KURBAN BAYRAMI VE İSLAM COĞRAFYASI

Musa Bayoğlu

Bayrama erişmek, Cennet’e erişmek gibi güzeldir. Çünkü her nimet gibi bayramda Allah’ın biz kullarına ikramıdır. Kurban Bayramı’nın arifesini yaşadığımız şu günlerde maalesef bayram duygularını, sevincini, heyecanını, mutluluğunu yaşayamıyoruz. Hilafet’in yıkılmasından sonra, İslam Ümmeti yeryüzünde atmıştan fazla ülkede paramparça olarak hüznü, kaosu, katliamı yaşamak zorunda bırakıldı. Dünya bayramların bayram gibi yaşanamayacağı bir hal aldı. Belki de her bayram “ah eski bayramlar” temennisi bu yüzden her zaman dillendirilir oldu.

Kurban Bayramı, Müslümanlar için Allah Subhanehu ve Teâlâ’yı tazim ederek, günahlardan arınmak, şirkten beraat etmek, Hac amellerini gerçekleştirmek için Kâbe’yi tavaf etmek, İbrahim Aleyhi’s-Selam’ın gösterdiği kulluğu örnek alarak kurban kesmek, ibadetin en yüce anlamı; Allah yolunda canları, malları kurban etmenin ve O’nun rızasına ulaşmanın kutlandığı bayramıdır. İşgalci kâfir devletlerin bu ümmetin vücudunu parçalayarak aralarına setler ve sınırlar yerleştirmiş olmasına rağmen, Müslümanların birliğinin en canlı örneğini yine bu bayramlarda görmekteyiz.

Allah'a yakınlık, yakınlaşmak manasına gelen kurban, insanlık tarihi boyunca bütün dinlerde ve Kur 'an kıssalarında zikredilmiştir. Allah'a yakınlaşmak için kurban kesmenin ilk defa Âdem Aleyhi’s-Selam’ın oğulları arasında olduğu Kur'an da Maide Suresi’nde beyan edilmektedir. Yüce Allah bu kıssada, kıskançlığın ve birbirini çekememenin sonucunu (Kabil'in kardeşini nasıl öldürdüğünü) bildirmektedir. Bu kıskançlığın sebebi ise, Habil’in Allah'a ihlasla ve yakınlaşmak maksadıyla adadığı kurbanın kabul edilmesiydi. İbni Abbas'ın rivayetine göre, kardeşlerden biri ziraat ile uğraşıyordu ve ekinin en kötüsünü isteksizce sunmuştu. Diğerinin ise koyunları vardı, koyunların en güzel ve en semizini bütün gönül hoşnutluğuyla kurban olarak sunmuştu. Allah Habil'in kurbanını kabul etmiş, ancak Kabil’in kurbanını kabul etmemişti.

Kurban, Allah'a yaklaşma eylemidir. Allah kendisine bağlılıkta en önde olan melekleri, nebileri ve müminleri aynı kökten türemiş “mukarrebler (yakınlaşmışlar)” olarak isimlendirir. İslam Şeriatında da insanın, yeryüzündeki en değerli varlığı olan canını, Allah yolunda feda etmesi (kurban etmesi) şahadet olarak isimlendirilmiş, yine aynı şekilde ahiret hayatı için dünya hayatını kurban edenlere Cennet vaat edilmiştir. İbrahim as Allah' a olan sevgi ve yakınlıkta, zirve bir peygamberdir. Allah, İbrahim Aleyhi’s-Selam’ı sayısız denemelerden geçirmiş ve kendisini dost edinmiştir. İbrahim as, kavmi ile arasındaki tevhid mücadelesi sonucunda bütün kavminden ayrılmış, ibadetine asla kimseyi ortak etmemiş ve


“Ve dedi ki, şüphesiz ben Rabbime gidiyorum, O bana doğru yolu gösterecektir.” (Saffat 99) buyurmuştu.

Allah, İbrahim Aleyhi’s Selam hakkında oğlunu kurban etme ve oğlunun bu konudaki teslimiyeti hakkında Kur’an-il Kerim’de şöyle buyurmuştur:

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانظُرْ مَاذَا تَرَى قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ

“Babasıyla birlikte yürüyüp koşacak çağa gelince (babası) ona dedi ki: “Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum bir düşün, ne dersin?” O da dedi ki: “Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” (Saffat 102)

Ka’b ve diğerleri dediler ki: “İbrahim’e rüyasında oğlunu boğazladığı gösterildiğinde Şeytan dedi ki: “Vallahi İbrahim’in ailesini bu sırada fitneye düşüremezsem bir daha asla onlardan birini fitneye düşüremem.” Böylece Şeytan, onlara adam suretinde göründü ve ardından çocuğun annesine gelerek dedi ki: “İbrahim’in oğlunu nereye götürdüğünü biliyor musun?” Dedi ki: “Hayır.” Şeytan dedi ki: “Onu boğazlamak için götürüyor.” Çocuğun annesi dedi ki: “Kesinlikle hayır! Babası ona bundan daha merhametlidir.” Şeytan dedi ki: “O, bunu Rabbinin emrettiğini sanıyor.” Çocuğun anası dedi ki: “Şayet bunu ona Rabbi emretmiş ise Rabbine itaat etmesi en güzelidir.” Sonra Şeytan çocuğa gelerek dedi ki: “Baban seni nereye götürüyor biliyor musun?” Çocuk dedi ki: “Hayır!” Şeytan dedi ki: “O seni boğazlamak için götürüyor.” Çocuk dedi ki: “Niçin?” Şeytan dedi ki: “O, bunu kendisine Rabbinin emrettiğini sanıyor.” Çocuk dedi ki: “O halde Allah’ın emrini işitip itaat ederek Allah’ın kendisine emrettiği şeyi kesinlikle yapsın.” Sonra Şeytan İbrahim’e geldi ve dedi ki: “Nereye gidiyorsun? Allah’a yemin olsun ki Şeytanın rüyanda sana gelip sana oğlunu boğazlamanı emrettiğini sanıyorum.” Ancak İbrahim onu tanıdı ve dedi ki: “Benden uzak dur ey Allah’ın düşmanı! Allah’a yemin olsun ki kesinlikle Rabbimin emrini yerine getireceğim.” Böylece melun Şeytan onlara hiçbir şekilde zarar veremedi.” (İbni Kesir, bunu Ebu Hüreyre’ye isnat ederek zikretmiştir)

Bu Kurban Bayramı arifesinde de dünyanın birçok beldesinden milyonlarca Müslüman Mekke’ye günde beş defa yöneldikleri vahdetin sembolü olan Kâbe’yi hac için ziyarete yöneliyor. Allah İslam Ümmetine vahdeti emretmiş ve hac ibadeti ile de bunu pratik olarak uygulamalarını emretmiştir. Hac farzı ile Müslümanlar ihram altında, zengin-fakir, Arap-Acem, beyaz-siyah, yönetici-yönetilen, hangi ülkeden gelirse gelsin hiçbir ayrım yapılmadan aynı gaye ile birleşerek tek bir ümmet olduklarını tüm dünyaya göstermektedirler. Ancak İslam Ümmeti hac ibadeti ile kastedilen bu birlikteliğin ruhunu yaşayabiliyor mu? Hac ibadetini yerine getirirken bir araya geldiği gibi diğer konuları çözmede bir araya gelebiliyor mu? Bugün Suriye, Mısır, Afganistan, Filistin, Arakan ve diğer beldelerimizde yaşananlara karşı ümmet olma, vahdet olma şuurunu gösterebiliyor mu? Hacda bir araya gelmemize rağmen siyasi, askerî, ekonomik, sosyal alanlarda İslam Ümmeti neden paramparça? Allah bize sadece yılda birkaç gün birleşmemizi sonra dağınık olmamızı mı emretti? Kesinlikle hayır. O halde hac sadece yeniden dirilme günü mahşerin provası değil dünya birlikteliğinin de provası olmalıdır. Hac ve bayram birlikteliğimiz hayatın her alanına yayılmalı ve vahdet ümmeti olmalıyız.

Safa ile Merve arasında gidip geldiğimizde; İbrahim Aleyhi’s-Selam’ın eşinin teslimiyetini, biz elimizden geleni yaparsak, Allah’a tevekkül edersek, Allah bize yeter dediğimizde Allah’ın bize yardım edeceğini bizi yalnız bırakmayacağını ne zaman anlayacağız? Müslümanlar, tavaf esnasında döndükleri gibi neden Kur’an ve Sünnet etrafında tavaflarını tamamlayamıyorlar? Ne zaman Kur’an ve Sünnet merkezi etrafında birlikte Allah rızası için hareket edeceğiz? Müslümanlar Arafat’a çıktıkları, Müzdelife’de geceledikleri, Mina’da kurbanlarını kestikleri gibi Allah’a gösterdikleri teslimiyeti ne zaman diğer şeri hükümlerde gösterecekler?

Kurban etlerini paylaştığımız kardeşlerimizi sadece Ramazan ve Kurban Bayramlarında mı hatırlayacağız? Onların derdi ile sadece bu günlerde mi dertleneceğiz? Bizler burada, kurbanlar kesip ailelerimiz, akrabalarımız, komşularımız ve ziyaretçilerimiz ile sevinç içerisinde bu mübarek bayramı kutlarken ve Allah adına kesilmiş o mübarek kurban etlerini tadarken Suriye’de, Irak'ta, Filistin'de, Arakan’da, Mısır’da, Çeçenistan'da, Doğu Türkistan'da ve diğer birçok İslam topraklarında katledilen kardeşlerimiz ve onların mazlum aileleri gözlerimizin önüne hiç gelmeyecek mi? Biz burada koyunları, koçları, inekleri, develeri Allah için kurban ederken, kâfirlerin ve zalimlerin başka yerlerde kardeşlerimizi kurban ettiklerini hatırlamayacak mıyız?

İblis’i taşlarken, İblis’e çalışan, Allah’a isyan etmiş tüm beşerî güçleri, onların planlarını ne zaman anlayacak ve ne zaman onlara fiilî olarak müdahale edeceğiz?

Kur’an ve Sünnet’ten çıkartılan anayasa ve kanunlara itaat ettiğimiz gibi bunları uygulayacak olan, bayramları bayram gibi kutlamamızı sağlayacak, Allah’ın dinini yeryüzüne hâkim kılacak Hilafet Devleti’nin kurulması için çalışmalıyız. Bunları yapmayacaksak Kurban Bayramı’nı kutlamanın ne anlamı kalır? Allah ve Rasulü’nün bizlere ikram ettiği bayramlarımızı geleneksel bayramlar haline getirip örfü ananelerle bağdaştırmaktan kurtarıp siyasi kimliğini iade etmenin vakti gelmedi mi? İslam Devleti’nin başkanı Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem Hac işlerini yürütüp Müslümanlara imamlık yapmıştır. Gidemediği zamanlar yardımcısı olan Ebu Bekir RadiyAllahu Anh’ı yerine Hac emiri olarak göndermiştir. Daha sonraki halifeler de aynı yolu izlemiş, aynı gün bayramın ilan edilmesi, hac işlerinin yürümesinin sorumluluğunu üzerlerinde taşımışlardır.

Bu ay içinde Türkiye Cumhuriyeti devletinin her sene olduğu gibi 29 Ekimi Cumhuriyetin kuruluşu, Milli Büyük Bayram olarak kutlamasına şahit olacağız. Medya organlarında, hutbelerde Müslüman halka Cumhuriyet’in faziletleri anlatılacak, çocuklara okullarda ve tören alanlarında gösteriler yaptırılarak farklı birçok etkinlik düzenlenecektir. Müslümanlar nazarında iki bayramdan başka hiçbir bayram yoktur, bunlar da Ramazan ve Kurban bayramlarıdır. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Medine’ye vardığında orada iki günün bayram olarak kutlandığını görünce şöyle buyurmuştu:


“Allah bunları sizin için daha hayırlı olanlar ile değiştirdi: (Bunlar) Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı'dır.”

Cumhuriyet, Osmanlı Hilafet Devleti’nin enkazı üstüne kurulmuş, kurulduğu günden bugüne “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” anlayışı ile hareket etmiştir. İslam’a göre ise egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır. Yine Cumhuriyet, Batılı kâfir Kapitalist ideolojinin yönetim şeklidir. Bugün dünya çapında Müslümanların başına gelen her ne varsa, bu Kapitalist ideolojinin ürünü değil midir? Bu yönüyle Cumhuriyet, dünya çapında ve bilhassa İslamî coğrafyada güçlü ve etkili bir sömürgecilik silahı olarak kullanılmaktadır. Zira insanların yönetimine gelen güç odakları, demokratik veya göstermelik seçimler yoluyla iktidara gelmişler, halkın temsilcisi görünümünde olarak diledikleri kanunları meclislerde çıkarmışlar ve ülkeleri birer uydu devlet haline getirmişlerdir. Etrafa baktığımızda, bunun birçok örneğini görmek mümkün olacaktır. Müslümanlar unutmamalıdır ki, dün idama mahkûm edilip çirkin bir ölümle öldürülen Saddam’ın rejimi de Cumhuriyettir, Hüsnü Mübarek’in rejimi de Cumhuriyettir, linç edilerek rezil bir akıbete uğratılan Muammer Kaddafi’nin rejimi de Cumhuriyettir, ülkesinden arkasına bakmadan kaçan Zeynel Abidin bin Ali’nin rejimi de Cumhuriyettir, şu günlerde halkına savaş açıp her gün onlarcasını vahşice katleden Esed ve Ali Abdullah Salih’in rejimleri de Cumhuriyettir, zindanlarda her tür insanlık dışı işkenceleri masum insanlara reva gören Özbekistan zalimi Kerimov’un rejimi de Cumhuriyettir.

Öyle hazin bir haldeyiz ki bayramlarımızı dahi ümmet olarak birlikte yapamıyoruz. Ramazan orucuna başlama ve bayram yapmada Hicrî takvim ve hilal konusu ne kadar önemli ise kurban ve hac ibadeti içinde hilalin gözetlenmesi o kadar önemlidir. Zilhiccenin 10. günü bayram olacağı için Zilhiccenin başlama günü Hicrî olarak hilal gözetilerek tespit edileceği için bu konuda da hassasiyet göstermeli ve şer’i şartlarda hac, kurban, bayram gibi ibadetlerimizi yapmalıyız.

Müslüman beldelerdeki diktatörlerin gün be gün yıkıldığı, zalimlerin birbiri ardına devrildiği, Müslüman kardeşlerimizin korku duvarlarını yıkarak tanklara ve mermilere karşı meydan okuduğu, Hilafet sedalarının yükseldiği bu güzel günlerde, tüm İslam âleminin mübarek Kurban Bayram’ını en içten dileklerimizle kutlarız. Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan bu bayramı İslam Ümmeti için rahmete, mağfirete ve kurtuluşa ulaşmada bir vesile kılmasını ve bizlere Raşidî Hilafet Devleti’nin çatısı altında gerçek bayramlar yaşamayı nasip etmesini dileriz.

Şüphesiz ki bayram günleri, duaların kabul olunduğu günlerdendir. Bu nedenle bu mübarek günlerde Rabbimize tüm kalbimizle şu şekilde yalvarıyoruz:

Rabbimiz, Müslümanları, kendilerine zilletten başka hiçbir şeyi reva görmeyen kâfir devletlerin tasallutlarından ve onlara gönül verip peşlerinde koşuşan zalim yöneticilerden koru…

Rabbimiz, Suriye’de, Filistin’de, Arakan’da, Tunus’ta, Libya’da, Mısır’da, Yemen’de, Bahreyn’de ve Afganistan’da meydana gelen direnişi, İslam Ümmeti’nin kendine geldiği ve eskiden olduğu gibi yeniden ayağa kalktığı kutlu bir direniş kıl…

Rabbimiz, bizleri, senin rıza-i ilahin yolunda İbrahim Aleyhi’s Selam gibi sözüne sadık, İsmail Aleyhi’s Selam gibi de, emrine teslim olan kullarından eyle… İslam ümmetinin tüm fertlerine bu şuuru nasip eyle…

Âmin. 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz