UNUTULAN PARÇAMIZ DOĞU TÜRKİSTAN

Mustafa Küçük

“Dikkat edin İslâm bir dairedir. Döndüğü müddetçe siz de kitapla (Kuran/Sünnet) beraber o dairenin içinde dönünüz. Dikkat edin, kitap ile sulta (din ve devlet işleri) birbirinden ayrılacak. Dikkat edin, onlar, bizden olmayanlar sizin başınıza emir (idareci) olacak. Sizin aleyhinize olan, kendilerinin lehine olan şekilde hükmedecekler.

Eğer onları dinlemezseniz sizi öldürecekler, itaat ederseniz sizi saptıracaklar. Onlara karşı Meryem oğlu İsa Aleyhi’s Selam’ın arkadaşlarının davrandığı gibi davranın. Onlar ki testerelerle biçildiler, çarmıha gerildiler ama yine de davalarından vazgeçmediler. Allah’a itaat ederek ölüm, Allah’a isyan ederek yaşamaktan daha hayırlıdır.” (Taberani Mu’cemu’l Kebir.)

Kitap ve sultayı birbirinden ayırdığı günden beri bu ümmet hayır yüzü görmedi. Rüzgârı gidip birliği dağıldı. Hilâfet ilga edilip ülkesi bin bir parçaya bölündü. Maceradan maceraya, beladan belaya sürüklenip tarumar oldu.

Bu yüzden İslâm ümmetinin hangi parçasından söz etsek içimiz parçalanıp yüreğimiz kan ağlıyor. İşte Arakan, Myanmar, Somali! İşte Bosna, Çeçenistan, Özbekistan! İşte Irak, Mısır, Biladüşşam! Ve işte bu makalemizin konusu olacak olan unutulan parçamız; Doğu Türkistan!

Doğu Türkistan dediğimizde, Kuzeyinde Altay dağları, güneyinde Karakum çölü ile Altundağı ve Pamir dağları yükselen 40 milyon nüfusa ve 1.828.418 km² yüzölçümüne sahip dev bir Müslüman ülkeden söz ediyoruz demektir.

Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan, Keşmir, Tibet ve Çin ile çevrili olan ülkenin başlıca kentleri; Kaşgar, Hoten, Kumul, Gulca, Aksu, Korla, Turfan olup Başkenti Urumçi’dir.

Abdulkerim Satuk Han döneminde İslâmiyet'i bir hayat nizamı olarak benimseyen Karahanlı Devleti; 840-1212 yılları arasında Doğu Türkistan toprakları üzerinde kurulmuştu. Öyle ki bu topraklar, Abbasi Halifelerinden "Nasr Bin Ali" döneminden bu yana Müslüman ülkesi olarak tanınmıştır.

Bu topraklarda Karahanlılar, Gazneliler, Harzemşahlar, Selçuklular, İslâm bayrağı altında devlet kurmuş, İslâm hadaratının en güzel örneklerini vermişlerdir. Mahmut Gaznevî, Abdülkerim Satuk Buğrahan, Selçuk Bey, Melikşah gibi büyük devlet adamları bu topraklarda yetişmişlerdir.

İslâm’ın ikinci teşrî kaynağı olan Resul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in söz, fiil ve takrirlerinin muhafazasında azami gayret gösteren zatlardan olan İmam Buhari ve Tırmizi, asrın en büyük Arap dil bilimcisi Zemahşeri bu toprakların bağrından çıkmışlardır. Artı kendi zamanlarında müsbet bilimin en ünlüleri olan ve eserleriyle dünya literatürünü altüst eden İbn-i Sina, Farabi, Fergani, gibi bilginler bu topraklarda doğup büyümüşlerdir.

Çinliler tarafından 1876 yılında işgal edilen Doğu Türkistan, 1884’te Sincan, “Yeni Kazanılmış Topraklar” adıyla Çin İmparatorluğu’na bağlanmıştır. Doğu Türkistan halkının mücadelesi sonucu, Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti 1933 yılında Kaşgar’da kurulmuş olsa da çok geçmeden komünist Çin güçleri tarafından ortadan kaldırılmıştır. 1949 yılından bu yana Doğu Türkistan’ın kaderi Çin yönetimine terk edilmiş oldu.

Doğu Türkistan halkı hiçbir şekilde Çin idaresini kabullenmemiş, defalarca bağımsızlık girişimlerinde bulunmuş, gerektiğinde silahlı mücadeleye de başvurmuştur. Nitekim Çin, Doğu Türkistan'ı işgal ettiği 1759'dan 1862 yılına kadar, Müslüman halk 40’ın üzerinde ayaklanmış ve Çin yönetimine başkaldırmıştır.

Doğu Türkistan halkı, 1949 yılında Komünist Çin tarafından işgal edildiği yıldan beri Çin’in insanlık dışı, insanın onur ve gururunu ayaklar altına alan vahşi politikalarına maruz kalmıştır. Artı Doğu Türkistan halkı olabildiğince dünyadan soyutlanmış ve tecrit edilmiştir. Böylece Çin, Doğu Türkistan halkına ırkçı bir politika uygulamış ve ikinci sınıf insan muamelesi yapmıştır. Doğu Türkistan’ı ekonomik olarak talan etmiş, yerel halk Çin’in en fakir halkı olduğu halde, bölgenin yer altı ve yer üstü kaynaklarını ekolojik dengeyi aşırı derecede tahrip ederek alıp götürmüştür.

Çin şu ana kadar yaptığı yer altı ve yer üstü bütün nükleer denemelerinin hepsini Doğu Türkistan’da yaparak, binlerce çocuğun sakat doğmasına ve radyasyon sebebiyle hastalıktan ölmesine neden olmuştur. Dahası halkı acımasızca mecburi kürtaja tâbi tutmuştur. Doğu Türkistan’a sürekli Çinli göçmen yerleştirmiş, sürekli alfabe değişikliği yapılarak Uygur halkını köklerinden koparma çabasını sürdürmüştür. Dini ve örfü yasakladığı gibi son yıllarda kendi dilinde eğitim yasağını da dikte etmiş, bununla da yetinmeyerek tarihi eserleri yok etme politikasını uygulamıştır.

İşte bütün bu haksızlıklar, dünyanın birçok yerinde bulunan Doğu Türkistanlıların kurduğu derneklerce protesto edilerek dünyaya duyurulmaya çalışılmıştır. Fakat ne yazık ki dünya halkları bu feryatları duymazlıktan gelmiştir.

Dünyanın bu tavrından cesaret alan Çin uyguladığı zulüm ve asimilasyon politikasını 2000 yılından beri arttırmıştır. Öyle ki; 15 ve 22 yaş arası binlerce Doğu Türkistanlı genç kızı, meslek edindirme ve zenginleştirme adı altında Çin’in iç bölgelerine zorla götürerek fabrikalarda zor şartlar altında çalıştırmaktadır. Dahası bu kızların ahlaklarını bozmak için zor kullanarak bar, gece kulüpleri, otel, pavyon ve genelevlerde çalıştırmaktadır. Resmî rakamlara göre Çin’e zorla götürülen Uygur kızlarının sayısı bir milyonu aşmış bulunmaktadır.

Nitekim Çin’e zorla götürülen bu işçilerden 800 kişi Guangdong eyaletine bağlı Shaoguan kentindeki bir oyuncak fabrikasında çalışmaktaydı. 23 Haziran 2009 tarihinde Çinli işçiler burada çalışan Uygur kızlara sarkıntılık etmiş, bu sebeple Uygurlu gençlerle Çinli gençler arasında kavga çıkmıştı. Binlerce Çinli genç kentin belediye başkanının bilgisi dâhilinde Uygurlu gençlerin kaldığı yatakhaneyi geceleyin basmış ve yüzlerce genci linç etmişlerdir.

Bu nedenle Doğu Türkistan dediğimizde aynı zamanda kıyımların, sürgünlerin, acıların ve her şeyden daha vahim olan unutulmuşların ülkesinden bahsetmiş oluyoruz.

Etnik temizliğe, ırk ayrımcılığına, periyodik tutuklamalara, doğum kontrolüne, asimilasyona ve zorunlu geri dönüşe tâbi tutulan Müslüman Uygur halkı içine düştüğü bu çaresizlikten kurtarılmayı beklemektedir.

Bir gün muhterem bir kardeşimizle sohbete yeni başlayacaktık ki bana şunu sordu: Yahu! Nasıl oluyor da siz her defasında sözü Hilâfete getiriyorsunuz? Evet! Kardeşlerim iki şey bizi Hilâfetten söz etmeye mecbur etmektedir.

Birincisi; Hilâfet İslâm’ın özünde vardır. Hilâfet nübüvvetin özünde mündemiçtir. Bu nedenle Hilâfete davet etmek bizatihi dinin tamamına davet etmektir.

İkincisi vakıa bizi Hilâfete davet etmeye mecbur etmektedir. Çünkü yeryüzündeki bilumum Müslümanların vakıası birdir. Ve onları içine düştükleri bu kısır döngüden kurtaracak yegâne çözüm de Hilâfetten başkası değildir.

 Haydi, söyleyin Allah aşkına Doğu Türkistan’ı Çin zulmünden Hilâfetten başka hangi güç kurtarabilir. Ulusçuluk mu? Milliyetçilik mi? Pantürkizm mi? Türk–İslâm sentezi mi? Dünyanın en kaypak düşüncesi olan Demokrasi mi? Büyük güçlerin mandacılığı mı? Hayııır! Binlerce kez hayır! Bunların hepsi hem Din-i Mübin İslâm’a aykırı hem de vakıaya aykırıdır.

Resul SallAllahu Aleyhi ve Sellem buyurdu; “Müslümanlar diğer insanlardan ayrı olarak tek bir ümmettir. Savaşları da bir, barışları da birdir.”

Buna göre İttihadı İslâm da Hilâfettir. Müslümanların birliğini sağlayacak yegâne nizam da Raşidi Hilâfet nizamıdır. Tevhit dahi Hilâfeti amirdir.

Evet! Doğu Türkistan’ı komünist Çin zulmünden kurtaracak fikir, plan ve proje; bizatihi Biladüşşam’ı kurtaracak Hilâfet nizamının ta kendisidir.


“Yarışanlar bunu için yarışsınlar” [Mutaffifîn 26]


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz