Endonezya Hilafet Konferansı İzlenimleri "Küresel Değişim Ve Hizb-ut Tahrir'in Rolü"

Mahmut Kar

Farkında mısınız? Batı acelecilik içinde yeni küresel bir değişim arayışı içerisine girdi. Bu değişim arayışını yönetenler yürüyen sistemlerini tehdit eden başka bir değişimin güçlü adımlarına karşılık, hızlı ve aceleci adımlar atıyor. Ne var ki atılan bu hızlı adımlarda baş, gövde ve kollar ile dengelenemediği için Batı tökezleme korkusunu yoğun bir şekilde yaşıyor. Onun için her ne kadar yavaş adımlarla ilerlese de Batıyı tehdit eden değişim fikrinin adımlarının sağlamlığı onları çok korkutuyor. Gelecek 50 yıl için plan ve stratejiler çizen Batı, sanırım yakın geleceğinden hiç bu kadar kuşku duymamıştı.

Batıyı korkutan başka bir şey daha var ki o da şudur: İnsanlık yeni küresel bir değişim arayışı içerisinde bulunuyor. Bu değişim var olandan kurtulma isteğinden ve var olanın fıtrata uygun olmayan yönünden doğuyor. Çünkü var olan Kapitalizm ve onun bir parçası olan Makyavelizm insanlığı buhrana sürüklemeye tüm hızı ile devam ediyor. Savaşlar, siyasi ve iktisadi sömürüler ve tecavüzler, maddi ve manevi yardımlaşma ve dayanışmanın yerini materyalist menfaatçiliğin alması vb. tüm bu sorunlar insanlığı değişimi istemeye zorlamaktadır. Bu isteğin gayrimüslimlerde önce İslam'a girme şeklinde neticelendiğine şahit oluyoruz. Müslümanlar ise bunu sistemsel bir değişim olarak talep ediyorlar. Yani hayatlarında tatbik edilen düzen ve sistemleri yıkıp yerine Allah'ın hükmü ve nizamını uygulamaya koyacak bir sistem talepleri var.

Batı ve tüm dünya şunu çok iyi bilmektedir: "Değişim kaçınılmaz bir gerçektir. Değişim rasyonel zahiri bir gerçekliktir. Farazi ve manevi alemde gizli, batini bir şeyden bahsetmiyoruz. Değişimin; sosyal, siyasi, iktisadi, coğrafi, stratejik ve hatta ahlaki alanlara etki eden bir yapıcı özelliği vardır. Değişim ilk önce var olanın yıkılmasına etki eden gücünü ortaya koyar ve sonra yeni düzenleme ile yapıcı etkisini somutlaştırır."

O halde Batı, yarın için başına ne geleceğini çok iyi bilmektedir. Dakik bir kavrama ile sistemini korumaya alma ve tehdit eden diğer güçlü sisteme saldırı gerçekleştirme refleksini yerine getirmektedir. Refleks diyorum çünkü Batı bugün artık aklı başında hareket edemiyor. Aynen eski kavimlerde Nebi ve Rasuller'in çağrıları karşısında afallayıp kalan ve tüm planları ayaklar altına alınan toplumlar gibi. Aynen sahabe asrında Allah Rasul'ü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in bir avuç arkadaşı karşısında çaresizliklerini gizleyemeyen otoriter putperest müşrikler gibi.

Her dönemde insanlar asli fıtratlarına aykırı yaşam tarzını benimsemeye başladıklarında, onlara fıtratlarının tonlarına uygun bir yaşam tarzına dönmeleri noktasında çağrılar yapılmıştır.Bu çağrıların Nebiler ve Rasuller yolu ile insanlığa ulaştığı dönemlerin geride kaldığını söylemeye gerek yok sanırım.

Şimdi Müslümanlara ve insanlığa yepyeni bir çağrı var. 21. yüzyılın modern sorunlarını çözüme kavuşturma iddiasını sunan, adalet, refah ve huzur dolu bir hayat ve gelecek vaad eden yepyeni bir çağrı. İçinde yabancı hiç bir katkı maddesi olmayan saf ve berrak bir çağrı.

Yeniden İslami hayatın başlatılmasına bir çağrı var. Yeniden İslami hayatın başlatılması için yönetim ve devletin ikamesi için bir çağrı var. Raşid-i Hilafet Devleti’nin ikamesi bir çağrı var.

Ve Hizb-ut Tahrir tam 60 yıldır Müslümanları buna çağırıyor. Yozlaşmadan, değişmeden, pes etmeden, susmadan ve durmadan sabır ve sebat üzere İslami hayatın başlatılması için bir çağrıda bulunuyor. İşte Batıyı endişeye sevk eden ve alelacele yeni stratejik kararlar almaya iten tehdit budur. Batı’nın bugün en çok korktuğu ve karşısına alternatif yönlendirici projeler çıkardığı en büyük tehlike Hizb-ut Tahrir ve Hilafet projesidir. Batı’nın bu hali, kendi ölümünü çaresizlik içinde izleyen hastanın haline benziyor. Çünkü bugün bu proje tüm İslam beldelerinde Müslümanlar tarafından teveccühle karşılanıyor.

Şimdi insanlığın ama özellikle de Müslümanların bu taleplerini ve teveccühlerini yönlendirmek için Batı’nın tüm İslam topraklarında Müslümanlara uzattığı reçeteye bir bakalım: Demokratik İslam... Bazı düşünür ve akımlara göre Ortadoğu ve Arap baharını tetikleyen fikir demokratik İslam olsa da, bizler Müslümanları meydanlara ve saraylara yürüten düşüncenin ideolojik İslam düşüncesi olduğunu söylüyoruz ve böyle inanıyoruz.

Nasıl olacakta Müslümanları meydanlara taşıyan, diktatörleri koltuklarından eden, Müslümanların saraylara yürümesini sağlayan fikir demokratik İslam olacak? Demokratik İslam'ın insanları sokağa çıkaracak, saraylara yürütecek hangi ulvi ve ideal değeri var ki Müslümanlar onunla ayaklanma başlatıp devrim gerçekleştirsinler? Hangi Müslüman bacısının şahsi hürriyetleri gereği sokakta çıplak dolaşma hürriyetine kavuşması için diktatörlerin zorbalarına baş kaldırır? Hangi Müslüman patronunun hakkını vermeden sırtından fazla para kazanması meşruiyetini elde etmesi için sokaklarda yürür? Hangi Müslüman yönetimin katı ve despot bir diktatörden alınıp yumuşak reformistlere verilmesine razı olabilir? İşte Batı’nın alelacele yaptığı şeyde tam budur. Kendi ömrünü biraz daha uzatmak için İslam'ın gerçeği gelmeden sahtesini (demokratik İslam'ı) Müslümanlara servis ediyor. Öyle ki, Müslümanların diktatörlere başkaldırısını dahi bu düşünceye isnat ediyor.

Çünkü beklenen Hilafet Batıyı çok korkutuyor. Çünkü 60 yıl önce açtığı tertemiz ak sayfaya hiç bir leke bulaştırmadan bugünlere gelen ve İslam Ümmeti’ni bu temiz sayfa ile buluşturan Hizb-ut Tahrir Batıyı çok endişelendiriyor.

Nasıl korkmasınlar ki, Hizb-ut Tahrir Batı’nın hiç istemediği bir şeyi yapıyor. Değişimin fikri ve siyasi bir çalışma ile olacağını söylüyor ve buna davet ediyor.

Nasıl korkmasınlar ki, Hizb-ut Tahrir Müslümanların maslahatları için kafirlerin ve hain yönetimlerin kirli planlarını afişe ediyor.

Nasıl korkmasınlar ki, Hizb-ut Tahrir İslam beldelerinin meydanlarında yüz binleri arkasına alarak Hilafet için nusret arıyor.

Nasıl korkmasınlar ki, kafirlerin demokrasiye ılımlılık ve seçim sistemi olarak bakan İslami parti ve hareketler eli ile çalıştığı, Mısır, Tunus, vb. beldelerde Hizb-ut Tahrir on binleri rayeler ile Hilafet için yürütüyor.   

Nasıl korkmasınlar ki, Hizb-ut Tahrir sadece Endonezya'da bir ay içerisinde 31 ayrı yerde her birine on binlerce Müslüman'ın katıldığı konferanslar düzenliyor. Hem de kafirler ve hainler tarafından Hilafet'in yıkıldığı 28 Recep'in yıldönümünde unutulan zihinlerde tekrar onu hatırlatarak.

Nasıl korkmasınlar ki, Hizb-ut Tahrir 100 bin kapasiteli bir stada 120 bin kişiyi toplayıp bir çok İslam beldesinden gelen konuşmacılar ile ABD'ye ve Batıya ümmeti arkasına alarak meydan okuyor.

Mayıs ayı içerisinde Hizb-ut Tahrir Endonezya tarafından 31 ayrı yerde gerçekleştirilen konferans ve faaliyetler serisinin sonuncusu "Küresel Değişimde Hilafet'in Yol İşaretleri" başlığı ile 02 Haziran 2013 Pazar günü Jakarta'da 100 bin kapasiteli statta 120 bin kişilik katılımla gerçekleşti. Bir çok İslam beldesinden konuk misafirlerin davet edildiği konferansa Türkiye'den bende katıldım. Bu sebeple bu yazının kalan bölümünde Endonezya'da bulunduğumuz süre diliminde hem konferans ile ilgili hem de diğer beldelerden gelen misafirler ile görüşmelerimden genel olarak edindiğim bazı izlenimlerimi de paylaşmak istiyorum.

Çocuklarından, gençlerine, yetişkinlerinden yaşlılarına ve kadınlarına, alimlerinden akademisyenlerine ve işadamlarına varana kadar Endonezya'da toplumun tüm kesimlerinde İslami yaşam ve İslami düşünce etki bulmuş durumda. Bunu hem yaptığım görüşmelerimden hem de konferanstaki izlenimlerimden bazılarını kısa anekdotlar halinde aktararak değerlendirmek istiyorum.

Endonezya'da Çocuklar: Bir akşam namazı kafile halinde mescide gidiyoruz. Namazlar cemaatler halinde kılınıyor. Bir cemaat bitiyor, diğeri başlıyor. Mescidin arka tarafında başka bir cemaat dikkatimi çekti. Bir çocuk önde imam, diğer bir çocuk arkada cemaat. Sadece son rekatlarına şahit olma fırsatına erişebildim. Selam verdikten sonra çocukluklarını yaşarcasına koşarak mescitten çıktılar.

Yine Hilafet konferansında gelen misafirler ile ilgili organizasyonun başında bulunan bir kardeşimiz. Ancak anlatacağım şey bu kardeşimizin çocukları ile ilgili söyledikleri şeyler. Misafirlerden biri bu kardeşimizin çocuklarına oyuncak hediye almak istiyor. Ve neyi sevip sevmediklerini soruyor. Cevap çok ilginç: "Bizim çocuklarımız oyuncaklar ile oynamayı çok sevmiyorlar. İslami kitap ve dergileri okumayı daha çok seviyorlar."

Endonezya'da Alimler: Önce en önemli özelliklerinden bahsetmek istiyorum. Diğer beldelerdeki alimlerden onları ayıran en önemli özellikleri sade ve mütevazi olmaları. Sanki alim olan o değil sizsiniz. Bir alimle mi konuşuyorsunuz yoksa dünyanın en kibar mütevazi insanıyla mı hayretler içindesiniz. Belki biz Türkiye'de -müstesna şahsiyetleri tenzih ederim-burnundan kıl aldırmayan alimlere çok rastlıyoruz ondan mıdır bilmem. Ayrıca bu alimler Endonezya ulema meclisinden olan alimler. Yani Türkiye'deki Diyanet gibi.

Ulema meclisinden bir alim ile yaptığım görüşmemde Endonezya alimleri ile ilgili bana aktarılan şeyler çok önemli. Endonezya alimleri diğer beldelerdeki alimlere hiç benzemez diyor üstad. Endonezya'da alimlerin her biri halkın önünde bir aktivist gibi çalışıyorlar. Yani alimler ile halk arasında kuvvetli bir bağ var. Her organizasyonun liderliğini ve öncülüğünü muhakkak bir alim yapıyor. Yani Endonezya'da alimler Ramazan aylarında orucu bozan ve bozmayan şeyleri konuşmakla alimlik statüsü kazanmış Türkiye'deki alimlere hiç benzemiyorlar.

Endonezya'da her yıl Şevval ayı sıla-i rahim ayı olarak değerlendiriliyor. Bu ayda alimlerin içinde olduğu organizasyonlarda halk ile alimler bir araya geliyor. Örneğin Hizb-ut Tahrir geçtiğimiz Şevval ayında Jakarta'nın en büyük meydanında 20 bin alimi halk ile buluşturmuş ve güzel dualar ile Allah adına yapılan yeminlerle bu organizasyon tamamlanmış.

Endonezya'da İşadamları: Endonezya işadamları ile ilgili Hizb-ut Tahrir Endonezya Yönetim Merkezinde dikkatimi çeken bir tablodan bahsetmek istiyorum. 5 maddelik bir yemin metni şeklinde oluşturulmuş levhada Jakarta'daki işadamları ticaretlerinde İslam ahkamının esaslarına uygun bir yol izleyeceklerine, hükümetin ticaret ile ilgili çıkardığı İslam ahkamına aykırı kanunları tanımayacaklarına dair yemin etmişler. Hizb-ut Tahrir bu çalışmaya öncülük etmiş ve bu yemini yapan işadamları dernek ve kurumlarının imzasını alarak bu yemini yazıya döküp tablolaştırmış.

Endonezya'da Akademisyenler: Akademisyen denince aklımıza hemen fakültelerdeki hoca odalarında kitaplar ve müfredatlar arasında kaybolmuş kişiler gelir. Endonezya'da bunun tam tersini gördüm. Hilafet Konferansı’nda organizasyon içinde bulunan üniversitede öğretim görevlisi doçent, yrd. doç, dr. ve hatta prof dr. var. Yanlış duymadınız bu saydıklarımın hepsi İslami Hilafet Devleti isteyen ve bunun için aktif çalışan kişiler. Aynı zamanda 120 bin kişilik bu konferansın tertip ve düzenleme heyeti içinde yer alıyorlar.

Hilafet Konferansından İzlenimler: Okuyucularımızın konferansı izlediklerini düşünerek orada yaşanan atmosferden çok kamera arkasındaki detaylardan bazı anekdotları paylaşmak istiyorum. Her şeyden önce Endonezya Müslümanlarının müthiş ihlas sahibi olduklarını ve güçlü bir tevekkül ile Allah'a bağlandıklarını söylemek isterim.

Sanırım biraz sonra vereceğim bilgiyi öğrenmeden önce ben gibi sizlerde şunu sormuşsunuzdur: 120 bin kişinin katıldığı bu konferans niçin kısa sürdü? Endonezya'da Müslümanlar tüm namazlarını cami ve mescitlerde vaktinde cemaatle kılıyorlar. Bu sebeple konferansın öğlen namaz vakti yaklaşmadan bitirilmesi gerekiyor. Yani katılımcılar namaz vakti yaklaşınca konferans vs. dinlemiyorlar ve namaza, cemaate gidiyorlar.

Endonezya'da her gün mutlaka yarım saat veya 20 dakika güçlü bir yağmur yağar. Öğlen saatleri güneş apaçık ortalığı aydınlatırken birde bakarsınız sicim gibi bir yağmur. Konferansa Lübnan'dan katılan Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Müdürü Osman Bahaş organizasyondan bir sorumluya şunu soruyor: "Peki Konferans saatleri içinde yağmur yağarsa ne yapılacak." Sorumlunun verdiği cevap: "Biz bundan önceki konferanslarda hep dua ettik ve hiç birinde yağmur yağmadı. Bunun içinde dua ediyoruz, merak etmeyin inşaAllah yağmayacak."

Endonezya'da Hilafet isteyen 120 bin kişinin katıldığı konferansta tüm konuşmacıların vurguladığı ortak vurgu, Batı’nın Hilafeti engellemek için yürüttüğü fikri ve siyasi politikalardı. Bu politikanın tüm ülkelerdeki ortak adı demokratik İslam düşüncesi olarak ortaya çıktı. Pakistan'dan, Lübnan'dan, Mısır'dan ve Yemen'den gelen misafirlerin ortak vurgusu küresel İslami değişimi geciktirmek için Türkiye üzerinden İslam beldelerine pazarlanmak istenen demokratik İslam düşüncesiydi. Mücadelenin tüm İslam beldelerindeki ortak adı demokrasiydi.

Peki ya konferansın sonunda yapılan dua ve sonrasında yaşanan ruhaniyet. Sanki tüm konuşmacıların ve dinleyicilerin ortak yakını, sevdiği bir adam ölmüş. Sanki sahabeden Allah Rasul'ü Sallallah Aleyhi Ve Sellem'in ölümüne en çok üzüldüğü ve gözyaşı döktüğü Saad b. Muaz gibi bir adam ölmüş. Ve sanki bu ölüm üzerine birbirimize sarılmış gözyaşı döküyoruz. Hilafet'in yokluğuna ağlıyoruz. Ve yakın işaretlerini gördüğümüz yeniden kurulacak Hilafet'e ağlıyoruz. Hüzün ve sevinç gözyaşlarıyla birbirine karışmış halde.

Hani bazen konuşmalarda veya yazılarda ifade ederiz ya "Endonezya'dan Fas'a" diye, İslam davetinin ulaştığı iki uç nokta. Yazılarda ve sözlerde telaffuz ettiğimiz bu terkibin realitesini benim gördüğüm gibi değil, İslam Hilafeti’nin kalkanı ve gölgesi altında görebilmeyi Allah sizlere ve tüm Müslümanlara nasip etsin. Son yüzyılda İslami kardeşliğimizin tezahürünü yaşayabilmekten mahrum edilmişiz. Allah bize bu mahrumiyeti yaşatanlardan hesabı çok çetin sorsun.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz