KADIN CİNAYETLERİ VE İSLAM'IN KADINA VERDİĞİ DEĞER

Mustafa Küçük

Hz. Adem (a.s.)’dan beri hak ve batıl mücadelesi hayatın her alanında devam etmektedir.   Bir temel düşünce hayata hâkim olduğunda,  kitap sahifelerinde durduğu gibi durmaz. Hayata kendi karakterini verir. Sahih düşünce insana bir rahmet iklimini bahşederken batıl düşünceler hayatı ve insanı ifsat eder.

Gerçek şu ki; Hilafetin ilgasıyla İslam, kendi coğrafyasında dahi hayatın temel esaslarını belirleme konumundan uzaklaştırılmış, yerine Batının laik, kapitalist, liberal demokratik değerleri, cebren ve hileyle hayata yön veren konumuna getirilmiştir. O günden bu güne hayata dair çok şey değişmiş, örf, adet, gelenek ve görenekler altüst olmuş, ayıp algısı başkalaşmış, adeta münker maruf, maruf da münker addedilmeye başlanmıştır.

İslam’ın kadına bakışı bertaraf edilip yerine ikame edilen kadın anlayışı Helen kültürüne dayanmaktaydı. Zira Yahudi ve Nasranî kaynaklardaki kadın anlayışı, her açıdan tahrif olmuş kitapların sahifelerinden olduklarını kolayca ele veren bayağılıkta idi.  Öyle ki bu metinlerde yer alan ifadeler,  hayatın gerçeğiyle ve insan onuruyla bağdaşmadığı gibi, tek başına Batı’nın kadına dair sorununu deruhte edecek gerçeklerden yoksun idi. Bugün Batının üzerine hayatını ikame ettiği temel felsefe;  Doğunun muharref Hıristiyanlığı ve Antik Yunan felsefesinin iç içe geçmesiyle ortaya çıkan Hermeneutik/Helenistik anlayıştır.  Bu anlayışa göre hayat; insan ile tanrı arasında sürüp giden bir mücadeledir. Nitekim Antik Yunan felsefesinde kadın;  Zeus’un, kendisinden ateşi çalan insanı cezalandırmak için, eline kötülük kutusunu vererek dünyaya gönderdiği Pandora’dır. Bu anlayış aynı zamanda Batı dünyasındaki kadın serüvenine denk düşmektedir. Sosyalist düşüncede ise kadın doğurganlığıyla bir üretim faktörü olarak değerlendirilmiştir.

Batı’nın hak verilmez alınır ilkesine bağlı olarak sürüp gelen mücadelesi içinde kadın faktörü varlığını hep sürdürmüş olmasına karşılık en fazla mağdur olan unsur olmuştur.

Hayatı; Tanrı ile girişilen bir mücadele ve kadını Tanrının insana verdiği bir ceza olarak gören bir anlayışın insanlığa bir rahmet iklimi bahşetmesi mümkün değildi. Bu anlayışın hâkim olmasıyla en çok zarar gören, dinin yarısının kendisiyle ikame edildiği kadın olmuştur. İçine itildiği özgürlük ve eşitlik mücadelesinden bitkin ve yorgun çıkan kadın, tarihte hiç bu kadar aşağılanmamış ve aciz hale düşmemişti. Asırlarca İslam ile yönetilen Türkiye gibi bir ülkede, Batı değer yargılarının hâkim olmasıyla toplumun geldiği durumu gösteren rastgele basından alınan şu bir kaç habere bakınız:

İzmir'in Tire ilçesinde meydana gelen olayda, Osman H. (27), bir süredir birlikte olduğu iddia edilen Zeliha Ç. 'yi (37) başından av tüfeğiyle vurarak öldürdü.

Eskişehir Barosu Kadın Hukuku Komisyonu Başkanı Filiz Öztürk Keskin, dünya ölçeğinde her 3 kadından birinin şiddet gördüğünü bildirdi.

Bir soru önergesi üzerine Adalet Bakanı kadın cinayetlerinin 2002'den, 2009'a kadar yüzde 1400 oranında arttığını ve 2002'de 66 kadın öldürülürken, bu sayının 2009'un ilk 7 ayında 953'e ulaştığını açıkladı.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, 2009-2012 yılları arasında aile içi şiddet sonucu 666 kadının hayatını kaybettiğini bildirdi. (Yayın Tarihi: 20.05.2013)

Halbuki İslam’ın bakış açısına göre kadın; Hz. Adem’in kendisinde huzur bulduğu ve yine kendisinden bir parça olan Hz. Havva annemizdir. Kadın; Hz. Sare, Hacer, Asiye, Belkıs ve Hz. Meryem’dir. Hz. Amine’dir. Hz. Hatice, Hz. Aişe, Hz. Nesibe, Hz. Sümeyye’dir. İki kuşak sahibi Hz. Esma’dır. İslam’da kadın Hz. Fatıma’dır.

Diğer taraftan İslam’da kadının yerini belirlemek toplumun temel taşı olan aile kurumunun yerini belirlemekle yakından ilgilidir. İslam’da, en muazzam beşeri bir yapı olan Devlet dahi demokratik temeller üzerine kurulu olmadığı gibi, aile de demokratik temeller üzerine kurulu değildir. Zira bugün aile kurumunu darmadağın eden bu kuruma sokuşturulan demokratik anlayıştır. Açıktır ki; İslam’a göre aile kurumunun reisi erkektir. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır.


“Erkekler, kadın üzerine idareci ve hâkimdirler.” (Nisa 34)

Buna göre son karar mercii erkek olmaktadır. Kaldı ki Allah Resulü;

“En hayırlınız, hanımına en iyi davrananınızdır. İçinizde, hanımına en iyi davrananınız benim.” [Nesai] diye buyurarak bu yetkinin suiistimal edilmemesi gerektiğini vurgulamıştır.

İslam’da kadın korunması gereken bir namustur. İslam; kadın ile erkek arasında bir rekabet ve mücadeleyi reddeder. Kadın erkeğin eşitliğinden ziyade, fiziki ve ruhsal yapılarına uygun roller öngörür. İslam’da esas olan özgür olmak değil Allah’a kul olmaktır. Ne erkek ve ne de kadının özgür olma diye bir derdi olamaz. Bilakis her ikisi de iman ettikleri Rablerinin emir ve yasaklarıyla kayıtlıdırlar. Bu konuda birbirlerini uyarmakla mükelleftirler. Birbirlerinden sorumludurlar. Ayrıca her biri güttüklerinden sorumludur. Nitekim Resul (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

“Kadınları, Allahu Teâlâ’nın emaneti olarak aldınız ve onlara yaklaşmanız Allah’ın emri ile helal kılındı. Sizin onların üzerinde hakkınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Yatağınızı kimseye çiğnetmemeleri ve maruf olan hususlarda size başkaldırmamaları, onlar üzerindeki haklarınızdandır. Onlar, bu haklarınıza riayet ederlerse, maruf üzere rızıklandırılıp giydirilmeleri onların hakkıdır.” [İbni Cerir]

İslam’da kadın evin hanımefendisidir. Evinin mürebbiyesidir. Aile kurumunun olmazsa olmaz umdelerinden biridir.  Sağlıklı nesillerin teminatıdır. Allah (c.c.)’nin buyruklarının bir muhatabı, sorumlu olduğu alanda Emr-i bil maruf ve nehyi anil müker vecibesinin icracısıdır.  İslam’a davetin yılmaz neferi, İslam devletinin kurulması yolunda muhtaç olunan çok makbul bir çabanın sahibidir kadın.

Bugün Myanmar’dan Arakan’a, Çeçenistan’dan Filistin’e, Doğu Türkistan’dan Suriye’ye kadar dünyanın dört bir yanında, küffarın saldırıları altında en çok eza ve cefayı çeken yine Müslüman kadınlar ve Müslüman çocuklardır.

Raşidi Hilafet Devletinin ikamesi için gecesini gündüzüne katarak çalışan Mü’min eşlerinin yanı başında dimdik duran kahraman Mü’minelere selam olsun!

Allah Resulü şöyle buyurdu:

Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür.” [İ.Asakir]


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz