SÜNNET VE TEŞRİDEKİ KONUMU – GERÇEK ANLAMDA USVE-İ HASENE

Abdullah İmamoğlu

Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sünneti’nin İslâm Hukuku’ndaki konumu tartışılmaz bir konudur. Sünnet’in yani Rasullah’ın hayatının Müslümanlar açısından önemi, hayatlarına ışık tutacak olan hidayet ve rahmet kaynağı İslâm risaletinin muallimini/öğreticisini -Kur’an’ın ifadesiyle- Üsve-i Hasene’yi kavrama gayretine itmiştir.

Özellikle geride bıraktığımız ‘Kutlu Doğum Haftası’nda yine barizleşen “yanlı Sünnet” ya da “içi boşaltılmış Sünnet” anlayışlarına şahit olduk. Bazı yönlerine değinilen ama bazı yönlerine değinilmeyen bir Elçi profili çizdiler bizlere. Ve yine bir kısmı anlatılan ve belli bir kısmı da ihmal edilen bir Sünnet anlatıldı bizlere…

Bu konunun izahına Müslüman kardeşlerimizce benimsenmiş, hayatlarına kök salmış Sünnet algısından hareketle başlamak istiyorum. Günümüzde Sünnet kavramı hayattaki etkinliğini kaldıracak şekilde tarif edilmiş, içi boşaltılmış ve Sünnet’in alanı ciddi anlamda sınırlandırılmıştır. Böyle olunca da Sünnet’in teşrideki değeri zafiyete uğramıştır. Müslümanlar nezdinde Sünnet kavramı/ıstılahı, Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın yaptığı ve Ümmetine yapmasını tavsiye ettiği fiil ve sözler olarak benimsenmiştir.  Bu fiilleri kulları Allah’a yaklaştıran fiiller olarak tarif etmişler, tarif etmekle de kalmayıp pratik hayatta bu düşünceyi etkili kılmak için azami gayret sarf etmişlerdir. Bunun adına da Üsve-i Hasene (güzel örnek) demişlerdir. Yanlış olan Üsve-i Hasene olması ve bu şekilde dillendirilmesi değil, Üsve-i Hasene’nin kaynağı olan Hz. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hayatına dakik ve doğru zaviyeden bakılmamasıdır veya tek bir açıdan bakılıp, diğer açıların ihmal edilmesidir... Nasıl bakılacağının usulünün/metodunun bilinmemesidir. Maalesef günümüzde Sünnet kavramı bir kaç başlıkla sınırlandırılmıştır. Bunlara bir kaç örnek verecek olursak; âdapta, ahlâkta, sevgide, hoşgörü ve insan ilişkilerinde Üsve-i Hasene… Sünnet bu konular etrafında incelenerek alanı daraltılmıştır.

Tam aksine Rasullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in örnekliği sınırlandırılamaz. Çünkü:

O (Rasul) –Muttakilik’te Usve-i Hasene’dir,

O (Rasul) -İstikamette Usve-i Hasene’dir,

O (Rasul) –İslâm davetini taşımada Usve-i Hasene’dir,

O (Rasul) –Şer’î hükümlere bağlanmakta Usve-i Hasene’dir,

O (Rasul) -Hicrette Usve-i Hasene’dir,

O (Rasul) -Devletin ikamesinde Usve-i Hasene’dir,

Kısacası Rasullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Allah Subhanehû ve Teâlâ’ya kullukta ve itaatte eşsiz ve mükemmel bir Usve-i Hasene’dir. Bakın Allah Subhanehû ve Teâlâ Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem hakkında nasıl buyuruyor:

“Ant olsun ki, Rasullah, sizin için, Allah’a ve Ahiret Günü’ne kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzap 21)

Ayetin mefhumundan da anlaşıldığı gibi Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın rızasına nail olmayı umanlara, Naim Cenneti’ni arzulayanlara, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e Firdevs’te komşu olmaya hırs gösterenlere Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hayatının her noktasında güzel örnekler vardır. O’nun getirdiği alınmalı nehyettiğinden ise kaçınılmalıdır. Yani Rasul’ün örnekliği başka bir ifadeyle Sünnet bir kaç başlıkla ve konuyla sınırlandırılamaz. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Rasul size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının” (Haşr 7)

Rasul Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın güzel örnekliğinin, kendisinin getirdikleri ve sakındırdıklarının odaklaştığı kaynak Sünnet’in ta kendisidir. Risalet kapsamına giren Sünnet yeri geldiği zaman bir meseleyi farz olarak vaz etmiştir, yeri geldiği zaman bir meselenin hükmünü haram kılmıştır, yeri geldiğinde ise mubah, mekruh ve mendub olarak vaz etmiştir. Sünnet kavramı incelenmeye çalışılırken öncelikle bize rivayet yoluyla ulaşan naslarda fiilin, kavlin/sözün ve ikrarın/sükûtun risalet kapsamında olup olmadığı tespit edilir. Bunu tespit ettikten sonra hükmün keyfiyetini bildiren talebin kesinliğine ve talebin kesin olup olmadığını tayin eden karineye bakılır. Sünnet kavramı bu yönüyle kavranılmasını iktiza eder. Aksi taktirde kaçınılmaz bir şekilde Sünnet’in teşrideki konumu daraltılmış ya da tam aksine bir hayli genişletilmiş olur.

Şimdi konuyu Sünnet kavramı ve Sünnet’in teşrideki konumu olmak üzere iki başlık altında incelemeye çalışalım inşaAllah.

SÜNNET KAVRAMI

Sünnet’in Tarifi: Sünnet lügatte; yol, hal, gidişat, takip edilen yol, yaşayış modeli, tabiat, şeriat, alışılmış yol manalarında kullanılmaktadır. Sünnet kelimesi/lafzı ise Kur’an’da ve Sünnet’te yukarıda verdiğimiz anlamda (yol, takip edilen) istimal edilmiştir (kullanılmıştır). Allahu Teâlâ ayetinde şöyle buyurmaktadır:

“(Bu,) Allah’ın öteden beri sürüp gitmekte olan sünnetidir (âdetidir). Sen Allah’ın sünnetinde kesinlikle hiç bir değişiklik bulamazsın.” (Fetih 23)

Kur’an’ı Kerim’de buna benzer ayetleri örnek olarak çoğaltmak mümkün. Ama biz bir örnekle iktifa ediyoruz. Sünnet’te (hadiste) de aynı anlamda istimal edilmiştir. Bir Hadis-i şerifte Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“Ebu Hureyre’den rivayet olunduğuna göre Rasullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem: ‘Kim (insanları) doğru yola çağırırsa, kendisine uyanların sevabı kadar ona da sevap yazılır. Bu (kendisine) uyanların sevabından bir şey eksiltmez. Kim de bir sapıklığa çağırırsa kendisine uyanların günahı kadar ona da günah yazılır. Bu (kendisine) uyanların günahından bir şey eksiltmez’ buyurmuştur.” (Sahîh Muslim, Zekât kitabı, 1017)

Sünnet’in ıstılah anlamı ilim dallarına göre farklı şekillerde tarif edilmiştir. Muhaddislerin nezdinde kazanmış olduğu mana/tarif şöyledir: “Söz, fiil, takrir, yaratılış, siret ve yaşayış, ahlâk, huy ile ilgili olarak Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e izafe edilen her şeydir.” Başka bir ifadeyle; “Hükme ve amele esas teşkil etsin etmesin yaptıkları veya kaçındıklarıyla Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hayat tarzı ve yaşantısının bütünüdür.” Usulcülere göre Sünnet’in kazanmış olduğu mana ise şöyledir: “(Kur’an’ı Kerim’in haricinde) Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den nakledilen/sadır olan söz, fiil ve takrirlerdir.” Buna ilaveten fıkıhçılar bu yapılan tariflere ilave olarak Sünneti, “bidat’ın zıttı” olarak tanımlamışlardır. Sünnet’in ıstılah tarifini ve anlamını bünyesinde taşıyan hadisler de mevcuttur. Yani Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın getirmiş olduğu hayat anlayışı ve risaletin bir parçası anlamında kullanılan Sünnet kavramı yine hadislerde geçmektedir. Bu meyanda konumuza ışık tutması bakımından aşağıdaki hadisleri örnek olarak vermek yerinde olacaktır: 

İmam Malik’e ulaştığına göre, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem şunu söylemiştir: “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: Allah’ın Kitabı ve Rasulü’nün sünneti.” (Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, 2/328)

“Benim sünnetim budur, kim sünnetimi beğenmezse benden değildir” (Buhârî, Nikah 1; Müslim, Nikah 5)

YAPISI BAKIMINDAN SÜNNET’İN KISIMLARI

Sünnet’in Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den nakledilen/sadır olan söz, fiil ve takrirler olduğunu ifade etmiştik. Sünnet’in kısımlarının neler olduğu konusunda Müslümanlar nezdinde bir ihtilaf söz konusu değildir. Rasulullah’ın gerek fiillerinin gerek sözlerinin ve de gerekse takrirlerinin şer’î delile kaynaklık ettiği Müslümanlarca bilinen ve de üzerinde ittifak edilen meseledir. Sünnet olgusunun Müslümanların amellerinin tanziminde ve de Kur’an’ın anlaşılmasında vazgeçilmez bir fonksiyon olması, Sünnet olgusunun iyi anlaşılmasını elzem kılmaktadır. Sünnet’i teşkil eden kısımların dakik bir şekilde incelenmeye muhtaç oluşu Müslümanlar indinde Sünnet kavramının sadece mendub anlamında idrak edilmesindendir.

1-Kavlî Sünnet

Sünnet’in kısımlardan birini teşkil eden Kavlî Sünnet bil ittifak şöyle tarif edilmiştir: “Hz. Peygamber’in çeşitli vesilelerle söylemiş olduğu mübarek sözlerdir.” Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in risaletin tebliğine ilişkin sarf ettiği sözlerdir.  Bu Sünnet nev’ine şu hadisleri örnek olarak serdedebiliriz. “Hilali gördüğünüz vakit oruç tutun, yine hilali gördüğünüz vakit iftar (bayram) edin.” Yine kavlî Sünnet’e örnek olması bakımından şöyle bir hadisi zikredebiliriz. Nafi’den rivayetle; Ömer bana dedi ki: Rasullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın şöyle dediğini işittim:

“Kim itaatten elini çekerse, Kıyamet Günü’nde lehine hiçbir delil bulunmaksızın Allah’la karşılaşacaktır. Kim de boynunda Halife’ye biat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölür.” (Müslim K. İmara H. No: 1851)

2-Fiilî Sünnet

Rasul-ü Ekrem’in davranışları ve hareketleriyle ortaya koyduğu sünnettir ki,

Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in fiilleri üç kısımdır: Birincisi: Cibillî fiiller yani insanın cibilliyetinden ve tabiatından yaptığı fiiller. Bunlar, kalkmak, oturmak, yemek, içmek, vb. gibileridir. Bunların, SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve Ümmetine nispetle fiilin mubahlık üzerinde olduğunda hiçbir ihtilaf yoktur. İkincisi kısım: SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in özelliklerinden olduğu sabit olan fiiller. Bu fiillerde O’na hiçbir kimse iştirak etmez.  Gece teheccüd namazı kılmak, çok (4’ten fazla) evlilik ve visal orucu bunlara örnek gösterilebilir. Bunlarda, Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ittiba etmenin câiz olmadığında hiçbir ihtilaf yoktur. Çünkü bunlar, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e has olan hususlardandır. Üçüncü kısım: Cibillî fiillerden ve SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e de has olan hususlardan olmayanlar. Yani diğer fiiller. Bunlarda, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ittiba etmekle emrolunduğumuz konusunda hiçbir ihtilaf yoktur. Örneğin;

“Beni nasıl namaz kılıyor gördüyseniz o şekilde namaz kılın” (Buhari, K. Ezân, 595)

3-Rasullah’ın Sükûtu

Sahabe tarafından söylenen bir sözü ve işlenen bir fiili, Rasul Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın reddetmeyip sükût etmesi, güzel karşılaması veya teyit etmesi, onayladığını ima etmesidir.

“Benî Kurayza’ya kadar hiçbiriniz ikindi namazını kılmasın” (Buhari) hadisi, Rasullah efendimizin Sahabe’nin davranışlarını takrirle onaylamasının örneği olarak değerlendirilmelidir. Çünkü sahabeden kimi, bu buyruğu, namazı akşam namazı sonrasına bırakma şeklinde yorumlarken, diğer bir kısmı da namazın hemen kılınması için uyarı niteliğinde değerlendirmişti. Bu iki farklı uygulama ve algılama Rasullah’a intikal ettirildiğinde, Rasulallah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam, iki uygulamayı da kabul etmiş, itiraz etmemişlerdir.

SÜNNETİN TEŞRİDEKİ KONUMU

Sünnet’in bir meseleyi farz kılması

Sünnet’in (risalet kapsamına giren Rasul’ün fiil, söz ve sükûtunun) herhangi bir meseleyi farz kıldığına dair vereceğim örnekten muradım; Sünnet’in bir meseleyi farz kılabildiğini O’nun sadece nafileleri kapsayan bir olgu olmadığını anlatmak içindir.

Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem nübüvvetle görevlendirildiği ilk günden itibaren Allah Celle Celâlehû’nun gösterdiği şekilde İslâm davetini taşımaya başladı. Aleyhi’s Salatu ve’s Selam Allahu Teâlâ’nın emri gereği Mekke toplumuna hâkim olmuş değerlere kafalarını çatlatırcasına çatıyordu.

Yine Mekke toplumuna hâkim olmuş yozlaşmış yapıya, hayat anlayışına ve fikirlere çatıyor, kınayıcının kınamasına aldırmadan Allah’tan aldığı vahyi haykırarak sonraki nesillere gerçek anlamda örneklik sergiliyordu. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem bu ilahi hedefe- ki Allah’ın dininin yeryüzüne hâkim olmasıdır- vahyin gösterdiği bu yüceler yücesi gayeye, basiret sahibi kitlesiyle ilerliyor ve sonucu nereye varırsa varsın hakkı haykırıyorlardı. İşte davetin evrelerinden birisi de kuvvet ehlinden nusret talep etmektir (taleb’un-nusra). Yüce Nebi panayırlara çıkıyor İslâm’ı insanlara arz ediyordu. Ve bunu çok ama çok zor şartlarda yerine getiriyor, hangi zulümle karşılaşırsa karşılaşsın davet metodundan vazgeçmiyordu. İbn Hişam siretinde şöyle nakleder:  İbni İshak dedi ki; Rasullah’ın amcası Ebî Tâlip henüz hayatta iken ona zarar veremiyorlardı, ne zamanki Ebî Tâlip öldü Kureyş ehli Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e eza vermeye başladı. Ve Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem sakiflilerle kuvvet bulmak ve nusret (taleb’un-nusra) aramak için Taif’e gitti. Aleyhi’s Salatu ve’s Selam Allah’ın kendisiyle gönderdiği İslâm dinini onlardan kabul etmelerini istedi. Daveti onlara ilettikten sonra bu davete icabet etmediler. Köleleriyle ve sefihleriyle Rasulullah’ı yuhaladılar, protesto ettiler ve daha da önemlisi Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem eziyetlere maruz kalmıştır.

Yine İbni İshak dedi ki; bana Zuhrî anlatmıştır ki, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem geldi ve onları Allah’a davet ederek kendisini onlara arz etti. Beyhara bin Firâs isminde birisi Rasullah’a dedi ki; Biz senin yönetimin üzerine bey’at etsek sonra da Allah seni, sana muhalefet edenlere karşı muzaffer kılsa, senden sonra yönetim bize ait olur mu (yönetime biz geçer miyiz)? Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem: “Emîr Allah’ındır o emîrliği (yönetimi) dilediğine verir” dedikten sonra adam dedi ki; Allah sana zafer verdiği zaman, bizden başkasına ait olacak olan emîrlik (yönetim) için Araplara karşı kendimiz heder mi edelim? Bizim senin davana ihtiyacımız yoktur.” diyerek Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ı çok kötü bir şekilde ret ettiler.

Hadislerden anlaşıldığı üzere Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem kabilelere İslâm’ı arz ediyor ve kendilerinden bu dinin ikamesi için nusret talebinde bulunuyordu. Aleyhi’s Salatu ve’s Selam davet metodundan neticelerinin çok zor olacağını bildiği halde vaz geçmiyor, neticesi nereye varırsa varsın vahyin gösterdiği ilahi hedefe Rabbine sığınarak ilerliyordu...  Propaganda, ambargo, hatta mübarek bedenine işkence ve eziyet...

Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem söylediği şu mübarek söz her şeyi izah etmeye yetmez mi aslında? İbn-u Hibbân Sahîh’inde Enes’ten rivayetle Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“Allah uğrunda öyle eziyetlere maruz bırakıldım ki hiç biriniz bu eziyetlere maruz bırakılmamıştır.”

Davet taşırken Aleyhi’s Salatu ve’s Selam’ın takip ettiği bu metod risaletin bir parçasıdır. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bu davet metodundan neticesi nereye varırsa varsın vazgeçmemesi, davasında eziyetlere, işkencelere ve sıkıntılara rağmen sabretmesi, metodundan taviz vermemesi bu fiilin yani talebinin kesin olduğuna karinedir, Şâri’nin kesin talebi ise farzdır. Müslümanların bu çok elzem fiili Sünnet’e duyarsız kalmaları veya sadece mendub olarak görmeleri sahih bir nazariye değildir.

Görüldüğü üzere Sünnet sadece mendub ve nafile ibadetleri kapsayan amellerle sınırlı kalmamıştır. Sünnet/hadisler risaletin parçasını teşkil ederek, farklı hükümler vaz etmiştir. Yeri geldiği zaman bir meseleyi haram kılmış, yeri geldiğinde mubah kılmıştır.

Sünnet’in teşrideki yerini anlatmak adına “farz” hükmüne dair bir örnek paylaştım. Tabii ki bunu mendub ve haram için de vermek mümkündür. Yani asıl maksat İslâm Hukuku’nun temel kaynaklarından olan Sünnet’in gerektiği gibi anlaşılmasına ışık tutmaktır. Yoksa maksat bilimsel ve akademik bir makale kaleme almak değil. Maksadın hâsıl olduğuna inanarak şu cümlelerle yazıma son vermek istiyorum.

Sünnet’in, hayatımıza yön veren nizama kaynaklık ediyor olması, amellerimize ölçü olması Rasullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hayatını ve Sünneti’ni doğru anlamayı zaruri kılmaktadır.

Doğru Sünnet anlayışının Raşidî Hilâfet Devleti’nin kurulması yolunda azimlerimizi artmasına vesile olması duasıyla...

 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz