“SOMALİ’DEKİ AÇLIK KİMİN AYIBI?”

Mahmut Kar

Yerleşim ve yaşam tarihi bundan 2500 yıl geriye giden, şehir hayatının başlaması açısından 1200 yıllık bir tarihî geçmişi olan Afrika’nın en doğusundaki bu siyah insanların kurak ama güzel topraklarına İslam, MS. 900’lü yıllarda ulaşabilmiş ve bu kurak topraklar bundan 1100 yıl önce İslam inancı ile hem kalpleri hem de hayatları kendilerine getirilen su ile hayat bularak yeşermiştir. Ve bugün 1100 yıl önce kendilerine ulaşmış o İslam inancı, ölüm sınırındaki açlık ile karşı karşıya olmalarına rağmen Somali’deki Müslümanların yüzlerine şükür ve sabır ifadesi olarak maalesef sadece fotoğraflar ile bizlere yansımaktadır.

 İslam’ın fikrî ve siyasal temellerinin atıldığı Arap Yarımadası’na diğer Afrika ülkelerine nazaran daha yakın olan Somali toprakları ve insanları tarih boyunca dış güçlerin politikaları ve sömürge stratejileri arasında hep mazlum ve sefil halde kalmışlardır.

Tüm Ümmet’in makûs talihi gibi Somali insanlarının ve topraklarının sömürülmeye başlama tarihi de Osmanlı Hilafet Devleti’nin zayıflamaya başladığı 1750-1800’lü yıllara dayanmaktadır. 900’lü yıllardan 1800’lü yıllara kadar iç çekişme ve sınır mücadeleleri çerçevesinde Etiyopya ile yapılan savaşlar olsa da Somali bu dönemlerde Umman Sultanlığı’na bağlılığını ortaya koymuş ve Müslüman Araplar ile iyi ilişkiler içerisinde bulunmuştur. Ancak 1800’lü yıllarda birçok Afrika toprağı gibi Somali toprakları da İngiltere, Almanya, Portekiz üçlü sömürge çetesinin keşif sahası halini almaya başlamıştır. 

Özellikle İngilizler, kurdukları büyük şirketler (Flonardi-Benadir) aracılığı ile bölgenin yeraltı kaynaklarını uzun yıllar sömürmüşlerdir. İtalya’nın da 1890’lı yıllarda Somali’de sömürge politikaları gütmesi ile Somali, “İngiltere Somali’si” ve “İtalya Somali’si” olarak ikiye ayrılmak zorunda kalmıştır. Soğuk savaş sürecinin sonlarına doğru SSCB’nin dahi üzerinde politika güttüğü bu kurak ama verimli ve zengin topraklara ABD ancak 1975-1980 yıllarında girebilmeyi başarmıştır.

Tüm İslam beldelerinde güttüğü çirkin sömürge politikasını ABD, Somali’de yine çirkin şekilde tezgâhlamış ve uygulamaya koymuştur. Topraklar üzerinde yaşayan halklar arasında ayrılıkçı hareketleri destekleyerek iç karışıklıkları körükleyen ABD, ülkede bir yönetim boşluğu oluşturmayı başarmış ki bu yönetim boşluğunu oradaki Batılı şirket ve kuruluşlar, ABD lehinde kullanmaya olanak bulsunlar. Somali’deki açlık sorununun sebebinin bu çirkin politikalar olduğu aşikâr olmakla beraber bu politikaların açlığa ve kıtlığa herhangi bir etkisinin olduğu konusu ne Devletlerarası Teşkilat temsilcileri ne bölgenin devlet başkanları ve bürokratları ne de onların borazanlığını yapmaktan geri durmayan gazeteci ve yazarlar tarafından maalesef hiç konuşulmamaktadır. Meseleye hümanist hisler çerçevesinde yaklaşan Batılı devlet ve devletlerarası teşkilatlar ajitasyon yaparak yıllarca sömürülen ve hâlâ üzerinde sömürü planları devam eden bölgenin insanlarına kurtarıcı edası ile tüm insanlığı yardıma koşmaya davet etmektedirler.

Biz bu yazımızda son birkaç ay değil birkaç yıldır Afrika topraklarında yaşanan bu kıtlık ve ölümle sonuçlanan açlık sorununun kimin ayıbı olduğunu irdelemeye çalışacağız. Çalışacağız, çünkü Kapitalizmin insanları içine soktuğu bu kirli girdabı göremeyen ve sorunun aslî sebebine inemeyen (Batılı ve yerli) zihniyetlerin, Somali’de 60 günlük yolu çocukları ile yürüyerek kat etmeye çalışan annenin çocuklarını yolda tek tek ölüme terk ederek ciğerparesini defin dahi edemeden diğerlerinin kursağına bir gram ekmek gönderebilmek için yola devam etmesindeki kahredici ayıbı insanlara yüklemelerini ve “Bu bir insanlık ayıbıdır” diyebilecek cüreti göstermelerini deşifre etmek istiyoruz.

Bu ayıbın gerçek sahibinin kimler olduğunu ortaya koymak istiyoruz. Ta ki cebindeki 10 liranın yarısını hatta tamamını dahi Somali’deki kardeşine gönderme fedakarlığını gösteren Müslüman babalar ve anneler ile Merkez Bankası’ndaki milyar dolarların varlığını ekonomik kalkınmışlık olarak halkına övüne övüne anlatan ama Somali’ye Devlet olarak 1-2 (5-10 milyon dolar değerinde) uçak malzeme göndererek sadece ajitasyon yapıp bu durumdan dahi popülizm amaçlayan liderlerin fedakarlık dereceleri aşikar olsun.

Ta ki Batı’nın güdümünde hareket eden (BM-Afrika Birliği-Arap Birliği-İİT) devletlerarası teşkilatların kirli maskeleri düşsün. İnsanlığa ve özellikle Müslümanlara ihanetleri bilinsin. Ve yine Türkiye’de Batılı argümanlar ile siyaset yapan iktidarları destekleyen STK’lar, gündem konusu Suriye’de kafaları kesilen Müslümanlar olunca İktidarı harekete geçirememelerine rağmen mesele insanların açlıktan ölümü olunca iktidarların STK’ları yardım konusunda desteklemelerindeki ikiyüzlülük aşikâr olarak bilinsin.

Hemen yanı başımızda açlıktan ve kıtlıktan değil vahşet ve kıyımdan geçirilerek şehit edilen Suriyeli Müslümanların durumu ve hal çaresi hakkında, -değil hutbe okutmak- cılız bir açıklama yapmaktan dahi imtina eden Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Devlet’in açık gediklerini kapatma siyaseti ile Somali’ye yardım kampanyası başlatmasındaki ihanet kokan ikiyüzlülük ve samimiyetsizliği bilinsin.

Bütün bunları yazarken, Somali’deki açlık sorununa duyarsız kalınması düşüncesini savunmakta değilim. Tabi ki Bizler Somali’deki insanlara ve Müslümanlara Müslümanlar olarak tüm desteğimizi yardımlarımız ile vereceğiz. Yine bu kirli ayıbın asıl sahiplerine bir tokat gibi vuracağız, elimizde avucumuzda ne varsa yardımlarımızı Somali’deki çocukların yaşamı için onlara ulaştırarak. Ve bu meseleye İslamî ve insanî kardeşlik değerleri çerçevesinde bakarak Rasulullah Aleyhi’s-Salatu ve’s-Selam’ın şu iki hadisini aklımıza getireceğiz:

الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ، وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرُبَاتِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ‏‏‏

“Müslüman Müslümanın kardeşidir ona zulmetmez; onu düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah da Kıyamet’te onun bir sıkıntısını giderir. Kim de bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da Kıyamet’te onun bir ayıbını örter.” 

مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى

“Birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerine sımsıkı sarılmakta müminler bir vücut gibidirler. Vücudun herhangi bir uzvu rahatsızlandığı zaman diğer azalar da ateşlenerek ve uykusuzlukla ona icabet ederler.”

Şimdi Somali’deki bu sorunu birkaç ara başlık altında değerlendirmeye çalışacağız.

Somali Bu Duruma Kimler Tarafından Nasıl Getirildi? 

Afrika’daki “ortaya çıkarılmaya çalışılmış” kıtlık sorunu, Kapitalizmin insanlığın başına bela ettiği yeni bir sorun değildir. Bu bölgede daha önce de aynı kıtlığın yaşandığını ve 10 binlerce insanın açlıktan öldüğüne şahit olduk. Asıl buradaki sorun, bu kuraklığın var olduğu yıllarda bölge halkının aslî ihtiyaçlarını karşılayacakları temel üretim alanlarının susuzluk politikası güdülerek kurutulması sorunudur. Ve yine aslî sorun Somali’deki balta girmemiş orman arazilerinin ve meraların üzerinden insanların geçimlerini temin etmelerinin iç savaş tehlikesi ile engellenme sorunudur. Vahşi Kapitalizmin bölgede iç karışıklıkları tetiklemek ve bölgenin maden kaynaklarını sömürmesi yüzünden tarımsal arazilerin sulanması ile ilgili sulama projelerini hayata geçirmemiş olması halkın yaşadığı kuraklığın uzun sürdüğü bölge topraklarında insanların mağduriyetine sebep olmuştur. 

ABD, sadece Afrika bölgesindeki askerî üstleri için ayırdığı para fonunun onda birini yıllarca sömürdüğü Somali’deki içme suyu ve sulama projesine yatırmış olsa idi, bu kuraklığın etkisi bölge halkı için bu kadar keder dolu olmayacaktı. Dolayısıyla BM’nin ve Devletlerarası güçlerin açlığın ve kuraklığın sebebini tabiî iklimsel bir sorun olarak sunup kendi vahşetlerini gizleyerek yardımsever bir görünüm ile bölge için yardım çağrılarında bulunmaları onların ikiyüzlülüklerini göstermektedir.

Yine ABD yıllardır İslam beldelerine uyguladığı işgaller için ayırdığı 500 milyar dolar fonun bir kısmını Somali’deki Kapitalizmin ayıbı için ayırmış olsa idi Somali’de durum bugün bu halde olmazdı. Heyhat ki vahşi Kapitalizmin korumak için çalıştığı değerler insanî değerler değildir. Ve hiçbir zaman da olmayacaktır. Kapitalizm gezegendeki düzen ve dengeyi bozmak için var gücü ile çalışmıştır ve hâlâ aynı zihniyet ile çalışmaya devam etmektedir.

Allah Subhanehu ve Teâlâ Kerim Kitabı’nda Onların bu fesadını bizlere şöyle haber vermiştir:

ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

“İnsanların, kendi ellerinin müktesebatları (kazanımları) ile karada ve denizde fesat zuhur etti ki, onların yaptıklarının bir kısmı kendilerine (dünyada) tattırılacaktır. Belki onlar (fesat çıkarmaktan) vazgeçerler diye…” (er-Rum 41) 

Kapitalizmin gezegendeki dengeyi ve düzeni bozmadaki bu ısrarı ve sınır tanımaz vahşiliği, sadece dünyadaki bazı küresel ölçekli şirketlerin varlığı ve bekası içindir. Kapitalizm hayatını bunun için idame ettiriyor ve ettirtmek zorundadır. Obama’nın danışmanlarından birisi olan Henry Alfred Kissinger’ın 1974 yılında yayımladığı “NSSM200” adlı raporundaki Kapitalizmin bu vahşiliğini teyit eden sözleri aynen şöyle: 

“Petrolü kontrol edersen ulusları, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin. Yiyecek bir silahtır ve bizim müzakere çantamızdaki araçlardan biridir!”

Fortune Dergisi “Dünya’nın En Büyük 500” şirketini ve bu şirketlerin gelirlerini açıkladı. Buna göre Dünya’nın en büyük ilk 10 şirketi ve gelirleri şöyle:

Ülke Şirket Gelir (milyar dolar)

  1. ABD Wal-Mart 421.849 

  2. Hollanda Royal Duth Shell 378.152 

  3. ABD Exxon Mobil 354.674 

  4. İngiltere BP 308.928 

  5. Çin Sinopec 273.422 

  6. Çin China National Petroleum 240.192 

  7. Çin State Grid 226.294 

  8. Japonya Toyota Motors 221.760 

  9. Japonya Japan Post Holdings 203.958 

  10. ABD Chevron 196.337

Yukarıdaki ilk ona girmiş şirketlerin toplam gelirleri neredeyse 3 trilyon dolara varmaktadır. Geriye kalan ilk 500, 1000, 2000 şirketin gelirlerini siz düşünün.

Aymazlığı zorlayan durum ise şu ki gelirleri birçok devlet gelirlerini aşmış şirketlerin arkasında olduğu BM’nin Genel Başkanı Ban Ki-Moon, Somali’ye yardım etmek için BM’ye bağlı yardım kuruluşlarının 1,6 milyar dolar fona ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. 

 Somali’de 2006’dan bugüne BM’nin uyguladığı tarım politikası bu kuraklıkta kıtlığın baş göstermesine temel etken olmuştur. BM’nin en büyük yardım kuruluşlarından olan Dünya Gıda Programı (WFP)’nın Somali’de çok kötü bir sicili vardır. 2006’da Somalili çiftçiler ürettikleri ürünleri pazara sürdüklerinde WFP yardım adı altında tonlarca gıda ürününün halka bedava dağıtımını sağlayarak üreticilerin ürünlerinin ellerinde kalmasına sebep olmuştu. Ve bu uygulama 2007-2008 yıllarında da halkın büyük tepkisine rağmen Etiyopyalı silahlı askerler kontrolünde aynı şekilde uygulanarak devam etmiştir. Somali’de IMF’nin uygulamaya koyduğu sanayi atılım projeleri tarıma olan desteğin tamamen yok olmasını getirdi. Aslında ABD burada tarımı bitirmenin siyasetini güttü. Somali normalde kendine yetecek kadar tarımsal üretim arazisi ve ürün çeşitliliği varken gıda ithal etmek durumunda bırakıldı. IMF’nin uyguladığı para politikaları gereği Somali Şilininin değerinin düşürülmesi ile yüksek maliyetli ithalat yapmak zorunda bırakılmış oldu. Yani aslında Kapitalizmin vahşi yüzü Somali’yi her gün kendine daha çok borçlandırmaya devam ediyordu. Dolayısıyla vahşi Kapitalizm “yardım” adı altında kurduğu teşkilatlar ile bile sömürü yüzünü göstermiş ve Somali’de tarıma yönelik teşviki tamamen yok etmiştir. 

Somali’deki Açlığı İstismar Eden Yardım Gönüllüleri!

Yardım (Batılı-Yerli) kuruluşları varlıklarını, hep felaket ile mücadele eden, açlığa direnen insanların varlığı ile baki kılmışlardır. Hiçbir zaman yardım kuruluşları bu felaketlerin ve afetlerin mağduru olan halkın koruyucu sahibinin devletler olduğunu ve dolayısıyla asıl devletlerin bu halkı koruyup gözetmesi gerektiğini dile getirmemişlerdir. Somali’deki bu kıtlık ve açlık sorununda yardım kuruluşları “Somali nasıl kendi kendine yetebilir” sorusunu dünya kamuoyuna getirmemişlerdir. Somali’deki uygulanan gıda ve tarım politikalarının yanlışlığı yardım kuruluşlarını hiç de ilgilendirmemektedir. Aksine onlarca yardım kuruluşu kendi kurumlarına fon sağlamak için Dadaab da görünmek için birbirleri ile yarışıyorlar.

Hollandalı gazeteci Linda Polman buna “Kriz Karavanı” diyor. Polman, aynı isimli kitabında tüm sektörün “sağlanabilecek en fazla milyarlar için bir insanî yardım bölgesinden diğerine, birbirleriyle rekabet ederek ve para akışını takip eden kurumların süvari alaylarıyla” insanî yardım çevresinde büyüdüklerini söylüyor. Polman’a göre, Somali’deki gibi felaketler ortalama 1000 ulusal ve devletlerarası kuruluşu cezbediyor. Buna, kiliseler, kulüpler ve kermeslerle fon toplayan “çanta tipi” yardım kuruluşları dâhil değildir.

Yardım amaçlı toplanan paranın büyük bir kısmı ise bu yardım kuruluşlarında çalışan zengin yüzlü, lüks arabalar ve evlerde oturan memleketine döndüğü zaman Somali’deki açlıktan ölen insanların dramını çevresindekilere anlatan kişilerin maaş maliyetlerine ve organizasyon maliyetlerine gidiyor.

Dolayısıyla Somali’deki kıtlık ve sebepleri ne kadar üstü örtülü şekilde kamuoyu ile paylaşılıyor ise yardım kuruluşlarının gerçekleştirmiş oldukları faaliyetler de üstü örtülü şekilde o kadar teşvik edilir oluyor. Çünkü dünyadaki tüm Kapitalist ülkeler kendi üzerlerine vazife olan bu aslî işlerini bu tür yardım kuruluşları ile gerçekleştirerek hem ayrı bir fon döngüsü sektörü oluşturmuş oluyorlar hem de bu aslî sorumluluklarını üzerlerinden atarak bertaraf etmiş oluyorlar.

 Hülasa Somali’deki açlık sorunu bir insanlık ayıbı değildir. Kapitalizmin insanlığın başına bela ettiği ayıplardan sadece birisidir. Ve Kapitalizm, kendi bekasını sağlamak için insanlığın başına daha nice belaları planlamak ve hayata geçirmekten de geri durmayacaktır. 

Bizler ise Müslümanlar olarak Kapitalizmin ürünü seküler dünya görüşünü savunmaktan vazgeçip tüm insanlığın kurtuluşunu gerçekleştirecek İslam fikrini, sistemini hayata geçirmek zorundayız. İslam’ın düşünme ve hayat sistemi ancak Somali’deki ve tüm sorunlu topraklardaki meselelere köklü çözümler sunabilir. İnsana, Allah’ın kulu olma zaviyesinden bakan İslam Fikri, insanı asla açlığa ve yoksulluğa mahkûm edecek bir iktisadî veya siyasî projeyi onaylamaz. Bu sebeple İslam’ın hayat sisteminin yeryüzünde uygulanması için tüm Müslümanların İslamî Hilafet Devleti’ni ikame için çalışmaları gerekmektedir. Yeryüzüne rahmet ve bereketin düşmesinin yolu, Allah’ın hükmü ile hükmedecek bir Halife’nin nasb edilmesidir.

Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem uzun bir hadisinin sonunda şöyle buyurmuştur:

ثُمَّ تَكُونُ خِلاَفَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ، تَعْمَلُ فِي النَّاسِ بِسُنَّةِ النَّبِيِّ، وَيَلْقِي الإسْلامُ بِجِرَانِهِ فِي الأرْضِ يَرْضَى عَنْهَا سُكَّانُ السَّمَاءِ وَسُكَّانُ الأرْضِ، فَلا تَبْقي السَّمَاءُ مِنْ قَطْرِهَا إلاَّ أنْزَلَتْهُ، وَلاَ تَبْقِي الأرْضُ مِنْ خِيرَاتِهَا وَنَبَاتِهَا إلاَّ أخْرَجَتْهُ

“…Sonra yeniden Nübüvvet Minhacı üzere Raşidî Hilafet olacak, insanlar aralarında Nebi’nin Sünneti ile amel edecek, İslâm yeryüzünde komşuları ile buluşacak (ağırlığını koyacak), hem gökyüzünün sakinleri hem de yeryüzünün sakinleri ondan (Allah’ın hükmünün uygulanmasından) razı olacak, gökyüzü indirmedik bir damla yağmuru bırakmayacak, yeryüzü bitirmedik hiçbir hayrını, bereketini ve bitkisini bırakmayacaktır. (Taberanî)



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz