SORUŞTURMA: KÜRT MESELESİ VE ÇÖZÜM ARAYIŞLARI / REHA RUHAVİOĞLU - HAK İNİSİYATİFİ KURUCU ÜYESİ

Reha Ruhavioğlu

1- Cumhuriyet öncesi dönemde, Kürt halkının Anadolu ve Kürdistan bölgesinde toplumsal ve siyasi durumu nasıldı? Farklı birçok kavmi içerisinde barındıran Osmanlı Hilâfet’i Kürtlere karşı negatif ayrımcılık yapmış mıdır? Osmanlı döneminde ortaya çıkan Kürt ayaklanmaları kavmiyetçilik temelli ayaklanmalar mıdır?

Yönetimin katı merkeziyetçi olmadığı dönemde hayat, resmî ya da gayri-resmî otonom yönetimler altında devam ediyordu. Merkeziyetçi ulus-devlet formu hayatımıza bu kadar oturmadan önce de her şey güllük gülistanlık değil elbette ancak daha renkli, çoğulcu bir toplumda yaşadığımız da izahtan varestedir. Müslüman toplulukları bir arada tutan halifelik ve imparatorluk bağı ismi konulmamış bir toplumsal sözleşme hüviyeti görüyor gibiydi diyebilirim. Gayrimüslimlerin de problemleri olmakla birlikte 19. yüzyıla kadar görece bir huzur ortamından bahsetmek mümkün.

Bununla birlikte Osmanlı yönetiminin özellikle son iki-üç asırda Kürdistan’da ve Kürt otonomisine karşı makyavelist bir yaklaşımı olduğunu söyleyebiliriz. Küçük grupları himaye eden, böylece birbirlerine karşı üstün gelmelerini ve büyümelerini engelleyen bir yaklaşımı var. Son yüzyılda merkezileşme hareketleri ve dünyada yükselen milliyetçi dalga Kürtlerin de bağımsızlaşma gibi saiklerle isyanlarına sahne olmuş, ancak bunların tamamını salt milliyetçi kalkışmalar olarak okumak da doğru değildir. Örneğin 1880’de isyan eden Şeyh Ubeydullah’ın saiki milliyetçilikten çok “eşitlik” gibi görünmektedir. Kürtlerin diğer milletlerden ayrı, farklı bir millet olduğu ve onlar gibi bağımsız olmak istediği gibi vurgular bu isyanların genelinde görülebilir. Bu yönüyle bu isyanlar hem milliyetçilik hem eşitlik talebi bağlamında ele alınmaktadır.

2- Cumhuriyetin ilk döneminde yaşanan Şeyh Said kıyamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kürt Meselesi olarak konuşulan ve tartışılan sosyal ve siyasi olgu üzerinde bu kalkışmanın bir etkisinin olduğunu düşünüyor musunuz? Şeyh Said kıyamını başlatan sebep nedir? Kürtçülük müdür yoksa Hilâfet’in yıkılması mı?

Tarihin, bugünkü ihtiyaca göre yeniden kurgulanan bir hikâye olmasından hareketle Şeyh Said kıyamı ona bakanların siyasi ve ideolojik yaklaşımlarından azade değildir. Dolayısıyla bu hareket birbirinden farklı iki biçimde hem Kürdî hem de İslâmi bir veçheyle değerlendirilmektedir. Şeyh Said’in yaşadığı dönemde hem Kürtlerle Türkleri bir arada tutan Hilâfet bağı zayıflarken hem de merkezi otoritenin ideolojisi de belirginleşmeye başlıyordu. Dolayısıyla bu saiklerden biri var diğeri yok demek bana pek kolay gelmiyor. Ben daha çok Şeyh Said kıyamını Kürdî hüviyeti de olan ama İslâmi saiki daha ağır basan bir kıyam olarak anlıyorum.

3- Kürt Meselesi ve terör sorunu aynı mı yoksa farklı farklı şeyler midir? Her ikisinin çıkış noktasını değerlendirdiğinizde Kürt Meselesi ve terör sorununun kaynaklarını hangi faktörler temelinde açıklarsınız?

Bir toplumsal meselenin tedhiş ile karşı karşıya konulmasını doğru bulmuyorum. Elbette Kürtlerin eşitlik, adalet, yönetime katılma, ana dillerine statü istemeleri gibi haklar ile bir şiddet meselesi farklı şeylerdir. Kürt meselesi ile şiddet birbirinden bağımsız şeylerdir. Şiddeti bir yöntem olarak benimseyen ve benimsemeyenler olacaktır. Esas olan Türkiye’nin hakları elinde tutan ve eşitsizliği sürdüren politikasıdır. Şiddeti tasvip etmiyoruz ama onu da azaltacak ya da tamamen yok edecek şey şiddete sebep olan sorunların samimiyetle çözülmesidir. Öyle bir durumda şiddet ortadan kalkmazsa bile toplumsal destek ve meşruiyeti zayıflar.

4- Gerek Türkiye'de gerek İran, Irak ve Suriye gibi ülkelerde Kürt Meselesi gündeme geldiğinde, konu sürekli olarak dış güçler ve sömürgeci devletler ile ilişkilendirilir. ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri ile Kürt Meselesi arasındaki ilişki sizce nedir? Bu Batılı ülkeler neden Kürt Meselesini sürekli gündemde tutmaya çalışmaktadırlar?

Türkiye’de Kürtlere karşı sistematik bir ayrımcılık var. Kürtlerin insan ve Kürt olmaktan kaynaklı doğal ve kolektif hakları var ve bu haklar büyük ölçüde baskı altında. Türkiye’deki nüfusu 20 milyona yaklaşan bir milletin dilinin tanınmıyor olması, eğitim ve bürokraside kullanılmıyor olması hem hukukun hem de dinin eşitlik ilkesine aykırı. “Bir tarağın dişleri gibi eşit” olmayı kabul etmeyen bir ırkçı hüviyeti var bu sistemin. Eşit olmayanı asimile olmamakla suçlayan bir toplumsal psikoloji de bu sistemin bir ürünü. Kürtler ne T.C. Anayasası’ndaki eşitlik ilkesinden yararlanabiliyor ne de Peygamberin “Arabın Aceme Acemin Araba üstünlüğü yoktur!” ilkesinden nasibini alabiliyor. Hakkı tanınmayan, çiğnenen bir topluluktan beklenen buna rıza göstermesi. Oysa bu insani de İslâmi de değil. İnsani ve İslâmi bir hak talep edildiğinde bunun ümmeti ve devleti böleceği gibi komplolarla hak isteyenin sesi bastırılıyor. Oysa “Hak yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun!” diyen bir anlayışın rehber olması beklenirdir.

AB ya da ABD’nin Kürtlerle ilişkisi ve ilgisi elbette Kürtlerin kaşına gözüne hayran olduğu, hakperest olduğu için demek zor. Ama siz bir meseleyi, önünüzde İslâmi ilkeler var ve bununla eşitliği tesis edecek biçimde çözebilecekken çözmezseniz o sizin zayıf karnınıza dönüşür. Başkaları bundan faydalanmak da isteyebilir. Ama esas olan sizin sorunu hakkaniyet ölçüsünde çözmeniz, buna gerek kalmamasıdır.

5- ABD’nin, PKK ve Suriye’deki PYD-YPG gibi gruplara yüksek miktarda silah desteği sağladığı deklare edildiği hâlde, Türkiye’nin ABD’yi müttefik olarak görmesi ya da bu meselenin Türk-Amerika ilişkilerine bir sorun olarak yansımamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin bu çelişkiyi çıkarlar temelinde açıklamaya çalışması sizce ilkeli bir dış politika mıdır?

Türkiye ile ABD birbirlerini sevdiklerinden değil, birbirlerine ihtiyaç duyduklarından ötürü müttefikler. Birbirlerinin çıkarına ters işlerinde ilişkiyi sürdürmeleri başka çıkarlar için birbirlerine olan ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Türkiye tarihsel korkularını kendine pranga yapan bu siyasi aks yerine toplumların birbirleri ile barış içinde yaşayacağı bir dayanışma atmosferi inşa etmeyi deneyebilirdi.

6- Terör sorunu, oy kaygısı ve seçim kazanma planı üzerine yürütülen günlük politikalarla bugüne kadar çözülemedi. Buna rağmen aynı yöntem ve metotlarla çözülmeye çalışılmasını nasıl izah ediyorsunuz?

Aynı metotlarla farklı bir sonuç alınmasının beklenmesi mantıklı değil. Meselenin siyaseten kaybettirse bile toplumsal vicdanda kazandırabileceği de göze alınarak yola konulmalı. Aksi hâlde sonuçları gördük. Seçim sonuçları bir barış sürecinin gidişatını değiştirebiliyor. Kürt meselesi gibi meseleler bütünlüklü bir yaklaşım ve uzun erimli bir yol haritası ile çözülebilir. İki kişi, iki taraf arasında toplumun liderlerin gözüne baktığı bir yöntem, bir güven zedelenmesi yaşanmasına sebep oldu. Aşağı yukarı nasıl çözülecek, hangi adımlar atılacak, nereye varılacak, bunların bilindiği bir izlekte gitmek bugün daha makul görünüyor.

7- Türkiye’deki siyasi parti, sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderlerinin Kürt Meselesi ve terör sorununun çözümünde üstlenmesi gereken rol nedir? Neler Yapılmalı?

Türkiye’deki kamuoyu meseleye hakkaniyet ölçüsünde, asgari müştereklerde buluşarak yaklaşmakla başlamalı. Siyasi, ideolojik bagajların hakkaniyete perde olmasına müsaade edilmemeli. Bu yönüyle kanaat önderlerinin devlet ve örgüt etkisi ve söyleminden ziyade kendi özgün yaklaşımlarıyla meseleye dahil olmalarında fayda olacaktır. Önceki Çözüm Süreci’nde bu aktörler bir süre sonra yakın oldukları siyasi görüşe göre ayrılmaya başladılar. O noktada da etkilerini kaybettiler.

8- Erken seçim ya da 2023 için ittifaklar üzerinden Kürt Meselesinin gündeme taşınması çözüme katkı sunabilir mi?

Türkiye’deki Kürtlerin oyu bugün ittifaklardan hangisinin kazanacağını belirleyecek bir güce sahip. Ancak bununla birlikte ittifaklardan herhangi birinin Kürt meselesini dört başı mamur bir biçimde çözebileceğine dair bir yaklaşım ve umut görünmüyor. Seçimlerin bir katkı sunup sunamayacağı tarafların bu süreci nasıl değerlendirecekleri ile yakından ilişkili. Ancak Kürt meselesinin seçim dönemi çözüm bağlamında konuşulup onun dışında asayiş ve güvenlik masasına havale edilmesinin kendisi samimiyetten uzak, önce bu konuda net bir karar verilmeli.

9- Kürt Meselesinin sizce HDP ve terör sorunu üzerinden konuşulması doğru mudur? HDP Müslüman Kürt halkını ne kadar temsil ediyor?

Kürt meselesi HDP dahil kimsenin tekelinde değil. Bugün HDP’nin taşıyıcı görünmesi diğerlerini bu yükü taşımaktan alıkoymuyor. İsteyen her kişi ve kurum bu sorunun çözümü için kendi rolünü üstlenebilir. Bugün taşıyıcı olan HDP Kürt kamuoyundan önemli bir oy alıyor, destek görüyor. Ortada mümessil ile temsil edilen, vekil ile müvekkil arasında bir benzeme sorunu olsa da böyle bir temsile yetki alındığını söylemek mümkün. HDP’nin Kürtlerin dokusuyla daha uyumlu olması ya da bu dokuya daha uyumlu bir aktörün temsil etmesi arzu edilse bile realitede temsil yetkisini veren halkın da buna ikna edilmesi, ruhsat vermesi gerekiyor. Sorun mümessilin dört dörtlük olmasını bekleyecek bir zaman tanımadığında kamuoyu önündekilerin en mümkün olanını, kaht-ı ricalden de olsa tercih eder. Kürtlerin ve genel olarak Türkiye toplumunun daha çok seçenek ve daha nitelikli temsil aktörleri arasında tercih yapması, daha çok aktörün toplumsal maslahat mücadelesine girişmesiyle mümkün olabilir.

10- Kürt Meselesi ve terör sorununun çözümünde, bugüne kadar konuşulan ve uygulanan güvenlikçi yaklaşım, ulusçu ve kimlikçi yaklaşım, liberal ve demokratik yaklaşımları değerlendirdiğinizde sorun ile bu yaklaşımlar arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz? Soruna İslâmi bir çözümün katkısını nasıl görüyorsunuz? Bu sorunun İslâmi çözümü nedir?

Bir toplumsal meseleyi çözeceksek, çözüm yöntemine ne isim verirsek verelim hakkaniyet ve tarafların çözümden razı olmaları önemlidir. Bugüne kadar çözme çabalarının hepsi anlamlı ve kıymetli ancak her birinin içinde problemler görünüyor. Ya da iyi niyetle başlayan bir süreç, niyetin yolda değişmesiyle bozulabiliyor. Müslümanlar bir soruna yaklaşırken İslâmi birikim ve perspektifleriyle çözmeyi düşünürler. Bu gayet doğaldır. Ancak Müslümanların İslâmi yaklaşımları da bugün başka görüşlerinin etkisinde kalabiliyor maalesef. Sorunun İslâmi çözümü ülkenin ve devletin her kurum ve kademesinde şu temel ilkelerden geçiyor: Diller ve renkler Allah’ın ayetleridir. Arab’ın Acem’e Acem’in Arab’a, yani Türk’ün Kürd’e Kürd’ün Türk’e üstünlüğü yoktur. Bunlar bir tarağın dişleri gibi eşittirler.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz