ADEM ÖZKÖSE İLE RÖPORTAJ

Mahmut Kar

Köklü Değişim dergisi olarak, Beyazıt Meydanında binlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirdiğimiz Basın Açıklamasından sonra, Ortadoğu da devam eden halk ayaklanmalarının en zalimce bastırılmaya çalışıldığı Şam topraklarını ve bu topraklarda direnen Müslüman kardeşlerimizi yalnız bırakmamak, konunun gündemden düşmemesini sağlamak ve çok az bilginin elimize ulaştığı bölge hakkında doğru bilgiler ile sizleri buluşturmak için Suriye’de yaşayan Gazeteci Yazar Adem Özköse ile konuştuk. Yazarımız Mahmut Kar’ın gerçekleştirdiği söyleşi de Adem Özköse, Suriye hakkında önemli tespitlerde bulundu. Şimdi sizi bu verimli söyleşi ile baş başa bırakıyor ve Adem Bey’e bir kez daha buradan teşekkürlerimizi sunuyoruz. 

1- Suriyedeki halk ayaklanması ile ilgili sorularımıza geçmeden önce Suriye’nin sosyal, siyasal ve hukuki yapısı ile ilgili özet bir değerlendirme yapar mısınız?

Suriye toplumunun % 77’si Sünni Müslümanlardan, % 11’i Nusayrilerden, % 7’si Dürzîlerden ve %6’sı da Hıristiyanlardan oluşuyor. Ülke 40 yılı aşkın bir süredir Baas kadroları tarafından yönetiliyor. Baas rejiminin derin devletini ise Arap Aleviler olarak bilinen Nusayriler oluşturuyor. Ülkedeki siyasi yapı son yıllarda tam bir aile hanedanlığına dönüştü. Bu hanedanlığın en tepedeki ismi Beşşar Esed, ordunun yönetimini elinde bulunduran kardeş Mahir Esed, uzun zamandır istihbaratın başındaki kişi olan enişte Asaf Şevket ve Suriye’de yolsuzluk dendiği zaman ilk akla gelen isim olan dayıoğlu Rami Makhluf’tan oluşuyor. Yeğen Numeyr ve siyasi güvenlik sorumlusu olan teyze oğlu Atıf Necip de Esed hanedanlığına ait piramitte son derece önemli yerlere sahipler. Ülkedeki siyasi yapısı şu an tam anlamıyla çökmüş, iflas etmiş durumda. Sistem iflas ettiği için reform yapamıyor ve kendini yenileyemiyor. 

2- Tunus’ta başlayan ve Mısır ile birçok Arap beldesine de sıçrayan devrim hareketlerinin Suriyedeki halk ayaklanmasına bir etkisi oldu mu? Yoksa Suriyedeki ayaklanmayı tetikleyen başka faktörler mi var?

Suriye’de isyan ateşini Der’a ve çevresindeki Arap aşiretleri yaktı. Duvarlara yazdıkları sloganlar nedeniyle gözaltına alınan çocukların serbest bırakılmamasına ve işkence görmesine tepki gösteren aşiret reisleri Der’a’lıları sokağa çıkmaya çağırdı. Der’a şehrinde şehitler verildikçe isyan önce bütün şehre yayıldı. İlk başlarda birkaç bin kişi gösterilere çıkarken, kısa bir zaman içinde on binlerce Der’a’lı sokakları doldurmaya başladı. Der’a’daki isyan büyüdükçe diğer şehirlerde de etkisini gösterdi. İsyan dalgası Şam, Lazkiye, Humus, Banyas, Hama, Kamışlı ve Halep’e doğru genişledi. Cuma günleri namaz sonrası Der’a halkına destek için sokağa çıkan diğer şehirlerdeki halka yönelik de yönetim tarafından şiddet kullanılınca Suriye’deki isyan Esed’in gitmesini isteyen bir halk ayaklanmasına dönüştü. Tunus, Mısır, Yemen ve Libya gibi ülkelerdeki halk ayaklanmalarının Suriye’ye kısmi tesiri olmuş olabilir. Fakat Suriye’deki isyanın bu denli büyümesinin asıl sebebi Baas yönetiminin olayların başlamasından itibaren halka yönelik kullandığı aşırı şiddettir. Halkları insanlar oluşturur. Acıları, zulümleri asla unutmazlar. Suriyeli Müslümanlar da aslında Hama’yı, Suriye halkına yönelik işkence ve zulümleri hiçbir zaman unutmadılar. Son olaylar yıllardır biriktirilen öfke ve nefretin patlaması olarak da görülebilir. 

3- Suriyedeki ayaklanmaları gerçekleştiren ve muhalif diye adlandırılan grup örgütlü bir yapı mı, yoksa dağınık halk topluluğu mu? 

Suriye devrimi daha çok mescid merkezli yürüyor. Cuma namazlarından sonra sokaklara çıkan göstericiler her cumayı farklı bir isimle anıyorlar. Öfke, Direniş, Şehitler, Sebat, Büyük Cuma, Gazap Cuması gibi... Cuma günleri dışında düzenlenecek eylemlerin yeri ve saati ise sokaklarda dağıtılan bildiriler, özellikle de sosyal paylaşım sitelerinde ilan ediliyor. 

Suriye muhalefeti önceki yıllar daha çok ülke dışında faaliyet gösteren gruplarla anılıyordu. Bu grupları Müslüman Kardeşler Hareketi, Hizb-ut Tahrir ve bir takım milliyetçi, sol ve Kürt gruplar olarak örneklendirebiliriz. Devrim süreci Suriye’de yeni bir muhalefet dalgası oluşturdu. Son süreci de bu yeni muhalefet dalgası yürütüyor.

4- Bu yeni muhalefet dalgası kimlerden oluşuyor? 

Suriye’nin içinde yaşayan ve yıllardır Esed rejimine karşı öfke biriktiren Müslüman gençlerden, Muaz el Hatip, İmadeddin Reşit, Enes Ayrut ve Şeyh Ahmet Sayesine gibi âlimlerden, Heysem Malih gibi tanınmış insan hakları aktivistlerinden, gösteriler başladığında kurulan 15 Mart Gençlik Hareketi’nden, Dera gibi bölgelerde etkili olan Arap aşiretlerden, Kürt bölgelerinde yaşayan üniversite öğrencilerinden oluşuyor. Sokakları, kitleleri en etkin biçimde yönlendirenler ise Suriyeli Müslüman gençler. Zaten isyanın başladığı ilk günlerden itibaren de en büyük bedeli bu gençler ödediler ve yüzlerce şehit verdiler. Şehirlerde, mahallelerde halk komiteleri kuran Müslüman gençler son zamanlarda ülkenin genelinde örgütlenmenin imkânlarını da oluşturmaya çalışıyorlar. Kuşatıcı bir dil kullanan ve Hıristiyanlara, Dürzîlere hatta Alevilere kadar herkese Esed rejimine karşı mücadele etme çağrısı yapan devrimciler son derece de kararlılar. Sürekli gözaltına alınmalarına, en ağır işkencelere maruz kalmalarına rağmen sokaklardan çekilmiyorlar ve gün geçtikçe ülkenin genelinde daha etkin hale geliyorlar. Kimi zaman temizlik kampanyaları düzenleyip sokakları temizleyen, insanlara gösteriler esnasında etrafa asla zarar vermemeleri çağrısı yapan, yayınladıkları bildirilerde sürekli kardeşlik vurgusunda bulunan devrimci Müslümanlar ayrıca sosyal paylaşım sitelerini de çok iyi kullanıyorlar. “Beşşar Esed karşıtı Suriye Devrimi”, “Haber Şam” “Haber Duma” gibi facebook sayfalarını yönetiyorlar ve ülkede yaşananlar, yeni gösteri planları, devrimcilerin görüşleri bu facebook sayfaları vasıtasıyla Suriye halkı ile paylaşılıyor. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Suriyeli Müslüman devrimciler özellikle varoşlarda, şehirlerin banliyölerinde, köylerde çok güçlüler. Zaten devrim için de şehirlerin olgunlaşmasını, şehirlerdeki muhalefetin daha da güçlenmesini bekliyorlar.

5- Derada başlayan ve tüm Suriyeye yayılan halk ayaklanmasına Türkiyedeki bazı çevreler komplo teorileriyle yaklaştılar. Hatta ayaklanmacıların arkasında bazı gizli dış güçlerin olduğu iddia edildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Suriye konusunda, özellikle de muhaliflerin ve devrimcilerin kimliği konusunda Türkiye’de müthiş bir dezenformasyon yaşandı. Komplo teoricileri, Tahrancılar ve Baascılar olarak kategorize edebileceğimiz üç eğilim Suriye’deki muhalif hareketi Amerikancı ve İsrail işbirlikçisi olarak göstermek için adeta birbiriyle yarıştı. Bu zümrenin tezlerine göre İsrail ve ABD Suriye’de o kadar güçlü ki istediği an yüz binlerce Suriyeliyi Esed’e karşı sokaklara dökebilir. Özellikle İran sevgisi gözlerini kör eden bir zümre tarafından dile getirilen bu tür iddialar vasıtasıyla insanlara, “Esed düşerse yerine Amerikancılar gelecek. Biz en iyisi İran ve Hizbullah’ın destekçisi olan Esed’i desteklemeye devam edelim” mesajı verilmek istendi. Türkiye halkı belli bir dönem bu kesimlerin etkisi altında kalsa da Suriye hakkındaki gerçekler artık ortaya çıkıyor. Suriye’deki isyan mazlum halk kesimlerinin hak, adalet ve dini duygularla başlattıkları asil ve soylu bir isyandan başka bir şey değildir. 

6- Ortadoğu da söz sahibi olduğunu iddia eden Türkiye’nin Suriye konusunda hala sessizliğini koruyor olmasının sebebi sizce nedir? Ve bu sessizlik Suriyeden nasıl görülüyor?

Türkiye şu ana kadar Suriye konusunda kendisinden beklenen performansı gösteremedi. Bunu itiraf etmemiz gerekiyor. Suriye halkı gerek Başbakan Erdoğan’dan ,gerekse de Türkiye halkından daha fazla destek bekliyordu. Türkiye’deki siyasi mekanizma Suriye ile olan bir takım ilişkilerinden dolayı ne yazık ki bu ülkede yaşananlar konusunda sessiz kalıyor. Eğer bu sessizlik devam ederse Suriyelilerde Türkiye’ye yönelik büyük bir hayal kırıklığı oluşabilir. Çünkü Suriye halkı gerek Başbakan Erdoğan’ı, gerekse de Türk hükümetini Müslümanların hamisi, İslam dünyasının koruyucusu olarak görüyor. Başbakanın Filistin konusundaki tavrı genel olarak Arap dünyasında böyle bir algı oluşturdu. Türkiye Suriye konusunda susmaya devam ederse bu algı büyük bir yara alacaktır. 

7- Suriye dâhil Ortadoğudaki ayaklanmaların tamamı Türkiyedeki siyasi erk ve medya tarafından demokrasi ve özgürlükler talebi olarak değerlendirildi. Gerçekten de ayaklanmalarda kurşunlara kendini siper eden Müslüman gençler bütün bunları demokrasi ve özgürlükler için mi yapıyorlar? Yoksa halk farklı bir şey mi istiyor?

İnsanlar artık özgür olmak, insan gibi yaşamak istiyorlar. Fakat Arap gençleri özgürlük derken Batılı anlamda bir özgürlüğü kastetmiyorlar. Diktatörlerin olmadığı, insanların inançlarını rahat bir şekilde yaşadıkları, âlimlerin diktatörlerden korkmadan doğruları söyleyebildikleri özgür bir ortam için ayaklanıyor ve bedel ödüyorlar.

8- İran’ın ve Hasan Nasrallah’ın Baas rejimini desteklemesi Suriyeliler tarafından nasıl algılandı ve tepkiler nasıl?

Suriye’nin başkenti Şam’da daha bir ay öncesine kadar dükkânlarda asılı birçok Nasrallah fotoğrafını artık görüyordum. Şu an bu fotoğraflar bir hayli azaldı. Hizbullah’ın televizyonu olarak bilinen Menar TV’de sürekli olarak Esed’i destekleyen haberler yapılması ve muhaliflerin kötülenmesi Suriye halkının Hizbullah’a olan sempatisini gün geçtikçe azaltıyor. İran’ın Suriye’de yaşanan olaylar nedeniyle yaptığı açıklamalar da Suriye’de büyük tepkilere neden oluyor. İran karşıtlığının özellikle göstericiler arasında her geçen gün daha da arttığına şahit oluyorum. Hatta göstericilerin çoğu Esed rejiminin düşmemesi için İran’ın Baas Yönetimi’ne her türlü desteği vereceğini düşünüyor. Araplarda zaten genel olarak bir İran karşıtlığı vardı. Bu süreçle birlikte bu karşıtlık daha da artacak gibi gözüküyor. Bence hem İran hem de Hizbullah Baas rejimini destekleyerek büyük bir hata yaptı. İran ve Hizbullah örgütünün Müslümanları katleden zalim Baas yönetimine yönelik verdikleri bu destek İslam dünyası tarafından unutulmayacak, bundan sonra Sünnilerin Şiilere daha bir şüpheyle bakmalarına neden olacaktır. 

9- Suriye deki halk ayaklanmasını kontrollü ve örgütlü bir şekilde yönetecek kitlesel İslami çalışmalar var mı?

Müslüman devrimcilerin, özellikle de gençlerin ülkedeki ayaklanmanın temel aktörleri olduklarını ifade edebiliriz. Ramazan el Buti gibi Şamlı âlimler ise devrimcilere karşı Baas yönetimine destek vererek halkın nefretini kazanıyorlar. Zaten devrim sürecini de şu an kilitleyen bazı ünlü âlimler oldu. Bu ünlü âlimler Beşşar Esedi terk edip devrimcilerin saflarına geçtiklerinde dengeler yerinden oynayacak ve Baas yönetimi büyük bir yara alacaktır. 

10- ABD ve Batı’nın Ortadoğudaki dikta rejimlerinin tek tek yıkılıp, demokrasiye geçilmesini istemesinin arkasında yatan gerçek, bölgede gelecekte bir İslami Hilafet Devleti’nin kurulması endişesinden doğan bir stratejik politika olabilir mi?

Eğer İslamcılar son süreci iyi okuyarak yeni bir dinamizm oluşturabilirlerse bölgede gelecek İslami hareketindir. Çünkü bu toprakların tek ve temel gerçeği İslam’dır. Kendi içinde hem düşünce, hem de pratik alanında yeni bir dinamizm oluşturamayan İslami hareketler ise geleceğe kalamayacak, bir süre sonra tarihe karışacaktır. Arap devrimleri her Müslümanın özlemini duyduğu, hayalini kurduğu İslam Hilafeti’ne giden yolları oluşturmak için büyük bir imkândır. İslam dünyası bugün bu büyük imkânı değerlendirebilecek ufuk sahibi kadrolara, zinde gençlere ve örnek davetçilere ihtiyaç duymaktadır. 

11- Suriyede devam eden süreç nasıl sonuçlanır? Halk ayaklanması hedefine ulaşıp bu ülkede de bir devrim gerçekleşir mi? 

Suriye artık devrim hattına girdi diyebiliriz. Sokaklarda Baas güçlerine karşı mücadele eden, şehitler veren insanları evlerine geri döndürmek artık çok zor gözüküyor. Bir kere korku duvarı yıkıldı. İnsanlar artık önlerinde ya şehadet, ya da özgürlük seçeneğinin olduğuna inanıyorlar. Baas yönetimi ise bütün acımasızlığıyla halka saldırıyor. Bana “bugün İslam dünyasında en zor durumda olan Müslümanlar kimlerdir?” diye sorsanız hiç düşünmeden “Suriyeli Müslümanlardır” diye cevaplarım. Suriye’de olanlar, özellikle de Suriye zindanlarında yaşananlar inanın İsrail zindanlarında yaşanmıyordur. Baas rejimi muhtemelen bu süreçte büyük katliamlara imza atacak, binlerce devrimciyi, mazlumu katledecek. Fakat ben Suriyeli Müslümanların uzun vadede Baas rejimini yenilgiye uğratacaklarını, Suriye’de artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşünüyorum.



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz