HZ. PEYGAMBERE SEVGİ REFLEKSİMİZ NASIL OLMALI?

Abdullah İmamoğlu

Fransa’da yaşanan bir dizi olayın ardından Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e olan sevginin neticesi olarak Müslümanlardan farklı farklı reflekslerin/tepkilerin tezahür ettiğine şahit olduk. Her ne kadar tepkiler farklı olsa bile, tepkilerin kaynağını Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e olan sevgi teşkil etmektedir. Dolayısıyla reflekslerde anlayış farklılığı olmakla birlikte ortak payda “Hz. Peygamber sevgisi”dir.

Her ne kadar konunun yazılmasına vesile olan Charlie Hebdo vakıası olsa da ben makalemi Hz. Peygambere sevgi refleksimizin nasıl olması gerektiği üzerine temellendirmek istiyorum. Dolayısıyla ne gelişen olayın siyasi tahlili ne de şer’î hükmü makalemizin konusunu oluşturmamaktadır.

Refleks ve sevgi kelimelerinin manalarının bilinmesi konunun anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Refleks: Bir uyartıya verilen cevap. Alınan uyartı sonucunda meydana gelen tepki…

Sevgi: İnsanı bir şeye ya da bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu.

Rasulullah sevgisi ise bazı âlimlerce şu şekilde tarif edilmiştir. El-Ezherî şöyle dedi: “Bir kulun Allah ve Rasulü’nü sevmesi, onlara itaat etmesi ve emirlerine uyması demektir.” el-Beydâvî ise şöyle dedi: “Sevgi, itaat iradesidir.” ez-Zeccâc da şöyle dedi: “İnsanın Allah ve Rasulü’nü sevmesi, onlara itaat etmesi ve Allah Celle Celâluhû’nun emirlerinden ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in getirdiklerinden razı olmasıdır.”

Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e olan sevginin ölçüsünün ne olduğunu yani O’nu sevmenin tezahürünün nasıl olması gerektiğini Âli İmran Suresi’nde Allah Azze ve Celle beyan buyurmuştur:

“De ki: Allah'ı seviyorsanız bana tâbi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affedici ve merhamet edicidir.”

Bizim sevgimiz de, buğzumuz da, namazımız da, kulluğa dair her şeyimiz de Allah içindir. Yani Allah’ın rızasını kazanmaktır. Aynı şekilde Charlie Hebdo vakıasında ortaya koyduğumuz tavır da Allah rızası içindir. Buradan hareketle mademki bizlerin gayesi Allah’ı razı ve memnun etmektir bizlere düşen Rasulullah’a tâbi olmaktır. Allah Azze ve Celle’nin rıza-i ilahisine nail olabilmek, elçisi Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e tâbi olmaktan geçmektedir.

Tariflerden hareketle sevgi, ortaya bir itaat iradesi koymayı gerektirir. Sevgi itaat iradesi koyarak ispat edilmeyi gerektirir.

-Eğer ki bizler bugün “Fedâki ebî ve ummî yâ Rasulullah” diye haykırıyor da Rasulullah’ın gittiği yoldan gitmiyor/gidemiyorsak kimse Hz. Peygambere olan muhabbetimizden bahsetmesin.

-Hz. Peygamber’in getirdiği Sünnet-i Seniyye bir vadide, biz diğer bir vadide isek kimse Rasulullah’ı sevdiğimizden söz etmesin.

-Rasulullah’a hakaretler edildiğinde kanı beynine fışkıran ve duygu merkezli hareket eden bir kimse, Rasulullah’ın getirdiği İslâm Risaleti ayaklar altında çiğnenirken tepkisiz kalıyorsa Rasulullah’ı hakkıyla sevdiği iddiasında bulunmasın.

-Rasulullah’ın asla iltimas göstermediği kâfirlerle işbirliği yapanlar, onlarla aynı safı tutanlar acaba hangi peygamber sevgisinden bahsediyorlar?

Kısacası kardeşlerim, eğer bizler Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i sevdiğimizi iddia ediyorsak O’na ve getirdiği hayat düsturuna ittiba ederek ispat etmek durumundayız. Bizim ortaya koyduğumuz hayat anlayışımız bir nevi Rasulullah’a olan sevgimizin göstergesidir.

Çünkü dediğimiz gibi sevgi ortaya konulan itaat iradesidir. Rasulullah’a ve getirdiği hayat anlayışına ittiba da samimiyetimizin ve sevgimizin belirleyicisidir. Rasul’e hakkıyla ittiba yoksa eğer, hakkıyla sevgi de yoktur.

Örneğin Sahabeler sevgilerinin izharı mahiyetinde “fedâke ebî ve ummî yâ Rasulullah” diyorlardı. Ama bu söylemlerini, daha doğrusu sevgi tezahürü bu haykırışı amelleriyle ispat ediyorlardı. Hani daha önceleri de defaaten paylaştığım bir söz vardır -ki bu sözün sahibi Sahabe Said ibn Amir’dir- asıl anlatılmak isteneni anlatır. Neydi hatırlayacak olursak; “Sözlerin en hayırlısı fiilin/amelin doğruladığı sözdür.” Görüyoruz ki Sahabeler RadiyAllahu Anhum sözlerinin ispatı mahiyetinde ameller işlediler. “Seni nefsimden de daha fazla seviyorum yâ Rasulullah” diyen Hz. Ömer, Bedir’de de sözü alır ve sevgisinin ispatı mahiyetinde Rasulullah’a olağanüstü bir ittiba anlayışı koyar ortaya ve şöyle der; “Yâ Rasulullah bizler senin elindeki çekilmiş kılıçlarız. Ya o kılıçlarla (yani bizim elimizle) onlarla savaşırsın ya da o kılıcı kınına koyar savaşmazsın. Ne savaştığın zaman ne de savaşmadığın zaman verdiğin karara itiraz ettiğimizi duymayacaksın.”

“Anam babam sana feda olsun Yâ Rasulullah” diyen Sad ibn Ebi Vakkas için ispat vaktidir. Allah onu annesiyle daha doğrusu annesinin İslâm düşmanlığıyla imtihan eder. Ama sözün ispatı gerekir. Rasulullah’ı sevmek ispat gerektirir. Rasulullah’ı sevmek demek, ona hakkıyla tâbi olmak demek. İşte vakit sevgiyi ispat etme vaktidir Sad bin ebi Vakkas için… Annesi onu, dininden dönmemesi halinde hiçbir şey yememek ve içmemekle tehdit ettiğinde şu cümleler dökülür ağzından; “Anneciğim! Allah'ı ve O’nun elçisini senden daha çok seviyo­rum... Vallahi, senin bin canın olsa ve bunları birer birer teslim etsen ben yine dinimden dönmem.”

Rasulullah’ı ne kadar sevdiği sorulduğunda:

“Vallahi ben ve ehlim selamette iken Rasulullah’ın ayağına bir dikenin dahi batmasına razı gelmem” diyen Hubeyb’in bu sözleri de Hz. Peygamberi ne kadar çok sevdiğinin beyanıdır. Ama bu söz amelle ispat ister. Bakınız Peygamber’in kendi yerinde olması teklifi kendisine önerildiğinde nasıl haykırır Hubeyb;

"Müslüman olarak öldürüldükten sonra gam yemem, nerede olursa olsun Allah için ölüyorum.”

Bir de isterseniz kardeşlerim, Talha bin Ubeydullah anlatsın Rasulullah’ı ne kadar çok sevdiğini. Rasulullah’ı çok sevdiğini söyler dururdu Talha Radiyallahu Anh… İşte Uhud Meydanı sarf edilen sözün amelle ispat edildiği yerdir.  Bir okun kâinatın Efendisine isabet ede­ce­ği­ni anlayınca Talha Radiyallahu Anh buna mani olmak için, elini oka hedef tuttu. Son süratle gelen ok, parmağını delip, elini çolak yaptı. Aslında çolak olan kolu hatta aldığı kılıç darbeleri Rasulullah’ı nefsinden daha fazla sevdiğinin en büyük delili değil midir? Evet, o günden sonra “Talha­tü’l­-Hayr (Hayırlı Talha)” olarak adlan­dırı­lan Tal­ha’nın, U­hud’­dan döndüğü zaman vücudun­da tam yetmiş beş yarası vardı. Vallahi aldığı yaralar sözünün ispatı olarak yeter de artar bile… Bu göstermiş olduğu sevginin karşılığı olarak Rasulullah onu şu sözlerle ödüllendirmiştir; Yeryüzünde gezen cennetlik bir kimseye bakmak isteyen, Talha b. Ubeydullah’a baksın! (İbn Hişam)

Evet, bugün pak vücudu için kendimizi siper edeceğimiz Peygamberimiz hayatta değil ama bizler için miras bıraktığı Kur’an ve Sünnet-i Seniyye’si hayatımızın merkezinde arzı endam etmektedir. Asıl kıstas şudur; Rasulullah’a olan sevgimizin ölçüsü, miras bıraktığı Sünneti’nin hayatımızdaki varlığıyla ve etkinliğiyle alakalıdır. Eğer ki son söyleyeceğimi şimdi söyleyecek olursam, Hz. Peygambere olan sevgi refleksimiz kendisine ittiba etmek olmalıdır. Rasulullah’ın yapmadığı fiilleri ve tutumları sergilemek O’nu sevdiğimizin değil, bilakis sevmediğimizin/değer vermediğimizin kanıtıdır.

Bu bilgiler ışığında Rasulullah ve Sünnet sevgimizi sorgulamaya çalışalım. Bakalım Müslümanlar olarak, Hz. Peygamberin Ümmeti olarak bizler Rasulullah’ı ne kadar seviyoruz? Seviyorsak ve sevdiğimizi iddia ediyorsak bu sevgiye hayatımızda yer verebiliyor muyuz? Ne kadar yer veriyoruz?

Şimdi kıstas belli, Müslümanlar olarak Rasulullah’ı sevdiğimizi iddia ediyorsak ki şüphesiz öyledir, sevgi refleksi/tepkisi getirdiklerine ittiba etmek olmalıdır. Yani bunu bir şahıs üzerinden örneklendirmeye çalışalım. Bir Müslüman Rasulullah’ı çok ama çok sevdiğini söylüyorsa, iddia ediyorsa gösterdiği reflekse/ortaya koyduğu fiillere bakalım; eğer Rasulullah’ın getirdiği hayat anlayışıyla hareket ediyor ve O’na muhalif hareket etmiyorsa o kişi gerçekten Rasulullah’ı seviyor demektir. Yok, o kardeşimiz Rasulullah’ı sevdiğini söylemesine rağmen, amelleri Rasulullah’ın getirdiklerine muhalif ise o kişi Rasulullah’ı hakkıyla ve arzu edilen manada sevmiyordur. Yalancıktan sevmektir onun adı. Düşünün bir kere Rasulullah’ın getirdiği Sünnet’i, risaleti, hayat nizamı bir vadide siz bir vadide, hangi akıl sahibi bu durumda bir sevginin, hakiki sevginin varlığından bahsedebilir? Bahsedemez. Çünkü sevginin tezahürü ancak ortaya refleks olarak bir itaat iradesi koymaktır. Layıkıyla ittiba varsa layıkıyla sevgi vardır.

Peki o zaman;

-Allah’ın düşmanlarını asla dost olarak kabul etmemiş, Allah’a ve Rasulü’ne düşmanlık besleyenleri kendisine düşman ilan etmiş bir Peygamberin ümmeti olarak, yüzümüzü kâfirlere dönüyorsak, onlardan medet umar hale geldiysek bu sevginin adı sizce ne olmalı?

-Kulluğu sadece Rabbine hasreden bir Peygamberin ümmeti olarak, hevamızı, heveslerimizi Rab ediniyorsak ve arzularımızın emrine amade oluyorsak sizce bu sevginin adı ne olmalı?

-“Allah’ın yardımı ne zamandır?” diyecek kadar şiddetli eziyet ve işkence görmüş olmasına rağmen, yardımı sadece ama sadece Allah’a hasreden bir Peygamberin ümmeti olarak bugün süper güç devletlerine el avuç açıyorsak, onlardan yardım bekliyorsak, onlara dayanıyorsak bu sevginin adı sizce ne olmalı?

-“Zalimlere meylederseniz size ateş dokunur” ayeti kerimesi gereği, zalimlerin dimdik karşısında, mazlumların ise yanı başında durmuş bir Peygamberin ümmeti olarak, zalimlerle aynı safta yer alıp mazlumlara sırtımızı dönüyorsak bu sevginin adı sizce ne olmalı?

-Allah’ın dinini boğazlanmak pahasına da olsa ikame etmek için gönderildim diyen ve hâkimiyeti sadece Allah’a hasreden bir Peygamberin ümmeti olarak, hâkimiyeti Allah’tan alıp beşerî nizamlara veriyorsak bu sevginin adı sizce ne olmalı?

-“Allah’ın hükümleriyle aralarında hükmet” ayetine muhatap olup insanlar arasında Allah’ın razı olacağı hükümlerle hükmeden, başka bir hükme asla tevessül etmeyen bir Peygamberin ümmeti olarak, beşerin hükümleriyle hükmedilirken buna sessiz kalıyorsak bu sevginin adı sizce ne olmalı?

-Hak sözü haykırmanın baş mümessili olan, hak sözü söyleyenin en efdal cihad yaptığını beyan eden bir Peygamberin ümmeti olarak, hakkı haykıranlar soluğu cezaevlerinde alıyor, hakkın münadileri çeşitli eziyetlere maruz bırakılıyorlarsa bu sevginin adı sizce ne olmalı?

-Asasıyla hafifçe dürttüğü için Rasulullah’tan kısas isteyen Sevad Radiyallahu Anh’a “Al asayı sen de bana dürt, çünkü adaletle hükmetmek bunu gerektirir” diyen bir Peygamberin ümmeti olarak, adaleti ayakta tutamıyorsak, ayakta tutmamıza müsaade etmeyen hain yöneticileri sorgulayamıyorsak bu sevginin adı sizce ne olmalı?

-“Kim bir Müslüman kardeşinin derdiyle dertlenmeden sabahlarsa bizden değildir diyen ve Müslüman kardeşinin derdini kendi derdinden ayırmayan bir Peygamberin ümmeti olarak, hemen yanı başımızda Suriye’de yıllardır yükselen feryatlara kulak asmıyor, kardeşlerimizi yardımsız bırakıyor ve Keşmir’i, Doğu Türkistan’ı, Irak’ı, Filistin’i görmezden geliyorsak kısacası onların derdini dert edinmiyorsak bu sevginin adı sizce ne olmalı?

-Mekke’den Medine’ye kadar olan süreçte Allah’ın emri gereği İslâm’ı bir devlet eliyle hakim kılmayı amaçlamış ve bu uğurda azami çaba göstermiş bir Peygamberin ümmeti olarak, Allah’ın dinini kâmil manada hayata tatbik edecek, başta Rasulullah olmak üzere bütün değerlerimizi koruyacak ve değerlerimize uzanan ellerden hesap soracak Rasulullah’ın müjdelediği II.Râşidî Hilâfet için çalışmıyorsak bu sevginin adı sizce ne olmalı?

Evet, bu sevginin adı kardeşlerim gerçek sevgi değildir. Hatta Rasulullah sevgisi hiç değildir. Çünkü Rasulullah’a olan sevgimizin gerçekliği getirdiği hayat düsturuyla kolayca ölçülebilir. Getirdiği hayat düsturu hayatımıza muvafakat sağlıyorsa o zaman sevgimizde ciddiyizdir. Onun için Rasulullah’a olan sevgimizin ispatı O’nun yapmadığı fiilleri yapmak değildir. Zaten böyle olması halinde kimse Rasulullah’a sevgiden bahsedemez. Ama Hz. Peygamberi sevmek yaptığını yapmaktır. Edindiği ameli amel edinmektir. Kaçındığından ivedilikle kaçınmaktır. Zaten Allah Azze ve Celle Haşr Suresi 7. ayette şöyle buyurmaktadır: 

“…Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi yasakladıysa ondan sakının” 

Dolaysıyla diyorum ki bugün Rasulullah’a olan sevgimizin refleksi, O’nun getirdiği Sünneti’ne uygun yaşamak olmalıdır. Unutmamak lazım. Sevgi ispat ister. 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz