YILBAŞI KUTLAMALARI

Abdullah İmamoğlu

Zamanında usta bir terzi varmış. Harika elbiseler dikermiş. Dikmiş olduğu güzel elbiselerden ötürü de epeyce nam salmış. Terzi ustası bir gün elbise dikerken hiç yanından ayırmadığı mezurasını/kıstasını/ölçüsünü kaybetmiş ve de hiçbir yerde bulamamış. Tabi işler bekler mi, her ne kadar mezurasını bulamadıysa da “onca senelik tecrübe sahibiyim ölçerim/mezuram olmadan da dikerim” demiş. Lakin elbise bittikten sonra baksa ki elbiseden başka her şeye benziyor. Bunun ardından usta: “terziyi terzi yapan sahip olduğu mezurası yani ölçüsüdür” demiş.

Bizi de biz yapan, Allah katında değerli kılan sahip olduğumuz ölçülerimiz, mefhumlarımız ve kanaatlerimizdir. Bunun manası, her amelin ve atacağımız her adımın bir ölçüye göre olmasıdır ve bu ölçü hiç kuşkusuz İslâm akidesidir.

Kardeşlerim, yine bir yılbaşı ve yine Müslümanların gündeminde yılbaşı kutlamaları ve bunun hükmü. Hal böyle olunca ben de yılbaşının hükmü hakkında çok teferruatlı olmasa da bir makale yazmayı vazife telakki ettim kendime… İnşaAllah konunun anlaşılmasına katkı sağlayacağına inandığım şu tasnifi yaparak başlamak istiyorum.

1-Yılbaşı Gerçeği

2-Amellerin Ölçüsü           

3-Batı Hadaratına Ait Bir Şeyi Almak Haramdır.

Detayları şöyledir;

1-Yılbaşı Gerçeği

Acaba yılbaşı yeni bir yıla girişin kutlanması mıdır sadece? Ya da yeni yıl sevincinin tezahürü müdür bu kutlamalar? Yoksa yılbaşının bilinmedik bir esrarı mı var?

Aslında yılbaşı konusunu Noel kutlamalarından bağımsız değerlendirmek çok doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü tarihe dönüp baktığımızda Noel ve yılbaşı kutlamaları hiç de bağımsız değil. Şöyle ki;  Noel, Hıristiyan inancına göre Hz. İsa’nın doğum günü olarak kutladıkları gündür. Oysaki Hz. İsa’nın  doğum günü Katolik ve Ortodoks kiliseleri arasında ihtilaflı bir konudur. 25 Aralık 06 Ocak arası üç farklı tarihte ihtilafa düşmüşlerdir. 25 Aralık bu tarihler arasında en kuvvetli görüşü oluşturmaktadır. Yine Hıristiyanlar arasında görülen bir başka anlayışa göre Bizans imparatoru Büyük Konstantin putperestlikten Hıristiyanlığa geçtikten sonra (MS. 313) Aralık ayının son haftasını Noel haftası, bu ayın son gününü (31 Aralık) Noel günü ilan etmiştir.

Başka bir veriye göre de Noel, Hıristiyanların Hz. İsa'nın doğumu sebebiyle kutlamalar yaptıkları dini bayramlarıdır. Yeni yıl kutlamaları ise eski Romalıların bir âdetidir. Bu âdet, Noel kutlamalarıyla birleştirilerek bugün tüm dünyada yaygınlaştırılmıştır. O günlerde, bolca hindi kesmek ve tüketmek, çam ağaçlarını kesmek, Noel baba kostüm ve oyuncakları alım-satımı, parti şapkaları almak, mum yakmak ve hediyeleşmek gibi âdetler uygulanır.

Görüldüğü üzere yılbaşı Noel kutlamalarından bağımsız salt bir kutlama değildir ve yine yılbaşı kutlamaları yeni bir yıla girişin sevinç tezahürü de değildir. Yani mesele sadece yeni bir yılın kutlanması değil, bilakis, hadaratsal bir meseldir.

Hayata bakış açısıyla, hayat hakkında mefhumların bütünüyle alakalı bir meseledir. Hadarat konusuna ilerleyen kısımlarda değineceğimden dolayı şimdilik geçiyorum.

Yılbaşı gerçeğini ana hatlarıyla ortaya koyduktan sonra gerek bu meseleye dair, gerekse sair meseleler için amellerde ölçünün ne olması gerektiği konusuna geçebiliriz.

2-Amellerin Ölçüsü

Bir Müslüman her hangi bir ameli gerçekleştireceği vakit bunu belli ölçüler doğrultusunda yapmakla mükelleftir. Allah Subhanehu ve Teala’nın gönderdiklerine iman eden bir kimse hiçbir şekilde keyfi ve heva-i hareket edemez. Mutlaka ama mutlaka yapacağı her bir amelin hükmünü şeriattan almalıdır. Zaten Müslümanların hayatlarında, karşılaştıkları, çözüme muhtaç problemlerde Şari’nin hakem kılınması dini bir zarurettir. Müslümanlar amellerinin tayininde şeri hükme kulak vermeyerek, beşeri akıldan neşet etmiş aklî çözümleri hakem kabul etmeleri kesinlikle caiz değildir. Bilinen bir konu olması hasebiyle konuya ilişkin bazı nasları paylaşmakla iktifa etmek istiyorum.

Allahu Teâlâ ayetinde şöyle buyurmaktadır:


“Aralarında hükmetmesi için, Allah'a ve Resulüne çağrıldıkları zaman Mümin olanların sözü: «İşittik ve itaat ettik» demeleridir. İşte felaha kavuşanlar bunlardır. Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse ve Allah'tan korkup O'ndan sakınırsa, işte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır.” (Nûr 51-52)

Başka bir âyette Allahu Teâlâ:

  

“Allah ve Resulü, bir işe hükmettiği zaman, Mümin olan bir erkek ve Mümin olan bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.” (Ahzab 36)

Aşağıdaki ayette ise Allahu Teâlâ, her hangi bir anlaşmazlıkta, çözüme muhtaç meselelerde ve Allah’a kullukta Rasul Aleyhisselamı hakem kabul etmeyi imanla alakalandırmış, imanın semeresi olduğunu açık bir şekilde ifade etmiştir. Şöyle ki;


“Hayır, hayır! Rabbine andolsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda senin hakemliğine başvurmadıkça sonra da vereceğin karara, gönüllerinde hiçbir burukluk duymaksızın, kesin bir teslimiyetle uymadıkça mümin olamazlar.” (Nisâ 65)

Görüldüğü üzere ayeti kerimeler kulların fiilleriyle alakalı düzenleme ve amelin keyfiyetini beyan etme salahiyetini şeriata vermiştir. Yani her hangi bir kimse bir fiiliyat gerçekleştireceği vakit o meselenin hükmünü şeriata sormak durumdadır. Çünkü şeri kaidede geçtiği üzere “fiillerde asıl olan şeri hükümlerle kayıtlı olmaktır.” Bu yüzden yılbaşı kutlamaları ameli bir konudur ve şeri hükme tâbidir. Son söyleyeceğimi şimdi söyleyecek olursam, gerek Noel gerekse yılbaşı kutlamalarının hükmü “HARAM”dır.  Şeriat böyle bir kutlamaya cevaz vermemiştir.

Bunun üzerine temellendiği asıl, konunun hadaratsal oluşudur. Yani hayat hakkındaki düşünceyle alakalıdır. Bu konunun detayını üçüncü ve son başlığımızda incelemeye çalıştım.

3-Batı Hadaratına Ait Bir Şeyi Almak Haramdır.

Müslümanların nezdinde muğlak/müphem ve de elzem bir şekilde açıklanmaya muhtaç konulardan bir tanesi de Batı’dan neyin alınıp neyin alınamayacağı konusudur. Batı’dan her hangi bir şeyin alınıp alınamayacağını belirleyen esasi unsur, alınması istenen şeyin/objenin/vakıanın Batı’nın hayat anlayışından kaynaklı olup olmadığının bilinmesidir. Şunu kast ediyorum, Batı’dan/Kâfirlerden alınması istenen şey eğer ki kâfirlerin akidelerinden ya da hayat hakkındaki mefhumlar toplamından/hadarattan neşet eden bir uygulama ise Müslümanın onu alması kesinlikle haramdır. İşte bu noktada konunun daha iyi anlaşılabilmesi “Hadarat ve medeniyet” kavramlarını çok kısada olsa açıklamayı gerekli kılmaktadır. Çünkü bizler bugün gerçekten İslâm Ümmeti olarak bu ayrıma ve tasnife çok ihtiyacımız var. Bakın şanlı tarihimize, bizi güçlü kılanın diğer ümmetlerden farklı kılanın hayat tarzımızı biliyor olmamız olduğu aşikârdır. Tarif edecek olursak;

Hadarat, akide’den doğan hayat hakkındaki mefhumların bütününün oluşturduğu bir ümmete has hayat tarzıdır.

Örneğin bir Müslümanın laikliği alması, uygulaması haramdır. Çünkü laiklik kendine has hayat hakkında mefhumlarını oluşturduğu bir yaşam tarzıdır. Bu ise Allah’ın hâkimiyet vasfına aykırıdır ve Müslümanın bu yüzden laikliği alması haramdır. Bir başka örnek olarak da flört etmeyi ele alalım. Flört dediğimiz olgu Kapitalizmin kişiye sağlamış olduğu şahsi hürriyetin bir ürünüdür. Yani hayat hakkında ortaya konan bir fikrin ürünüdür ve Müslümanın bunu alıp uygulaması haramdır.

Medeniyet ise günlük yaşamda kullanılan maddi vasıtalar, üslup ve vesilelerin tümüdür.  Örneğin teknoloji, makina, robot, araba veya uçak gibi... Bunların alınması caizdir çünkü hiç biri akideye, kavme, millete ve inanca özel değildir. Belli bir akideden tamamen bağımsızdır. Medeniyet genel ve özel olmak üzere ikiye ayrılır. Genel medeniyet yukarıda izah ettiğim gibidir. Özel medeniyet ise: Belli bir akideden çıkmıştır. Çıplak sanat, insan resmi veya heykeltıraşlık yapmak gibi. Bunların hepsi özel medeniyete girer ve alınması Şer’an caiz değildir. Çünkü belli bir hayat görüşüne bağlıdır.

Eğer medeniyet belirli bir akideden çıkmamışsa ve hiç bir düşünceye dayalı değilse onu almaya Rabbimiz izin vermiştir. Çünkü genel medeniyet dünyanın neresinden gelirse gelsin, o belirli bir kültür, akideden çıkmamıştır. Bir uçağı kullanmak veya yapmak genel medeniyettendir. Rasullah’ın uygulamalarında bunları görmek mümkündür. Örneğin Bizans eşyalarını alıyordu. Silah yapımını öğrenmeleri için ashabını başka diyarlara gönderiyordu. Özel medeniyet ise, Allah’ın haram kıldıkları arasındadır. Çünkü özel medeniyet belli bir akideye bağlıdır. Örneğin çıplak kadın resmi çizmek, insan heykelleri yapmak gibi…

Yılbaşı hakkında başta yapmış olduğum açıklamaları, hadarat hakkında yapmış olduğum açıklamalarla ilintilersek karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır; Noel ve yılbaşı kutlamaları hayat hakkındaki mefhumların ortaya koyduğu hayat anlayışının bir ürünüdür ve bu uygulamayı almak kesinlikle “haram”dır. Müslümanın batılı kâfirin ortaya koymuş olduğu hayat modelini alması, uygulaması kati surette helal değildir. Buna ilişkin bir kaç nassı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Nitekim Allah’ın Rasulü bizden olmayanların hayat anlayışlarına ya da hayat tarzlarına benzemeye ilişkin şu sözlerini beyan buyurmuştur:


“Her kim, bir topluluğa (kavme) benzerse (onların hayat anlayışından olan hayat tarzını alırsa) o da onlardandır.” (ebu-Davud ve Ahmed)

Allah'ın Rasulü Muhammed Sallahu Aleyhi ve Sellem'in şu hadisinde dediği gibi:

“Siz sizden öncekileri adım adım, karış karış takip edeceksiniz. Hatta onlardan birisi kertenkele deliğine girse siz de onların peşinden kertenkele deliğine gireceksiniz.

"Bunun üzerine sahabe:

"Onlar Yahudiler ve Hıristiyanlar mı?" diye sorunca Allah'ın Rasulü: 

"Başka kim olabilir” (Buhari)

Nihai olarak, genelde batıdan, kâfirlerin hayat görüşlerinden neşet eden bir uygulamayı konumuz olması hasebiyle de özelde yılbaşı kutlamalarını almak, kutlamak ve o gecede eğlenmek kesinlikle haramdır.

Ne mutlu Rabbine kulak verip emrine icabet edenlere… Vesselam


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz