İSLÂM HUKUKUNDA CÂMİLERİN STATÜSÜ

Abdullah İmamoğlu

İslâm’ın insan hayatındaki etkinliğinin yok edilmesiyle birlikte çoğu meselelerin anlaşılmasında zaafiyetler meydana gelmiştir. Konular/meseleler araştırlırken İslâm’ın kaynaklarına sahih bir nazarla bakıl(a)madığından, Şârî’nin razı olduğu hüküm elde edilememektedir. Rızayı İlâhiyeye uygun bir şekilde anlaşılmayan meselelerden bir tanesi de câmilerin/mescidlerin statüsü ve İslâm Hukukundaki yeridir.

Aslında çoktan kaleme alınıp paylaşılması gereken bir konuydu, “İslâm Hukukunda câmilerin statüsü”… Ha bu konunun tekrar benim gündemime gelmesinde, geçtiğimiz günlerde Konya’da merkezî bir câminin avlusunda filim setinin kurulmuş olup film (ya da dizi) çevrilmesine şahit olmam etken olmuştur. Niçin etken olmasın ki? Aynı câmide bizler tüm mazlum Müslümanlar için kunut yapmayı arzuladığımızda, kunut gibi hayırlı bir amel yapmamıza müsaade edilmemişti. KöklüDeğişim tarafından Türkiye’nin dört bir köşesinde tertip edilen bütün mazlum Müslümanlar için tüm zalimlere karşı yapılan ‘kunut’tan bahsediyorum. Bu nasıl bir anlayış? Bu nasıl bir ikilem? Camide olması ve yapılması gerekene talip olan bizleriz, kerih görülen, bölücülükle yaftalanan, Allah’ın evinde hakkı haykırmaya müsade edilmeyen de bizleriz. Lakin diğer taraftan; câmide yapılmaması gereken işlere talip olanlar onlar, ama kendilerine kapılar açılan, ayakta alkışlanan ve buyur edilen de onlar.

Dedim ya çoktan kaleme alınması gerekirdi aslında böyle bir konunun. Bayram namazlarında da bundan çok farklı bir durum yaşamıyoruz hani. Diyanet takviminin tayin etmiş olduğu bayram günleri yeri geliyor, hilalin gözetlenmesi sonucunda belirlenen bayram gününden farklılık arz ediyor. Pek tabi ki bu da beraberinde farklı günlerde bayram namazının eda edilmesi gibi bir sıkıntı oluşturuyor. Müslümanların İslâmî Ümmet şuurunda bayram yapamıyor olması başlı başına bir sıkıntı. Lakin ben ondan bahsetmiyorum. Ben bayram namazlarını kılabileceğimiz bir câmi dahi bulmakta zorlandığımızı anlatmaya çalışıyorum. Bir değil iki değil neredeyse (Konya için söylüyorum) 3 bin câmi arasında bayram namazı kılmakta zorlanıyoruz. Sanki Şeriat’a muhalefet eden bizlermişiz de onlar değil?! Bu nasıl bir tenakuzdur, mantalitedir anlamadım gitti vesselam...

Esefle ifade etmek gerekirse “mescid/câmi” kavramı hakiki anlamından uzaklaştırılmış ve hayattaki etkinliğinden soyutlanmıştır. Hatta öyleki artık “Allah’ın evi” olan câmilerde: “Allahu Teâlâ’nın dîni yüceltilemez”, “emri bil m’aruf ve nehyi anil münker yapılamaz” ve “hayra çağrılmasına müsaade edilmez” olmuştur.

Maalesef câmilerin genelinde “hakkın söylenmesine”, “emri bil m’aruf ve nehyi anil münkerin yapılmasına” müsaade edilmemektedir. Hayrı hatırlatmak isteyen Müslümanlara engel olunmuştur. Mesele hemen grupçuluk/cemaatçilik taassubu ile değerlendirilmiştir. Allahu Teâlâ’nın râzı olmadığı, gadaplandığı bu olaydan hareketle yazımda şerî deliller ışığında mescid/câmi kavramına izah ve câmi işlevine açıklık getirmeye çalışacağım. Bu konunun kavranabilmesi, iki hususun çok iyi bilinmesini gerekli kılmaktadır.

1- Mescid ve Câminin Tarifi

a- Kur’an’da Mescid kavramı

b- Sünnet’te Mescid kavramı

2- İslâm Hukuku’nda Mescidlerin/Câmilerin Statüsü

 

1- Mescid ve Câminin Tarifi

Mescid; “sucud” kelimesinden türeyip, ibadet edilen mekân anlamında kullanılmaktadır. “Mescid”, “secde edilen yer” anlamında bir mekân ismidir. Namazın başka rükünleri de olmasına rağmen ibadet edilen yer, önemine binaen secdeye izafe edilmiştir.

Câmi, جمع kökünden türeyen, “toplayan, bir araya getiren” anlamına gelmektedir. Câmi kelimesi, başlangıçta sadece Cuma namazı kılınan büyük mescidler için kullanılanmakta idi. Ayrıca “el-mescidü’l-câmi’” tâbiri, Taberânî’nin bir rivâyetine göre bizzat Hz. Peygamber tarafından da kullanılmıştır. Hicrî 4. yüzyılın başlarında “câmi” kelimesinin tek başına, mescid anlamında kullanılmaya başlandığı bilinmektedir. Daha sonra, içinde Cuma namazı kılınan ve hatibin hutbe okuması için minber bulunan mescidler câmi, minberi bulunmayan yani Cuma namazı kılınmayan küçük mâbedler ise sadece mescid olarak anılır olmuştur.

a- Kur’an’da Mescid kavramı:


“Mescidler, Allah'a mahsustur. Allah ile beraber hiç kimseye davet etmeyin.” (el-Cinn (72), 18)


Allah'ın mescidlerinde, Allah'ın adının anılmasına engel olandan daha zâlim kim vardır”? (el-Bakara (2), 114) Başka bir âyette Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:


“Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder.” (et-Tevbe (9), 18)

b- Sünnet’te Mescid kavramı:

Ka'b İbnu Ucra RadiyAllahu Anh anlatıyor: Rasulullah Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam buyurdular ki: “Biriniz mescide gidince orada ellerini kenetlemesin, çünkü o namazdandır.” (Tirmizi, Salâh, 284)

Başka bir hadisi şerifte ise şöyle geçmektedir:

“Burayde RadiyAllahu Anh anlatıyor: “Bir adam mescidde yitiğini ilan etti ve “Kim kızıl deveyi gördü?” dedi. Bunu işiten Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam, “Bulamaz ol! Mescidler neye yarayacaksa onun için inşa edilmiştir (gayesinden başka maksatla kullanılamaz)buyurdular.” (Müslim, Mesacid, 80)

Bunlara benzer birçok ayet ve hadislerde “mescid” lafzı, Allah’ın evleri ve Müslümanların bir araya toplanarak ibadet ettikleri yer anlamında kullanılmışır.

Yani günümüz de kullanılan “câmi” kavramının, naslarda “mescid” olarak geçtiği bilinmesi gereken önemli bir konudur. Yukarıda da kısmen vurgulandığı gibi günümüzde mescid, hutbe okunmayan, küçük mâbedlere denilmektedir.

2- İslâm Hukukunda Mescidlerin/Câmilerin Statüsü

Mescidler/câmiler, mü’minlerin secde ve ibâdet yeri olduğu gibi, onların buluşma yerleri, eğitim ve öğretim, toplumsal sorunlarının görüşüldüğü yerlerdir. İslâm’da Allah’ın evi olarak itibar edilen câmilerin birilerinin tekelinde olması kesinlikle câiz değildir. Hiç kimse câmilerde özel tasarruf etme hakkına sahip değildir. Câmiler yalnızca namaz kılma mekânları haline geldi. Özellikle küçük câmiler sadece namaz vaktinden namaz vaktine açılır oldu. Böyle bir uygulama o yerleri gerçek mescid/câmi olmaktan çıkarır, resmî mâbet yapar ve onu kuru yapı haline getirir. Câminin gerçek fonksiyonu icrâ edilmez olur. Toplumda İslâmî havayı ve şuuru mescidler ayakta tutar. Hayra davet edilen, emri bil m’aruf ve nehyi anil münkerin yerine getirildiği ve Allah’ın dininin yüceltildiği mübarek mekânlardır câmiler…

Camiler genellikle “vakıf” olarak yapılırlar. Onu yapan ya da yaptıran kim, hangi şahıs, kurum ya da kuruluş olursa olsun caminin statüsünü ve misyonunu belirlemede tasarruf sahibi değildir. Zira o “cami” olarak yapıldıktan sonra hiçbir şahıs, kuruluş ya da cemaatin malı değildir. O cami Allah için vakfedilmiştir ve bütün müslümanlarındır. Şeriattaki vakıf ahkâmına tâbidir. Buna göre her cami, her Müslümana açıktır. Hiçbir Müslüman İslâmî bir görüşünden dolayı camiden men edilemez. Aksi halde “cami” “birleştiricilik” fonksiyonunu kaybedip, haram olan “tefrika / bölücülük” odağı konumuna düşürülmüş olur. Hiçbir şahıs, cemaat ve kuruluşun bunu yapmaya hakkı ve yetkisi yoktur...

-Câmilerde sadece Allah’ın zikri bahis konusu olur.

-İbadet yapılır, dua edilir, Allah’ın zikri olan İslam ve İslâm’ın değerleri, hükümleri anlatılır, yüceltilir, öğretilir. Mezhep, içtihad farklılıkları olsa da tüm İslâmî görüşler câmide ifade edilebilir. Engel olunmaz. Buna engel Allahu Teâlâ’nın zikrine engel olarak değerlendirilir.

-Câmide hiçbir münkere de izin verilmez. Yani İslâm’a aykırı her fiil ve düşünce münkerdir ve engel olunur. İzin verilirse haram işlenmiş olur.

Allah’ın mescidlerinde ve yeryüzü mescidinde Allah’ın zikredilmesine, O’nun hatırlanıp hatırlatılmasına engel olan, maddî ve mânevî yönden mescidleri harâb edenlerden daha büyük zâlim olmaz. En büyük zulüm, AllahuTeâlâ’nın hükümlerini ketmetmektir, hayra dâvet edilmesine engel olmaktır. Bakın Allah Celle Celâluhû bunu sarih bir şekilde nasıl beyan etmektedir.


Allah'ın mescidlerinde, Allah'ın adının anılmasına engel olandan daha zâlim kim vardır?” (el-Bakara (2), 114)

Evet, üzülerek ifade ediyorum ki artık câmilerde “hayra”/İslam’a, İslamî görüş ve hükümlere çağrılmasına, ma’rufun emredilmesine ve münkerin nehyedilmesine müsade edilmez olmuştur. Aksine câmilerde (bütün câmiler olmamak kaydıyla) münkerin ifşa olmasına, Şârî’nin hükmünden uzaklaşılmasına teşvik vardır.

Mesela: Demokrasiye, demokratik fikirlere, diyalog, entegrasyon fikirlerine hatta haram olan fikirlerle (faiz gibi) iştigal edilmesine teşvik vardır. Haram olan bir fikrin propagandasını yapmaya müsaade edilirken hatta câmi görevlileri bunu dillendirirken bir Müslüman’ın İslami düşüncelerini Müslümanlara câmide ya da câmi önünde anlatılmasına izin verilmiyor. İslâm’a yapılan saldırılara karşı duyarsız kalmamaları hususunda Müslümanların uyarılmasına dahi izin verilmiyor.

Hadiste de ifade edildiği gibi câmiler, Müslümanların Allah’ın ahkâmlarıyla hem-hal olabilecekleri ve hayra çağırıp, hayrı öğretecekleri mekânlardır. Ebu Hureyre Radıyallahu Anhdan Rasullah’ın şöyle dediğini rivâyet etmiştir:

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:

“Her kim bizim bu mescidimize ya bir hayır öğrenmek yahut öğretmek için girerse, Allah yolunda cihad eden kimse gibi olur ve her kim başka bir maksatla girerse, kendisine ait olmayan bir şeye bakıp duran bir kimseye benzer.”

Allahu Teâlâ’nın bütün konularda olduğu gibi bu konuda da rızasına uygun bir anlayış ve câmilere asıl statüsünü kazandıracak İslâmî bir hayatı en kısa zamanda nasip etmesi duasıyla.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz