Son üç ayda küresel çapta
ülkelerin döviz kurları tabiri caizse alt üst olmuş bir hale girdi. Özellikle
gelişen ülkelerin borsalarında kurdan dolayı çok ciddi düşüşler oldu. Yine bir
çok ülke de kur spekülasyonu olduğundan hedeflenen büyüme oranlarını revize
edip daha düşük bir büyümeyi hedef edindiklerini açıkladılar. Fakat kur spekülasyonundan
en fazla zarar gören ise başta gelişim seviyesinde olan ve ekonomik kalkınmada
son dönemlerde ivme kazanan ülkeler oldu. Gelişmekte olan başlıca ülkeler ise;
Brezilya, Hindistan, Rusya, Çin ve Türkiye gibi ülkeler olmaktadır.
Bu borsaların düşüş sebebi ABD Merkez
Bankası olan FED'in karşılıksız para basıp bunun karşılığında ülkeleri ve özel
sektörleri kendisine borçlandırma şekli olan tahvil alımlarını yavaşlatacağını
ve 2014’te ise durduracağını açıklamasıyla gerçekleşti. ABD, her ne kadar kendi
iç politikasına dair bu hamleleri yapmış gibi görünse de yani kendi ülkesinde
bulunan işsizlik ve ekonomik düşüşe ilişkin para politikasını belirlese de
şurası muhakkak ki ABD parasal genişlemenin yavaşlatmasının sonucunda bir çok
ülkenin ekonomisinin de ciddi zararlar göreceğini bildiğinden aynı zamanda para
politikasını diğer devletlere karşı çıkarları doğrultusunda kullanmaktadır.
Dolaysıyla günümüzde dolar işlevselliği olduğundan tüm dünyada en büyük küresel
mübadele aracı halini alıp aynı zamanda ABD bu kağıt para üzerinden tüm dünyayı
bir anda etkileme gücüne sahip olmuştur. Evet, hem karşılıksız hem de kağıttan
ibaret olan doları basmayı yavaşlatacağını ifade etmesiyle tüm dünya borsaları
tabiri caizse allak bullak oldu.
Peki ABD nasıl bu güce erişti?
Günümüzde kağıttan ibaret olan
dolar üzerinden nasıl oluyor da neredeyse tüm dünya üzerinde egemen konuma
gelmiştir?
Neden başka bir ülkenin parası
değil de özellikle ABD'nin para birimi küresel değişim aracı görevini görüyor?
Şüphesiz bu soruların cevabı ABD'nin
kendisini uluslararası Kapitalizmin taşıyıcısı ve tatbik edeni olarak kabul
ettirmesiyle olmuştur. Yine ABD'nin tarih sahnesine uluslararası jandarmalık
yapmaya başlamasıyla olmuştur ki o da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra
başlamıştır.
Dolayısıyla geriye dönüp
baktığımızda İslam Devleti tarih sahnesinde iken uluslararası mübadele aracı ve
para sistemi olarak altın, gümüş ve bunları temsilen kağıt paralar kullanılırdı.
Altın ve gümüşün para olarak kullanılması, İslam Devleti’nin var olması ile
bizatihi bu mübadele araçlarının kendilerinin değerli ve en uygun değişim aracı
olmasından kaynaklanmaktadır. Ve bu değişim araçlarını koruyan, piyasada
işlevselliğini devam ettiren ise asırlar boyunca şüphesiz İslam Devleti oldu.
Altın ve gümüşü temsilen piyasaya sürülen kağıt paralar ise 1600 yıllarında
Avrupa ülkelerinde kullanıma başlamıştır. Bu temsili kağıt paralar basılırken
ilk başlarda karşılığında altın ve gümüş gösterilip basılmıştır. Fakat Birinci Dünya
Savaşı’ndan sonra artan iktisadi sorunlar ve finansal sıkıntılar kapitalist
Avrupa ülkelerini karşılıksız para basmaya yönlendirmiştir. Bu durum ilk olarak
İngiltere Merkez Bankası’nın 1929 tarihinde altın stoklamayı durdurduğunu ifade
edip daha sonraki süreçlerde ise karşılıksız kağıt para basmasıyla başladı.
Daha sonra Almanya ve Fransa, İngiltere'yi takip etti. Ancak bu sömürü ülkeleri
her ne kadar karşılıksız para basımının öncüleri ise de hiç biri ABD kadar bu
işi bir sömürü aracı haline getirmede başarılı olmamıştır.
Buradan şu konuyu da belirtmek
isterim ki; kapitalist ülkeler altına dayalı para basımını bıraktıktan ve ABD
doları küresel değişim aracı yerini aldıktan sonra altın dolara endeksli hale
getirildi. Böylelikle ABD'de görülebilecek ufak bir krizle altın fiyatları
yükseliyor, ABD'de görülebilecek gelişim ile altın fiyatları düşüyor. Şu an
mevcut durumda altın, ABD dolarına alternatif olduğundan ve bilhassa kendisi de
değerli bir mübadele aracı olduğundan küresel kriz olsun veya olmasın
"güvenilir liman" olarak itibar edilmektedir. Öte yandan son üç aydır
altında yaşanan düşüş ise altın üzerinde küresel güçlerin olumsuz bir algı
bırakıp bu şekilde altın fiyatlarının düşmesine sebebiyet vermelerinden kaynaklanmaktadır.
Yoksa altına olan talebin düşmesinden kaynaklanan bir durum değildir. Zira
gerek sanayi alanında gerekse devlet bankalarının altın rezervleri açısından
ciddi talepler bulunmaktadır. Kaldı ki, ABD tarih boyunca altın para birimini
kendi para birimine rakip görmüştür. Dolayısıyla altının tekrar kürsel para
birimi olmaması için altın üzerinde her çeşit olumsuz algı bırakmak için ciddi
çabalar sarf etmektedir.
Buradan ABD'nin doları nasıl da
küresel para birimi olarak dünyaya yaydığının tarihsel sürecine kısaca bir göz
atalım. İkinci Dünya Savaş’ından sonra ABD, ideolojik güç konumuna geldikten
sonra milletler arası çeşitli plan ve projelerini hayata geçirmeye yönelmiştir.
Fakat şunu da belirtmek isterim ki Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD altın stokları
bakımından dünyanın en zengin ülkesi olmuştur. ABD'nin bu zenginliği döneminde
ise tüm dünyada ciddi finansal krizler bulunmakta idi. Dünyada bulunan finansal
krize rağmen ABD, elinde bulundurduğu iktisadi güç ile de küresel güç olma
noktasında daha da bir ivme kazanmıştır. Hem ideolojik bir güç olarak, hem de
dünyanın en zengin ülkelerinden biri olarak ABD, kendi güdümünde olan fakat
görünürde 188 ülkenin ortak üyesi olduğu bağımsız bir yapı olan Uluslararası
Para Fonu’nu 1945'te (IMF) kurdu. Bu yapı; devletlerin içinde bulunduğu
finansal krizi bitirmek, döviz kurlarını dizayn etmek, üretimi desteklemek ve
küresel iktisadi kırgınlığı kaldırmak niyetiyle kuruldu. Ancak her ne kadar
iktisadi sıkıntıları gidermek adına bağımsız olarak kurulmuşsa da tümüyle Kapitalizmin
ve ABD'nin dünya halkları üzerindeki egemenliğini sağlayacak faaliyetler
yürütmüştür. Yine bu yapı insanlığı kendi içinde yakıp kavuran, sömürüp
köleleştiren Kapitalizmin egemenliğini iyiden iyiye toplumlar üzerinde hakim
kılmak için var olmuştur. En nihayetinde ABD, IMF ile kendi para birimi olan
doları borç vererek bir çok ülkeyi hem kendine bağımlı hale getirip, hem de
kendi para birimini küresel değişim aracı olarak dünya piyasasına sundu. Dolaysıyla
ABD kendi para sistemi olan doları küresel değişim aracı olarak dünya
piyasasına sunduktan sonra bir kağıt parçasından ibaret olan doları bu şekilde
kıymetlendirdi.
İşte bu şekilde ABD kendi
egemenliğini sağlamlaştıracak usluplar belirleyip dünya üzerinde tahakkümünü
sürdürmeye başlamıştır. ABD, IMF adı altında özellikle halkı Müslüman olan
beldelere verilen borçlar karşılığında ise o beldelerin hain yöneticilerinden
halklarını demokratlaştıracağına, kapitalist iktisat sistemini tüm yönleriyle
oturtacağına ve kapitalist sistemin beyni olan faiz üzere çalışan bankaları
topluma benimseteceğine ve reformlar yapacağına ikrar aldıktan sonra borç
vermektedir. Bunun basit örneği ise 2002 ve 2004 yıllarında Türkiye'ye verilen
borç karşılığında öngörülen özelleştirme, bankacılık, sosyal güvenlik, kamu
sektörü, iş ortamının iyileştirilmesi alanlarındaki yapısal reformların
sürdürülmesi konusunda iyileşmeye yönelik politikaların yürütülmesi şartlarının
koşulmasıdır. Dolaysıyla günümüz AKP hükümetinin demokratikleşme adına
sürdürdüğü politikalarına, özelleştirme ve bankacılık sektöründe attığı
adamlara hepimiz şahitlik yapmaktayız.
Son olarak geçtiğimiz son bir ay
içinde dolar kurunun artışıyla Türkiye borsası tarihi düşüşleri gördü.
Özellikle yabancı sermayenin FED'in tahvil alımlarını yavaşlatacağını açıklamasıyla
anlık çıkışlarla borsada 67 binlere varan düşüşler yaşandı. Yine kurun
etkisiyle ithalatçı zarara uğradığından enflasyon rakamı bir önceki aydan ve
beklentilerden yüksek geldi. Öyle ki Merkez Bankası kredi faizlerini yükseltti
ki, içeride sıcak para dolaşımı yavaşlasın eşyaya yüksek talep olmasın ve
nihayetinde eşyanın değeri yüksek talep karşısında yükselmesin. Ve, Türkiye bu
son üç ay içinde hedeflediği büyüme, cari açık, enflasyon ve faiz oranlarının
tümünde tabiri caizse hayal kırıklığına uğradı. Çünkü bu saydığımız kalemlerin
tümü yıl başında hedeflenen beklentilerin aksine revize edildi. Buradan da
tekrar görülüyor Türkiye ekonomisi şişkin balondan ibaret bir ekonomi olduğundan
ABD dolarının değerlenmesiyle de biraz havası alınmış oldu. Nitekim ekonomimiz
çok iyi diyen olursa, yıllık işsizlik
oranlarına göz atması faydalı olacaktır.
İşte buraya kadar anlattıklarımız
ABD'nin dolar üzerinden dünyanın bir çok devletlerine tahakküm etmesidir. Zira
Türkiye ekonomisinin birdenbire alt üst olmasıyla bu gerçekliği açık bir
biçimde görebiliyoruz. Sadece Türkiye değil, Belçika, Hindistan ve daha onlarca
ülke üzerinden de bu gerçeği görebiliriz. Dolayısıyla bu da ideolojik güç
olmanın dünya toplumları üzerindeki etkilerinden bir tanesidir. Fakat ABD'nin
kağıttan ibaret olan egemenliği tamamen fırsatçılık, sömürü ve köleleştirmedir.
Zira düşününki hiç bir karşılığı olmayan bir kağıt basıyorsunuz, ve tüm dünyaya
egemen oluyorsunuz. Tabi ABD ilk önce bunun siyasi alt yapısını oluşturduktan
sonra günümüz konumuna gelmiştir. Ancak ABD'nin ve tüm kapitalist sömürücülerin
sömürülerinin son bulması Hilafet Devleti’nin kurulmasıyla olacaktır. Zira özellikle
ABD'nin savaş açtığı altın o zaman İslam Devleti’nin parası olmuş olacak ve
dolar bu konumunu tekrar kavuşmayacağı şekilde kaybedecektir.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış