EY ÜMMET! HEP BİRLİKTE "KAHROLSUN DEMOKRASİ" DEMEYE VARMISINIZ?

Mahmut Kar

Birlikten kuvvet doğar demiş ecdadımız. Birlik tek başına bir güçtür. Kuvvet ise çekicidir. İnsanlar onun etrafında toplanırlar. Kendilerini o kuvvetin varlığı ile ayakta tutarlar. O kuvvetin varlığından güç bulurlar. Lakin bu birlikteliği oluşturan ve süreklilik arzeden ortak bir hedef, inanç olmalı ki kuvvet dağılmasın. Aksine her geçen gün güçlensin ve aşılmaz, ulaşılmaz kalelerin korkulu rüyası olsun.

Yoksa eğer kuvvet sadece sayısal birlikteliğin fazlalığı ile ayakta durmaya çalışırsa dağılmalar başlar. Sayısal fazlalık yalnız başına bir kuvvet meydana getirmez. Eğer böyle olsaydı İslam ümmeti sayısal anlamda büyük bir çoğunluğa sahipken paramparça, virane bir halde olmazdı.

Dolayısıyla birlikteliği oluşturan en önemli şey aynı düşünce ve hehef üzerinde bir araya toplanmaktır. Örneğin sayısal anlamda azda olsalar bir köy halkı kendi içinde bir ümmeti oluştururlar. Aynı toprak üzerinde yaşarlar. Ortak korkuları, ortak kaygıları ve ortak cesaretleri olur. O köyü yok etmeye çalışan başka herhangi bir güce karşı hep birlikte kuvvetle cevap verirler. Bu yok etmeyi bazen insanlar isteyebilir. Bazen doğal bir felaket olabilir. Ama her ne olursa olsun köy halkının köyü korumak için oluşturduğu biriktelikte hem fiziki kuvvet vardır, hemde o birlikteliği sağlayan ortak değerler müthiş bir kuvvet oluşturur.

Birlikteliği sağlayarak bir kuvvet oluşturmak için ise öncülere ihtiyaç vardır. Öncüler davet ediciler çağırıcılardır. Bir köyde herkes öncü olamayacağı gibi toplumun genelinde de herkes öncü olamayabilir. İnsanlar, sorunlar ve sıkıntılar karşısında kendilerini bir araya toplayacak öncüler ararlar. Bu öncüler insanlara güven vermelidir. Bu öncüler ile insanların ortak duygu, ortak değer ve ortak hedefleri olmalıdır.

İşte ortak değer, duygu ve hedefe yönelik bu birliktelik sağlandığında karşıdaki güç hemen rahatsızlığını dile getirir. Bu birlikteliğin bu şekilde daha fazla kuvvet bulmasından korkarak insanlar arasında kuvveti dağıtmak için fitne oluşturmaya, güvensizlik ortamı oluşturmaya ve insanlara korku salmaya başlarlar. Tamda burada bu birlikteliği ayakta tutan şey devreye girer.

Dikkat edilirse bu birlikteliği böyle bir durumda ayakta tutan şey tek başına öncüler değildir. Bazı zamanlar öncülerin saflarını terkettikleri dahi görülmüştür. Ama bu hiç sorun değildir. Çünkü o boş saflar hemen başka diğer öncüler tarafından doldurulur. Evet öncüler ve liderler önemlidir ancak asıl önemli olan başkadır. Kuvvetin parçalanması ve dağılmasını önleyen şey bu birlikteliği sağlayan ortak değer ortak fikirdir. İşte asıl lider olan da zaten bu değer ve fikirdir.

Şimdi bu değerin yani fikrin ne olması gerektiğine geldik. Eğer bu fikir menfeatçilik gibi bireyci ve çıkarcı olursa zaten kopmalar hemen başlar. Eğer bu fikir toplumuna yabancı ecnebi bir fikir olursa toplum onunla barışamaz. Ona kucak açamaz. Onun etrafında birleşerek kuvvet oluşturamaz. Mesela demokrasi gibi, Milliyetçilik gibi... Ama bu düşünce ve fikir toplumun beklediği kurtuluşu getirecek ilahi rahmet olursa, kendisi için bedel ödemeyi, can vermeyi göze aldığı ilahi hidayet olursa bu fikir ve etrafında oluşan birliktelik artık sapasağlam kalelerden daha korunaklı ve kuvvetlidir. Saldırılar gelsede aldırmaz. Saldırılar gerçekleştikçe bu birliktelik kendisinden güç aldığı fikir ile kuvvet bulur.

En çok birlikteliğe ve kuvvete ihtiyaç duyduğumuz dönem bu dönem değil midir?

İslam beldelerinin her birinde Müslüman kanı oluk gibi akıp giderken ve Müslümanlar paramparça olmuşken, kuvvetle küfre karşı birlik oluşturmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz  zaman bu zaman değil mi?

Müslümanların mezhebi farklılıklarını birer fitne, ayrıştırma ve parçalayıp bölme aracı olarak kullanan düşman ortak düşmanımız değil mi?

Müslümanlar bir araya gelemez, birlik ve kuvvet oluşturamaz, her bir fırka bilmem kaç küsur parçaya bölünmüş argümanlarını yerli fitneciler dili ile dillendiren ABD ve Batı Müslümanlar olarak bizim ortak düşmanımız değil mi?

Irak'ı, Afganistan'ı, Bosna'yı, işgal eden, Müslümanlar üzerinde soykırım yapan ABD ve Batı bizim ortak düşmanımız değil mi?

Yukarıdaki tüm sorulara bütün Müslümanlar aynı cevabı vereceklerdir. Birey veya cemaat, vakıf, dernek veya STK tüm kesimlerin bu sorulara vereceği cevap aynıdır.

Evet, ABD ve Batı bizim düşmanımız. Evet küfür bizim düşmanımız. Evet kafir devletler bizim düşmanlarımız diyecekler.

Aynı ABD ve Batı yıllarca İslam’dan olmayan Milliyetçilik ve ulusçuluk düşüncesi ile bizi parçalayıp birbirimize yabancı ve düşman kılmadı mı?

Aynı ABD ve Batı son 50-60 yıldır İslam beldelerindeki siyasi hareketleri demokrasiye çağırıp onları oyalamıyor mu? İstediğinde iktidara taşıyıp, istediğinde ise iktidardan darbe ile aşağı indirmiyor mu?

Peki, aynı ABD ve Batı bize, İslam beldelerindeki tüm Müslümanlara demokrasi denen batılı düşünceyi ihraç etmek, pazarlamak ve bizim bu köhne düşünceyi sahiplenmemizi istemiyor mu?

Niçin o halde hep birlikte kahrolsun ABD, kahrolsun İsrail, kahrolsun emperyalizim, kahrolsun siyonizim diyoruz ama kahrolsun demokrasi demiyoruz?

Yoksa; ABD, İsrail, Batı, emperyalizim ve siyonizm bizim düşmanımızda demokrasi dostumuz mu?

Hiç düşündük mü? Niçin hep birlikte kahrolsun ABD, kahrolsun İsrail, kahrolsun emperyalizim, kahrolsun siyonizim dediğimizde kimseye herhangi bir rahatsızlık vermiyoruz da, kahrolsun demokrasi dediğimizde bir anda herkesi ayağa kaldırıp tedirgin edebiliyoruz? Hemde tamamen bir ümmet olarak birlikte değil, belirli bir topluluk ile bunu söylediğimizde bu rahatsızlık gerçekleşiyor.

En önemli soru şu: Neden hep birlikte kuvvetle "kahrolsun demokrasi" diyerek düşmanımıza en ağır darbeyi vuramıyoruz. Neden meydanlarda Batı ve ABD'nin putlarına hakaret ederek Rasul Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in ümmeti olduğumuzu göstermiyoruz?

Neden kafirlerin sistemi olan demokrasinin beldelerimizdeki savunucularının eline bizleri parçalayacak fitne argümanlarını veriyoruz?

Neden birlikte aynı noktaya kuvvetle vurarak o noktayı sarsıp yıkamıyoruz?

Bir düşünün, eğer meydanlarda hep bir ağızdan, güçlü bir irade ve ideolojik bir talep ile "biz demokrasi istemiyoruz Hilafet istiyoruz" diyebilirsek, "kahrolsun demokrasi" diyebilirsek gözümüzde büyüttüğümüz o güya çok sağlam duvarları olan küfrün kaleleri nasıl tek tek yıkılacak. Evet bu hayal değil bunu görebiliriz.

Kafir ABD ve Batı'nın desteği ile Mısır'da darbe ile indirildikten sonra katliam ve zulme maruz kalan Müslüman kardeşlerimiz için geçtiğimiz ay Türkiye'de meydanlar doldu taştı. Onbinlerce Müslüman meydanlarda bu katliamaı ve zulmu kınayan lanetleyen açıklamalar yaptılar. Müslüman kardeşlerinin yanında olduklarını gösteren bir dayanışmayı ortaya koydular.

Demek ki Müslümanları birbirine bağlayan bir değer var. Müslümnaları birbirine kardeş kılan bir düşünce bir fikir var. Başka hiç bir toplumda olmayan bu dayanışma ve kardeşlik bu hali ile salt duygularda kalmamalıdır. Müslümanların bu ortak değer ve düşünceleri onları bir araya getirmeli ve bir hedefe kilitleyerek kuvvet oluşturmalıdır. Sarsılmaz bir kuvvet oluşturmalıdır. Sarsan ve tedirgin eden rahatsızlık veren bir kuvvet oluşturmalıdır.

Müslümanların tüm bu katliam, işgal  ve zulümlere verdiği tepki eğer karşı tarafta bir rahatsızlık oluşturmuyorsa ne anlam ifade eder. Eğer ümmet olarak küfrün uykularını kaçıracak eylemler ve söylemler geliştiremiyorsak ne anlam ifade eder. 

Suriye'de 2,5 yıldır vahşi rejimin katledip öldürmesine olanak sağlayan, ona cansuyu olmaya çalışan ABD ve Batı ne istiyor? Baas rejiminden sonra demokratik bir rejim istiyor.

Peki şimdi Suriye devrimini destekleyen Müslümanlar Suriye için "kahrolsun demokrasi" demezlerse bu desteğin ne anlamı kalacak. Suriye'de katleden ve tecavüz eden vahşi rejimi düşman görüp, yaklaşık 90 yıldır katleden demokrasiyi dost görmek ne ile izah edilebilir.

Mısır'da ABD İhvan-ı Müslimin hareketinin iktidarını niçin darbe ile devirdi. Çünkü İhvan-ı Müslimin demokrasi ile hareket edeceğine dair Batıya teminat ve garanti vermiş olsada ABD İhvan ve Mısırlı Müslümanlara hala güvenemiyor. Çünkü İhvan tabanında ve Mısır halkında hala İslami Devlet isteyen ve şeriat taleplerini dile getiren bir irade var. ABD bunun için demokrasinin Türkiye gibi laik ülkelerde yerleştiği gibi Mısır'da da yerleşmesini istiyor. Onun için demokrasiyi egemen kılma yolunda darbecilerin eli ile Müslümanları katlediyor.

Aynı şekilde Mısır'daki katliamı lanetleyen Müslümanlar ve İslami hareketler, bu katliamı gerçekleştiren darbecileri ve katliamın asıl sorumlusu olan ABD ve batıyı hangi söylem ve gerekçelerle lanetleyecekler?

Demokrasiye vurulmuş bir darbe olması hasebiyle meşruiyetin iadesi için mi söylem ve eylem geliştirecekler, yoksa asıl suçlu olan demokrasinin yok olması ve kahrolması için mi söylem ve eylem geliştirecekler?

Geçtiğimiz ay İstanbul Fatih Camii ve Ankara Kocatepe Camii'nde Köklü Değişim Dergisinin gerçekleştirdiği Mısır protesto etkinliklerinden hemen sonra malum laik, demokrat gazeteler ve yazarlar Msülümanlara ve İslami hareketlere sanki nasihat edercesine şu telkinlerde bulunuyorlardı:

"Aman ha Mısır katliamını protesto ederken demokrasinin de gelişmesi ve yerleşmesi için çalışmalısınız. "Kahrolsun Sisi derken yaşasın demokrasi" demelisiniz

"Aman ha İslamcı çevreler sizin kafanız bayağı karışık. Siz akidevi ve mezhebi bazı farklılıklar sebebi ile birbirinizle uğraşırken birileri "kahrolsun demokrasi" diyor. Sizin bu çekişmelerinizden boşalan meydanları Hilafet isteyenler dolduruyor. Akıllı olun."

"Aman ha meydanlarda katliam ve zulümleri protesto ederken Türk bayraklarını dalgalandırmayı unutmayın. Mısır, Filistin ve Suriye ulusal bayraklarını dalgalandırmayı unutmayın. Yoksa meydanlar bir tek Türk bayrağının olmadığı siyah beyaz tevhid sancakları ile dolup taşıyor."

"Aman ha siz camii cemaatini ve müslümanları meydanlara taşıyamazsanız Hilafet isteyenler bu gücü arkalarına alıp Müslümanların desteğini alabilirler"

Şimdi ne yapılmalı, bunlara bir cevap verilmeli değilmiydi?

Siz kim oluyorsunuzda bizim ümmet olarak kardeşliğimizi fitne ile bozmaya çalışıyorsunuz? Siz kim oluyorsunuz da kardeşlerimizi katleden zalimlere lanet okurken aynı zamanda asıl katil olan demokrasiye kahrolsun diyen Müslümanları marjinal olarak göstermeye çalışıyorsunuz?

Siz kim oluyorsunuz da Müslümanları İslam rayesi altında toplamaya çalışan kardeşlerimiz ile camii cemaati ve Müslümanların arasına duvar örmeye çalışıyorsunuz?

Ayrıca siz kim oluyorsunuz da bize akıl vermeye çalışıyorsunuz?

Denilmeli değilmiydi?

Gelenekçisi ve modernisti ile, tarikatçısı ve radikali ile, Milli görüşçüsü ve Milliyetçisi ile EY ÜMMET !!!

Yazan yazmaya, konuşan konuşmaya, rahatsız olan olmaya devam etsin. Siz kervanda olmaya ve bu kervanı yürütmeye var mısınız?

Bireysel liderlikleri ve önderlikleri önmesemeden Müslümnaları İslam'ın fikri liderliği etrafında toplamaya var mısınız?

Yüz yıllık tüm ezberleri bozmaya ve yeniden tertemiz bir sayfaya rahmet ve hidayeti yazmaya var mısınız?

Birlikten kuvvet doğan diyen ecdadınızın bu sözünü eylemde göstermeye ve ümmet olarak küfre karşı tek yürek ve tek bilek olarak karşı durmaya var mısınız?

Hep birlikte tek bir ağızdan güçlü bir irade ve haykırış ile "Kahrolsun Demokrasi" demeye var mısınız? 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz