İSLÂM ÜMMETİN ÜMMET DE İSLÂM’IN HİMAYESİNDE

Mustafa Küçük

Gerçek şu ki, Batı’nın İslâm düşmanlığı ve bu düşmanlıktan kaynaklanan korkusu cehaletten değildir. Bilakis ideolojik bir düşmanlıktır.

Batı’nın İslâm düşmanlığı hem fikrî hem siyasi ve hem de kültüreldir. Batı İslâm’ın hayat tarzına düşmandır.  İslâm’ın amentüsüne,  İnsan, hayat ve kâinata dair bakış açısına, değer yargılarına, aklı konumlandırmasına, laiklik ve demokrasiyi reddedişine, kadına bakışına, özgürlüğe değil kulluğa çağırmasına, kültür ve medeniyet anlayışına düşmandır. İslâm’ın yönetim biçimine, uluslararası siyaset politikasına, ekonomi doktrinine, eğitim anlayışına ve medeni hukukuna karşıdır. İslâm’ın varlığını kendi varlığına bir tehdit olarak algılamaktadır. İslâm’ın Batı medeniyetini bâtıl addettiğini, onunla fikrî, siyasi ve askerî olarak mücadele ettiğini, Batı medeniyetini hayattan uzaklaştırmayı öngördüğünü iyice anlamış bulunmaktadır. Nitekim Allah Celle Celâlehû şöyle buyurmaktadır:

“Bütün dinlere üstün kılmak üzere, Peygamberini, doğruluk rehberi Kur'an ve hak din ile gönderen Allah’tır.” (Fetih 28)

Dahası İslâm tarihte bunu Batıya yaşatmıştır. Bunun hatıraları onların hafızasında tazeliğini korumaktadır. Aldatanlar ve aldananlar bağlamında ve üslupta bir fark olsa da sivilinden askerine, dindarından dinsizine, Yahudi’sinden Hristiyan’ına, cahilinden entelektüeline kadar serapa bir düşmanlık söz konusudur. Allah Teâlâ bu gerçeği bize

“Allah’ın nurunu ağızları ile/kötü söz ve iftiraları ile söndürmek istiyorlar…” (Saff 8) diye buyurarak bildirmiştir.

Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in fikrî, siyasi ve aksiyoner bir şahsiyete sahip olması ve net duruşu her çağda küfür ehlini rahatsız ettiği gibi bugün de Batıyı rahatsız etmektedir. Entegre olmaya, münkeri hoş görmeye, diyaloğa, münafıklığa imkân vermediği için Batı O’na düşman kesilmiştir. Nitekim Allah Celle Celâlehû şöyle ferman buyurmaktadır:

“Hak yol, bâtıl yoldan apaçık ayrılmıştır. Kim tağutu tanımayıp, Allah’a iman ederse, muhakkak ki o kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Bakara 256)

Batı,  Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in mucizesi olan Kur’an’a da düşmanlık etmektedir. Zira o, Batı’nın yaşam felsefesini ve değer yargılarını yerle bir etmektedir. Buna fikir ile karşı koyamayan batı Kur’an’a karşı fiziki saldırılar gerçekleştirmektedir. Nitekim Müslümanların evine barkına yönelik saldırılarda sıkça buna şahit olmaktayız. Müslümanların ikamet ettiği meskenlerde veya camilerde ele geçirdikleri Kur’an Mushaflarını parçalayıp yaktıklarına defalarca şahit olmuşuzdur. İsrail ve ABD askerleri tarafından bu sahneler defalarca tekrarlanmıştır. Bu fiziki saldırının yanı sıra iftira türünden saldırılar da olmuştur. Türkiye’de Aydınlık Gazetesi Aziz Nesin yönetiminde Kur’an sahifelerini saygısızca günlük olarak neşretmiştir.

Batının düşman olduğu dördüncü unsur ise kuşkusuz topyekûn Müslümanlardır. İslâm âlemidir. İslâm’ı doğru anlamış ve onu kuşanmış Müslüman evlatlarıdır. Nitekim nasıl ki fikir bazında hak ve bâtıl, nur ve zulûmat, aydınlık ve karanlıklar arasında kıyamete değin bir mücadele söz konusu ise aynı mücadele bu düşüncelerin müntesipleri arasında da cereyan etmektedir. Nitekim Allah Celle Celâlehû şöyle buyurmaktadır.

“İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler ise Tağut'un yolunda savaşırlar. Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisa 76)

Özetle; İnzal olduğu ilk günden beri İslâm ve Müslümanlar Kitapsız müşriklerin ve Kitap ehli müşrikler olan Yahudi ve Hristiyanların saldırılarına maruz kalmıştır. Lakin ne İslâm ve ne de Müslümanlar kurumsal manada bugünkü kadar savunmasız kalmamışlardır. Zira İslâm olması gerektiği gibi evrensel bir devlet bazında temsil edilmediğinden, İslâm’ı ve Müslümanları savunmak bireysel veya en fazla örgütsel düzlemde kendini göstermektedir. Bu nedenle İslâm’a yönelik saldırılara verilen tepkiler kolaylıkla terör eylemi gibi lanse edilebilmektedir. Hâlbuki başında halifesi ile birlikte bir İslâm Devleti mevcut olsaydı İslâm’a ve Müslümanlara bu boyutta bir saldırı ya hiç olmayacaktı veya bu saldırılara karşı devletçe bir tepki ortaya koyulacaktı. Tıpkı hırçın bir Yahudi olan Ka'b b. Eşref’in varlığına son verildiğinde arkasının kesildiği gibi. Ya da Beni Kaynuka Yahudilerinin başına gelenler İslâm’a ve Rasulüne hakaret edenlerin de başına gelecekti. Ya da İslâm’a ve Müslümanlara alçakça ihanet edenlerin başına Beni Nadir ve Beni Kureyza Yahudilerinin başına gelenler gelecekti. Yahut onlara, Rum valisinin kendisine eziyet ettiği Müslüman kadının “Va Mu’tasımah / Ey Mu’tasım neredesin?!!” diye haykırdığında Abbasi Halifesi Mu’tasım Billah’ın Rum valisine verdiği ders gibi  unutamayacağı bir ders verilecekti.

İslâm düşmanları dün Allah’ın nurunu söndürmek için teorik ve pratik olarak ellerinden gelen her şeyi yapmaktan geri kalmadılar. Aslında bugün yapılanlar geçmişte yapılanların bir tekrarı mesabesindedir. O gün İslâm çekirdeği filizini çıkarmış boy atmaktayken onlar buna engel olmaya çalışıyorlardı. Lakin onlara rağmen o filiz gelişti, büyüdü ve ulu bir çınara dönüşerek dünyaya kök saldı. Bu gün aynı çınar küffara rağmen yeniden yeşermektedir. Evet, İslâm bunca anti propagandaya bunca dezenformasyona ve bunca iftiraya rağmen insanlığın gönlüne yol bulabilmektedir. Batıyı çıldırtan esas neden de aslında budur. Bu yüzden Salih Aleyhi’s Selam’ın devesini kesen çete gibi en azılılarını öne sürmekteler. Bütün Firavunlarıyla, Nemrutlarıyla, Belamlarıyla, Ebreheleriyle, Tiranlarıyla, EbuCehilleriyle Müseylemet’ül Kezzaplarıyla, Abdullah b. Sebe ve Ka’b bin Eşref’leriyle saldırıya geçmiş bulunmaktalar. Bugün de Obama, Netenyahu, Putin, Cameron, Hollande, Charlie Hebdo, Salman Rüşdi, Sisi ve Beşaar Esed’leriyle saldırıya geçmiş bulunmaktalar. Bütün hedefleri İslâm’ın tekrar hayata dönmesine, evrensel bir İslâm Devleti’nin kurulmasına engel olmaktır. İşte Medine’de Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kurduğu ve on üç asır boyunca hükmettikten sonra 3 Mart 1924’te ilga edilmesiyle ortadan kaldırılan Hilâfet’in yeniden ikame edilmesini engellemek için bütün bu sınır tanımaz hayâsız saldırılar gerçekleşmektedir. Bile bile Müslümanlar tahrik edilerek kontrolsüz davranmaya sevk edilip esas hedeften uzaklaştırılmak istenmektedir. Ancak beyhude! Hevesleri kursaklarında kalacaktır. Nasıl ki Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem daha hayatta iken Müslümanlar Yahudilerin yaptığı gibi Peygamberlerine iftira atıp öldürmediler ise bugün de O’nu savunmasız bırakmayacaklardır. O’na dil uzatanları affetmeyecekledir.

Evet, Allah, Rasulü’nün kefili olduğunu وَاللّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ “Allah seni insanlardan koruyacaktır." (Maide 67) diye buyurarak ortaya koymuştur. Evet, Allah Rasulü’nü Müslümanların elleriyle korudu ve koruyacaktır. Tıpkı Zikri/Kur’an’ı Müslümanların elleriyle koruduğu gibi. Tıpkı Sünnet’i koruduğu gibi. İşte Charlie Hebdo hadisesi budur.

Hristiyan, Yahudi, Hindu, Budist ve Ateistiyle, Kapitalist ve Sosyalistiyle Batı, Allah Celle Celâlehû’nun şöyle buyurduğunu duymuş olmalı:

“Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha yakındır…” (Ahzab 6)

Ayrıca, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in;

“Sizden birinize Ben, annesinden, babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadığım müddetçe tam iman etmiş olamaz.” (Buhârî, İman 8) diye buyurmuş olduğunu da duymuş olmalı!

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّواْ عَن سَبِيلِ اللّهِ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ إِلَى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ

“Gerçek şu ki; kâfirler mallarını, Allah'ın yolundan alıkoymak için harcarlar ve harcayacaklar da. Sonra bu onlar için yürek acısı olacak, sonra yenilecekler ve inkâr edenler cehenneme sürüleceklerdir.” (Enfal 36)


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz