AKP Cemaat Çatışması

Osman Yıldız

AKP ile Cemaat arasındaki çatışma kendisini daha önce hissettirmesine rağmen Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan ile iki eski yöneticisi Emre Taner ve Afet Güneş’in ifadeye çağrılması ile tamamen gün yüzüne çıktı. Ayrıca bu süreçte Adana’da Özgür Suriye Ordusu’nun komutanı Hüseyin Mustafa Hurmuş ve Mustafa Kassum’un Suriye’ye teslim edilmesiyle ilgili bir MİT’çi gözaltına alındı. 

AKP hükümetinin gelişen vakıa ile ilgili MİT yöneticilerini koruyan yasayı hızlı bir şekilde meclisten geçirmeleri, Başbakan Erdoğan’ın ameliyat olmayıp bizzat bu krizi yönetmesi bu meselenin ciddiyetini göstermektedir. Yine soruşturmayı açan Özel Yetkili İstanbul Savcısı Ferhat Sarıkaya ile Ergenekon ve KCK operasyonlarını yürüten İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan ile Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün’ün görevden alınması çatışmanın sıradan bir olay olmadığını göstermektedir.

AKP ile Cemaat arasında yaşanan çatışmaya girmeden önce geçmişi şöyle bir hatırlamada fayda var. 28 Şubat’ın akabinde “İslamcılar” içerisinde yaşanan ayrışma neticesinde yeni bir Parti doğmuş, Erdoğan ve Gül ikilisi Milli görüş gömleğini çıkardıklarını söyleyerek hem yörüngesindeki ülkenin desteğini hem de Cemaat ile birlikte birçok tarikat ve kitlelerin de desteğini almıştır. AKP ile Cemaat’in “dinler arası diyalog” “medeniyetler ittifakı” ve yeni adı ile GOP gibi projelere öncülük etmesi bu onların aynı zamanda küresel bir projenin neticesinde oluşmalarının da kanıtıdır. Cemaat geçmiş iktidarlarda olduğu gibi AKP ile de ilişkilerinde tamamen pragmatik bir tutum sergilemektedir. 28 Şubat döneminde DSP’ye verdiği destekte bunu daha net görebilmekteyiz. AKP iktidarı ile birlikte Kemalistlerin kaleleri tek tek ele geçirilmiş hatta Kozmik odalarına kadar girilmiştir. Bu süreç içerisinde Cemaat ise, Emniyet, Yargı, Eğitim, gibi alanlarda bu boşlukların bir kısmını doldurduğu bilinmektedir. 

Yaklaşık on yıldır emniyet-yargı-iktidar bloğu TSK ve diğer kurumlar içerisinde birçok değişiklikler yapmışlardır. Bu süreçte Cemaat’in yaklaşımlarına bakıldığı zaman özelliklede “e-muhtıra” dan sonra süreci daha da hızlandırmak istediği görülmektedir. Ayrıca kendilerine karşı yapılan eleştiri ya da haklarında yazılan Kitaplara karşı cevap vermek şeffaflaşmak yerine elindeki gücü kirli desise ve oyunlarla kullanmaya başlamıştır. (Sehven yüklemelerde olduğu gibi.) AKP içerisinde daha meşruiyetçi bir çizgi takip edenler onların bu tutumlarından rahatsız olmaya ve bu gibi hadiselerin AKP’ye zarar verdiğini sorgulamaya başladılar. Aslında bu rahatsızlık yeni oluşan bir şey değil son olarak MİT hadisesi bunu tamamen gün yüzüne çıkardı. 

AKP İle Hizmet Arasındaki Farklı Bakışlar

AK Parti’nin Cemaat tarafından eleştirilen politikalarını sayan Today’s Zaman Yazarı İhsan Yılmaz bunları şöyle sıraladı: “İran’ın bir nükleer bomba elde etme olasılığına yönelik toleranslı politika, “İsrail”le faydasız bir kavga içerisine girilmesi, Mavi Marmara hadisesi, iflas eden Kürt açılımı, Başbakan’ın gazetecilerle giriştiği faydasız kavga.” Cemaat’in eleştirdiği konulara bakıldığı zaman yaşanan gelişmeler şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. Türkiye’nin İstihbarat paylaşımını İran ile genişletmesi ve Fidan’ın MİT’in başına getirilmesine Ehud Barak şunları söylemişti; “Türkiye dost bir ülke ve stratejik bir müttefik. Fakat son haftalarda İran destekçisi bir adam Türkiye Mossad’ının başına atandı. Onların elinde önemli miktarda sırrımız var. Son iki aydaki izlenimimiz, bu sırları İran’a açabilecekleri şeklinde. Bu da çok rahatsız edici…” (Cihan) Haaretz’e göre Fidan’ın atanmasına yönelik “İsrail” istihbarat ve güvenlik yetkililerinin kaygıları iki sonuç doğuracaktı: “Birincisi; iki ülke arasındaki istihbarat değişimi zarar görecektir. İkincisi; “İsrail”, kendisine düşman ülke veya örgütlerin eline geçebileceği kaygısıyla Türkiye’ye bilgi aktarımını sınırlandıracaktır.” (AnayurtHaber.com)

Mavi Marmara Olayı

Mavi Marmara gemisinin Filistin’e insani yardım götürülmesini AKP destekliyordu. Fakat iktidara destek veren diğer kanattan yani Cemaatten itiraz ve eleştiri geldi. Fethullah Gülen Wall Street Journal’e (WSJ’e); “Yardım malzemesi taşıyan gemiler için “İsrail”‘den izin alınması gerekirdi; otoriteye meydan okumak yanlıştır” diye bir demeç verdi. Tam da bu sırada Davutoğlu, BM Konseyi’nde Yahudi varlığı için kınama kararı çıkartabilmişti. Erdoğan, Mavi Marmara olayında, “İsrail”i “devlet terörü” yapmakla suçlarken, Fethullah Gülen Yahudi varlığından izin alınmamasını eleştirmiş ve “İsrail”in onayı olmadan yola çıkılmasını “otoriteye başkaldırı” olarak nitelemiştir. Aralarındaki bu çatışma, Gölge CIA olarak bilinen Stratfor’un yazışmalarına girmiş ve AKP ile Cemaat’in aralarının açılıp açılmayacağı sorusunu doğurmuştur.

Cemaat’in MİT’e Olan İlgisi

Ulusalcı Kemalist kadroların tasfiyesinin ardından kilit noktalara özellikle de MİT’e Cemaat’in ilgisiz kalması zaten beklenmiyordu. Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı’nın sahip olduğu teknolojik altyapı da MİT’e geçince, Kurum’un önemi oldukça arttı. 

1958 yılında ABD tarafından soğuk savaş döneminde SSCB’ye yönelik dinleme ve istihbarat amaçlı kurulan GES Komutanlığı, soğuk savaşın sona ermesinin ardından Türkiye Cumhuriyeti’ne devredildi. Tabiî bu devredilme karşılıksız olarak değil. GES Komutanlığı’nın ABD ile yapılan karşılıklı işbirliği ve bilgi paylaşımı protokolüyle görev tanımı belirlenmiş ve TLO (Teknik İrtibat Ofisi) protokolü gereği Türkiye’den aldığı istihbarat bilgilerine karşılık, PKK ile mücadelede Türkiye’ye istihbarat bilgisi vermeye başlamıştı. Kriptolu haberleşme de dâhil olmak üzere Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve en önemlisi Türkiye’de elektronik izleme ve dinleme kapasitesine sahip uydu ve yer sistemleri, bu yılın başında MİT’in Elektronik Teknik İstihbarat biriminin kontrolüne verilmişti. Aynı zamanda Sabah Gazetesi İstihbarat Müdürü Abdurrahman Şimşek “A Haber”deki açıklamalarında “İslamî cemaatler ve dinlemelerinin de sadece MİT tarafından yapılabileceği bir düzenlemeye gidileceğini… Dış istihbarata MİT’in, iç istihbarata ise GİM’in bakacağını, ayrıca Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı tüm cihazlarını ve arşivini MİT’e devredeceğini” söyledi.

Tüm bu gelişmeler ışığında bakıldığında MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın PKK ile görüşmesinin basına sızdırılması, Uludere katliamında Cemaat’e yakın kimi yazarların ısrarla MİT’i işaret etmesi ve son olarak “KCK” kapsamında sanık sandalyesine oturtulmak istenmesi “tesadüfi gelişmeler” olarak görülmüyor.

Kürt Meselesinin Rolü

AKP ve Cemaat arasında çatışmanın yaşandığı en önemli meselelerden biri, Kürt meselesidir. Kürt meselesi ve Demokratikleşme konularında Başbakan’ın etrafındaki isimler ile bu operasyonları yürüten ve bu operasyonlardan beslenen Cemaat arasında bir takım sıkıntılar meydana gelmeye başladı. Özellikle Sadullah Ergin, Beşir Atalay ve Hakan Fidan bunların başında geliyor. Kürt meselesine bakışta aralarında çok büyük farklar olmasa da politikaların belirlenmesi, uygulamada ve kimi tutuklamaların Hükümete verdiği zararlar neticesinde aralarında kopuş yaşandı. Nitekim Oslo görüşmesinin kaseti internete düştüğünde kamuoyu çok fazla tepki vermemiş ama Cemaat, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve diğer iki yöneticiyi eleştirmiş ve “kasetin kesilen yerleri var” diyerek bu isimleri hedef göstermiştir. 14.03.2012 tarihinde Beyaz TV’de yayınlanan bir programda Sabah Gazetesi İstihbarat Müdürü Abdurrahman Şimşek, Cemaat’in yazarlarından olduğu bilinen Önder Aytaç’a; “İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’i Mit Müsteşarı yapmak istediğinizi söylediniz” dedi ve Aytaç bunu söylediğini kabul etti. Ramazan Akyürek’in görevden alınması da yine bu çatışmayı doğrulamaktadır.

Sonuç 

Gelinen noktada Cemaat ile AKP arasında bir kavga yaşanmış olsa da bu, temelde bir çatışma olduğu anlamına gelmez. Öncelikle Cemaat’in Türkiye’de çok fazla büyütüldüğü unutulmamalıdır. Cemaat, AKP’ye çok daha muhtaçtır. Nitekim bu süreçte Cemaat daha çok hırpalanmıştır. En sonunda geri adım atmak zorunda kalmıştır. Genel olarak bakıldığında Cemaat, üç kademeli bir tepki gösterdi. Öncelikle her zamanki yöntemlere başvurarak kamuoyunda toplumsal destek ve meşruiyet aradılar. Yani MİT’in kirli olduğunu ve yapılan işin doğru olduğunu söylediler. İkinci olarak, yasa çıkana kadar hiçbir geri adım atmadılar. Daha sonra, İstanbul Emniyeti’nde on yıldır belli operasyonları yürüten İstihbarat ve Terörle Mücadele birimlerinin yetkililerinin tasfiyesiyle Hükümetin kararlılığını görünce önde gelen Cemaat mensuplarının beyaz bayrak çektikleri görülmüştür. Yoksa ABD, Cemaat üzerinden Erdoğan’ın altındaki halıyı mı çekmek istemektedir?


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz