SORUŞTURMA: KÜRT MESELESİ VE ÇÖZÜM ARAYIŞLARI / ŞEYHMUS TANRIKULU - HÜDAPAR GİK ÜYESİ

Şeyhmus Tanrıkulu

1- Cumhuriyet öncesi dönemde, Kürt halkının Anadolu ve Kürdistan bölgesinde toplumsal ve siyasi durumu nasıldı? Farklı birçok kavmi içerisinde barındıran Osmanlı Hilâfet’i Kürtlere karşı negatif ayrımcılık yapmış mıdır? Osmanlı döneminde ortaya çıkan Kürt ayaklanmaları kavmiyetçilik temelli ayaklanmalar mıdır?

Kürtlerin hayatında en önemli dönüm noktalarından biri 637 yılından sonra İslâm dinini seçmeleri olmuştur. Medreseler vasıtasıyla anadillerinde eğitim ve öğretim gördükleri gibi yetiştirmiş oldukları âlimler ve şeyhler ile İslâm’ı toplumsal hayatta görünür kılmışlardır. Hukukta, muamelatta, ticarette ve aile hayatında İslâm'ın emirlerini uygulayan Kürtler aşiretler, mirlikler ve beylikler hâlinde kendi içlerinde özerk bir yapıya sahip olarak hayatlarını idame ettirmişlerdir.

Genel anlamda mir ve beylerden çok ulema ve şeyhlerin toplumsal hayatta etkin olduklarını görmekteyiz. 1514 yılında Yavuz Sultan Selim ile Kürtlerin temsilcisi olarak İdris-i Bitlis'i arasında bir ittifak antlaşması yapılmıştır. Sultan Selim Kürtlerin eski statülerini kabul ederek idari olarak özerkliklerini kabul etmiş ve bu ittifak resmî olarak kayıtlara geçmiştir. 1639 yılında Kasr-ı Şirin antlaşması ile Osmanlı İran sınırı tayin edilmiş ve İran Kürdistan’ında kalan bir kısım Kürt beylikleri Osmanlı yerine Safeviler ile ittifak kurmuşlardır.

1800'lerin başlarına kadar yaklaşık 300 yıl boyunca bu ittifak sorunsuz bir şekilde devam etmiştir. Fakat batılılaşma adına III. Selim ile başlayan ve II. Mahmut, Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz ile devam eden değişim ve dönüşümün adımları olan Tanzimat Fermanı ile Islahat Fermanına gösterilen tepkiler gibi (Rumeli’nde gayrimüslimler, Suriye, Lübnan ve Bosna Hersek gibi yerlerde Müslümanlar ayaklanmışlardır.) Kürtler de rahatsız olup tepki göstermişlerdir. Adem-i merkeziyetçilikten merkezî otoriterleşmeye doğru yapılmak istenen değişim; özerk bir hâlde yaşayan bazı beylerin görevden alınması, bazı hanedan değişiklikleri, merkezden yeni vali atamaları ile idari yapıdaki değişiklikler, vergi tahsildarları gönderilmesi, müslim ile gayrimüslimlerin eşit olarak görülmeleri ve Türk milliyetçiliğine kapı aralanması (Jön Türklerin güçlenmesi, İttihat ve Terakki örgütünün etkin konuma gelmesi) gibi adımlar toplumsal kırılmalara ve duygusal kopmalara neden olmuştur.

Bu dönemde özerklikleri ellerinden alınan, yetkileri kısıtlanan, vergi toplama yetkileri ellerinden alınan, bazı yerlerde hanedan değişikliğine gidilmesi ve belki de kırılma noktalarından biri olan Ruslar, İngilizler ve Fransızların Ermenilere ve Nesturîlere sahip çıkarak onlara ayrıcalıkların tanınmasını sağlamaları, himayelerine almaları ve bundan dolayı Ermeni ve Nesturîlerin Kürt beyliklerine isyan etmeleri ile vergi vermekten kaçınmaları gibi nedenlerden dolayı bazı ayaklanmalar meydana gelmiştir.

İran Türk Kaçar Hanedanı’nın İran Kürdistan'ında Kürtlere karşı haksızlık ve zulüm yapmaya başlaması, mezhepçilik yapması, Sünni camilere, ezana ve hutbelere müdahale etmesi, Kürt âlimlerin verdiği yargı kararlarını tanımaması, ağır vergi yükümlülüğü getirmesi gibi nedenlerden dolayı Şeyh Ubeydullah Nehrî’nin önderliğinde İran Kürdistan'ında başlayan, ardından Osmanlı Kürdistan’ına da sıçrayan ve tarihte ilk kez Kürdistan İslâm Cumhuriyeti adında bağımsız bir devlet kurma fikrine dönüşen bu kıyam hareketi, Kaçar Hanedanı, Osmanlı İmparatorluğu ve İngilizlerin ittifak kurup bastırmalarıyla son bulmuştur.

Ayrıca bu kıyamın bir önemli nedeni olarak Van merkezli Ermenilere bağımsız bir devlet kurdurulmak istenmesi, Nesturîlerin ise İngiliz bayrağı çekmesi gibi nedenleri de unutmayalım.

Kısacası Osmanlı döneminde milliyetçilikten dolayı yapılan hiçbir kıyam-ayaklanma olmamış, ayaklanmaların nedeni, idari yapıdaki değişimler, ağrı vergi yükümlülükleri, Türk milliyetçiliğine kapı aralanması, İslâm hukukundan uzaklaşılmaya başlanılması ile Kürdistan’da kurulmak istenen Ermeni egemenliği/devleti fikrine gösterilen tepkilerdir.

2- Cumhuriyetin ilk döneminde yaşanan Şeyh Said kıyamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kürt Meselesi olarak konuşulan ve tartışılan sosyal ve siyasi olgu üzerinde bu kalkışmanın bir etkisinin olduğunu düşünüyor musunuz? Şeyh Said kıyamını başlatan sebep nedir? Kürtçülük müdür yoksa Hilâfet’in yıkılması mı?

Osmanlı döneminde, Kürdistan’daki bütün şeyhler, âlimler, ağalar, beyler ve ileri gelen eşraf, Osmanlı ile uyumlu yaşadı. Nitekim Sultan Selim ile İdris-i Bitlisî arasındaki ittifaka bağlı kaldılar ve Osmanlıya vergi vererek ve asker yardımında bulunarak destek verdiler.

Dolayısıyla başta Şeyh Said kıyamı olmak üzere kıyamları, Osmanlıdan sonra yeni kurulan cumhuriyetin kökeninde aramak lazım. Onun ulus devlet anlayışında, Hilâfet’i yıkan, İslâm’ı toplumda yaşanır olmaktan çıkaran, İslâm’a karşı mücadele eden devlet pozisyonunda aramak lazım. Yani iki temel faktör var; birincisi Türkçülüğe dayalı ulus devlet anlayışı, ikincisi ise laiklik ilkesiyle İslâm’ın sosyal yaşamdan ve devletin dinî olmasından çıkarılmasıydı. Bu durum toplumda büyük bir kırılmaya neden oldu. Neticede devletin kurucu felsefesindeki yanlışlık sonucu ülkede hemen her tarafta kıyamlar yaşandı.

Ayrıca Sevr Antlaşması’nda diğer milletler gibi Kürtlere de devlet kurma hakkı tanındığını unutmayalım. Bu yüzden Mustafa Kemal’in Erzurum kongresinde ve sonrasında Kürtlerin statüsünün korunacağı yani özerkliklerinin devam edeceği sözünü vermesi, Lozan Antlaşması’nda ise İtilaf Devletleri’ne tek devlet iki millet ilkesi ile kurulacak devletin Kürtlerin de devleti olduğunun beyan edilmesi ve 1921 anayasasında bunun yer alması… Fakat 1923 yılından sonra ise verilen sözlerden dönülmesi yani İslâm’ın şiarlarına savaş açılması, Kürtlerin inkâr edilmeye başlanması kıyamların oluşmasına zemin hazırlamıştır.

Kıyam; Kemalist sistemin Hilâfet’i ilga etmesi, İslâmi değerleri toplumdan kaldırmasına ve İslâm’ı devletin dini olmaktan çıkarmasına yönelik bir tepkiydi. Şeyh Said efendinin mahkemede “Bugüne kadar bizimle sizin aranızda İslâm vardı, Hilâfet vardı, siz onu yıktınız, artık size bağımlılık gibi bir sözümüz yok. Çünkü siz o bağı ortadan kaldırdınız.” demesi gösteriyor ki, kıyamın rengi İslâm’dı ve İslâmi bir sorumluluğun gereğiydi.

Fakat bugün konuşulan Kürt meselesi eski mecrasından saptırılarak yanlış teşhis edilmekte veya öyle olması istenmekte, Marksist bir örgütün meselesiymiş gibi algı oluşturulmaya çalışılmaktadır.

3- Kürt Meselesi ve terör sorunu aynı mı yoksa farklı farklı şeyler midir? Her ikisinin çıkış noktasını değerlendirdiğinizde Kürt Meselesi ve terör sorununun kaynaklarını hangi faktörler temelinde açıklarsınız?

Bugüne kadar bilerek veya bilmeyerek Kürt meselesi ile PKK sorunu aynı diye bir algı oluşturuldu. Bu yanlış algıdan dolayı 5 asırdan fazladır kader birliği yapan iki millet birbirine düşman yapılmaya çalışıldı.

Kürt meselesinin doğru anlaşılabilmesi için sorunun kaynakları, nedenleri ve çözüm önerilerimizi kapsayan konularda bugüne kadar birçok seminer, basın açıklaması, paneller ve çalıştaylar düzenledik, raporlar hazırladık.

Bugün geldiğimiz noktada Kürt meselesinin ayrı PKK meselesinin ayrı olduğu anlaşılmaya ve konuşulmaya başlanmışsa, bunda mezkûr çalışmaların katkısı unutulmamalıdır.

Kürt meselesinin oluşmasına; Kürt halkının temel insan haklarının ellerinden alınması, ret, inkâr ve asimilasyon politikaları ile önceki yüzyıllarda kendilerine verilen statülerin inkâr edilmesi neden oluşmuştur. Terör meselesi ise Marksist-Sosyalist-Seküler bir meseledir, farklı amaçları ve hedefleri olduğu aşikârdır. Mesele Kürt meselesinin çözümü değil PKK'nın Marksist düşüncesinin hayata geçirilmesi ve Müslüman Kürt halkına seküler bir hayat dayatılmasıdır.

Ayrıca emperyalist devletlerin birtakım vaatlerde bulunarak terör örgütlerini maşa olarak kullandığı ve vekalet savaşı verdirdiği herkesçe bilinmektedir. Soğuk savaş döneminde kominizim ile mücadelede İslâm ülkelerini de yanına alan kapitalist ve liberal düşünceye sahip olan ABD neden Marksist antikapitalist (!?) bir örgüte yardım eder?… Bu ve benzeri sorulara doğru cevaplar bulunduğunda mesele açık bir şekilde anlaşılacaktır.

4- Gerek Türkiye'de gerek İran, Irak ve Suriye gibi ülkelerde Kürt Meselesi gündeme geldiğinde, konu sürekli olarak dış güçler ve sömürgeci devletler ile ilişkilendirilir. ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri ile Kürt Meselesi arasındaki ilişki sizce nedir? Bu Batılı ülkeler neden Kürt Meselesini sürekli gündemde tutmaya çalışmaktadırlar?

Emperyalist ülkelerin İslâm coğrafyasını parçalayarak yer altı ve yer üstü zenginliklerine el koyma istekleri yeni bir husus değildir. Osmanlı'yı parçalamalarının nedeni de budur. Kürtler dışında kalan diğer Müslüman milletler, emperyalistlerle iş birliği yaparak devlet sahibi oldukları ve Osmanlı bakiyesi üzerinde irili ufaklı onlarca devlet kurulduğu tarihî bir gerçektir. Eğer Kürtlere devlet kurdurulmamış ise bunun sebebi, Kürtlerin İslâm dinine sıkı sıkıya bağlı olmaları, emperyalist ülkelere boyun eğmemeleri ve onların güdümünde bir devlet olmak istemediklerindendir. Bu husus İngiliz istihbarat belgelerinde açık bir şekilde geçmektedir.

Batı hiçbir zaman Müslümanların güçlenmesini kendi aralarında ittifak kurmalarını istememiştir. Çünkü biliyor ki böyle bir hususun gerçekleşmesi sömürgeci emperyalist zihniyetin iflası anlamına gelecek ve İslâm ümmeti eskiden olduğu gibi tekrar güçlü bir medeniyet olarak sahneye çıkacaktır.

Batı Kürt meselesi gibi konuları, ilgili devletleri yörüngelerine almak, siyasi, ekonomik ve kültürel alanda hegemonyasını genişletmek için kullanmaktadır.

5- ABD’nin, PKK ve Suriye’deki PYD-YPG gibi gruplara yüksek miktarda silah desteği sağladığı deklare edildiği hâlde, Türkiye’nin ABD’yi müttefik olarak görmesi ya da bu meselenin Türk-Amerika ilişkilerine bir sorun olarak yansımamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin bu çelişkiyi çıkarlar temelinde açıklamaya çalışması sizce ilkeli bir dış politika mıdır?

Kürt meselesinin çözümü için bölge ülkeleri yani Türkiye, İran, Suriye ve Irak eşit vatandaşlık temelinde anayasal adımlar atmalı ki emperyalist ülkeler bu meseleye müdâhil olmasınlar. Tarih şahittir ki emperyalist ülkeler hiçbir zaman Kürtlerin devlet sahibi olmasını istememişlerdir. İngilizlerin ve Rusya'nın Irak Kürdistanı’ndaki Kürdistan Krallığını (1921-1924), İran’daki Mahabat Kürdistan Cumhuriyeti'ni (1946-1947) ve Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Karabağ’daki Kürdistâna Sor (1923-1929) Özerk Devleti’ni yıkmaları bunun bariz örneğidir.

Emperyalist ülkeler Kürtlere dost olmadıkları gibi Müslüman Türklere, İranlılara, Iraklılara ve Suriyelilere dost değildir. Bu yüzden Türkiye, ABD'nin çıkarcı bir devlet olduğunu göz ardı etmemelidir. ABD'nin dostu ve müttefiki yoktur sadece çıkarı vardır.

Kanaatimce Türkiye ABD’nin örgütlere silah, eğitim vb. yardım yaparak ne yapmak istediğinin farkındadır ama askerî ve ekonomik zayıflığı ABD’ye rest çekmesine engel teşkil etmektedir. ABD’nin hem Türkiye ile hem de Türkiye’nin düşman kabul ettiği örgütlere yardım etmesi kendi başına taraflar için bir çelişkidir. Bölge dengeleri adına bazı hususlar tolere edilebiliyor ama ne zamana kadar? Hem Türkiye devleti içinde hem de örgüt içinde etkili bir kesimin Kürt meselesinin adalet temelinde çözülmesini istemediği eskiden beri bilinmektedir.

Son yıllarda Türkiye’nin özellikle askerî ve siyasi alanda başarılara imza atması, uluslararası sorunlara müdahil olması ve bazı yerlerde taraf olması bazı emperyalist ülkeleri tedirgin etmektedir. Türkiye’nin 1945’ten beri himayesine girdiği ve devletin her kurumunda yer açtığı ABD’yi bir seferde silmesi de beklenemez, ama ABD’nin eski ABD olmadığı, Türkiye’nin de eski Türkiye olmadığını biliyoruz. Şu anda gönülle değil ama zorunlu bir müttefiklik olduğu her iki tarafça da biliniyor.

Ümmetin yetimi olan mazlum Kürtlerin inanç ve kader birliği yaptığı Türkiye ve İran gibi Müslüman ülkelerin, kardeşliğin gereği olarak Kürtlere hamilik yaparak onları emperyalist ülkelere muhtaç etmeden haklarını iade etmeleri gerekir.

6- Terör sorunu, oy kaygısı ve seçim kazanma planı üzerine yürütülen günlük politikalarla bugüne kadar çözülemedi. Buna rağmen aynı yöntem ve metotlarla çözülmeye çalışılmasını nasıl izah ediyorsunuz?

Kürt meselesinin çözümü; siyasi/partisel çıkarlara, örgütsel menfaatlere endekslenmemelidir.  On binlerce insanın hayatını kaybettiği, binlerce yerleşim yerinin yakıldığı, boşaltıldığı, kan, gözyaşı ve feryad-u figanların kısmen bile olsa devam ettiği göz önüne alınarak geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarılmalıdır.

Bu yüzden önümüzde yapılacak olan seçimlerden önce yeni anayasa çalışmaları kapsamında Kürt halkının temel hakları anayasal güvenceye kavuşturulmalı ve Kürt meselesi istismar edilmekten çıkarılmalıdır.

Kürtler eninde sonunda temel haklarına kavuşacaklardır, bunu geciktirmenin, ötelemenin pazarlık konusu yapmanın ya da bazı şartlara bağlamanın Türkiye'de yaşayan hiç kimseye faydası olmadığı gibi, toplumsal ayrışma ve kutuplaşmaların derinleşmesine, dolayısıyla sorunun daha da derinleşmesine neden olacağı unutulmamalıdır.

Kürt meselesi üzerinde milliyetçi oyları konsolide etmek, milliyetçilik üzerinden toplumu kamplaştırmaya çalışmak, kan ve göz yaşı üzerine siyaset yapma imkânı sonlandırılmalıdır.

7- Türkiye’deki siyasi parti, sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderlerinin Kürt Meselesi ve terör sorununun çözümünde üstlenmesi gereken rol nedir? Neler Yapılmalı?

Kürt meselesinin siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik boyutları var. Siyasal ve kültürel olarak, aslında bu bir kimlik ve dil sorunudur. Anadilde eğitim ve öğretim ile Kürtçenin ikinci resmî dil olmasının önünün açılması noktasında adımların atılması gerekiyor. Ayrıca adalet temelinde eşit bir vatandaşlığın anayasada ifadesini bulması, anayasal olarak Kürt kimliğinin tanınması gerekiyor.

İki asra yakındır maddi ve manevi yönden her kesimi etkileyen Kürt meselesinin çözümünde siyasi partiler, STK’lar, kanaat önderleri, aydınlar vb. cesur adımlar atmalı. Bu konuda rejimin yanlış uygulamalarına ve paradigmasına karşı çıkarak etkili ve kabul edilebilir çözümler üretmeli. Başta da Kürt meselesi ile örgüt/terör meselesinin ayrı konular olduğunun tespit edilmesi gerekiyor.

Sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderleri başta olmak üzere medya kuruluşları ve akademisyenler toplumdaki farklı etnik gruplar arasındaki bağı kuvvetlendirecek siyasi, kültürel ve özgürlükler noktasında söylemler geliştirerek çözüme katkı sağlamalıdırlar. Kürtlerin ve Türklerin 5 asır önceki ittifaklarına uygun stratejiler geliştirilmelidir.

Kürt meselesinin çözümü için dış ülkelerin müdahil olmalarına engel olunmalı, tarihî ve medeniyet değerlerimiz ışığında yerli ve milli yaklaşımlar gösterilmelidir. İki milletin kardeş olduklarını, kader birliği yaptıklarını var olan sorunları adalet temelinde çözmek gerektiği hususunda kamuoyunu aydınlatmalılar.

8- Erken seçim ya da 2023 için ittifaklar üzerinden Kürt Meselesinin gündeme taşınması çözüme katkı sunabilir mi?

Kürt meselesinin her platformda görüşülmesi dile getirilmesi olumludur. Çünkü ortada kanayan bir yara var ve bu yarayı pansuman edip merhem olmak gerekir. Önümüzdeki seçimlerde ittifaklar olur/olabilir. Kürt meselesinin geçici pazarlıklara konu yapılması doğru bir yaklaşım değildir.

Tüm partilerin bir araya gelerek bu meseleye çözüm bulması gerekir. Sadece hükümetten çözüm beklenmemeli ve muhalefet partileri de bu konuda çözüm üretmelidir. Çünkü Kürt meselesi Türkiye’nin meselesidir ve 84 milyonu ilgilendirmektedir.

9- Kürt Meselesinin sizce HDP ve terör sorunu üzerinden konuşulması doğru mudur? HDP Müslüman Kürt halkını ne kadar temsil ediyor?

Kürt meselesi HDP’den kaynaklı bir sorun değildir. İki asra yakındır çözülmek istenmeyen ve uluslararası boyuta ulaşmış bir meseledir. Dolayısıyla Kürt meselesini HDP ve PKK ile özdeşleştirmek Kürt halkına hakarettir, ihanettir. Kürtlerin temel hak ve özgürlükler konusundaki mücadelesini basitleştirmektir.

HDP’nin inanç ve kültürel olarak Kürt halkından farklı düşündüğü bir gerçektir. Devletin ret, inkâr ve asimilasyon politikaları neticesinde yaptığı zulümler, haksızlıklar nedeniyle Kürt halkının bir kesimi siyasal anlamda HDP’ye destek vermektedir. Kürt meselesinin çözümünde HDP’nin almış olduğu bu siyasal desteğin göz ardı edilmemesi gerektiği gibi, HDP ve PKK’nin Kürt halkının tek temsilcisi olmadığı da bilinmelidir. Birçok yerde açıkladığımız gibi Kürt meselesi HDP ile ya da başka bir örgüt, parti ile var olmamıştır. Bu yüzden Kürt meselesi ile terör meselesi birbirine karıştırılmamalıdır.

10- Kürt Meselesi ve terör sorununun çözümünde, bugüne kadar konuşulan ve uygulanan güvenlikçi yaklaşım, ulusçu ve kimlikçi yaklaşım, liberal ve demokratik yaklaşımları değerlendirdiğinizde sorun ile bu yaklaşımlar arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz? Soruna İslâmi bir çözümün katkısını nasıl görüyorsunuz? Bu sorunun İslâmi çözümü nedir?

Kürt meselesinin güvenlikçi politikalar ve milliyetçi yaklaşımlar ile çözülemediği görüldü. Bize göre bu mesele adalet temelinde ve kardeşlik hukuku içerisinde çözülebilir. Bir Türk hangi haklara sahip ise bir Kürt de aynı haklara sahip olabilmelidir. Yani hadis-i şerifte geçtiği gibi “Kendi nefsin için istediğini din kardeşin için de istemedikçe iman etmiş olamazsın!” ifadesi, tüm vicdan ve iman sahipleri için sorunları çözebilecek bir yol göstermektedir. İslâm dini, tüm etnik kimlikleri ve dilleri Allah’ın kudretinin ve azametinin delilleri olarak tarif etmektedir. Dolayısıyla bir kavmi ya da bir dili inkâr etmek, Allah’ın ayetlerini inkâr etme anlamına gelir ki böyle bir durum Müslüman için akıbet açısından tehlikeli olabilir.

Aynı Rabbe ve Peygambere inanan, aynı kıbleye yönelen ve aynı kitabı okuyan farklı etnik kimliklerin birbirini inkâr etmesi ya da Allah’ın vermiş olduğu bir hakkı gasp etmesi, pazarlık konusu yapması, ötelemesi düşünülemez. İslâm ihtilafa düşüldüğünde Kur’an’ın ve Sünnet’in hakemliğine başvurulması gerektiğini imanî bir kaide olarak zikretmektedir. Halkın %99’unun Müslüman olduğu bir memlekette sorunların çözüm adresi bellidir.

Türkiye halkı bugüne kadar yapılan zulüm ve haksızlıkları göz önüne alarak mazlum Kürt halkının temel insani ve İslâmi haklarının verilmesi hususunda devlet kurumlarına ve iktidara baskı yapmalıdır. Eşit vatandaşlık temelinde dış güçlere müdahale etme imkânını vermeden bu meselenin çözüme kavuşması için herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Bu sorun devam ettiği müddetçe ülkemizde hiçbir konuda istikrar sağlanamayacaktır. Hatta İslâm coğrafyasında da istikrarsızlıklar devam edecek ve Irak ile Suriye’ye müdahale edildiği gibi, diğer ülkelere de müdahale edilebilir. Eskiden olduğu gibi birlik ve beraberliğimizi, yardımlaşma ve dayanışmamızı ve en önemlisi kardeşliğimizi ihya etmemiz ve böylece ittifakımızı güçlendirerek İslâm ümmetinin vahdetinin sağlanmasına da katkı sunabiliriz.

Bu ülkenin Kurtuluş Savaşı’nın hangi saikler ve kimler ile verildiği, kurucu meclisin hangi ilkeler doğrultusunda karar aldığı göz önüne alınarak faşist ve inkârcı darbe anayasasından kurtularak, 84 milyonu kucaklayan tüm etnik kimliklerin, dillerin ve inançların tanındığı özgür ve adil bir anayasa yapılmalıdır.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz