulamaya çalıştım. Şer’î Kaide’de malum olduğu üzere;

“Vâcibin (farzın) ancak kendisiyle tamamlandığı husus da vaciptir. (farzdır)” birçok vecîbelerin ikâmesi/ ifası Hilâfet’in varlığını iktiza etmektedir.

Ve bir çok İslâmî hüküm Hilâfet Devleti’nin yıkılışıyla pratik hayatta varlığını tamamen kaybederken (ukubut nizâmı, cihad ahkâmı.....gibi) bazı hükümler ve ibadetler ise asıl hüviyetini kaybetmiştir. Değerini ve asıl kimliğini yitirmiş her olgu, özünü kaybedip yerini yapaylığa terk ederken hükümler içinde aynısı söz konusudur. Çoğu İslâmî hükümler ve ibadetler asıl hüviyetini Hilâfet Devleti’nin ilgasıyla kaybetmiş ve yerini yapaylığa bırakmıştır.

Evet, İslâm Hilâfet Devleti’nin ilgasıyla esas hüviyetini kaybetmiş ibadetlerden birisi de oruç ibadetidir. Günümüzde Müslümanların ifa ede geldikleri oruç ibadeti yapaydan öteye gitmemektedir. Burada ibadetlerin yapay oluşundan bahsederken, butlan (bâtıl) oluşunu veya ferî ibadetlerin sahih olması şartının Hilâfet’in varlığından geçtiğini kastetmiyorum. Kastettiğim şudur; Şeriat, bazı ibadetlerin sahihliği için Hilâfet’i şart koşmasa da, ibadetlerin esas hüviyetini koruması ve özünün muhafazası için zaruret iktiza etmiştir.

Hilâfet’in ikamesi için gerekli olan “Cehd ve Azim” Ramazan ayının bereketinde saklıdır

Müslümanlar artık Ramazan ayını, kendisinde indirilmeye başlanan şifa ve hidayet kaynağı Kur’an’dan fersah fersah uzak bir vaziyette karşılar oldular. Allah’ın rahmeti, bereketi ve de ahkamlarının altında girmek yerine zulmün, fesadın ve beşerî egemenliğin ve hükümlerinin altında girer oldular Ramazan ayına... İftar vaktinin girdiğini belirten ses bombaları (bazı İslâm ülkelerinde geleneksel olarak ezanın yanında bir de iftar vaktinin girdiğini belirten ses çıkaran ve böylelikle vaktin girdiği anlaşılan bomba türü) yerine Müslümanları katletmek için patlatılan hakîki bombalarla karşılar oldu Müslümanlar Ramazan ayını... Küfrün kara bulutlarının gölgesinde girer oldu Müslümanlar Ramazan ayına... Allah Subhânehû ve Teâlâ’nın dininden uzak, rahmetinden uzak, bereketinden uzak, her şeyden önemlisi İslâmî Hayat’tan uzak karşılar ve yaşar oldular Ramazan aylarını artık Müslümanlar... Öyle bir halde karşılar oldular ki Ramazan ayını, Ramazan’ın bereketi ve hayrı kafirlerin yoğun kurşun yağmurlarından fark edilemez oldu... 90 küsur senedir Müslümanların başındaki hain yöneticilerin ihanetleri ise Ramazanın bereketine ve hayrına gölge düşüren başka bir etken olmaya devam etmektedir.

Bugün ise yine Müslümanlar Ramazan ayını yükselen tekbirler ve fetihler yerine kafirlerin istilasıyla karşılamaya hazırlanıyor. Bu ne acı bir vaziyet Ya Rabbî!! halimizi sana arz ediyor ve sana yakarıyoruz.

Müslüman beldelerdeki ihanet ve Müslüman katliamı doruk noktaya ulaşmışken ferdî ibadetin verdiği hazzın ötesine geçmeyecektir yine Ramazan ayı ve oruç ibadeti... Bir yanda kan ağlayan, aşağılanan, zulme duçar kalan, katledilen Müslümanlar, diğer yandan yemek şölenine dönüşen Ramazan ayı ve oruç ibadeti...

Şanlı İslâm tarihinde Ramazan ayının diğer bir ismi de “ Zafer ve Nusret ayı” idi. Evet calibi-i dikkattir ki zillet ve sıkıntı ayı değil. Tam aksine “Zafer ve Nusret ayı” Bunun ispatı İslâm tarihine bakmakla kolayca mümkündür. Allah Subhânehû ve Teâlâ’nın hükümleriyle yönetilen zaman dilimlerinde Müslümanlar, Ramazan ayını kafirler ordusuna karşı elde ettikleri zaferlerle karşılıyorlardı. Nice İslami fetihler ve zaferler bu ayda gerçekleşmiştir.

Bugün yitiğimiz olan Hilâfet’in yeniden ikâmesi için ihtiyacımız olan ‘cehd ve azim’ Ramazan ayının bereketinde ve hayrında saklıdır. Evet cehd/gayret ve azim edilmeli ki (eğer Hilâfet Devleti Allah’ın izniyle Ramazan ayından önce ikame edilmediyse) bu Ramazan ayı Hilâfetsiz, halîfesiz, fetihsiz, zafersiz, kuvvetsiz, itibarsız geçirdiğimiz son Ramazan ayı olsun (amin)...

Bunun için azimleri bileyelim, çalışma enerjisini bu Ramazan ayının bereketinden alarak çalışmaya koyulalım, koyulalım ki hem bu dünyada hem de ahirette Allahu Teâlâ’nın rızasına nail olalım.


“Çalışanlar bunun için çalışsınlar.” (Saffât 61)

Hilâfet Devleti sancağı altında Münadi’nin tekbir sesleriyle mesrur olacağımız Ramazan ayına tez zamanda kavuşmak duasıyla.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz