SORUŞTURMA: KÜRT MESELESİ VE ÇÖZÜM ARAYIŞLARI / CUMA İÇTEN - 24. DÖNEM DİYARBAKIR MİLLETVEKİLİ

Cuma İçten

Değerli Mahmut KAR ve Köklü Değişim Dergisi’nin okurları, birbiri ile bağlantılı 10’a yakın soruya ayrı ayrı cevap vermenin, asıl anlatılmak istenen bütünü bozacağına inandığımdan soruların tamamına cevap vereceğim bir yazıyı kaleme almayı daha doğru buldum.

Kürtler ümmetin yetimleridir. Siyasi kimliklerin, tarihsel belgelere, bilgilere araştırmalara dayanmayanların ve bu konuda uzman olmayanların yorum yapmasını çok etik ve doğru bulmamaktayım. Tarihi belgeler arkeolojik kazılar asla yalan söylemez. Ülkemizdeki birçok sorunun temelinde, konu hakkında bilimsel veriler ışığında araştırma yapmış olanların gerek siyasi kurumlar tarafından gerekse kamuoyu tarafından dikkate alınmaması yatmaktadır.

1876 meşrutiyetin ilanı ile Osmanlı her alanda yara almıştır, bu yaralanmada en çok nasibini alan ise biz Kürtler olduk. O dönemlerde bölgemizin örfünden, değerlerinden anlamayan başkaca kültürlere sahip alanlardaki yöneticiler, kürlerin yaşadığı coğrafyaya atanmaya başlayınca asıl sorunlar çıkmaya başladı. Kürlerin dindar yaşamaları, halifeye olan bağlılıkları, onların ayrışım içinde yaşamalarını engellemiştir. Kaldı ki temel insan hak ve özgürlükleri anlamında diğer devletler ile kıyaslandığında Osmanlı’ya söylenecek çok da fazla laf olmamalıdır. Kendi dilini kültürünü değerlerini özgürce yaşamış, bir arada birlikte adil ve eşit hayatlarına devam etmişlerdir. Süreç içerisinde de buna aykırı çoğunluğun yüksek sesle dillendirdiği bir talep olmamıştır. Kürtlerin gerek Osmanlı zamanında gerek ise Cumhuriyet döneminde başkaldırışları etnik kimlik üzerine değil aksine dini ve mezhepsel hassasiyetler veya ideolojik yaklaşımlar üzerine olmuştur. Dünden bugüne BAĞIMSIZLIK talepleri yüksek sesle dile gelmemiştir.

Cumhuriyet kurulduktan sonra tek tip bir yaklaşım sergilenmiş, Kürtlere verilen tüm sözler askıya alınmış 1921 anayasası ile 1924 anayasası farklılığı, her alana ilişkin sonrasında birçok soruna neden olmuştur. Kürtlerin dindar kimliği İslâm’a mezheplerine ve tarikatlara bağlıkları her zaman sorun teşkil etmiştir, bu duyarlılık birilerini rahatsız etmiş ve 1925’ten 1950’li yıllara kadar Kürtler yerlerinden yurtlarından edilmiş, o süreçte on binlerce köy yakılmış ve bugün Konya, Çorum, Yozgat, İstanbul ve birçok Anadolu illine göç etmişler ve orada hâlâ yaşamalarına devam etmişlerdir. 2000’li Yıllara kadar Kürtlerin kültürleri yok sayılmış, temel insan hak ve özgürlükler dahi kendilerine çok görülmüştür. AK Parti iktidarı ile devlet içerisindeki derin yapılanmaya rağmen ciddi adımlar atılmış, ancak atılan adımlar anayasal güvence altına alınmadığı gibi 2016 yılı sonrasında bu adımlar geri alınmıştır. Yani Kürtler bu seferde AK Parti tarafından kandırılmıştır. Geçmiş tüm zamanlarda olduğu gibide İslâmi birkaç söylem ve değerli birkaç tarihsel olay ve isimler ile Kürtleri elde tutmak hep kolay olmuştur. Bu durum aslında Kürtlerin ne kadar birlikte, bir arada yaşamaya razı olduklarını; bizleri bir arada tutan temel direğin de İslâm olduğunu göstermiş oluyor.

Temel hak ve hürriyetlere etnik kimlik üzerinden yaklaşmak asla doğru değildir.

Allah’ın bana hak olarak verdiğini kim bana lütuf olarak verme haddini gösterebilir. Kürtler ne geçmişte ne de gelecekte bir SORUN olmadılar. Dolaysı ile KÜRT SORUNU diye konuşulması bizlere hakarettir. Kürtler sorun olan taraf değildir, aksine sorunları çözmekte katkı sağlayan taraftır. Tüm bunlara rağmen temel haklar anlamında KÜRTLERİN HAKLARI GASP EDİLMİŞTİR. Gasp edilen hakların iadesi yapılmalıdır. Bunu tanımlarken Kürt sorunu yerine KÜRT HAKLARI diye dile getirilmesi daha doğru olacaktır. Terör ve Kürt kelimelerini aynı cümlede geçirmek bizlere büyük bir haksızlık olur.

Terörün; milleti, dini, mezhebi, kimliği, rengi olmaz! TERÖR TERÖRDÜR.

PKK ile Kürtleri özdeştirmek Kürtlere hakarettir. PKK’nin en büyük düşmanı Kürtlerdir.

PKK bir terör örgütüdür, sivil katliamlar yapmakta ve en çok Kürtleri öldürmektedir. PKK’ye bir etnik köken kimliği ile bakamazsınız. PKK ideolojik Marksist ateist temellere dayanan bir terör örgütüdür ve amacı KÜRDİSTAN diye bir devlet kurmak değildir! Amacı Kürtlerin kültürel dönüşümünü sağlamaktır. Aksi durumda Irak Kürdistan ile yıllarca savaşmazdı. Son 15 yıldır PKK kongre üyelerine, KCK’ya ve diğer ülkelerdeki yapılanmalarına baktığınızda; Türk solcu ulusalcıların hakim olduğu, bir çoğunun Türk olduğu görülecektir. Her seferinde Türk solcularının elinde olan terör örgütleri ile iş birliği imzaladığını ve birlikte hareket ettiği net görülecektir. Üst kademede yer alan birçoğunun ise açıklamalarına baktığınızda bağımsız bir Kürdistan kurma hedeflerinin olmadığı net anlaşılacaktır. Ayrıca terörist başının siyasal bilgiler üniversitesinden başlayan ve gözlerinin uçakta açıldığında “Ben ülkemi severim annem de Türk ve devletimin emrindeyim!” açıklaması ile Türkiye’ye getirildiği mahkemelerdeki savunmaların detayları ve süreç içerisindeki açıklamalarına bakılırsa aslında bu terör örgütünün Kürtler için ciddi bir bela olduğu derin güçlerin emrinde olduğu net olarak anlaşılacaktır.

PKK İslâmi hassasiyetleri olmayan, Marksist ateist bir örgüt olarak kurulur ve Kürtlerin temel hak ve hürriyetlerini savunacağını iddia ederek Kürtlere ağır bedeller ödetmeye başlar, kendisi gibi düşünmeyen Kürtleri katleder, sivil vatandaşları katleder, yetmez devlet ile çatışır askeri, polisi şehit eder bu ölümler üzerinden de hak hesabı yapmaya başlar. Yıllarca devlet içerisindeki hukuku bir kenara koyan, derin yapılar ile yüzleşerek bedel ödeyen Kürt halkı, şimdi de kendi içinden de insanların olduğu ve kendisini katleden bir terör örgütü ile yüzleşmek zorunda kalır. Bir taraftan kimliklerini kültürlerini tanımayan bir sistem, diğer taraftan kendi dillerinden kültürlerinden çıkan ve sivil, savunmasız, kadın, yaşlı, çocuk ayrımı yapmadan, Kürt halkını şehit eden bir terör örgütü. PKK ve o zamanki devlet yapısı Kürt halkını politize etti, gece terör örgütünün gündüz ise devletin hakim olduğu bir coğrafyada; namusunu, onurunu, şerefini, toprağını, çocuklarını korumak zorunda kalan ve gideceği başka yeri olmayan bir halk hâline geldik. Kardeşlikten, birlikten, beraberlikten, dinden, imandan, ümmetten bahseden herkes bir sağdan vurdu bir soldan vurdu. Her evde cezaevine, toprağa ve dağa çıkan insanlar oldu. Her köyden gencecik çocukları aldılar ve onları ölüm makinası hâline getirdiler. Aynı evde yaşayan iki kardeş sonrasında karşı karşıya geldiler biri ölünce şehit diğeri ölünce terörist oldu. Ülkenin batısında da doğusunda da; asker, polis, öğretmen, imam, öğrenciler, anneler, babalar… kocaman yürekleri küçücük bedenlere sığdıran insanları, kendi ellerimizle toprağa gömdük. Bunun yanında PKK eli ile kurulan HDP siyaseti de ondan farklı seyretmedi, hep iletişim içerisinde oldular, birlikte hareket ettiler, bunu da her seferinde dile getirmekten çekinmediler. Aldıkları belediyelerde yaptıkları kültürel faaliyetler de Kürtlerin değerlerine aykırı oldu ve yetiştirdikleri yeni nesil ise Kürtlerin kültürel değerlerinden, inancından uzak bir nesil oldu. Sonunda PKK ve HDP misyonunu tamamladı ve artık birileri ona ihtiyaç duymamaktadır.

Kürt haklarının elde edilmesinde birinci derece soru ve engel PKK’nin bizzat kendisidir.

PKK gerek Irak Kürdistan bölgesinde gerek Suriye ve İran bölgesinde yaşayan Kürtlerin haklarının da elde edilmesinde birinci derece engel olan bir terör örgütüdür. Irak Kürdistan bölgesinde Mesut Barzani ile kurulduğu günden beri sorun oluşturmuş ve savaşmıştır. Oradaki bağımsızlık kararında bile bağımsızlığa engel olmuştur. O savaştan bugüne kadar PKK yüzlerce peşmergeyi ve sivili katletti.  İran bölgesinde PJAK’ı kurmuş, kurduğu bu yapıyı da İran istihbaratının emrine vermiştir, kuzey Suriye’de ise YPG’yi kurmuş bu yapı ile Sünni Kürtlerin Suriye’yi terk etmeleri sağlanmıştır. PKK gerek AB ülkelerinin gerekse ABD’nin emrinde bir yapı kurmuştur. Aynı zamanda Rusya’yı da idare eden ender terör örgütlerindendir. AB ülkelerinde komiteler kurmuş ve tüm bu komiteler ilgili ülkelerin istihbarat ayağı ile ilişkilidir. PKK dünyanın en büyük organize olmuş ve birçok istihbarat ağı ile birlikte Ortadoğu’da kirli işlerin ticaretinde yer alan terör örgütüdür. Bu terör örgütü zaman zaman ismini de değiştirse bölgede varlığını koruyacaktır. ABD ve AB, Rusya, İran gibi devletlerin Kürt haklarının elde edilmesi ile ilgili bir talepleri ve samimiyetleri yoktur. Yaklaşımlarının tamamı bölgede kendi etkinlikleri ve çıkarlarını koruyacak ve her daim ellerinin altında bir maşa olarak tutacakları yapıları beslemektir.

Temel hak ve hürriyetler, hukuk alt yapısı ile oluşturulmadığı sürece bölgede PKK bir taşeron örgüt olarak beş ülke için her daim bela olacaktır.

Kürt haklarının çözümünde TEMEL İNSANLIK ONURU baz alınmalıdır.

Bir Kürt olarak Diyarbakır’da ne kadar hakkım ve hukukum var ise artık İstanbul için de bu haklara sahibim. Kürtlerin dünyada çoğunlukla yaşadıkları en büyük şehir İstanbul’dur. Süreçler ve talepler değişmiştir. Türkiye’de yaşayan Kürtler tüm ülke coğrafyasına entegre olmuşlardır. Evlilikler ve akrabalıklar gelişmiştir yeni neslin 50 yıl öncesi gibi bir yaşam tarzı ve bakışı yoktur. Tüm bu gelişmeler ışığında birlikte yaşamanın dilini bulmak hiç de zor değildir. Türkiye; Türklerin dışında, Arapların, Kürtlerin ve birçok milletin birlikte yaşadığı bir ülkedir. Kürtlerin temelde tüm hakları diğer milletlerin de beklentisi olan haklardır. Birlikte yaşamanın dili İNSANLIK ONURU ise hak ve hürriyetlerin sadece bir etnik köken üzerinden dile getirilmesi doğru olmayacak, sonuç vermeyeceği gibi PKK gibi taşeron örgütlere malzeme verecektir. Her etnik kökenin kendi kültürünü yaşatacağı geliştireceği, kendisini her alanda ifade edeceği özgürlükleri savunmak İslâmi insani, hukuki ve ahlaki bir duruş olacaktır.

Kürt hakları, tek bir siyasi partinin çözmeye çalışması sonuç getirmeyecek, konuya ideolojik bakmadan her siyasi partinin katkısını alarak çözüme kavuşacak bir konudur.

HDP sadece Kürtlerin teveccüh gösterdiği siyasi bir oluşum değildir. Kürt hakları sadece HDP üzerinden konuşulacak bir konu da değildir. PKK’de olduğu gibi HDP üst yönetimi ve belirleyici insanlar son 10 yıldır Türk solundan gelen ulusalcıların, Kemalistlerin yer aldığı bir yapıdır. HDP içerisindeki Kürtlerin, kendi deyimleri ile Kürt siyasetçilerin birçoğu cezaevindeyken Türk siyasilerin HDP içinde aktif görevleri devam etmektedir. Kürtleri HDP’ye mahkûm edecek siyasi çıkışlar meselenin çözülmesine engel teşkil etmektedir. AK Parti - MHP birlikteliği son beş yıldır Kürtlere ve kazanılmış haklara zarar vermiştir. Dağlara, taşlara tekrar yazılar yazılmış, tabelalar sökülmüş, eğitimde ve öğrenimde sorunlar oluşmuş, eski Türkiye ye hızla geri dönülmüştür.

HDP’nin MHP’ye teşekkür borcu vardır, HDP’nin kapatılmaya çalışması ya da siyasilerin içeriye atılması, seçmen iradesinin askıya alınması HDP’ye yaramıştır. Bu eski Türkiye politikaları HDP’nin daha fazla güçlenmesini sağlamıştır. Burada özellikle Kürtleri ve bölgeyi HDP tekelinde bırakma istemi vardır. Bu bir projedir ve böylelikle Kürtlerin HDP ve AK Parti dışındaki siyasi partilere teveccüh göstermesi engellenmek istenmektedir. HDP ise zaten sistem tarafından kontrol altında tutulduğu için sistem açısından bir tehdit görülmemektedir tehdit olan kişiler de cezaevine gönderilmektedir. Öcalan’ın gerek PKK gerek ise HDP’nin şekillenmesinde aktif rolü vardır ve bu iki yapıda sivrilen öne çıkan teveccüh gören herkesin kellesi bizzat Öcalan tarafında alınmaktadır. Kürtlerin AK Parti’ye olan inancı artık kalmamıştır. Kendisinin terk edildiğini düşünen iktidar ise kendisine de yar olmayan oyları HDP dışında kimseye yar etmeyecektir. Kısaca Kürtleri HDP’ye mahkûm etmek istemektedirler. Bu bir devlet politikasıdır. Şu aşamada Kürt haklarının önündeki en büyük engel ise AK Parti iktidarı olmuştur. AK Parti iktidarı, MHP ve Vatan Partisi ile yaptığı koalisyon ile evrilme sürecine girmiş ve sorunların temelinde baş rol almıştır.

Çözüm süreci AK Parti tarafı ve HDP-PKK tarafından yanlış yönetilmiş, muhataplar bu üçlü olmuştur. Oysaki Kürt haklarının muhatabı; tüm Kürtler, sivil toplum kuruluşları, bölgedeki tüm siyasi partilerdi. Ancak süreç PKK ve AK Parti HDP ve devlet içerisindeki derin güçler tarafından provoke edildi, çözümsüzlük çözüm olarak sunuldu, farklı bir dil varken AK Parti tek taraflı çözüm süreci masasını yıktı. HDP, PKK’den, devlet FETÖ’den, AK Parti ise Türk ırkçılarından kendini sıyırıp, tüm sivil toplum kuruluşlarını işin içine çekseydi bugün başka bir Türkiye olurduk. Ancak ilerleyen süreçte AK Parti’nin bu konuda samimi olmadığını kamuoyu ve bizler de anlamış olacaktık.

Yıllarca AK Parti’ye en büyük desteği veren Kürtler oldu. Referandumda HDP ve PKK’nin boykot kararına rağmen Kürtler HDP ve PKK’yi dinlememiş (demek ki doğru politikalar ile millet kimseyi dinlemiyor) ve referandumun geçmesini sağlamıştır. Kürtler cumhurbaşkanlık hükümetine geçilmesinde ilerleyen süreçteki seçimlerde ise tekrar AK Parti’ye ve sayın Cumhurbaşkanına sahip çıkmıştır. (Bu durum defalarca Cumhurbaşkanı tarafından itiraf edildi.) Son seçimlerde yine Kürtlerin oyu ile ikinci defa Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Her seferinde AK Partiye Kürtler sahip çıkmasına rağmen karşılığını alamamış aksine ötekileştirilmiştir. Son yerel seçimlerde Kürtler AK Parti’ye mesajını vermesine rağmen AK Parti bundan ders çıkartmadı ve Kürtlerden daha fazla uzak durmaya çalıştı. Ülkenin yönetiminde demografik yapı hiçe sayıldı. İktidar gerek batıda gerek ise doğuda meşruiyetini yitirmiş ve büyük bir yenilgiye uğramıştır. Belediyelere kayyumlar atanmış ve temsiliyet yok edilmiştir. Ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda cumhuriyet tarihinden bugüne kadar en büyük sorunlar ile karşı karşıya kalmış ve bu sorunları çözememektedir. Bu durum sürdürülebilir değildir ve en kısa zamanda erken seçim olacaktır.

Bu anlamda GELECEK Partisi parti programına bir ilk yaparak İNSANIK ONURU kimliğini almış ve tüm etnik kökenlerin ANADİLİN EĞİTİMDE ÖĞRETİLMESİ ile ilgili bir yaklaşım sergilemiştir.

Bugüne kadar kurulan hiçbir siyasi parti bunu programına almamıştır. Bu program seçim kurulu tarafından onaylanmıştır. Anadil ana sütü kadar helaldir ve tüm devlet kurumları vergisini aldığı vatandaşın dili ile hizmetleri rahatlıkla sunmalıdır. Şu an Kürtlerin siyasi iradesi ayaklar altına alınmıştır ve devletin valileri, kaymakamları belediye başkanı olmuştur. GELECEK Partisi kesinleşmiş yargı kararı olmadan hiçbir siyasetçinin görevlerinden alınmayacağını, karar kesinleşse dahi belediye meclisleri tarafından bir meclis üyesinin atamasının yapılacağını parti programımıza aldık. Kürt hakları ve üst kimlikte ise İNSANLIK ONURUNU ilgilendiren tüm haklarda öncelikle PARLAMENTER SİSTEME geçmek ve sonrasında tüm sivil toplum kuruluşları ile birlikte her kesimin katkı sağlayacağı ve ülkemizde yaşayan her bir ferdin haklarını güvence altına alınacağı, yeni bir anayasa yapılmalıdır, dedik ve parlamenter sistem değişmeden yeni bir anayasayı gündeme almanın asla doğru olmayacağını dile getirdik. Mevcut anayasa askerî darbe anayasasıdır, bunu savunmayı bile konuşmak demokrasiye aykırıdır.

GELECEK Partisi her anlayış ve fikre sahip Kürtlerin teveccüh göstereceği tek parti rolündedir.

Özellikle programı ve kadrosu ile bölgede kısa sürede tüm il ve ilçelerde teşkilatlanmış ve üye sayısını artırmıştır. Anadilin her alanda kullanıma açılması, öğretilmesi, yaşatılması, devlet yönetiminde demografik bölgesel yansımasına dikkat edilmesi, seçilmiş iradeye saygı gösterilmesi ve tüm kazanımların anayasal güvence altına alınmasının taahhüdünü vermiştir.

Şu an Türkiye’deki tüm sorunların ana sebebi CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİDİR.

Sistem değişmedikçe sorunların lokalde asla çözemezsiniz. AK Parti ve MHP dışındaki tüm muhalif partiler GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER sisteme geçmekten yanadır. Bu sisteme ilişkin GELECEK Partisi olarak kamuoyu ile tüm detayları bir proje hâlinde paylaştık. Güçlendirilmiş parlamenter sistemin ne olduğu, nasıl uygulamalar olacağı, eski parlamenter sistemden farkının neler olduğu ile ilgili paylaşımlarda bulunan tek parti olduk. Cumhurbaşkanlığı sistemi terk edildiğinde İNSANLIK ONURUNU ilgilendiren tüm sorunlar onun sonrasında sistem içerisinde çözüme kavuşturulacaktır. Yani Kürt haklarının, güçlendirilmiş parlamenter sistemin uygulanması ve ilerleyen süreçte tüm siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının, tüm etnik kökenlerin birlikte yazacakları yeni bir anayasa ile çözüleceğine inanmaktayım. Atılan yenilikçi ve özgürlükçü yaklaşımlar anayasa güvencesi altına alınmadığı sürece bu ve benzeri haklar siyasi iktidarların inisiyatifine terk edilmiş olacaktır. İnsanlık onurunu ilgilendiren tüm haklar sık sık değişen siyasilerin inisiyatiflerine ve tekellerine terk edilemez. İslâm sadece bir etnik grubun değil tüm insanlığın haklarını ve hukuklarını belirleyen bir dindir. Müslüman olmanın gereği kendimiz dışındaki insanların haklarını da koruma altına almamızdır. 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz