İŞGALİN İKİ YÜZÜ

Halime Aydın

 

Son aylarda dünya ülkelerini sarsan önemli olaylar yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Geçtiğimiz aylarda dünya gündemini sarsan Wikiliks belgeleri yayınlanmıştı. Belgelerde Tunus Devlet Başkanı ve eşinin, Müslümanların kaynaklarını tek başlarına sömürerek, nasıl bir servet oluşturdukları iddiası ülkede ateşe dönüşecek bir kıvılcım oluşturmuştu ve bu bilgiler akabinde, Tunus’u ve Ortadoğu ülkelerini yeniden şekillendirecek olan ayaklanmalar silsilesi baş gösterdi. Zulümleri ile ün salmış bu dikta rejimlere duyulan öfke hâlâ da dinmiş değildir. Örneğin; Yemen’de başlayan gösteriler son günlerde daha da şiddetlenmeye başlamıştır. 18.03.2011 günü devlet başkanı Ali Abdullah Salih'in 32 yıllık iktidarına son vermesini isteyen göstericiler, Cuma namazının ardından bir araya toplanmış, Hükümet güçleri, göstericilere sert müdahalede bulunmuş ve aralarında çocukların da bulunduğu otuz kişi katledilmiştir. 

Halkın isyan ettiği bu rejimler, ancak sömürüye ve zulme dayanarak yıllarca hâkim olabilmişlerdir. Nitekim bu vesile ile Mısır’da Mübarek’in, Tunus’da Zeynel Abidin’in, Libya’da Kaddafi’nin melun icraatları bir bir gündeme gelmiştir. Bu diktatörlerden bir kısmı, korumakla ve haklarını gözetmekle yükümlü oldukları halklarına zulmedenler, sadece kendi yaşam standartlarını yükseltmek için yaşayanlar ve koca halkların veballerini yüklenerek gidenler olarak tarihe geçmişlerdir, bu isyanların akabinde... Ancak burada dikkatleri çeken, bu diktatörlüklerin ağabeyleri/efendileri ABD, İngiltere, Fransa gibi ülkelerin, bu platformdan nemalanarak, her zaman ki gibi -sözde- özgürlük havarileri kesilmeleridir. Bu ülkelerin demokrasi ve özgürlük çağrıları altında gerçekleştirdikleri zulümlerine, diktatörlüklerine, yıkımlarına az şahit olmadı bu ümmet... Örneğin; dünya bu isyanlara odaklanmışken, NATO ve Amerikan ordusu Pakistan’da, Afganistan’da vurmaya, yıkmaya, diktatörlüğün en âlâsını gerçekleştirmeye devam etmektedir. Hemen bir örnek verebiliriz. Zira kanla beslenen sömürgeci kâfirler için bu konuda örnek vermek hiç de zor değildir: 

-Şubat ayı içerisinde battığı bataklıkta yok olmasını temenni ettiğimiz Afganistan’daki Amerika’nın liderliğindeki NATO askerleri tarafından düzenlenen bir operasyonda, 40'ı çocuk 65 sivilin öldüğü ve katledilen çocukların 13 yaş ve altında olduğu açıklanmıştı. (ajanslar)

-04.03.2011 tarihinde Obama’nın yine Afganistan ile alakalı, 9 Afgan çocuğunu kazara öldürdükleri ve bu olaydan dolayı derin üzüntü duydukları şeklindeki bir açıklaması gündeme gelmişti. Bu olay ve ardından gelen bu açıklama ile nasıl bir mantığa sahip olduklarını dalga geçercesine ifade etmişlerdir.

Devam eden bu isyan sürecinde, dünyaya hâkim olan, halkları yöneten şirk sistemlerinin temsilcilerinin yaşadıkları ve yaşattıkları çelişkilerle karşı karşıya kalmaktayız. Her daim Batı hayranlığından dem vuran, çağdaşlaşmayı Batı’da arayan, kısaca yönü Batı’dan yana olanlar için dersler çıkarılacak tablolar vardır karşımızda. Batı’nın ikiyüzlülüğü o kadar net ortadadır ki tüm bu yaşananlardan sonra Batı’ya, Batılı değerlere hayranlık duymak, demokrasi denilen yalana inanmak akıl karı değildir. Örneğin ABD’nin iki farklı ülkede, iki zıt tavrı, bir takım gazeteciler veya siyasetle ilgili olanlar tarafından da dile getirilmiş güzel bir örnektir. Nitekim ABD, kendisi için stratejik öneme sahip Bahreyn’e mevcut hükümeti desteklemek adına müdahale de bulunurken; Afrika kıtasının en zengin petrol ülkesi Libya’ya, -sözde- halkı desteklemek için müdahale ettiğini açıklamıştır. Çünkü “İsyan ateşinin Körfez’de sıçradığı ilk ülke olan Bahreyn, sahip olduğu petrol yatakları ile ekonomik, nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Şiiler nedeniyle politik, Basra Körfezi’ndeki konumuyla da stratejik önemdedir. ABD’nin 5. Filosu da Bahreyn’de bulunuyor. 5. Filo, ABD donanması için Ortadoğu’da en önemli lojistik merkez. Neredeyse 50 yıldır, yani Bahreyn’in İngiliz sömürgesinden kurtulmasından bu yana ülkede bulunan 5. Filo, 1990’daki Körfez Savaşı ve 2003’teki Irak Savaşı’nda da etkin bir rol oynamıştı.” (Ntvmsnbc) Libya ise Afrika’nın en çok petrol rezervine sahip bir ülkesi. Buradaki petrolden ABD yararlanamıyor. Libya’da oluşacak yeni rejimle ABD, bu ihtişamlı pastadan pay alma hayalleri kuruyor. Ayrıca emekli General Nejat Eslen’in bir TV programında yaptığı yoruma bu noktada yer vermek istiyorum: 

ABD için uzun vadeli tehdit, Çin’in Libya ile yakınlaşıp, buradaki petrole hâkim olmasıdır.”

Bunlar, ABD’nin ikiyüzlülüğünü, Müslümanların servetlerini sömürmekten doymadığını, Müslümanlara sadece yıkımı, sömürüyü getireceğini bir kez daha gün yüzüne çıkaran örneklerdir. Tabii tüm bunların benzerlerine daha önce de çok kez şahit olmuştuk. Buna rağmen ne acıdır ki, Müslümanlar, Batılı değerlere imrenmeğe devam etmektedirler. Müslümanların kanaat önderleri dâhil İslamcı imajı sergileyen liderleri, halen bu ikiyüzlülerden “dost, müttefik, ortak” tanımlamalarıyla söz etmektedirler. Sadece ABD değil, Libya halkının destekçisi imajı veren ve Libya’ya karşı müdahalenin ateşli savunucusu olan Fransa hükümeti de ikiyüzlülüğünü sunmuştur dünyaya. Yaklaşık dört yıl önce 10 Aralık 2007’de Sarkozy’nin, Kaddafi’nin ayaklarına Paris’te kırmızı halıyı seren, ilk Fransız Cumhurbaşkanı olması, son zamanlarda tekrar gündeme gelmiştir. Kaddafi’nin yaptığı zulümleri, caniliği bu hareketi ile meşrulaştıran, bugün Kaddafi düşmanı kesilen Sarkozy’dir. Tunus’taki olaylar başladığında, Zeynel Abidin’e yardım etmeye hazır olduğunu söyleyen de aynı kişidir. Bu dostluğun birden düşmanlığa dönüşmesinin ardında yatan gerçekleri bir internet sitesinde yer alan şu tespitlerle aktaralım: 

“Ülkesindeki desteği yüzde 20'lere inen Sarkozy, Libya'daki olaylar patlayınca kendisini George Bush gibi görmeye başladı. Bunca sene Kaddafi'nin halkını ezmesini görmemezlikten gelen Sarko, birden bire Libya'nın Müslüman halkının savunucusu kesildi. Libya'nın Müslümanlarına bu kadar düşkünlüğünün tek nedeni petrol. ABD ve İngiltere'nin Irak ve Körfez ülkelerinin petrolünü yediğini düşünen Sarkozy, burnunun ucundaki Libya petrollerini bu ülkelere yedirmemek için ilk uçakları kaldıran ülke oldu. Libya petrolleri Fransa ve Avrupa için son derece önemli. Libya'nın petrolünün hem kalitesi çok yüksek hem de Avrupa'ya ve Fransa'ya nakliyesi en rahat noktada. Sonuçta Sarkozy'nin gaza gelmesinin tek bir nedeni var: Kaddafi bahane Petrol şahane.” (habervitrini.com)

Keza bu gelişmelerin akabinde Libya, Rus lider Putin’in “Haçlı savaşları” olarak nitelendirdiği bir savaşla karşı karşıya kalmıştır. Yıllarca, Kaddafi haininden çeken, baskılarla yaşayan, idamlara ve şehitlere şahitlik eden Libya halkı, bu duruma isyan edip ayaklanırken, Haçlı zihniyetindeki Batı’nın saldırılarıyla karşı karşıya kalmıştır. Tüm bunlar BM kararları gerekçe gösterilerek yapılan eylemlerdir. BMGK tüzüğünde ise amacının “barışı ve güvenliği korumak” olduğu iddia edilmiştir. Zaten bu, iddiadan öteye geçememiştir. Çünkü geçmişte, insanların kurşuna dizildiği, Bosna Savaşı, 2003’deki Irak katliamı, bugün Afganistan’da her gün onlarca sivilin öldürüldüğü işgal, hep bu ve benzeri kararlara dayanılarak gerçekleşmiştir. Dünyanın koca bir yalanla yönetildiği, devranın kandırmakla, ikiyüzlülükle, öldürmekle döndüğü bir kez daha ortaya çıkmıştır. Rabbimiz böylesi sonuçlarla karşılaşmamak için bizlere şöyle uyarılarda bulunmuştur:

لاَّ يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُوْنِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّهِ فِي شَيْءٍ إِلاَّ أَن تَتَّقُواْ مِنْهُمْ تُقَاةً وَيُحَذِّرُكُمُ اللّهُ نَفْسَهُ وَإِلَى اللّهِ الْمَصِيرُ

“Müminler, müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmesinler; kim böyle yaparsa Allah katında bir değeri yoktur, ancak, onlardan sakınmanız hali müstesnadır. Allah sizi Kendisiyle korkutur, dönüş Allah’adır.” (Âl-i İmran 28)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاء

“Ey iman etmiş olanlar! Benim düşmanımı, sizin de düşmanınızı dostlar edinmeyiniz.” (el-Mumtehine 1)

Ümmet’in çok hareketli günler geçirdiği, her an her şeyin olabileceği şu durumda, Müslümanların evvela sorunu iyi tespit etmeleri elzemdir. Böyle olaylarda, Müslümanlar her daim vahdetten söz ederler ancak, gerçek anlamda vahdetin sağlanabilmesi için, olaylara farklı açıdan bakmamak, sorunun nereden kaynaklandığını iyi tespit etmek gerekmektedir. Sorunun mevcut liderlerden değil, mevcut nizamlardan kaynaklandığı bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır aslında... Mevcut nizamın dilinden düşürmediği demokrasinin, bu kavramı ortaya çıkaran Batı tarafından sömürmekle eşdeğer olduğu kanıtlanmıştır. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in asırlar önce belirttiği üzere, aç kimselerin yiyeceğin başına üşüştükleri gibi, ileri demokrasinin(!) olduğu Batılı ülkeler de Müslümanların başlarına üşüşmektedirler. Ümmet olarak bu gerçeği bu kadar ayan-beyan gördükten sonra, ne demokrasi demek, ne de demokrasi denilen bu zihniyetin altında özgür(!) olmayı beklemek, Müslümana yakışır bir tavır olmayacaktır. Lider koltuğunda, ister ılımlı bir Müslüman(!) olsun, ister laik-Kemalist bir şahsiyet otursun, isterse kâfir olsun, yeryüzüne hâkim olan bu nizamın adının “Kapitalizm” olduğunu, menfaatçiliği putlaştırdığını, tek derdinin menfaat olduğunu görmek ve hatırlamak şarttır. Sürekli dile getirilen vahdet, inkılâp, kıyam, ıslah gibi kavramların içinin doldurulması gerekmektedir. Tabii Kapitalist nizamın doktrinleri ile değil, İslam’ın ilkeleri ile ele alınmaları elzemdir. 

Bunların da ötesinde, tüm Müslümanları kapsayan bir siyasetle Müslümanların üzerine Allah’ın dinini tatbik eden, haklarını koruyan, kâfirler karşısında alçalmayan, menfaatini değil de, Allah’ın rızasını gözeten bir lidere olan ihtiyacımız açığa çıkmıştır, aynen daha önce olduğu gibi... Yeryüzüne İslam Nizamı tatbik edilmedikçe ne geçmişte Irak’ın, ne de bugün Libya’nın hesabı sorulamayacaktır.

 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz