KUR’AN HAYATIMIZIN NERESİNDE?

Abdullah İmamoğlu

Müslümanlar tarih sahnesinde gerek ekonomik gerek askerî gerekse de siyasi olarak, kısacası her alanda elde ettikleri başarıları aslında bir nevi sahip oldukları hayat iksirine borçludurlar. İslâm’ın temel kaynakları Kur’an, Sünnet ve bunların referans gösterdiği sahabeler, Müslümanlara ilham kaynağı olmuştur. Kur’an Müslümanların hayatlarında “belirleyen” olmadığında Müslümanların zihin dünyalarının Batı dünyasının fasit fikirlerince işgal edildiği, yine Kur’an’dan uzak bir hayat idame ettiklerinde rahmetten, şifadan uzak bir atmosfere mahkûm edildikleri insaf fakiri olmayan herkesin kabul edeceği inkâr edilmez bir hakikattir. Dolaysıyla, Müslümanların Kur’an’a olan bağlılıkları ile güçlü olduklarını fazlasıyla iyi bilen, İslâm’ı yok etmeyi ve tahrif etmeyi esasi gayesi hâline getirmiş Allah düşmanları sömürgeci kâfirler, bütün yatırımlarını ve çalışmalarını İslâm’ın kaynaklarını, İslâm algısını tahrif etmek ve insanları Allah’ın dininden uzaklaştırmak gayesi üzerine yoğunlaştırdılar.[1] İslâm’a olan öfkeleri ve tahammülsüzlükleri tarih boyunca kâfirleri her türlü mücadeleyi yapmaya sevk etmiştir. Örnek olması bakımından on dokuzuncu asrın son yıllarında İngiltere müstemlekeler Bakanı Gladstone’nun parlamento kürsüsünde sarf ettiği sözleri paylaşmak konuya sağlayacağı katkı bakımından yerindelik arz edecektir. Gladstone elinde Kur’an’la Şöyle diyordu: “Bu kitap Müslümanların elinde kaldıkça biz onlara hakiki hakim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız; ya Kur’an’ı ortadan kaldırmalıyız veya onları Kur’an’dan soğutmalıyız.”

En temelde Müslümanlar için şifa ve rahmet membaı Kur’an’ı hayattan kaldırmak üzere gayretlerini yoğunlaştırdılar ve uzun yıllar süren gayretlerinin neticesinde Kur’an’ın hayatta tatbik edilebilmesinin keyfiyeti olan Hilâfet’i kaldırmaya muvaffak oldular. Allah düşmanları Kur’an’ın tatbik keyfiyeti olan Hilâfet’i kaldırmakla da yetinmediler; Müslümanları Kur’an’ın asıl indiriliş maksadından ve anlamından uzaklaştırma gayretlerine soyundular. Maalesef gerek Kur’an’ın gönderiliş gayesinin idrakinde gerekse de Kur’an’ı anlama metodolojisinde Müslümanlarda ciddi tahribatlar açma başarısını elde ettiler.

Kur’an’ın Gönderiliş Gayesi

Sömürgeci kâfirler Kur’an’ı hayata tatbik edecek siyasi gücü (Hilafet’i) elimizden almakla yetinmediler, Müslümanların Kur’an algısını da tahrif ettiler ve hâlen de etmeye çalışıyorlar. Maalesef bakıldığı zaman gayretlerinin neticesinde bugün Kur’an hayata dair düzenlemesi olan, problemlerin tamamını kuşatan bir hayat nizamı rehberi değil de daha çok okuyucuların sesleriyle güzelleştirdikleri bir kitap olarak görülüyor. Ya da ilmî çalışma yapanlara kaynaklık yapan ilahi bir kitap…  Asıl gönderiliş gayesinden çok uzak bir Kur’an anlayışı… Duygularıma fazlasıyla tercüman olan M. Akif’in şu mısralarına makalemin bu bölümünde yer vermek istiyorum:

Ya açar nazmı celilin bakarız yaprağına

Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına

İnmemiştir hele Kur’an şunu hakkıyla bilin

Ne mezarlıkta okunmak ne fal bakmak için.

Evet bugünkü Kur’an algımız tam da şairin dediği gibi. Sadece tilavet edilen bir Kur’an. Sadece üzerinde fıkhi tartışmaların yapıldığı bir Kur’an… Hâlbuki Allah Azze ve Celle birçok ayet-i kerimesinde Kur’an’ı hangi saikle gönderdiğini beyan etmiştir. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

[اِنَّٓا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَٓا اَرٰيكَ اللّٰهُۜ] “Şüphesiz, Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik.”[2]

Kur’an-ı Kerim, ilahi nizamın kendisinden fışkırdığı/neşet ettiği ilahi bir kitaptır. Ve bu ilahi kitap, hayatta uygulanırsa insanlığın kurtuluşuna vesile olabilir. Ancak ve ancak Kur’an’ın hayata hakim olmasıyla Allah Subhânehû ve Teâlâ’nın razı olduğu İslâmi hayat başlatılmış olabilir. Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına; pek tabii ki Kur’an ayetlerinin tilavetinde bol hasenat ve ecir vardır… Hem de her bir harfine. Ancak Kur’an tilavetini ya da ilmî okumaları Kur’an’ın asıl gönderiliş gayesi olarak görmek ya da bununla sınırlı tutmak doğru değildir. Unutulmaması ve göz ardı edilmemesi gereken, dahası her platformda dillendirilmesi gereken bir husus vardır ki o; Kur’an’ın hayata ve topluma tatbik edilmesi için gönderilmiş olmasıdır. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi tarih boyunca İslâm ümmetinin izzetli ve Allah’ın razı olduğu bir yaşam sürmüş olmaları, Kur’an’ın hayata hakim olmasına bağlıydı. Yeniden öyle olabilmesi de yine Kur’an’ın hayatımızda uygulanmasına bağlıdır.

Bir Hayat Nizamı Olarak Kur’an

Kur’an-ı Kerim insanoğlunun hayata dair problemlerinin çözümünü sağlayan, dünya ve ahiret saadetinin temini olan Kur’anî ilkeleri bünyesinde taşıyan kelamullahtır. Allah Azze ve Celle insanı yaratmış ve yarattığı insanın fıtratına uygunluk arz eden ve bununla kalbini de mutmain kılan hükümleri/hayat anlayışını/ilkeleri belirlemiştir. Kur’an’ı ve ilkelerini kulların kurtuluş reçetesi olarak tanıtmış bununla da yetinmeyip kulların muttakilerden olabilmesini Kur’an’ın ilkelerine uygun hareket etmesine bağlamıştır. Dolaysıyla Allah’ı razı etmeyi kendisine dert edinmiş Müslüman, bunu ancak Rabbimizin bizler için belirlediği hükümlerle gerçekleştirebilecektir. Bir taraftan Allah’ın rızasına nail olma arzusu varken diğer taraftan şifa ve rahmet olması için gönderdiği Kur’an ilkelerine hayatımızda yer vermemek çok da samimice olmasa gerek…

Şüphesiz ki Kur’an ayetleri ve hükümleri, tüm zaman ve mekânlara hitap eden bir hayat nizamıdır. Hermenötik açıdan Kur’an yorumlanmasına olur veren bazı modernistlerin iddia ettiği gibi Kur’an’ın sadece ilkeleri değil hem ilkeleri hem de tatbiki evrenseldir… Yine Batı’nın zehrinden nasibini almış bazı kimselerin söylediği gibi Kur’an yerel bir hukuk sisteminin kaynağı asla değildir. Kur’an hükümleri ve Kur’an’ın hitabı; insanoğluna ait problemlere, fıtrata uygun bir şekilde çözümler üreten tek hayat nizamıdır. Kur’an ilkelerinin evrensel ancak tatbikinin ise evrensel olmadığı iddiası hiç de masum değildir. Sömürgeci kâfirler ve onların yerli aktörleri Müslümanların Kur’an’ı bir hayat nizamı değil de sadece ilahi bir kitap olarak görmelerini istemektedirler. Toplumda böylesi bir Kur’an algısı oluşturarak seküler bir din anlayışını var etmeyi arzulamaktadırlar. Hâlbuki Kur’an hükümleri hem ilkesel hem de tatbikî olarak evrenseldir. Ama maalesef sömürgeci kâfirlerin ve yerli aktörlerin hummalı gayretleri; İslâm ümmeti nezdinde Kur’an’ın ve İslâm şeriatının günümüz hayat standartlarına uygun bir hayat nizamı olup olmadığı noktasında tereddüt uyandırmayı başarmıştır. Ve sonuç; kutsal ama hayatta hükmü ve geçerliliği olmayan bir kitap… İlkeleri olan ama hayat sahasında uygulanmayan bir kitap…

Altını ısrarla çizmekte fayda var; bugün anlatılageldiği gibi Kur’an sadece bildiğimiz ritüellerden bahseden ya da cennet nimetlerini ve cehennem azabını konu alan kutsal bir kitap değildir.

Sadece kıyamet sahnesinden ve peygamber kıssalarından bahseden ayetlerin var olduğu ilahi kitap da değildir.  Bilakis Kur’an, bir hayat nizamıdır.

Kur’an hayatın tamamına hükmeden bir hayat nizamıdır. Kur’an’a sadece peygamber kıssalarının anlatıldığı ya da bazı ibadetlerin yer aldığı ilahi bir kitap muamelesi yapmak büyük bir zulümdür ve de günahtır. Çünkü Allahu Teâlâ Kur’an’da her şeyi beyan ettiğini ve hiçbir şeyi eksik bırakmadığını ifade ediyor. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

[وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ] “Biz sana her şeyi açıklayıp anlatan bir kitap indirdik!”[3]

Kur’an’ın gerek sosyal gerek ekonomik gerekse de ceza hukukuna dair hükümleri ve düzenlemeleri olan bir hayat nizamı olduğuna dair birkaç ayetten örnek vererek konunun daha da iyi anlaşılmasını sağlamak istiyorum.

Kur’an’da ibadet ahkamına dair hükümler vardır; Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

[وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ] “Namazınız kılın zekâtınıız verin.”[4]

İktisadi hayata dair hükümler vardır:

[وَأَحَلَّ ٱللَّهُ ٱلْبَيْعَ وَحَرَّمَ ٱلرِّبَوٰا۟] “Allah alışverişi helal faizi haram kıldı.”[5]

İçtimai hayata dair hükümler vardır:

[وَعَاشِرُوهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ] “Eşlerinizle iyi geçinin.”[6]

Ceza hukukuna dair hükümler vardır:

[وَٱلسَّارِقُ وَٱلسَّارِقَةُ فَٱقْطَعُوٓا۟ أَيْدِيَهُمَا] “Hırsız, erkek olsun, kadın olsun onun elini kesin.”[7]

Bu ve buna benzer ayetler açıkça Kur’an’ın hayatın her alanına dair düzenlemesi olan bir hayat nizamı olduğunu göstermektedir.

Kur’an, Toplumları Alçaltan ve Yükselten Bir Kitaptır

Kur’an’ı tatbik eden siyasi keyfiyet olan Hilâfet kaldırıldıktan ve Müslümanların Kur’an algısına yönelik yapılan operasyonların ardından Allah’ın rızasından çok uzak bir atmosferde yaşadığımız inkâr edilmez bir gerçektir.

Kur’an şifa vadettiği hâlde İslâm ümmeti neden hasta?

Kur’an Müslümanlara izzeti vadettiği hâlde neden Müslümanlar olarak zillete mahkûm olduk?

Kur’an diriltmeyi vadederken bizler neden her geçen gün daha fazla yıkılıyoruz?

Kur’an aydınlığı vadederken neden Batı’nın karanlıklarında yol almaya ve yaşamaya devam ediyoruz?

Neden?

Çünkü; Kur’an ayetlerinin tilavet edildiği ama tilavet olunun ayetin hayatımızda bir karşılık bulmadığı bir atmosferde yaşıyoruz… Mushaf’a saygı ama hükümlerine saygısızlığın had safhada olduğu bir atmosferde nefes alıp veriyoruz… Bizi diriltecek ayetlerden bihaber yaşıyoruz. Hayatımızda Kur’an’ın belirleyici olmasına izin vermiyoruz. Bilakis hayatımızı yönetme yetkisini beşerî sistemlere veriyoruz. Kur’an ayetleri üzerinde tefekkür ve tedebbür etmiyoruz. Ayetleri ezberliyor ama amel etmiyoruz. Bizi karanlıklardan aydınlığa çıkmayı vadeden ayetleri hiçe sayarak hayat sürüyoruz.

Kur’an hayatımıza egemen değilse bizim Kur’an’la olan alakamız rıza-ı ilahiye uygun değil demektir. Hayata dair problemlerimize Allah’ın kelâmı kaynaklık yapmıyorsa Kur’an bizden uzak demektir. Eğer ki Kur’an aramızdaki anlaşmazlıklara hakemlik yapmıyorsa Kur’an’la alakamız iyi değil demektir. Her gün Allah’ın kelâmını okuduğumuz hâlde, hükümleri hayatımıza etki etmiyorsa bizi değiştirmiyorsa bizi İslâm şahsiyeti kimliğine büründürmüyorsa biz bir vadide, Kur’an bir vadide demektir. Her şeyden önemlisi Allah bizden razı değil demektir. Kur’an’la alakamızın keyfiyeti söz konusu olduğunda şu ayeti akıllardan çıkarmamak gerekir diye düşünüyorum. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

[وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هٰذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُوراً] “Peygamber ‘Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi!’ dedi.”[8]

Kur’an’dan ayrılmamak konusunda Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem efendimizin şu sözü de çok manidardır:

[أَلَا إِنَّ الْكِتَابَ وَالسُّلْطَانَ سَيَفْتَرِقَانِ ، فَلَا تُفَارِقُوا الْكِتَاب] “Şuna dikkat edin ki ileride kitap (Kur’an) ile sultanı (devleti) birbirinden ayrılacaklar. Bu durumda siz kitaptan ayrılmayın.”[9]

Kur’an anlayışımızı resmetmesi bakımından Abdullah b. Mesud’un sözleri ne kadar da yerinde: Şöyle aktarıyor:

“Bize Kur’an lafzını ezberlemek zor, onunla amel etmek ise kolay gelirdi. Bizden sonrakilere ise Kur’an’ı ezberlemek kolay, onunla amel etmek ise zor gelmektedir. Kur’an, hükümleriyle amel edilsin diye indirildiği hâlde insanlar onun tilaveti ile yetinir oldular.”

Ne var ki Müslümanların tarihte olduğu gibi yeniden izzetli günlere, dünya liderliğine ve her şeyden öte Allah’ın razı olduğu bir hayata kavuşmaları ancak vahyin rehberliğiyle, Kur’an’a olan bağlılıkla mümkündür. Kur’an’a bağlığımız kadar yükselir ve alçalırız. Ömer b. Hattab RadiyAllahu Anh’tan rivayet edilen bir hadise göre Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmaktadır:

[إن اللهَ يَرفعُ بهذا الكِتابِ أقْواماً ويَضَعُ به آخَرِينَ] “Allah bu Kur’an’la bazı kavimleri yükseltir, bazılarını da alçaltır.”[10]

Kur’an’a bağlılığımız kadar istikamet üzere olabiliriz.

[اِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَهْد۪ي لِلَّت۪ي هِيَ اَقْوَمُ] “Şüphesiz ki bu Kur’an, insanları en doğru ve en sağlam yola iletir.”[11]

Kur’an’a bağlılığımız kadar gönüllerimizi arındırabiliriz.

[اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ] “Bunlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur.”[12]

Kur’an’a bağlığımız kadar karanlıklardan aydınlığa çıkabiliriz.

[الٓـرٰ۠ كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ] “Elif-lâm-râ. Bu, rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övgüye layık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz kitaptır.”[13]

Kur’an; insanları kula kulluktan, Allah’a kulluğa; kulların zulümlerinden, Allah’ın adaletli hükümlerine çıkaran bir hayat nizamıdır.

Kur’an’ı Hayata Tatbik Edecek Şer’î Keyfiyet; Râşidî Hilâfet

Bugün Müslümanların Allah’ın rızasından uzak bir yaşam sürmeleri Kur’an’ın hayatımızda hakim olmayışındandır. Tarih boyunca Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’in nuru ile aydınlanmışlardı. Kur’an Müslümanların kendisinden beslendikleri, kendisiyle hayat buldukları rahmet ve hayal membaı olmuştu.

İslâm ümmeti olarak;

- Yeniden sağlıklı bir şekilde kalkınabilmemiz

- Yeniden Allah’ın hükümlerinin egemen olduğu bir dünyada yaşayabilmemiz

- İyiliği emreden, kötülükten nehyeden bir topluluk olabilmemiz

- İnsanlık için çıkarılmış en hayırlı ümmet olabilmemiz

- Şahit ümmet olabilmemiz ve gerekliliklerini yerine getirebilmemiz

- Dünya siyasetinde domine eden güçlü ve lider bir devlet olabilmemiz

- Bir vücudun azaları gibi kenetlenebilmemiz

- Kâfirlere karşı tek yürek olabilmemiz

- Kostantiniyye’nin surlarında olduğu gibi Roma’nın surlarında ve sömürgeci kâfirlerin şaşalı saraylarında da Kelime-i Tevhid sancağını dalgalandırabilmemiz

- Mazlumlara umut, binlerce kilometre öteden sömürgeci kâfirlerin yüreklerine korku salan bir ümmet olabilmek için Kur’an yeniden hayatımızda belirleyen lider, problemlerimizi çözen kaynak, hayatımızda tatbik edilen yegâne hayat nizamı olmalıdır.

Kur’an hayata tatbik ediliyorken Müslümanlar onunla izzetli olmuşlardı. Yakın bir gelecekte Kur’an’ın rehberliğinde İslâmi hayatı başlatacak Râşidî Hilâfet yeniden olacaktır biiznillah. Kur’an hayatta tatbik edilmesi için inzal olmuştur ve Kur’an’ı hayata kâmilen uygulayacak yegâne şer’î keyfiyet de Râşidî Hilâfet’tir.



[1] [اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِؕ فَسَيُنْفِقُونَهَا] “Kâfirler servetlerini, insanları Allah’ın yolundan engellemek için harcarlar, yine harcayacaklar!” [Enfal Suresi 36]

[2] Nisa Suresi 105

[3] Nahl Suresi 89

[4] Bakara Suresi 110

[5] Bakara Suresi 275

[6] Nisa Suresi 19

[7] Maide Suresi 38

[8] Furkan Suresi 30

[9] Taberânî

[10] Müslim

[11] İsra Suresi 9

[12] Rad Suresi 28

[13] İbrahim Suresi 1


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz