KOBANİ DÜŞMEDİ EFENDİLER! MASKELERİNİZ DÜŞTÜ

Mahmut Kar

Suriye devrimi 2011 Mart ayında başladı. Halkın meydanlara inmesi sonrasında Baas rejiminin sözde reform kararları, Türkiye’nin bu sözde reformları destekleyen açıklamaları, MİT ve Devlet Planlama Teşkilatı ile reformların uygulanması konusunda Baas’a verilen destek, BM ve Uluslararası toplumun bu sözde reformları uygulaması için rejime verdikleri telkin ve taktikler… Hiç birisi kâr etmedi. Rejim şiddet kullandı ve silahlı direniş yaklaşık 6 ay sonra başladı. Devrimin başlama tarihinden bugüne beşinci sene-i devriye ye yaklaşıyoruz. Bu süre içerisinde Baas rejiminin şehirlerinden kaç tanesi düştü sayabilir misiniz?

Mesela Türkiye halkı Der’a neresi biliyor mu? Hama’nın bir şehri olan Tireymse neresi hiç duydu mu? Humus’a bağlı Hula şehrine ait hiçbir bilgisi var mı? Şam’ın Doğu Guta bölgesi ve orada yaşananlara dair bir şey hatırlıyor mu? Banyas ile ilgili neler söyleyebilir? Mesela Kusayr’da kim kim ile savaştı. Kusayr’ın düşmemesi için Baas rejimine kim destek verdi cevaplayabilir mi? Bu şehirlerde yaşayan halkın nüfus dağılımına dair hiçbir istatistik gördü mü haberlerde? Türkiye’de hiçbir yöneticiden, “Halep de bizim, Şam da bizim, Hama ve Humus da bizim” türünden boşluğa atılmış sözler dışında bu şehirler hakkında söylenen bir açıklama ve bilgi duydunuz mu? Ben duymadım.

Baas rejimi sadece bir kaçını saydığım bu şehirlerde kaç masum çocuğu katletti? Kaç çocuğu yetim ve öksüz bıraktı? Kaç evi harabeye çevirdi? Bilen var mı? Şam ve çevresinde kullandığı kimyasal silahlarla adeta çırpına çırpına ölen çocukların hali okuduğunuz gazetelerde ve televizyonlarda ne kadar haber değeri taşıdı veya yer kapladı hatırlıyor musunuz? Belki de Suriye Ulusal Konsey hakkında bildikleriniz daha fazladır. Belki Muaz el-Hatib hakkında daha fazla bilgiye sahipsinizdir? Cofi Annan ve Ahdar el-İbrahimi’nin Suriye için çözüm planlarına ilişkin haberleri okumuşsunuzdur. Ne de olsa yöneticiler onlarla görüştü, çünkü medya onları haber yaptı. Ama Banyas ve Treymse’de yaşananları ne medya gördü ne de yöneticiler bunlar hakkında konuştu.

Peki, Kobani hakkında neler biliyorsunuz? Çok şey bildiğinizin farkındayım. Bildiklerinizin detaylarına girmeyelim isterseniz. Kısa yoldan bir değerlendirme ve sağlama yapmak için farklı bir formül kullanalım. Google’e Kobani yazın ve bakın ne göreceksiniz. Ne kadar şey bildiğinizi sadece bir tek internet arama motorunun verileri gösteriyor. Google’e Kobani yazdığınızda şu an itibariyle karşınıza 3 milyon 570 bin sonuç çıkıyor. Eğer Kobane yazarsanız -ki doğru olan yazılış da budur- ek olarak 37 milyon 100 bin sonuç daha görüyorsunuz.

Peki ya diğerleri… Kusayr, 32400 sonuç, kimyasal silahın kullanıldığı Doğu Guta, 534000 sonuç, Banyas, 368000 sonuç, Treymse ise sadece 874 sonuç. Google arama motorundan da belli olduğuna göre sizler Kobani hakkında çok daha fazla şey biliyorsunuz?

Ayrıca Kusayr yazdığınızda Hizbullah milislerinin sivil halka karşı yaptıkları katliam haberleri çıkıyor karşınıza. Banyas yazdığınızda katledilmiş yüzlerce çocuk ve kadın resimleri ile karşılaşıyorsunuz. Doğu Guta’da ise kimyasal silah neticesinde yüzleri soluk bir şekilde çırpınan çocukların videolarını izleyebilirsiniz eğer bakabilirseniz. Ama Kobani yazdığınızda ABD başta olmak üzere İngiltere, Fransa ve Avrupa ülke liderlerinin yardım çağrıları ve IŞİD’e karşı işbirliği taleplerini görüyorsunuz. Türkiye’den iktidarı ve muhalefeti ile tüm siyasi partilerin “Kobani düştü düşecek” ifadelerinin hemen peşinden “Kobani’nin düşmesine asla müsaade etmeyiz” türünden açıklamaları görüyorsunuz. Sonra bir de Türkiye’nin neredeyse bütün şehirlerine yayılan Kobani’yi kurtarma eylemlerindeki yakılmış, yıkılmış binaları ve sırf Müslüman olduğu için 16 yaşlarındaki Yasin kardeşimizi katleden gözü dönmüş Kobani sever militanizmi görüyorsunuz.

Kobani halkından öldürülen, katledilen, binaları üzerlerine yıkılan bir kişinin fotoğrafını gören var mı? Böyle bir video kaydı izleyen var mı? Görülen şey sadece şu: PYD ile IŞİD bölgeye hâkim olmak için birbirine karşı silahlı ve askerî bir savaş içindeler.

2012 Temmuz ayında Suriye devrim grupları tarafından bayağı bayağı zayiata uğratılan, zayıfladıkça askerî güçlerini Şam ve çevresine çekerek rejimi korumayı amaçlayan Esed güçleri, Rojova denilen bölgeden (Efrin, Cizir, Kobani) çekilirken buraları PYD-YPG’ye teslim etmişti. PYD ise üç kanton olarak adlandırılan bu bölgedeki 12 Kürt ve Arap grubundan sadece biriydi. Ve de bölgede itibar edilmeyen ve sevilmeyen en sorunlu örgüttü. Esed bu sebeple PYD’ye teslim etmişti bu bölgeyi. Neden? Çünkü rejim çok iyi biliyordu ki, “Yarın bir gün devrim gruplarına karşı ancak PYD’ye yani PKK’ya güvenebiliriz.”

Google’e Kobani yazdığınızda birde IŞİD’i görüyorsunuz. Baas rejiminin en zayıf olduğu dönem olan 2013 başlarında devrim grupları rejime karşı çok önemli başarılar elde etmişlerdi. ABD ve Batı, rejimin devrilme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını bu dönemde el-Nusra’yı terör listesine alarak gösterdi. İşte tam bu dönemde Bağdadi el-Nusra’nın %80 gücünü de yanına alarak ayrıldı ve IŞİD’i ilan etti. O günden sonra Suriye içinde direniş grupları rejimin başını indirmek yerine, silahları birbirine çevirdiler ve fitne dönemi başladı. Bu dönemden en çok memnun olan ABD ve Batı oldu. Tabii ki İran, Rusya ve Baas rejimi bu dönemi kendileri için fırsata çevirmeyi başardılar. Evet, işte o günden sonra Suriye’de rejim ile mücadele eden grupların tümüne karşı IŞİD üzerinden bir kampanya başlatıldı. Bugün Kobani’de IŞİD üzerinden yürütülen İslâm’ı karalama faaliyetleri bu kampanyanın en büyük parçalarından biridir.

Kobani’de katledilen çocuklar yok. Kobani’de yakılıp yıkılan yağmalanan evler ve binalar yok. Kobani’ye varil bombaları da düşmüyor. Kobani’de iki örgütün bölge hâkimiyeti için yaptığı savaş var. Bu iki örgütü ise hem ABD ve Batı hem de Türkiye terör örgütü olarak gördüğünü söylüyor. Zaten PKK Türkiye açısından neredeyse 40 yıldır bölücü bir düşman olarak görülmüyor mu? PYD’de PKK’nın Suriye’deki kendine bağlı bir kolu değil mi? Evet…

Ama bugün mesele böyle değerlendirilmiyor. “Kobani düşüyooor, Kobani düşüyooor” diye bağırıyorlar. Düştü düşecek diye söylenip duruyorlar. Ve en önemlisi de tüm herkesin koro halinde aynı şeyi söylemesini istiyorlar. Farkındaysanız Kobani maskelerini yüzüne takmış yöneticiler, medyacılar, analistler ve uzmanlar IŞİD üzerinden PKK ve PYD’yi meşrulaştırma faaliyetleri yapıyorlar. Bu propagandaya da tüm herkesi ortak etme gayretini güdüyorlar. Neden peki? Çözüm süreci mi ne menem denen bir şey varmış da ondan. Asıl neden çözüm süreci mi sizce? Bu, nedenlerin bir parçası olabilir. Ama asıl neden Suriye’nin İslâmî devrimcilere teslim edilmemesi. Asıl neden Suriye’de İslâmî bir yönetimin önünün alınması. Asıl neden Arap Baharı olarak başlayan ve Suriye’de sıcak fırtınalı bir yaza dönüşen İslâmî uyanışın durdurulması. Çünkü durdurulmazsa biliyorlar ki bu rüzgâr Orta Asya’ya ulaşacak. Orta Asya’nın kavurucu sıcak atmosferine ulaşırsa yakıp yıkmadığı devirip indirmediği kukla diktatörler kalmayacak. Onun için “IŞİD geliyooor, Kobani düşüyooor” diye bağırıyorlar.

Yani asıl mesele Kobani olmadığı gibi IŞİD’de, değil.

Kobani düşmedi efendiler! Maskeleriniz düştü. Her şey güneşin aydınlığı gibi gözüküyor. Çıkarın yüzünüzdeki Kobani maskelerini.

Konsolosluk görevlilerini IŞİD’in elinden “almayı” göğsünü kabarta kabarta anlatan sizler; Devrimin ilk ateşini yakıp, dost bilerek size sığınan Yarbay Hüseyin Harmuş’u Baas rejimine nasıl teslim ettiğinizi hatırlayın. Banyas halkının mektuplarına cevap verdiniz mi bir düşünün. İhanetiniz artık gizli değil.

Baas rejiminin Kobani’nin de içinde olduğu Kuzey Suriye bölgesini PYD’ye teslim edip gitmesiyle Kandil’deki PKK militanlarının dağdan Rojova’ya akın akın geçmesini, çözüm sürecinin ilk aşaması olan dağdan inmeler başladı diyerek halka yutturdunuz. 40 yıldır savaş oyunu oynadığınız PKK ve onun siyasi uzantısı olan BDP-HDP ile ortaklık kurarak Suriye devrimine nasıl bir kumpas kurduğunuzu artık herkes biliyor.

2012’de ABD ile Operasyonel mekanizma işbirliği adımlarınız ve öngördüğünüz faaliyetleriniz içerisindeki şu maddeyi hatırlayın: “Sınırın Suriye kesiminde, PKK ve el-Kaide’nin barınmasını önlemek için ilk adım atılacak.” Siz bu mekanizmayı oluşturduğunuzda Esed Rojova bölgesini PYD’ye çoktan teslim etmişti. Siz PKK ve PYD için değil aksine el-Kaide ismi ile zikrettiğiniz İslâmî grupların bu sınır hattında barınmasına engel olmak için ABD ile mekanizma oluşturdunuz. PKK ve PYD’yi ise sınıra yerleştirerek bunu garanti altına almaya çalıştınız. Doğru değilse söyleyin.

Operasyonel mekanizma işbirliği faaliyetleriniz dâhilinde Suriye’deki İslâmî direniş gruplarını devşirmek ve komutanlarına nüfuz etmek için onlara Türkiye’de mikrofonlar uzattınız. Abdulkadir Salih’e nasıl ihanet ettiğinizi biliyoruz. ABD’nin isteklerini geri çevirdiği ve sizin dostluğunuzdan kuşkulandığı için planlarınıza prim vermeyip size sırt çeviren ve devrimci mücahitlerle beraber savaşmayı yeğleyen Abdulkadir Salih’in nasıl hunharca bir suikaste kurban gittiğini çıkın anlatın.

ABD’nin Irak’ta gerçekleştirdiği Irak’ı üçe bölme stratejisine Suriye’yi de ortak ederek devrimin önünü alma planını açıklayın. ABD’nin bu üçe bölme planının birinci halkası olan Kürt bölgesini, Kuzey Irak Kürt yönetimi lideri Barzani liderliğinde ve kontrolünde Irak’ın kuzeyine Suriye’nin kuzeyini de birleştirip çerçeveyi tamamlamak istediğini açıkça söyleyin. Çözüm sürecinin aslında bu planın bir parçası olduğunu söyleyebilme cesaretini gösterin. Çözüm sürecinde sizin belirleyici bir rolünüzün olmadığını açıklayın. Peşmergelerin Kobani’ye gönderilmesine aslında HDP ve PKK’nın çok da razı olmadığını ama ABD ile birlikte kurmuş olduğunuz plan çerçevesinde onları buna mecbur ve muhtaç kıldığınızı da söyleyin. Kobani’yi bu sebeple bu kadar çok önemsediğinizi ifşa edin

ABD’nin bu üçe bölme planına göre tamamlanmış olacak Şii ve Kürt halkalarından sonra oluşturmak istediği son federal halka olan Sünni bölgeyi sizin üzerinizden kontrol etmek istediğini, sizin de bu plana iştahlı bir şekilde koştuğunuzu biliyoruz. ABD’nin IŞİD bahanesi üzerinden Sünni bölgede istemediği samimi direnişçileri imha etme planının bir parçası olduğunuzu da biliyoruz. ABD’nin eğit-donat projesine bu kadar çok önem vermenizi de bu sebeple anlamlandırıyoruz. Şimdi çıkın ABD’nin sizi Musul meselesine muhatap kılmasının asıl sebebini açıklayın. Şimdi çıkın konsolosluk görevlilerinin rehin alınma sürecinden serbest bırakılma sürecine kadar devam eden kirli stratejinizi açıklayın. Şimdi New York’ta BM toplantısında IŞİD’i eli kanlı bir terör örgütü olarak tanımlamanızın asıl sebebini açıklayın. IŞİD’i bahane edip Sünni halkın başlattığı devrimi hırsız gibi çalmak isteyen ABD’ye yardım ve yataklık yaptığınızı itiraf edin.

Eğer sizin Suriye devrimine İslâmî anlamda birazcık öykünmeniz olsaydı, Kobani’yi önemsediğiniz kadar Musul ve Halep’i, Salih Müslim’i önemsediğiniz kadar Abdulkadir Salih ve Hasan Abbut’u, PYD ve Peşmergeleri önemsediğiniz kadar da Yarbay Hüseyin Harmuş’u ve askerlerini önemserdiniz. Ama siz salih adamlara ihanet ettiniz, cesur komutanları sırtından vurdunuz, mücahitlere yardımı esirgediniz. Şimdi ise mücahitlere karşı oluşan haçlı cephede yer aldınız

Eğer sizin İslâm tarihine, kültür ve medeniyetine, ecdadımızın bizlere bıraktığı miras ve değerlere, İslâm Ümmetinin 13 asır boyunca elde ettiği şan, şöhret ve izzetine karşı birazcık olsun öykünmeniz olsaydı, Suriye devrimini bu öykünmeniz için Allah’tan bir lütuf olarak görürdünüz. Onu bir fırsat olarak değerlendirirdiniz. Suriye İslâm devrimine İslâmî anlamda destek olur, devrimin Hilâfet ile taçlanmasına yardım ederdiniz. Derin stratejilerinizi bunun için uygulamaya koyardınız.

Eğer sizin Devlet-i Âli Osmaniye’ye karşı birazcık öykünmeniz olsaydı, o devletin halifeleri (sultanları) gibi kaleminizin ve sözünüzün bir değeri olurdu. Ama siz bugün söylediğinizi yarın yalayıp yuttunuz. Dün söylediğinize bugün aykırı hareket ettiniz. Aldığınız her bir karar, uygulamaya koyduğunuz her bir planın sonrasında Obama’nın danışmanları tarafından memnuniyet ve teşekkür iltifatları ile karşılandınız. Kime öykündünüz, kimden mükâfat aldınız?

Eğer siz Osmanlıya öykünseydiniz, onların planlarının ve gelecek öngörülerinin hayal olmadığını görürdünüz. Onlar Harun Reşid gibi atalara öykündüler. Harun Reşid ölüm döşeğindeyken gökyüzünde bir bulut geçmekteydi. O şöyle diyordu buluta bakarak “Ey bulut! Nereye gidersen git, suyunu nerede boşaltırsan boşalt, muhakkak senin vergin bana gelecektir.” İşte Âli Osmaniye Halifeleri ve komutanları o bulutun geçtiği toprakların vergilerini beytülmalde topladılar.

Ya siz? Ne yazık ki kitaplarda yazılı stratejileriniz, konuşmalarınızda ki boşluğa atılmış sözleriniz, sadece ve sadece çevrenizdeki nostaljik hülyalar gören hayalperest adamlarınızı etkiledi. İslâm topraklarının daha küçük parçalara bölünmesiyle ABD ve Batı’nın himayesinde kurulacak küçük bir Sünni devlete nüfuz etmeyi derin strateji olarak gördünüz. Derin ufkunuz bu kadar demek. Üçe bölünmüş Irak ve Suriye’de küçük bir parçaya ABD’nin himayesinde nüfuz etmek…

Sözün özü, Kobani düşmedi efendiler! Maskeleriniz düştü.

Siz Suriye devrimini sırtından vurdunuz. Kobani düşmedi ama eğer siz haçlı koalisyonuna yardım etmeye devam ederseniz tüm Suriye ve Irak düşecek…

Kına yakın demeyeceğiz. Ama artık maskelerinizi çıkarın, zira altındaki yüzü herkes görüyor.

 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz