MEDYA'NIN ETKİSİ VE HİLAFET DEVLETİNDE MEDYA

Mahmut Kar

Dünya'da devlet ve ideolojilerin dördüncü kuvvet olarak gördükleri bir kitle iletişim aracı medya. Belki de medyayı birinci çok önemli kuvvet olarak göstereceklerdi. Lakin demokratik rejim ve devletlerin kutsal değerleri olan yasama-yürütme-yargı dediğimiz üç kuvvetin önüne geçmesi demokratik değer ve teamüllere aykırı olduğu için medya dördüncü kuvvet oldu.

Günümüzde daha çok ideolojik olmayan devletlerde iktidarları devirme ve yeni iktidarlar belirleme gücüne sahip medya. Yaygın ve savurgan tüketim kültürünü reklamlar ile topluma kazandıran bir finans sektörü medya. Gerektiğinde kişileri vezir, gerektiğinde de rezil yapabilen bir acımasızlığa ve tahammülsüzlüğe sahip medya. Kadınlardan, çocuklar ve yaşlılara kadar toplumun geneline alternatif endüstriyel görsel hizmet sunarak gözleri kör ve kulakları sağır edebilecek alışkanlıklar oluşturan bir bağımlılık aracı medya.

Evet, işte medya kısacası hayatın hemen hemen her alanını etkileyen ve bütün dünyayı köy haline getiren bir kitle iletişim aracıdır. Medya, İnsanların ve toplumların fikirlerini, zihinsel eğilimlerini, olayları değerlendirmelerini, haber ve bilgi toplamada, şekillendirmede ve yönlendirmede rakipsiz, keskin ve manevi bir güçtür. Aynı zamanda medya, İnsanın düşünsel yapısına egemen olan yargılayıcı ve belirleyici bilgi ve haber mekanizmasıdır.

Medya aslında bir iletişim aracıdır. Bir iletişim aracı olması yönüyle değerlendirdiğimizde insanlığın yaratıldığı günden günümüze medyanın varlığından bahsedebiliriz. Sadece günümüzde medyanın endüstriyel bir sektör olduğunu hatırlatmak yeterli olur. Yoksa sadece insanın diğer bir insanla veya toplumla iletişim kurmasını sağlayan araçlar geçmişten günümüze farklılık göstermiştir. Değişmeyen ortak şey iletişimin varlığıdır.

İnsan diğer bir insanı, önce etkilemek ve sonra da ikna ederek düşüncesine inandırmak için iletişim kurar. Bu insan ile toplum arasındaki iletişim için de geçerlidir. Bugün medya da aynı şeyi yapmaktadır. Bir kitle iletişim aracı olarak etkilemek ve ikna etmek için varlığını sürdürmektedir. Burada iletişim kurmak isteyen ile iletişim kurulan iki taraf bulunmaktadır. Eğer iletişim kurulan kişide öncül bilgiler ve hayat düşüncesi varsa karşılıklı bir etkileşim de söz konusu olabilir. Ancak günümüzde medya ile bu tür karşılıklı etkileşim çok zor görünüyor. Çünkü fikri, düşüklük seviyesinde olduğu için, medya günümüz toplumu ile kolay iletişim kurabilmekte ve toplumu çok kolay etkileyebilmektedir.

Bunun için daha eskilere giderek Osmanlı Hilafet Devletinin yıkılmasının öncesinde (17. ve 18.yüzyıl) batının bu iletişim aracını nasıl kullandığına bakabiliriz. Bilindiği üzere batı İslam ile mücadelesinde meydanda hiç bir zaman süreklilik arz eden bir başarı elde edememişti. Ta ki, Müslümanlarla fikrî ve kültürel mücadeleyi başlatana kadar. Bu fikrî ve kültürel savaş için Batı İslam dünyası ile iletişim kurmayı kaçınılmaz görmüş ve İslam dünyasından düşüncesi bozuk aydınlar ve müsteşrikler vasıtası ile kendi fikir ve kanunlarını İslam dünyasına sunmuştu. Bu kültürel savaşta Müslümanlar mağlup olmuşlardı. Bu galibiyeti fırsat bilen batı İslam dünyasının liderliği olan Hilafet'i de kaldırınca artık kirli ve zehirli fikirlerini Müslümanlara pazarlamakta hiç ihtimamsızlık göstermemişti. Bugün de aklıselim bir kişi dünya gelişmelerine baktığı zaman Batı'nın İslam ile amansız ve haksız bir savaş psikolojisi içinde olduğunu görecektir. Bu savaş askerî, kültürel ve ekonomik boyutları yanında medyatik boyutu da içermektedir. Bu husus farazi bir mesele değil ortada somut bir realitedir.

Batı'da Bilginin Kaynağı:

Batı'nın Müslüman insanının zihnine, fikrine ve yaşayış tarzına egemen olmak için izlediği en tehlikeli ve etkili metot; kendi çıkarlarına uygun olacak şekilde Müslümanların düşünüşlerini programlama metodudur. Böylece Batı'nın dünya ile ilgili siyasetini, hedefini ve çıkarlarını sağlama hususunda engel ve rakip olabilecek olan Müslümanların önü kesilmiş olacak ve İslam ümmetinin doğru olarak kalkınması için karşılarında büyük bir engel çıkmış olacaktı. Bu nedenle Müslümanların düşünüşlerini programlama metodunda Batı'nın yöntemi; dünyada cereyan eden olaylar ve haberler ile ilgili bilginin kaynağı Batı merkezli olmasıdır. Bu bilgi ve haber kaynaklarından bir kaç örnek verelim:

1) İslam ve Müslümanlar hakkında inceleme ve araştırma yapan, bilgi toplayan ve Batılı ülkelerde bulunan yüzlerce üniversiteler ve enstitülerdir.

2) (İsrail varlığı) istihbarat teşkilatına bağlı Uneal Denkmann enstitüsü. Bu enstitüye Camp David'ten sonra Mısır’da katıldı.

3) Stratejik araştırmalar merkezi Rockflear kurumu.

4) Bilgi merkezi For Vaundeash.

5) İslami ve Arapça araştırmalar Rand kurumu.

6) Uzak ve Orta Doğu'nun sosyal araştırmalar konseyi.

7) Orta Doğu araştırmalar grubu.

8) Alman Friesisch Ebert Kurumu.

9) Barty uluslararası araştırmalar enstitüsü.

10) Shikagow dış ve askeri araştırmalar merkezi.

11) Brettiston uluslararası araştırmalar merkezi.

12) Harford uluslararası işler merkezi.

13) Amerikan kalkınma örgütü

Bu merkezlerin tek kuruluş amacı; Müslüman insanının zihinsel yapısı, yaşayış tarzı, yöneliş ve tutumu hakkında araştırmak ve bu doğrultuda Müslümanları etkilemek için teşhisler koymaktır. Zira bu bilgi kaynaklı araştırma merkezleri İslam ve Müslümanlarla alakalı bilgileri toplamada ve gerçekleri öğrenmede çok sayıda uzman ve profesyonel kişileri görevlendirmektedir. Bütün bu gerçekler karşısında şu kesin olarak bilinmelidir ki; Batı'nın İslam ve Müslümanlarla ilgili tutumunu ve siyasetini belirleyen ve yönlendiren bu araştırma merkezleridir. Bu belirleme ve yönlendirme sadece askerî, sosyal ve ekonomik değil medya ve psikolojik boyutlarını da içine alır.

Dünya çapında haber ve medya kaynağına egemen ülkeler ABD, Fransa, İngiltere, Almanya ve Rusya'dır. Bu devletler dünya medyasının kullandığı bilginin ve kaynağının %90'ına egemendir. Rakamsal olarak bu devletler dünya çapında 70.000 yayın yapan istasyon ve radyolara sahip iken, İslam âleminde 7.000'i geçmeyecek şekilde yayın istasyonu vardır. Aynı zamanda bu devletler 50.000 televizyon ve uydu bağlantılı kanala sahip iken, üçüncü dünya ülkeleri 3.000'i aşmayacak şekilde kanala sahiptir. Aradaki farkın ne denli korkunç olduğu gözler önünde açıktır. Haberciliğin, gazeteciliğin ve haber ajanslarının dünya trafiğindeki akışının %90'ını düzenleyen sadece 5 ajanstır. Bu ajanslar içerisinde ne Anadolu Ajansı ne de herhangi başka özel bir haber ajansı bulunmamaktadır.

1) Reuters haber ajansı; İngiltere.

2) The Associated Press (AP) - ABD.

3) Yourat TV Bras; ABD.

4) Fransız haber ajansı.

5) Alman haber ajansı.

Bu ajanslar dünya haberlerinin %90'ına, sadece Amerika ise %50'sine egemendirler. Günlük olarak da dünya haber merkezlerine ve gazetelerine 40 milyon kelime ve kavram dağıtılmaktadır. Üçüncü dünya ülkelerinin medyasına gelince o; günlük olarak sadece 30.000 kelime dağıtmaktadır. Diğer bir ifadeyle Batılı devletlere bağlı ajansların yayınladığı haberlerin %90'ını bütün dünyaya verirken, üçüncü dünya ülkelerininki sadece %1'idir. Kısacası; dünya medyasını teşkil eden habercilik bu beş ajans şirketlerin dışına çıkmamaktadır. Buna 'Haber Stokçuluğu' denilmektedir. Dünyadaki olayların ve haberlerin süzgeci bu ajanslardır. Bilginin ve dünyada gelişen olayların haberlerinin tek kaynağı Batı iken, bu beş haber ajansının hem kendi çıkarlarına hem de tâbi oldukları devletlerin çıkarlarına uygun olarak bir olayı ve haberi şekillendireceği ve bu istikamette dünya izleyicilerini (özellikle Müslümanları) etkilemek için yönlendireceği kesindir.

Dünya medyasının haber sunuşlarına bakıldığı zaman şu sonuç ortaya çıkıyor:

Medya önce cereyan eden olaya el koyuyor, haber endüstrisi, yani haber üretme fabrikasında haber üzerine köklü bir operasyon yapılarak ona istenilen şekil veriliyor, son aşama olarak haber bülteninde bütün dünyaya duyuruluyor. Yani salt habercilik diye bir şey yoktur. Bu söz sadece insanları kandırmaktan başka bir işe yaramaz. Bu gerçeğin fotoğrafını çizmek için güncel gelişmelerden bir kaç örnek verelim:

Hatırlanacağı üzere 11.09.2001'de ABD'nin güç sembolünü temsil eden ve dünya ticaret merkezi adlandırılan ikiz kule uçaklarla yerle bir edilmişti. Şimdi sizler bu satırları okurken bu hadisenin 11 Eylül hadisesi olduğunu hemen hatırladınız. Niye çünkü Batı bu olayların ismini 11 Eylül hadisesi olarak verdi. Acaba medya neden tarihe endekslenerek bir başlık seçmiş ve ikiz kule, ticaret merkezi veya Newyork olayı dememiştir? Bunun sebebi nedir? Neden özellikle herkesin dilinde 11 Eylül denilmektedir? Neden medya uçak ve bina fotoğrafları es geçilerek en çok tarih üzerine duruyor? Oysa gerçek hadise sıkı güvenlik önlemleriyle kuşatılan Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon binalarının uçaklarla vurulmasıdır. Bunun tek anlamı; eğer medya fotoğraflar üzerine sık sık durursa insanların zihinlerinde güçlü bir kanaat oluşacak, o da şöyledir: Demek ki Amerika'nın askerî gücü abartıldığı kadar değildir. Fakat Amerikan medyası sürekli acındırma duygusunu aşılayarak, 3000 kişinin öldüğü bu olayı zikrederken zihinlerde hep 11 Eylül, Usame B. Ladin, el-Kaide, terörizm gibi kavramların kazınması sağladı. Tüm bu yönlendirmeyi medya aracılığı ile yaptı.

Şimdi bir de günümüzden daha sıcak bir gelişme ile ilgili medya'nın yönlendirme taktiğini ortaya koyan bir örnek verelim. Hem de Türkiye'den... Biliyorsunuz Türkiye son haftalarda Hükümet-Cemaat kavgası ile çalkalanıyor. 17 Aralık’ta büyük bir yolsuzluk ve rüşvet operasyonu yapıldı ve bazı bakanların oğlunun da içinde olduğu iş adamları ve bürokratlar tutuklandı. Peki, medya bunu nasıl haberleştirdi ve gündem yaptı bakalım. Hükümete yakın bir kısım medya ve devlet kanalları konuyu Türkiye Cumhuriyetine dış güçlerin operasyonu olarak verdiler. Hükümetin karşısında olan medya ise yolsuzluk operasyonu olarak verdi. Burada hangi taraf medya gücünü etkin kullanarak propagandasını yayabilmiş ise toplumda o nebzede zihin yönlendirmesi yapabilmiştir.

Kapitalist devletler medyayı iki amaç için kullanmaktadırlar:

1) Kendi toplumlarını medya'nın aktüel ve eğlence kültürü ile oyalamak.

ABD ve İngiltere'de toplum öyle bir şekilde medya bağımlısı olmuş ki neredeyse her bir kişiye bir televizyon düşüyor.

2) Diğer toplumlara kendi kültür, fikir ve siyasetlerini baskın bir şekilde pazarlamak.

ABD'nin devlet televizyon ve radyo kanalları daha Haziran 2013'e kadar ABD içinde yayın yapma yasağı ile karşı karşıyaydılar. ABD kendi kültür ve siyasetini yaymak için kurduğu medya araçlarının kendi halkı tarafından izlenmesini yasaklamış. Ta ki, 2001'de İkiz Kulelerin vurulması döneminden sonra bu yasağın kaldırılması konuşulmuş. Bu da sömürgeciliğin bir üslubu olsa gerek.

Hülasa medya bireylerin ve toplumların zihinlerinin yönlendirilmesi, algılarının oluşturulması, olayların değerlendirilmesi noktasında dördüncü kuvvet ve güç olarak işlev görmektedir.

Hilafet Devleti'nde Medya

İçinde yaşadığımız çağ medya ve iletişim çağı olarak tanımlanmaktadır. İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde iletişim bu gün olduğu kadar önemli, önemli olduğu kadar da tehlikeli olmamıştır. Özellikle de iletişim teknolojisinin hızla geliştiği, uydu kanalları ve internet başta olmak üzere iletişimin araçlarının yayın araçlarına dönüştüğü son yıllarda iletişim çok önemli bir mesele olarak insanlığın gündemindedir.

İslam ümmeti iyiliği emretme ve kötülükten nehyetme misyonuna sahip bir ümmet olduğuna göre medya araçlarını en çok kullanan ümmet olması gerekir. Zira İslam’a davet ve iyiliği emretmek; artık bütün yerkürede her eve girmiş olan yazılı veya görsel medya araçlarını kullanmayı gerektirmektedir. İslam ümmeti iletişim araçlarını: İslam’ın dünyamız için en ideal uygarlık olduğunu delilleri ile ortaya koymak, İslam devletinin İslam nizamını benimseme ve İslam risaletini âleme, bütün insanlığa taşıma noktasında izleyeceği politikalarının doğruluğu, gerek bölgesel gerekse devletlerarası düzeyde düşman devletlere karşı belirlediği siyasetin tutarlı bir siyaset olduğu konusunda gerekli kamuoyunu oluşturmak, iktisadi, toplumsal, kültürel ve ahlaki manada insanların iyiliğine, dünya halklarının yararına olan şeyler noktasında insanları yönlendirmek ve devletlerarası gündemi oluşturmak için kullanması gerekmektedir.

Buna mukabil olarak kötülükten nehyetmek için de iletişim araçlarını kullanmak elzemdir. Beşeri ideoloji ve felsefelerin batıllığını, insan kaynaklı düzen ve uygarlıkların çözümsüzlüğünü, kokuşmuşluğunu ve insanlığı büyük bir krizin eşiğine getirdiği noktasında kamuoyunu aydınlatmak için medya önemli bir aygıttır. Aynı şekilde İslam beldelerinde iktidarları gasp etmiş olan sömürgeci devletlerin siyasetlerini deşifre etmek, onların çirkin emellerini gün yüzüne çıkartmak için de önemli bir boşluğu dolduracaktır.

Hilafet Devleti'nde medya devletin üzerine kurulu olduğu 13 cihazdan biridir. Bu yönü ile medya diğer 12 cihazdan daha az mühim değildir. Hilafet Devlet'inde medyanın varlık sebebi Hizb-ut Tahrir'in Anayasa tasarısında 103. maddede belirtilmiştir.

Madde 103: Medya organı, dâhilde kötülüğü uzaklaştıran ve güzelliği barizleştiren kaynaşmış ve güçlü bir toplum inşa etmek için, hariçte ise İslam’ın azametini ve adlini, ordusunun kuvvetini, beşeri nizamın fesadını zulmünü ve ordularının vehnini gösterir bir şekilde İslam’ı barışta ve savaşta öne çıkarmak ve İslam’ın ve Müslümanların maslahatına hizmet etmek üzere, devletin medya siyasetini belirleyip infaz etmekten mesul olan bir dairedir. (Bakınız: Anayasa mukaddimesi. Esbabı Mucibe 440-445)

Ayrıca Hilafet Devleti'nde medya nasıl olacak diye merak edenler, İslam Devleti için Medya Kanun Tasarısı İsmi ile hazırlanmış tasarı metninden de istifade edilebilirler.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz