CHP NEDEN YEMİN ETTİ? BDP NEDEN YEMİN ETMEDİ?

Osman Yıldız


CHP’nin Ergenekon, MHP’nin Balyoz ve BDP’nin KCK sanıklarını TBMM’ye taşımak istemeleri ile başlayan tartışmalar, Millet iradesinin temsil edilip edilmemesinden, tutukluluk sürelerinin yeniden düzenlenmesine kadar gelmiştir. Cumhuriyet’in ilanından beri ilk defa Cumhuriyeti kuran Parti, Meclis’i önce boykot etmiş ardından yemin etmiştir. “Halk için ve halk adına halkın hâkimiyeti” olarak sundukları demokrasinin batıllığı, bozukluğu ve bu yöneticilerin halkı nasıl kandırdığı bu kriz ile bir kez daha ortaya çıkmıştır.

 

CHP Neden Yemin Etti?

Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın bir kaset skandalı ile başkanlıktan indirilmesinden sonra tüm gözler Kemal Kılıçdaroğlu’na çevrildi. Çünkü uzun bir zamandır Kılıçdaroğlu toplum üzerinde bir kahraman olarak gösterilmeye çalışılıyor, medyanında gösterdiği ilgi-alaka ile kaseti hazırlayanlar, bir taraftan da Kılıçdaroğlu’nu hazırlıyorlardı. Nitekim Kurultay’a bir hafta kala Deniz Baykal kaset skandalı ile istifa etmek zorunda bırakıldı ve Kılıçdaroğlu tartışmasız tek aday olarak kurultayda CHP’nin başına yeni Genel Başkan oldu. Kılıçdaroğlu Genel Başkan olduktan sonra CHP’nin yeni vizyonuna uymayan yaşlı Şahinleri tasfiye sürecine girdi. Kimisini Parti’den bir şekilde uzaklaştırdı kimisini de milletvekili aday adaylığı sürecinde eleyerek, bir takım homurdanmalar eşliğinde seçimlere gitti. Ayrıca Ergenekon’dan tutuklu Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ı Milletvekili adayları içerisinde göstererek, ilerleyen süreçte başlayacak tartışmaların da fitilini ateşlemiş oldu.

2011 Genel seçimlerinde %26 oy alan CHP içerisinde tartışmalar başladı ve yeni CHP’nin başarısız olduğunu, bu yeni söylemin CHP’ye gitmediğini muhalifler dillendirmeye başladılar ve tekrar kurultaya gitmek istediklerini belirterek oy toplamaya başladılar. İşte tam da bu sırada Ergenekon’dan tutuklu Milletvekillerinin tahliye olamayacağı, daha önce tahliye olan tutuklu Sebahat Tuncel ile bu tutukluların vakıalarının aynı olmadığını belirten yargı, delilleri karartma şüphesi ve benzeri nedenlerden dolayı CHP, MHP ve BDP’li Milletvekillerinin hiçbirisini serbest bırakmadı. Bunun üzerine CHP yönetimi, Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay’ın serbest bırakılmaması üzerine Merkez Yönetim Kurulu’nu (MYK) toplamış ve beş saat süren tartışmaların sonunda; “Ergenekon’dan tutuklu iki Milletvekili tahliye edilip yemin edinceye kadar CHP’li vekillerin de yemin etmeyeceklerini fakat Meclis’e geleceklerini” ifade eden bir açıklamayı kamuoyuyla paylaşmıştır. Ardından Kılıçdaroğlu Meclis’te yaptığı konuşmada; 2002 yılında hakkında kesin yargı kararı olduğu için vekil olamayacak olan Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekili ve Başbakan olmasını sağlayan düzenlemelere katkı sağladıklarını, bugün de hakkında hiçbir mahkûmiyet kararı olmayan Ergenekon’dan tutuklu bu Milletvekillerini serbest bırakacak yasayı düzenlemelerini isteyerek, topu AKP Hükümeti’ne atmış, AKP ise aldığı topu, yargıya müdahalelerinin söz konusu olamayacağını, kuvvetler ayrılığı ilkesinden hareketle yargı kararına saygı gösterilmesinin gereğini ortaya koymak suretiyle yargıya atmıştır.

Bu vesileyle, aleyhlerinde hiçbir delil olmadığı halde yıllardır cezaevlerinde tutuklu bulunan Müslümanlar için kıllı dahi kıpırdamayan CHP birden “uzun tutukluluk süreleri”, ”Özel Yetkili Mahkemelerin durumu” gibi meseleleri gündeme getirip kamuoyunda tartışır oldu. 

AKP de almış olduğu %50’lik oyun gazı ile CHP’ye yüklenmeye başladı ve “Vekilliğinizi düşürürüz”, “Tükürdüklerini yalayacaklar”, “Diz çöktüreceğiz”, “Kuyuya düştüler” gibi sözlerle üst perdeden konuşmaya başladı. Fakat AKP, toplumun Meclis’in meşruiyetini sorgulamaya başladığını görünce “sorunun çözüm yerinin Meclis olduğu”nu söyleyerek çözüm için mesaj gönderdi. CHP’nin de seçilmesinden memnuniyet duyduğu Cemil Çiçek Meclis Başkanı olduktan sonra devreye girdi. Çiçek, Erdoğan ile görüşmesinin ardından CHP ile temasa geçti ve “Sorunun çözümü için elinden geleni yapacağı” sözünü verdi. CHP ile AKP arasında komisyonlar kuruldu ve kriz ile ilgili ortak bir metin hazırlandı. Hazırlanan metinde “Milletvekili seçilenler TBMM’de olmalıdır” denildi. Ortak metinle birlikte CHP ikna oldu ve ardından yemin etti.

Bu krizin yaşanmasında Muhalefetin davranışlarına bakıldığı zaman ilk olarak öne çıkan, iktidarı sıkıştırıp yeni Anayasa sürecinde bazı taahhütler almaya çalışmak olarak görülebilir. Bu krizden sonra, konunun başında belirttiğim CHP’li muhaliflerin “kurultaya gidelim” sesleri kesilmiş ve kurultaya gitmek için imza toplamaktan vazgeçmişlerdir. Hazırlanan metne göre “özgürlüklerin daha geniş yorumlanması” ifadesi ile yeni Anayasa ile birlikte Ergenekon’dan tutuklu Mustafa Balbay, Mehmet Haberal, Engin Alan ve BDP’nin tutuklu olan Milletvekillerinin serbest bırakılacağı düşünülebilir. Tabiî ki AKP tutuklu Milletvekillerini elinde bir koz olarak tutacak ve sorunlu olan konularda diğer partileri hizaya sokmak için bunu kullanacaktır. 


BDP Neden Yemin Etmedi?

T.C.’nin kuruluşundan beri Kürt meselesi hep var olmuştur. Zaten Kürt meselesini de ortaya çıkaran Cumhuriyet’in kurulmasıdır. Cumhuriyet’in kurulması ile birlikte bölgede birçok isyan çıkmıştır. Bu dönemde bölge üzerindeki siyaset, entegre etmek olmuş ve bunun için baskı uygulanarak halk göçe zorlanmıştır. 1980’lerden itibaren Kürt sorunu, PKK’nın ortaya çıkmasıyla bir güvenlik sorunu olarak ele alınmaya başlanmıştır. 1990’lı yıllar boyunca, OHAL yönetiminde Kürt sorunu teröre indirgenerek yönetilmeye çalışılmış ve bu dönemde bölgede binlerce faili meçhul(!) cinayetler işlenmiştir. 1999 yılında Öcalan’ın yakalanması ile birlikte PKK’nın yapısında ciddi değişikler yaşanmış PKK tek başlılıktan çıkmış ve çift başlı olmuştur. 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali ile birlikte Irak’ta “Kürt Federe Devleti”nin kurulması, PKK’yı üslup değişikliğine götürmüş ve “Kürt Devleti istiyoruz” yerine “Özerklik istiyoruz” demeye başlamışlardır. 

Bugün gelinen noktada bu meselenin daha nasıl isimlendirileceği hususunda bile bir netlik sağlanamamıştır. Erdoğan ilk önce, “Kürt sorunu vardır” demiş ardından da “Kürt sorunu yoktur Kürt vatandaşlarımızın sorunu vardır” diyerek sözünü tevile çalışmıştır. Yine “Kürt sorunu açılımı” isim değişerek “Demokratik açılım”a dönüşmüştür. Hal böyle iken bu sorunun çıkmasına sebep olan Cumhuriyet’in, bu sorunu çözmesini beklemek akla muhaldir. Bu meseleyi ancak bütün ırkları ve renkleri kendi potasında eriten İslam ile Onun devleti olan Raşidî Hilafet Devleti çözebilir. Kürt meselesi hakkındaki bu kısa izahattan sonra asıl konuya geçmek istiyorum.

CHP’nin yemin etmeme krizi ile BDP’nin boykot krizi arasında farklılıklar bulunmaktadır. Bu meseleyi iyi okuyabilmek için biraz geriye gitmemiz elzemdir. PKK, 13 Ağustos 2010 tarihinden beri sürdürdüğü tek taraflı eylemsizlik kararını, Kürt sorununun çözümü konusunda güven verici bir adım atılmamasını gerekçe göstererek seçimlere iki ay kala bitirdiğini açıklamıştı. Çünkü seçimlerde yine AKP’nin tek başına iktidar olacağı ve bu dönemde öncelikli gündem maddesinin yeni Anayasa olacağı hususu barizdi. Dolayısıyla bunları göz önünde bulundurarak özellikle seçimlere yakın bir zamanda eylemsizlik kararını bitirdi ve Nevroz ile birlikte sürekli eylemlere başladı. BDP söylemlerinde, PKK eylemlerinde ne kadar sertleşirlerse bölge ve Hükümet üzerinde gücünü o kadar koruyacağını düşünmektedir.

Bir diğer mesele ise Milletvekili adaylığı hususunda YSK’nın 7’si BDP destekli 12 bağımsız adayı veto kararıyla başlayan gergin süreç, askerî operasyonlar ve öldürülen PKK’lıların cenazeleri ile ortam iyice gerilmiş ve YSK, “Eksik belgeler gelirse adaylıkları kabul edilebilir" diyerek geri adım atmak zorunda kalmıştır. Bu süreçte BDP’nin kırıp-döktüğü, yakıp-yıktığı tüm eylemleri kamuoyu nezdinde haklı gösterilmiş ve tüm fatura YSK’na kesilmiştir.

Seçim öncesi son iki ayda sürekli eylem içerisinde olan BDP ve PKK psikolojik üstünlük sağlamış daha bir öz güven ile seçimlere katılmış ve seçim sonuçlarından memnun kalmışlardır. 

Seçimlerde BDP’nin de desteklediği Emek Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nun 64 adayından 36′sı Meclis’e girerek BDP çatısı altında temsil etme hakkı kazanmıştır. BDP’nin desteklediği bağımsız adaylar arasında yer alan KCK davasından tutuklu ve cezaevinde bulunan 6 aday da milletvekili seçilmiştir. Diyarbakır’dan Hatip Dicle, Van’dan Kemal Aktaş, Şanlıurfa’dan İbrahim Ayhan, Şırnak’tan Selma Irmak, Faysal Sarıyıldız ve Mardin’den Gülseren Yıldırım ise cezaevinde olup milletvekilliği kazanan kişilerdi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Bağımsız Milletvekili adayı Hatip Dicle’nin, “Silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak” suçundan aldığı 1 yıl 8 ay hapis cezasını seçimlere 3 gün kala Yargıtay’ın karara bağlaması ise dikkat çekicidir.

Bunun üzerine Blok adaylarının, KCK tutuklularını kastederek “Meclis’e ya hep beraber gideriz, ya hiçbirimiz” diyerek Meclis’i boykot kararı aldı. Meclis Başkanı Cemil Çiçek CHP ile olduğu gibi BDP ile de arabulucu rolü üstlenmiş BDP ve AKP’li heyetleri bir araya getirmiştir.

BDP heyeti, YSK tarafından milletvekilliği düşürülen Hatip Dicle ile KCK davasından tutuklu 5 milletvekilinin tahliyesine yönelik Anayasal ve yasal düzenleme talep etti. Bu çerçevede, Anayasa’ya “milletvekili tutuklu kalamaz” şeklinde geçici ek madde eklenmesi ve BDP’li milletvekilleri hakkındaki yargılamalara gerekçe olan Anayasa’nın dokunulmazlığını düzenleyen 83. maddesine atıfta bulunulan ve “devlet aleyhine işlenen suçları” düzenleyen 14. maddesinin değiştirilmesini istedi. Fakat bu öneriler AKP tarafından kabul edilmedi. 

BDP ise boykot kararını 1 Ekim’e kadar devam ettirme kararı aldı. CHP’nin yemin krizinin gölgesinde kalan BDP, bu tatil boyunca konunun tartışılmasını ve Meclis açılışı ile birlikte gündemin ilk maddesi yapmayı arzulamıştır. Bu yüzden de BDP 13 askerin öldürüldüğü gün özerklik ilan etmiştir. BDP tek taraflı ilan edilen özerkliğin hiçbir anlam ifade etmediğini bilmektedir, asıl amacı konunun tartışılmasını sağlayarak, yeni Anayasa çalışmalarında pazarlığı üst limitten başlatarak istediklerini elde etmeye çalışmaktır. BDP’nin boykot kararı alması, KCK davasında tutuklu yargılanan 5 vekili gündemde tutması ve onların tahliye edilmesi BDP için önemlidir. Çünkü bu tahliyeler gerçekleşirse, eşitlik ilkesi gereği diğer sanıkların tahliyesini de gerekli kılacaktır. Bu yüzden yemin etmemiştir.



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz