Yitirdiğimiz İslamî Kavramlara İrtica

Mahmut Kar

(“Kur’an Kavramları” Kitabı Hakkında Söyleşi)


Allah Subhanehu ve Teâlâ 14 asır önce insanlığa rahmetini göndererek merhametini insanlıktan esirgemedi. Sapkın ve gerici bir hayatın içinde kıvranan insanlığa gönderdiği vahiy ile onları değişime ve dönüşüme zorladı. Allah’ın Rasülü SallAllahu Aleyhi ve Sellem o günün insanlarından hayata, Risaleti ile kendilerine taşıdığı vahyin penceresinden bakmalarını istedi. Ve insanların bu değişim ve dönüşümünü temel Kur’anî ve İslamî kavramlar ile sağladı. Geride kalan eskiye dair tüm kavramları yerinden söküp atan İslam, kendine ait kavramları ile insanlığa ışık saçıyordu. Sahabe asrının Müslümanları, İslam’ın ve Kur’an’ın bu temel kavramlarını algılayarak hayatlarını ve insanlığın (toplumun) hayatını yeniden bir düzenlemeye tâbi tuttular.

Bu kavramları “İlah”, “Rab”, “Melik”, “İman”, “Ahiret”, “Cennet”, “Cehennem”, “Rasul” “Hüküm”, vs… diye sıralayabiliriz. Kur’an ve Sünnet bunun gibi yüzlerce kavrama yüklediği mefhum ile Müslümanlar için yol gösterici bir mucize oldu. Kur’anî kavramları Rasul’ün dilinden geldiği gibi doğru algılayan ve hayata indiren bu neslin Müslümanları, Rablerinin kendilerinden razı olacağı yüce bir paye ile mükâfatlandırıldılar. 

Ancak ne zamanki Müslümanlar, kendi akidelerinden olmayan fikir ve düşüncelerden etkilenerek İslamî ve Kur’anî kavramların mefhumlarını değiştirmeye ve kavramların anlamlarında tahribatlar oluşturmaya başladılar ve ne zamanki kâfirler, İslam ve Müslümanlar ile mücadelenin asıl sahasının savaş meydanları değil fikir meydanları olduğunu fark edip İslamî ve Kur’anî kavramları tartışmaya açtılar; işte o zaman Müslümanlar, bu tartışma sahasında kaybetmeye, mağlubiyetler yaşayarak geri kalmaya ve Allah’ın kendilerine yüklediği “Seçkin Ümmet” vasfını taşıyamamaya başladılar. Öyle ki Müslümanlar, Kur’anî kavramların mahiyetinde o kadar cehalet yaşadılar ki tüm İslamî kavramları hayattan uzaklaştıracak ölümcül darbe olan Hilafet’in kaldırılmasına bile çok ciddi tepki veremediler. 

Ancak geçen yüzyıl boyunca İslam coğrafyasında yaşananlar, Müslümanları bu halde olmalarının asıl sebebinin ne olduğunun farkındalığına ulaştırdı. Batı’nın İslam ve kültürü üzerinde uyguladığı tahribatın farkına varmaya başladılar. Maalesef Müslümanlar artık Demokratik ve seküler kavramlar ile oyalanamayacak kadar geçmiş kötü bir tecrübeye sahiptirler.

Bu sebeple Müslümanların tekrar İslamî ve Kur’anî kavramlara dönmeleri ve bu kavramları, Kur’an ve Sünnet penceresinden bakarak anlamaları ve hayatlarına tatbik etmeleri gerekmektedir. 

Bu vesile ile bu alanda yazılmış yeni bir eser olması hasebi ile Ahmed Kalkan Hoca ile Kur’an Kavramları kitabını konuştuk. 

 Mahmut Kar: Kur’an Kavramları kitabınızın hazırlanmasında, Kitabı yazmaya başlama ve hazır hale getirme zamanını değerlendirirsek, bu kaynak esere ne kadar zaman ayırdınız. Ayrıca sizi bu kaynak eseri hazırlamaya sevk eden, böyle bir kitabın yazılmasını sizde gerekli kılan esasî sebep nedir?

Ahmed Kalkan: Öncelikle şunu ifade etmek isterim: Çağımızın batıl düzenlerinin insanları olanca zulüm ve kandırmacalar ile bozduğu ortamda, ısrarla İslamî yönetim olarak Hilafet Devleti’ni öne çıkaran yaklaşımından dolayı KöklüDeğişim Dergisi’ni takdirle karşıladığımı ve tüm camiaya muhabbetlerimi sunduğumu ifade etmek isterim. Kur’anî kavramların doğru anlaşılması amacı ile hazırladığımız bu eserin tanıtılması noktasındaki bu söyleşi için de ayrıca teşekkür ederim.

“Kur’an Kavramları” kitabının yazılma sürecine gelecek olursak; Şu an artık tarihe karışmış olan 28 Şubat sürecinde Devlet’in mahkemeleri tarafından kapatılan “Tevhid Vakfı” vardı. Vakıf’ta eğitim organizasyonları kapsamında haftalık dersler yapıyordum. “Nasıl bir ders işleyeyim” diye uzunca tefekkür ettim. “Kur’an Kavramları” konusu bana, işlenmemiş bakir bir alan olarak geldi. Bu konuda özet mahiyeti taşıyan ve seçme kavramları içine alan eserler olmakla beraber ben, konulu tefsir kapsamında, Fatiha Sûresi’nden Nas Sûresi’ne kadar kavram mahiyeti taşıyan tüm kavramları tefsir ile nasıl bir araya getirebiliriz ve diğer kitaplarda olmayan günümüz hayatı ile ilgili kavramları nasıl bilimsel ve akademik çalışma olmaktan mesaj içerikli hale getirebiliriz, diye düşündüm. Bu alanda bir boşluk doldurulacaksa, Kur’an kavramlarının günümüz insanına ne vermesi gerektiğini gücüm yettiği kadar vermeye çalışayım, diye düşündüm.

Kitabı hazırlarken kullandığım üslup şöyle oldu: 

*Öncelikle Arpça ve Türkçe ansiklopedilerde kavramların lügat ve ıstılahî manalarını inceleyip kavram ile ilgili kullanıldığı yere göre anlamlarını kitaba aldım.

*Kavram ile ilgili eğer az ise Kur’an’daki bütün ayetleri, fazla ise bilinen belirli sayıdaki ayeti kitaba aldım.

*Sonra hadis taramasına girerek kavram ile ilgili hadisleri Kütübü’s-Sitte’den ve buna ilaveten diğer itibar edilen kaynak hadis kitaplarından alıp rivayetleri ile işledim.

*Kavramlar ile ilgili akademik çalışmalardan iktibaslar yapmaktan çekinmedim.

*Tarihî süreçte kavramlar üzerinde eğer bir tahribat yapılmış ise bu tahribatların boyutunu araştırdıktan sonra bugün kavramların günümüz insanına ne vermesi gerektiğini, nasıl anlaşılması gerektiğini, gücümüz yettiğince okuyucuya sunmaya çalıştım.

*Son olarak da okuyucuların ve araştırma yapmak isteyenlerin daha geniş çalışmalarına yardımcı olması babından, kavram ile ilgili bir kitabiyat bilgisi yani bir biyografya hazırlayarak son bölüme koydum. 

1997 Ekim ayında hazırlığına başladığım bu çalışma, 2009 yılında tamamlandı. Oturup bir kitap yazayım düşüncesi ile hazırladığım bir çalışma olmadığı için biraz önce de söylediğim gibi Tevhid Vakfı’nda ve daha sonra Mavera Vakfı ve Kalem-Der’de haftalık ders organizasyonlarındaki ders notlarını derleyip daha sonra üzerinde derin bir çalışma ile kitap haline getirmiş olduk.

Kar: Kitabınızı hangi ana başlıklar halinde hazırladınız. Kavramların tahribatı konusunda bu başlıklardan hangileri üzerindeki tahribat diğerlerine oranla daha çok olmuştur. Tahribatın çok olduğu kavramların diğerlerinden farkı nedir?

Kalkan: Kitap’ta 10 civarında ana başlık var. Hatırlayabildiklerimi söylemeye çalışayım: 40 civarında itikadî kavramı içine alan “İtikadî Kavramlar” başlığı var. “Ahlak”, “Peygamberler”, “Görevlerimiz”, “Sosyal Hayat”, “Cahiliye” ana başlıkları altında kavramları işledim. Ancak Kur’an’ın ana konusu Tevhid’dir. Şirkin izalesi Tevhid’in ikamesi, Kur’an’da esastır. Bu sebeple ben Kitap’ta itikadî kavramlara, diğerlerine nazaran daha bir önem ve ehemmiyet vermeye çalıştım. İtikadî kavramları küçük risale kitaplar halinde de okuyucunun istifadesine sunmaya çalıştım.

Daha çok fikrî ve siyasî meseleler ile ilgili konularda tahrifin çok olduğunu görüyoruz. Muhakkak ki ibadetlerde de bu tahribat var ancak akaid ile ilgili ve sosyal hayat ile ilgili kavramlardaki tahribat kadar değil. Hepimiz bugün dinin, insanları canlandıracak, diriltecek dava adamı olarak harekete geçirecek kavramlarının ruhtan yoksun kılındığını ve Kur’anî muhtevasından soyutlandığını görüyoruz. İbadetlerdeki, sosyal hayat ve siyaset ile ilgili görevler için de aynı şeyi söyleyebiliriz.

Örneğin, “Cihat” kavramı, tasavvufun etkisi ile nefse karşı yapılacak ve bir hayat boyu bitmeyecek olan bir gayret olarak algılanmıştır. Hâlbuki nefisle cihat hakkında hiçbir sahih nass yoktur. Yani nefis ile cihat edilmez. Cihat, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın düşmanlarına karşı yapılır. Ancak, Allah Subhanehu ve Teâlâ yolunda kâfirler ile cihadı öyle basitleştirmişler ki insanın düşmanı olarak kabul ettikleri nefis ile mücadeleye hasretmişler.

Kar: Dikkat çektiğiniz kavramlar daha çok fikrî, sosyal ve siyasî hayatı ilgilendiren kavramlar, Dolayısıyla “bu kavramların tahribatında müsteşriklerin yani Batı’nın etkisi vardır” diyebilir miyiz? Müslümanların bu tahribat karşısındaki duruşunu nasıl izah etmeliyiz? Bu tahribatın etkili olmasında Müslüman âlimler açısından düşünürsek eksiklik nedir?

Kalkan: Kavramlar, günümüz dünyasında silahtan daha fazla zarar veren bir güç olarak görülüyor. Meşhur bir tabir vardır, “kitle imha silahı” diye. Kitle imha silahı günümüz dünyasında kavramlar yolu ile en feci şekilde kullanılıyor. Sistemler, bu silah ile insanların dünyalarını da Ahiretlerini de imha ediyorlar. İslam da bu silahı en güzel şekilde kullanmış ve “İslamî Kavramlar” silahı ile cahiliye toplumunda mağlubiyet oluşturulmuştur. Cahiliyyenin İslam’a doğru toplumsal dönüşümünde Kur’an kavramlarının çok ciddi manada rol oynadığını söyleyebiliriz. Kavramlar ile kazanılan zaferler hem muhatap tarafından içselleştiriliyor ve artık karşı cephenin adamı olmaya başlanılıyor hem de kavramlar ile toplumlar üzerinde kazanılmış zaferler çok uzun sürüyor. Normal silahlar ile kazanılan zaferler hem kısa sürüyor hem de kendisine düşman kazandırıyor. Onun için Batılılar, kavramlarımızı tahrip ederek bizi en hassas yerimizden vuruyorlar. Örneğin, “Demokrasi” kavramını Batı icat etti ve nice insanımız ne olup olmadığını bilmeden bunun için hayatlarını heba ettiler. 

Batılıların, Kur’an kavramları üzerindeki tahribatını söylemekle beraber bu kavramlardaki tahribatın, tâ Hicrî 2. Asrın başlarına hatta Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in vefatından yaklaşık 30-40 sene sonralarına bile dayandığını söyleyebiliriz. Örneğin, Hz. Ali RadiyAllahu Anh ile Haricîlerin mücadelesinde “Hakem” kavramı üzerindeki yaklaşımlar ve izahlar, felsefî ekoller ile “Kaza ve Kader” kavramları üzerindeki münazaralar, Kur’an kavramları üzerindeki tahribatın tâ o zamanlarda başladığını gösterir. Demek ki Kur’an’da olmayan bir kavramı Kur’an da imiş gibi göstermek, Kur’an da olan bir kavramın içini boşaltıp kendi görüşleri doğrultusunda doldurmak, tarihten bugüne yapıla gelen bir şeydir. Âlimlerimiz, itikadî ve siyasî alandaki bu kavramların tahribatına, “kendilerine düşen görevi yeterince yerine getirdi” diyemeyeceğimiz bir ihmalkârlıkla bakmışlar. Bu ihmalkârlık, günümüze kambur üstüne kambur ekleyerek dinin anlaşılmasının çok zor olduğu bir duruma sebebiyet vermiş. Yani Kur’an’dan yüz çevirmek, Kur’anî kavramların içinin boşaltılması, Türkiye Cumhuriyeti ile başlamamış, aksine tâ Hicri 2. Asrın başlarına dayanıyor. O yüzden şapkaya karşı çıkan âlimlerimizin çoğunluğu İslam Şeriatı’nın tamamı hayattan uzaklaştırılırken, Hilafet Devleti yıkılırken buna karşı en küçük çapta seslerini çıkartamamışlardır. Şapka kadar önemsenmemiş bir Hilafet, bir Şeriat, bir Devlet. Bu bir vakıadır ve bu âlimlerimizin çoğu Osmanlı Ülemasındandır. (Allah onlara rahmet eylesin.)

Kar: Yazdığınız bu eser veya âlimler tarafından yazılmış olan diğer eserlerin muhakkak ki Müslümanların Kur’an’ı doğru anlamasında, kavramlara doğru anlamlar yüklemesinde ve hayatını kavramların ihtiva ettiği anlamlar çerçevesinde ilişkilendirmesinde büyük katkısı olacaktır. Ancak kavramlar üzerinde oluşturulmuş bu tahribatın toplumun bütününde oluşturduğu zayiat nasıl onarılabilir. Özellikle Batılıların İslam üzerinde gerçekleştirdiği tahribatın etkisi toplumdan nasıl uzaklaştırılabilir?

Ahmet’in Mehmet’in kitapları kısmen muhakkak ki fayda sağlayabilir. Ancak esas bizim Kur’an’a yönelmemiz gerekir. Kur’an’ın kavramlarını Kur’an’dan yani birinci elden öğrenmemiz gerekmektedir. Kavrama Kur’anın yüklediği anlamı bireysel, sosyal ve siyasal hayatımıza taşımamız gerekmektedir. Beşerî eserlerin hatadan uzak olması mümkün değildir. Ancak Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın Kitabı, hatalardan, noksanlardan tümü ile münezzeh bir kaynaktır.

Kitabın son cildinde “Son Söz” diye bir bölüm var ve bu bölümün son paragrafında şu ifadeleri kullandım:

“Eğer bu kitabı veya kitabın bazı bölümlerini de olsa gerçekten okuyup mesajını anladı iseniz, bu kitabı ve buna benzer diğer kitapları bir kenara koymalısınız ve hemen elinize Allah’ın Kitabını alıp meal ve tefsiri ile okumaya başlamalısınız. Daha önce okudu iseniz yine yeniden ve sürekli okumalısınız. Anlayarak yaşayışınızla ve güncel hayatla bağlantı kurup Onun gösterdiği istikamet doğrultusunda her şeyi gözden geçirerek Kur’an’a yönelmeniz Bu okuyup bitirdiğiniz kitabın yazılış amacına hizmet etmiş olacaktır.”

Tabiî burada şunu vurgulamak gerekir: Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sünneti devre dışı bırakılarak Kur’an’ın anlaşılması söz konusu olamaz. Çünkü Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem getirmiş olduğu Şeriatı tatbik sahasına bizatihi indiren şahsiyettir. Onun Sünneti’ni yok saymak asla kabul edilemez.

Kar: Türkiye’de İslamî cemaatlerden tutun da toplumun tüm kesimlerinde bir değişim havası estiriliyor. Yine Ortadoğu’da halklar diktatörlerin yıkılması için meydanları doldurarak bir değişim istiyorlar. Kur’an’ın işlediği kavramlardan “Değişim” kavramını nasıl algılamalıyız. İslamî bir değişim nasıl olmalı? Bu soruyu güncel siyasî ortam ile ilişkilendirerek değerlendirirmisiniz? 

Kalkan: Kur’an, “değişim”i “tağyir” kelimesi ile ifade ediyor. Değişimi ifade eden başka ifadeleri de kullanmış olsa da toplumsal ve siyasal değişim içim “tağyir” ifadesini Kur’an kullanmıştır. Tağyir, bir bozulmayı da ifade eden bütünü ile toptan bir değişimi ifade eder. İnsanların tümünde değişiklik sağlayacak sosyal ve siyasal değişim amaçlanır. Onun için Kur’an, “Bir toplum kendinde olanı değiştirmedikçe Allah o toplumun halini değiştirmez” ifadesini kullanmıştır. 

Maalesef şimdi artık değişimi de değiştirdiler. İslamî ve Kur’anî anlamda değişim genel anlamda kimse tarafından istenmiyor artık. Batı tarzı Demokrasiye doğru bir değişim süreci yaşanıyor.

Bu süreç Ortadoğu’da diktatör rejimlerden daha özgürlükçü ve rahat yaşam standartları sunan rejimlere geçiş olarak yaşanıyor. Bunun için halklar, devrim denilmese de ciddi manada fedakârlıklar ile sokaklara ve meydanlara döküldüler ve baskıcı rejimlerden kurtuldular. Türkiye’de ise bu değişim, sokağa dökülmeden, iktidardaki parti tarafından gerçekleştiriliyor ve Kemalist-Laik Rejim anlayışından Batılı tarzda Laiklik anlayışı şekline geçiş olarak cereyan ediyor. Her iki tarafta da Batılı rejimler, bu süreçleri kontrol altında tutuyorlar. Türkiye’de halkın ileri seviyede rahatsız olduğu Laiklik, bir İslam düşmanlığı olarak uygulanıyordu. İleriki süreçte bir toplumsal patlama olmaması için bu İslam düşmanlığı Laikliğini, Batılı tarzda daha yumuşak bir kılıfa büründürdüler. Bu, “Laiklik gidiyor, İslam geliyor”, Kemalizm gidiyor, İslam geliyor” anlamına gelmiyor tabiî ki. Aksine muhafazakâr, “neyi muhafaza” “düzeni muhafaza tabiî ki” gibi bir anlayışa bürünerek sağcı Demokrat bir anlayışı hâkim kılmak istiyorlar.

Ortadoğu’da da durum aynı şekilde yol alıyor. Çünkü despot yönetimler ciddi manada bir muhalefeti doğuruyordu. Eğer bu muhalefet bir yöne yönlendirilmez ise yarın İslamî anlamda değişim ve dönüşüm istekleri olur ve bunları biz mümkün ki kontrol edemeyiz, diye düşünüyor İslam düşmanı Batılı rejimler. Bunun için ya bu tür değişim isteyen grupları teşvik ettiler ya da yardım ettiler, hiç değilse karşı çıkmadılar. Yani Batı’nın razı olacağı bir değişim söz konusu. Gönül istiyor ki Ortadoğu’daki halklar Kur’anî anlamda bir değişim ve dönüşümü dillendirip bunu isteselerdi. Ölümü göze alan insanlar İslamî taleplerle meydanlara çıksalardı da biz onları örnek alsaydık.

Biz eğitimden hukuka, sosyal hayatın her alanından Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın hükmü ile yönetecek bir yönetime kadar Kur’anî anlamda tümüyle insanların, sosyal ve siyasal hayatın değişimini istiyoruz. Dost ve düşman bilsin ki Biz, Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in uyguladığı bir devlet sistemini istiyoruz. Ve O’nun Ümmet’e miras bıraktığı Ebu Bekirlerin O mirasa sahip çıktığı gibi bir Hilafet Sistemi’nin yeniden bütün dünyada uygulanabileceğini göstermek istiyoruz. Hiç de ümitsiz değiliz. Kâfirlerin üfleyerek Allah’ın nurunu söndürmek istemelerine rağmen, bu kadar olumsuz değişim ve dönüşüme rağmen insanlarımız fıtratları ile vahyi birleştirecekler ve bu değişim kesinlikle içinde yaşadığımız ülkede de diğer ülkelerde de gerçekleşecek. Biz hatta çıtayı daha yükseğe çıkararak talebimizi Dünya İslam Devleti olarak dünyaya İslamî boyayı, Allah’ın boyasını vurmak üzere yeryüzünden fitneyi kaldırmak üzere, yeryüzünde halife olduğumuzu ve bu Halifeliğin de siyasî anlamda gerçekleşebilecek bir vakıa olduğunu kabul ediyor, buna inanıyor ve en küçük çapta Allah’ın rahmetinden ümidimizi kesmiyoruz. Talebimiz bizim hayatımızda bunu görmemizdir. Bunun için mücadele ederiz. Allah Subhanehu ve Teâlâ dilerse bütün insanlar hidayete ulaşır. Allah Subhanehu ve Teâlâ istiyor ki, biz biraz gayret edelim, biraz çaba gösterelim de Allah’ın göndereceği yardıma muhatap olalım. Yoksa O’nun için zor olan bir şey hiçbir şekilde yoktur. İnşaallah Rabbimiz bizden istediği değişim ve dönüşümü bizlere nasip eder.

Son söz olarak şunu söylemek istiyorum: Değişim ama köksüz bir değişim değil. Köklü bir değişim bekliyor ve istiyoruz. Yani köksüz değişimlerin gerçek anlamda köklü değişime giden yolu tıkadığına inanıyoruz.



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz