SORUŞTURMA: KÜRT MESELESİ VE ÇÖZÜM ARAYIŞLARI / RIDVAN KAYA - ÖZGÜRDER GENEL BAŞKANI

Rıdvan Kaya

1- Cumhuriyet öncesi dönemde, Kürt halkının Anadolu ve Kürdistan bölgesinde toplumsal ve siyasi durumu nasıldı? Farklı birçok kavmi içerisinde barındıran Osmanlı Hilâfet’i Kürtlere karşı negatif ayrımcılık yapmış mıdır? Osmanlı döneminde ortaya çıkan Kürt ayaklanmaları kavmiyetçilik temelli ayaklanmalar mıdır?

Osmanlı devlet ve toplum yapısı millet/din esasına göre şekillenmiş bir yapıydı. Etnik temelli bir ulus anlayışına dayanmıyordu. Bu yüzden Kürtlerin ya da bir başka Müslüman etnik topluluğun dışlanması veya olumsuz manada bir ayrımcılığa maruz kalması genel manada söz konusu değildi. Bununla birlikte gerek yönetim zaafından gerekse de sosyo-ekonomik birtakım sorunlar nedeniyle Anadolu ve Kürdistan coğrafyasında ortaya çıkan tepkiler zaman zaman büyüyerek isyana dönüşebilmiştir. Bunları daha ziyade yerel karakterli isyanlar olarak görmek gerekir. Bu durum ulusçuluk akımının Avrupa’dan tüm dünyaya taşındığı ve Osmanlı coğrafyasına da sirayet ettiği 19. yüzyılın son dönemlerinden itibaren ise farklı bir mahiyet kazanmıştır. Gerek Osmanlı devlet kadrolarının Türkçülük siyasetine yönelmelerine bir tepki olarak, gerekse de diğer Müslüman halklar arasında görüldüğü üzere Kürtler arasında da gelişen ulusçu anlayışın etkisiyle kavmiyet temelinde kimlik arayışı ve talepler öne çıkmaya başlamıştır.

2- Cumhuriyetin ilk döneminde yaşanan Şeyh Said kıyamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kürt Meselesi olarak konuşulan ve tartışılan sosyal ve siyasi olgu üzerinde bu kalkışmanın bir etkisinin olduğunu düşünüyor musunuz? Şeyh Said kıyamını başlatan sebep nedir? Kürtçülük müdür yoksa Hilâfet’in yıkılması mı?

Şeyh Said isyanına katılan unsurlar arasında Kürt kimliğini öne çıkartan, Kürtlük temelinde bir siyasal talebi gündemleştirmeye çalışan aktörler de yer almakla birlikte harekete rengini veren temel saik İslâmi kimliktir. Osmanlı coğrafyasında yeni teşkil olunan Kemalist, Türkçü, Batıcı siyasal yapının toplumu ve devleti yeniden biçimlendirme çabalarına ve Müslüman halklar arasında ortak Hilâfet bağının kaldırılıp atılmasına karşı tepkiler gelişmiştir. Bu bağlamda ortaya çıkan Şeyh Said kıyamı da en temelde yeni siyasal yapının İslâmsızlaştırma dayatmasına karşı bir tepkidir. Mamafih Kemalist yönetim, hareketin Müslüman ahali nezdinde destek görmesini engellemek ve bastırma operasyonuna meşruiyet temini amacıyla Şeyh Said kıyamını Kürtçü ve bölücü bir isyan şeklinde tanımlayıp sunmayı, bu şekilde çarpıtmayı tercih etmiştir.

3- Kürt Meselesi ve terör sorunu aynı mı yoksa farklı farklı şeyler midir? Her ikisinin çıkış noktasını değerlendirdiğinizde Kürt Meselesi ve terör sorununun kaynaklarını hangi faktörler temelinde açıklarsınız?

Kürt sorunu özü itibariyle ulusçu dayatmanın ortaya çıkardığı siyasal, toplumsal bir sorundur. Bununla birlikte yaşanan süreç Kürt sorununa farklı boyutlar kazandırmıştır. PKK bağlamında terör sorunu da bu boyutlardan biridir. Gelinen yer itibariyle sorunu PKK/terör olgusundan tümüyle bağımsız bir düzlemde ele almak zorlaşmış olmakla birlikte, indirgemeci bir mantıkla sorunun tümüyle PKK/terör olgusuna hasredilmesi de doğru değildir, saptırıcı bir tutumdur. Ne var ki sorunu üreten zihniyeti ve politikaları tartışmak ve bunlarla yüzleşmek istemeyen devletçi bakış açısı konuyu terör olgusuna hapsetmeyi tercih etmektedir. Buna karşın Kürt milliyetçiliğine dayanan yaklaşım ve bunu destekleyen çevreler ise sorunu sadece devlet politikasının çelişkileri zemininde ele alıp, PKK’nın ürettiği vahşi şiddet olgusunu örtmeye, gizlemeye çalışmaktadırlar. Adil tutumsa bir yandan terör olgusunu mahkûm ederken, diğer yandan Kürt sorununun varlığıyla yüzleşmeyi gerektirir.

4- Gerek Türkiye'de gerek İran, Irak ve Suriye gibi ülkelerde Kürt Meselesi gündeme geldiğinde, konu sürekli olarak dış güçler ve sömürgeci devletler ile ilişkilendirilir. ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri ile Kürt Meselesi arasındaki ilişki sizce nedir? Bu Batılı ülkeler neden Kürt Meselesini sürekli gündemde tutmaya çalışmaktadırlar?

ABD’si, Avrupa’sı ve Rusya’sıyla emperyal güçler İslâm coğrafyasında ve bir bütün olarak üçüncü dünyada azınlık siyasetini her zaman değerlendirmişlerdir. Bunu bazen kendi aralarındaki güç mücadelesinin bir uzantısı olarak, bazen de yerel güçleri zayıflatıp kendilerine bağımlılıklarını artırmak amacıyla bir kart olarak kullanmışlardır. Kürt sorunu da bu yönüyle emperyal güçlerin Türkiye’ye, İran’a, Irak ve Suriye’ye yönelik politikalarında, en genelde de Ortadoğu siyasetlerinde gayet kullanışlı bir karttır. Mamafih görülmesi gereken, bu sorunun emperyal güçlerin yoktan var ettiği bir sorun olmayıp, ulus devletlerin zalimane ve basiretsiz siyasetlerinin kaynaklık ettiği, emperyal güçlerin de tepe tepe kullandığı, istismar ettiği bir sorun olduğu gerçeğidir. 

5- ABD’nin, PKK ve Suriye’deki PYD-YPG gibi gruplara yüksek miktarda silah desteği sağladığı deklare edildiği hâlde, Türkiye’nin ABD’yi müttefik olarak görmesi ya da bu meselenin Türk-Amerika ilişkilerine bir sorun olarak yansımamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin bu çelişkiyi çıkarlar temelinde açıklamaya çalışması sizce ilkeli bir dış politika mıdır?

Aslında iki ülke ilişkilerinde bu durumun ciddi bir sorun teşkil ettiği ortadadır. Bununla birlikte mevcut ilişkilerin bu yüzden tümüyle kesilmesini beklemek gerçekçi olmaz. Her ne kadar güçlü bir bölge ülkesi olsa da, ABD ya da Rusya gibi küresel güçler karşısında Türkiye’nin hareket alanı sınırlıdır. Bununla birlikte en son Tel Abyad ve Resulayn bölgelerine yönelik harekatta da görüldüğü üzere Türkiye belli oranda inisiyatif alabilmektedir. İlkesellik testi ulus devletler düzleminde her aktör için yapılabilir ve hemen herkes için bir dizi çelişki sıralanabilir. Ne var ki bu tartışmanın ancak güç dengesi zemininde anlam ifade ettiği, bir karşılık bulduğu anlaşılmaktadır.

6- Terör sorunu, oy kaygısı ve seçim kazanma planı üzerine yürütülen günlük politikalarla bugüne kadar çözülemedi. Buna rağmen aynı yöntem ve metotlarla çözülmeye çalışılmasını nasıl izah ediyorsunuz?

Türkiye açısından bakıldığında tümüyle halledilmemiş olmakla birlikte terör sorununda ciddi manada ilerleme kaydedildiği görülmektedir. Fakat terör meselesi tümüyle alt edilmiş olsa bile Kürt sorununun halledildiğini söylemek mümkün olmayacaktır. İktidar bu noktada çeşitli alanlarda birtakım iyileştirmelerle sorunun şiddetini azaltmaya çalışmaktadır. Ne var ki Kürt sorunu en temelde siyasi bir sorun olup ulus devlet mantığı ve resmî ideoloji dayatması sürdürüldüğü müddetçe soruna tam manasıyla bir çözüm bulunması imkânsızdır. Bu noktada arzulanan hedeflere ulaşmamış ve akim kalmış olmasına rağmen geçtiğimiz yıllarda iktidarın gündemleştirdiği “Çözüm Süreci” adı verilen politikanın sorunun anlaşılması ve tartışılmasına katkı sağladığı söylenebilir. Bu süreç milliyetçi önyargılarla sorunu algılamakta zorlanan kesimlerin gündemine en azından konunun bir biçimde taşınmasını getirmiş olmakla beraber ayrıca PKK (ve bağlı unsurların) zihniyetinin makul bir çözüm arayışına uygun olmadığını da ortaya çıkarmıştır.

7- Türkiye’deki siyasi parti, sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderlerinin Kürt Meselesi ve terör sorununun çözümünde üstlenmesi gereken rol nedir? Neler Yapılmalı?

Ne yazık ki Türkiye’de Kürt sorunu gelinen noktada örtülmektedir. PKK şiddetiyle mücadelede elde edilen gelişmeler sorunun halledildiği gibi bir yanılsamaya yol açmakta, ayrıca son yıllarda giderek yükseltilen devletçi-milliyetçi yönelim nedeniyle de sorunun gerçekçi ve adil bir zeminde tartışılması giderek zorlaşmaktadır. En son “Ant” meselesinde milliyetçi çevrelerin kopardığı gürültü bu bağnaz, buyurgan ve inkârcı tutumun daha da palazlandığının somut bir göstergesi olmuştur. Bu noktada bilhassa İslâmi hassasiyete sahip çevreler ve yapıların hak ve adalet perspektifini öne çıkartarak sorunu gerçek boyutlarıyla gündemleştirmeleri, tartışmaya açmaları, önyargıların ve hayalci yaklaşımların oluşturduğu örtüyü kaldırmaya gayret etmeleri önem arzetmektedir.

8- Erken seçim ya da 2023 için ittifaklar üzerinden Kürt Meselesinin gündeme taşınması çözüme katkı sunabilir mi?

Kürt sorununa yönelik olarak seçim süreçlerinde daha yoğun bir ilginin gündemleştiği ve siyasi aktörlerin birtakım çalışmalara girişip, vaatlerde bulundukları bilinmektedir. Mevcut süreçte bu yönde bir eğilim görülmemekle birlikte önümüzdeki zaman diliminde bu tür çabalar yeniden canlanabilir. Mamafih soruna seçim süreçlerinde oy kaygısı ile yaklaşılan bir gündem olarak yaklaşmanın tutarsızlığı açıktır. Gerçekçi ve samimi bir çözüm çabası, öncelikle sorunun kaynağını doğru tespite yönelmek zorundadır. Bu ise mutlaka resmî ideoloji ile yüzleşmeyi gerektirir. Bu tür bir tutumu şu an itibariyle gerçekçi bir beklenti olarak görmek ise maalesef mümkün değildir.

9- Kürt Meselesinin sizce HDP ve terör sorunu üzerinden konuşulması doğru mudur? HDP Müslüman Kürt halkını ne kadar temsil ediyor?

HDP’yi Kürt halkının değil, Kürt milliyetçiliğinin temsilcisi, sözcüsü olarak görmek gerekir. Elbette Kürt milliyetçiliği Kürt halkı içinde ciddi bir tabana ulaşmıştır. Bu gerçeği inkâr etmemiz mümkün değildir. Bu yönüyle Kürt sorunuyla bağlantılı olmakla birlikte Kürt milliyetçiliğinin ayrı bir sorun olarak ele alınması gerekir. Türk milliyetçiliğine olduğu gibi Kürt milliyetçiliğine de Müslümanlar olarak hiçbir şekilde meşruiyet ya da sempati göstermemiz söz konusu olamaz. Bilakis İslâmi kimliğimiz bu tür cahilî anlayışlarla mücadele etmeyi gerektirir. Öte yandan Türk milliyetçiliği zemininden kalkarak HDP’yi mahkûm etmeye yönelik çabaların Kürt halkı nezdinde tepkiye yol açtığı ve HDP’yi mağdur konumuna oturttuğu da bir gerçektir. Kemalizmi tartışmadan Apoizmi mahkûm etmeye yönelik söylemler, tavırlar adil ve gerçekçi olmayacaktır. Bu noktada Kürt sorununa da, Türk sorununa da gerçek manada çözümü ancak “Ümmet” perspektifiyle hareket eden Müslümanların geliştirebileceği sorumluluğu ve özgüveni içinde hareket etmek durumundayız.

10- Kürt Meselesi ve terör sorununun çözümünde, bugüne kadar konuşulan ve uygulanan güvenlikçi yaklaşım, ulusçu ve kimlikçi yaklaşım, liberal ve demokratik yaklaşımları değerlendirdiğinizde sorun ile bu yaklaşımlar arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz? Soruna İslâmi bir çözümün katkısını nasıl görüyorsunuz? Bu sorunun İslâmi çözümü nedir?

Unutmayalım ki Kürt sorunu özünde bir yönüyle Türk sorunudur. Ümmetten bir ulus yaratmakla övünen Kemalist anlayış Kürt kimliğini inkâr ederken sadece Kürt halkına zulmetmemiş, Türklüğü de İslâmi kimliğin dışında, karşısında yeni ve batıl bir ideolojik kimlik olarak üreterek Türk halkını da özüne, asli kimliğine yabancılaştırmış ve zulme uğratmıştır. Bu yüzden parçacı değil, topyekûn çözüme ihtiyaç duymaktayız. Çözüm Rabbimizin [وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلًا ... وَقَالَ اِنَّن۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ] “Ben Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir.” [Fussilet Suresi 33] buyruğu gereğince kimlik tanımlamalarımızın cahilî zeminden uzaklaşarak ilahi esaslar doğrultusunda yapılmasıyla mümkün olacaktır. Yaşadığımız ülke özelinde çözüm arayışı gündelik politik ihtiyaçlar bağlamında değil, ancak adil, gerçekçi ve kapsamlı bir zeminde geliştirilmelidir. Bu zaviyeden bakıldığında ulus devlet mantığı aynı şekilde sürdürülerek ulusçuluk temelinde yeşertilmiş bir soruna çözüm bulmak muhaldir. Çözüm ulus devlet anlayışını sorgulamayı ve aşmayı gerektirir. Bu da ancak “Ümmet” perspektifine sahip Müslümanlarca yapılabilir.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz