TEFSİR Âl-i İmran Sûresi 93-95. Ayetler

Esad Mansur

كُلُّ الطَّعَامِ كَانَ حِلاًّ لِّبَنِي إِسْرَائِيلَ إِلاَّ مَا حَرَّمَ إِسْرَائِيلُ عَلَى نَفْسِهِ مِن قَبْلِ أَن تُنَزَّلَ التَّوْرَاةُ قُلْ فَأْتُواْ بِالتَّوْرَاةِ فَاتْلُوهَا إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ فَمَنِ افْتَرَىَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ مِن بَعْدِ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ قُلْ صَدَقَ اللّهُ فَاتَّبِعُواْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

“Tevrat indirilmeden önce İsrail (Yakub)’in kendine haram kıldığının dışında İsrail oğullarına her yiyecek helal idi. De ki: “Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz, Tevrat’ı getirip okuyun! Bundan sonra kim Allah adına yalan uydurursa onlar zalimlerin ta kendileridir.” De ki: “Allah doğru söylemiştir. Öyleyse hanif (batıldan uzak) olan İbrahim’in milletine (dinine) uyun! İbrahim müşriklerden değildi.”

Bu ayetlerin münasebetini İbni Abbas şöyle anlattı: “Bir Yahudi grup, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yanına gelip şöyle dediler: “Sana bir nebi olarak bir takım hususları soracağız. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem onlara şöyle dedi: “İstediğiniz şeyi sorun fakat benim karşımda Allah’ın ahdi ve İsrail (Yakub)’in kendi oğullarından aldığı ahdi gibi bir ahit (söz) verin ki eğer size bir şey söylersem ve onu tanımış iseniz bana İslam üzerine tâbi olacaksınız.” Onlar dediler ki: “Tamam sana söz veriyoruz. Şu dört husus hakkında bize cevap ver: 

•Yakub’un kendi kendine haram kıldığı yemek nedir?

•Kadın ve erkeğin suları nasıl? 

•Bu sulardan nasıl erkek ve dişi oluyor?

•Sen ümmî bir nebi olarak uykudayken halin nasıl olur ve meleklerden senin velin (dostun ve yardımcın) kimdir?”

Eğer Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bunlara cevap verirse kendisine inanacaklarına dair söz verdikten sonra Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem onlara şöyle dedi: 

“Musa’ya Tevrat’ı indiren Allah’ın adıyla size sesleniyorum! İsrail (Yakub) şiddetli hastalığa tutulunca ve hastalığı uzayınca şöyle adak adadı: “Eğer Allah beni bu hastalıktan kurtarıp şifaya kavuşursam kendim için en sevdiğim yiyecek ve içeceği haram kılacağım” Kendisi için en sevdiği yiyecek ve içecek deve eti ve sütü idi. Bunu biliyor musunuz?” O Yahudi grup şöyle dediler: 

“Allah’ım evet.” Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: 

“Allah’ım onlara şahit ol!” Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem onlara şöyle dedi: 

“Musa’ya Tevrat’ı indiren tek ilah olan Allah’ın adıyla size sesleniyorum! “Erkeğin suyu beyaz ve kadının suyu sarı ve incedir. Kimin suyu daha üstün gelirse Allah’ın izniyle ona göre çocuk olur ve benzer; eğer erkeğin suyu kadının suyuna daha üstün gelirse Allah’ın izniyle çocuk erkek olur. Eğer kadının suyu erkeğin suyuna daha üstün gelirse çocuk Allah’ın izniyle dişi olur. Bunu biliyor musunuz?” O Yahudi grup şöyle dedi:

“Allah’ım evet.” Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: 

“Allah’ım onlara şahit ol! Musa’ya Tevrat’ı indiren Allah’ın adıyla size sesleniyorum! Ben ümmî nebi olarak gözlerim uyuyor, fakat kalbim uyumaz.” O Yahudi grup şöyle dedi: 

“Allah’ım evet.” Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem “Allah’ım onlara şahit ol!” dedi ve devam etti: 

“Benim velim Cebrail ve her gönderilen nebinin velisinin Cebrail olduğunu biliyor musunuz?” Gruptakiler şöyle dediler: 

“O zaman senden ayrılırız, senin velin başka melek olsaydı sana tâbi olurduk!” Allah onlar hakkında şu ayeti indirdi:

قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللّهِ مُصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ

“De ki: “Kim Cebrail’e düşman olduysa bilsin ki daha önce indirilen kitapları doğrulayan, müminler için yol gösteren ve müjde olan Kur’an’ı Allah’ın izniyle O (Cebrail) senin kalbine indirmiştir.” Bu rivayet Taberi, Tirmizi, Nesai ve İbni Hanbel’de geçmektedir.

Ama Yahudiler o kadar nankör ve haktan uzaktırlar ki hakikati gördükten ve onayladıktan sonra ona inanmamak için basit bir mesele uydururlar ve böylece yüz çevirirler. Bakın ne dediler: “Senin velin (dostun ve yardımcın), Cebrail olmasaydı inanırdık.” Rasulullah başka bir meleğin adını verseydi yine de diyeceklerdi: “filan melekten başka velin olsaydı inanırdık” Zira Allah Celle Celaluhu geçen ayetten sonra buna şöyle işaret etti:

مَن كَانَ عَدُوًّا لِّلّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللّهَ عَدُوٌّ لِّلْكَافِرِينَ

“Kim Allah’a, meleklerine, Rasul ve Nebilerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olduysa Allah kâfirlerin düşmandır.” 

Cebrail’e düşman olan kimse Mikail’e ve diğer meleklere de düşman olur. Zira bütün meleklere iman etmek eşittir. Ayrıca Allah’ın düşmanı olur. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e inanmayan veya düşman olan, Allah’ın düşmanı olur. Zira bütün meleklere ve rasullere iman etmek birdir, Allah’ın emridir. Bir kimse, herhangi bir meleği veya rasulü inkâr ederse veya herhangi birine düşmanlık ederse, kâfir ve Allah’ın düşmanı olur.

Yahudiler, Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in her dediğini doğruladılar fakat buna rağmen inanmak ve ona tâbi olmak istemediler. Allah Celle Celaluhu ayet-i kerimede, Tevrat’ta bunun yazılı olduğunu söyleyerek Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e hitapla, Onlara dedi ki: “Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz, Tevrat’ı getirin ve okuyun. Muhammed’in size anlattığı hususların tümü doğru çıkacaktır; Yakub’un kendisine ne haram kıldığını görürsünüz.”

Yakup Aleyhi’s-Selam’ın diğer ismi, -bu ayette geçtiği gibi- “İsrail”dir. Yusuf Sûresi’nde geçtiği gibi on iki çocuğu vardı. Onların adı “esbat” olarak geçti. Bunun manası “torunlar”dır. On iki kabile oldular. Onlara, “İsrailoğulları” denildi. 

Yakup Aleyhi’s-Selam, Musa Aleyhi’s-Selam’dan çok önce geldi. Daha doğrusu Musa Aleyhi’s-Selam, Yakup Aleyhi’s-Selam’ın neslindendir. Tevrat, Musa’ya indirildi. Tevrat indirilmeden önce İsrail oğullarına her yiyecek ve içecek helal idi. Ancak Yakup Aleyhi’s-Selam kendisine ne haram kıldıysa İsrail oğullarına da o, haram oldu. Nitekim Yakup Aleyhi’s-Selam nebidir ve Allah’ın vahyine göre hareket ediyordu. Bir şeyi haram kılmışsa İsrail oğulları için bu bir şer’î hükümdür, Yakub Aleyhi’s-Selam’in Şeriatı’ndan olur. Tevrat indirilince bir takım haramlar kılındığı gibi bir takım da helaller kılındı. Başka ifadeyle; Tevrat, Yakup Aleyhi’s-Selam’ın Şeriatı’nın bir kısmını neshetmiştir, kaldırmıştır. Nitekim her yeni gelen rasul, kendisinden önceki rasulün ve nebinin şeriatının bir kısmını neshediyordu. Son Rasul ve Nebi olan Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e Allah Celle Celaluhu’dan vahyedilen Şeriat, eski rasul ve nebilerin şeriatlarını neshetmiştir. Bu nedenle şu şer’î kaide çıkarıldı:

شَرْعُ مَنْ قَبْلِنَا لَيْسِ شَرْعَاً لَنَا

“Bizden öncekilerin şeriatları bizim için şeriat değildir.”

Ayrıca Allahu Teâlâ Maide Sûresi 48. ayette şöyle buyurdu:

لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا

“Sizden her biriniz (her rasul) için bir şeriat ve metottur.”

Buna göre biz sadece İslam Şeriatı’yla muhatap, mükellef olduk. Yalnız bu Şeriat’ın ahkâmına uyar ve onunla amel ederiz. Sadece bunun metodunu izler ve uygularız. Daha önceki Rasullerin metotları farklı idi. Fakat bütün rasul ve nebiler aynı akideye sahiptiler ve küfre karşı tutumları da hepsinin aynı idi.

Ayrıca; Yakup Aleyhi’s-Selam’ın kendisine kitap indirilmedi. Fakat Allah kendisine vahyediyordu. Nitekim nebilerin birçoğuna kitap indirilmedi. Ama kendilerine Allah, Cebrail, rüya veya ilhamla kalplerine atmak yoluyla vahyediyordu. Allah, Kur’an dışında da Rasulümüz Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e vahyediyordu. Bunu bize de birçok ayette gösterdi. Misal olarak, Necm Sûresi 2-4 ayetlerine bakın: 

“Sizin arkadaşınız Muhammed sapıtmadı, azdırılmadı. Kendi heva ve hevesinden konuşmaz. O ancak kendisine vahiy edilen bir vahiydir” Tevbe Sûresi 29. Ayette, “... Allah’ın ve Rasulü’nün haram kıldıklarını haram kılmayanlarla ... savaşın.” buyurulmuştur.

Bu ayet, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Yahudilerle ve diğer din mensuplarıyla nasıl diyalog yaptığını gösteriyor: Onlar kendi yanına gelip bir şey sorarlarsa sırf cevap veya bilgi vermiyor, onları kendi dinlerini terk etmeye ve İslam’a girmeye çağırıyordu. Kendisiyle bir konu hakkında tartışmak istedikleri zaman tartışıyordu ve onları İslam’a davet ediyordu. İşte bir grup Yahudi, kendisinden dört soruya cevap istedikleri zaman onlara şart koştu: “Eğer size bildiğiniz gibi cevap verirsem bana inanıp tâbi olacak mısınız?” Onlar “evet” deyince, onlara cevap verdi. Bunun manası, Rasulullah diğerleriyle diyalog yapar veya tartışırsa veya kendisinden bilgi veya cevap istenirse, O, hemen İslam’a çağırıyordu. Böylece Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hareket noktası, İslam’a davet etmek olarak ortaya çıkıyor. 

Ama ne yazık ki bu asırda bunu anlamayan ve “Müslümanız” diyen bazı kimse veya gruplar, bu noktadan hareket etmeyerek kâfirlerin oyuna gelip tuzaklarına düşüyorlar; Yahudileri veya Hıristiyanları İslam’a çağırmazlar, hatta “dinler arası diyalog” adı altında İslam’ın birçok fikrinden vazgeçip onların isteklerine tâbi olurlar. 

Allahu Teâlâ Rasulü’ne hitap ederek Yahudilere şöyle dedi: “Bundan sonra kim Allah’ın adına yalan uydurursa, onlar zalimlerin ta kendileridir.” Bu ayet geneldir; Yahudileri kapsadığı gibi Müslümanları da kapsıyor. Ayetin münasebeti, Yahudilerin Allah adına yalan uydurmasıdır ve her kim onlar gibi Allah adına yalan uydurursa o da onlar gibi zalim olur. Ayette مَنْ  “kim” ifadesini kullandı. Bu ifade, umumîdir/geneldir. “Kim Allah’ın adına yalan uydurursa...” Sıfatı isterse âlim, şeyh, hoca, müftü, profesör olsun, Allah’ın emrine aykırı bir fikir veya bir fetva verirse veya Allah’ın bir emrini saklar, başka şey gösterirse veyahut onu yarım gösterip tamamını göstermezse, Allah adına yalan uydurmuş olur ve o böylece zalim olur. Nitekim Yahudi âlim ve hahamları veya Hristiyan papazları böyle davranıyorlardı. Allah onları zalim, fasık ve kâfir sayıp lanetledi.

Nitekim “Allah doğru söylemiştir”. Buna göre yalnız Allah’ın söylediğini söylemek gerekir. Rasulü’ne Yahudilerin sorularının cevaplarını vahyetti, böylece Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem onlara doğruyu söyledi. Onlar da bu hakikati bildiler fakat iman etmek istemediklerinden, bahane ileri sürdüler. İleri sürdükleri bu bahane çok tehlikeli bir bahanedir; Cebrail Aleyhi’s-Selam’a düşmanlığı ilan etmektir. Böylece daha tehlikeli bir çukura düştüler. 

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in cevaplarının Allah Teâlâ’dan olduğu sabit olunca Sünnet’in Allah Celle Celaluhu’dan bir vahy olduğu sabit olur. Bunu kabul etmeyen, Allah Celle Celaluhu adına yalan söylemiş olur; o da zalimdir. Kur’an- ı Kerim’de İsrail veya Yakup Aleyhi’s-Selam’ın kendi kendine neyi haram kıldığı yazmıyor, sadece bir şeyi kendisine haram kıldığı yazıyor. Ama o nedir? Bunu Kur’an açıklamadı. Yahudiler, Rasulullah’ı imtihan etmek için bunu sordular. Bunun gerçeğini açıklayınca da doğruladılar. Bunun arkasından Allah Celle Celaluhu ayette “Allah doğru söyledi” diye buyurdu. Bunun manası, Rasulullah’ın söylediği cevap, ayetin açıklaması olarak Allah Celle Celaluhu’dandır.

Ardından, Allah onlara şöyle dedi: “Öyleyse hanif olan İbrahim milletine tâbi olun, o müşriklerden değildi.” Bunun manası, Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e tâbi olun, çünkü Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem, İbrahim Aleyhi’s-Selam’a tâbi idi, hiç şirk koşmuyordu, hanif bir din üzere idi. Hanif din, batıldan uzak bir dindir. Yahudiler ve Hıristiyanlar, İbrahim Aleyhi’s-Selam’ın milletine tâbi değildirler. Çünkü şirk koşuyorlar, Allah Celle Celaluhu ile birlikte Uzeyr veya İsa’yı ilah ediniyorlar. Bunları “Allah’ın oğulları” olarak sayıyorlar. Ayrıca hahamları, rahipleri ve papazları rab ediniyorlar. Bunların kıldıkları haram ve helalleri kabul ediyorlar; bu da büyük bir şirktir. 

Millet, bir dine tâbi olan topluluklardır. Ümmet manasındadır. Başka ayetlerde “millet” yerine “ümmet” kelimesi geçti. Enbiya Sûresi 92, Müminun Sûresi 52. ayetlerinde “Ümmetiniz tek bir ümmettir ve yalnız Allah’a kulluk edin ve yalnız Allah’tan sakının” ifadeleri geçmektedir. Nitekim Nahl Sûresi 120. ayette “İbrahim hanif bir dine tâbi olan ve Allah’a kulluk eden bir ümmet idi, müşriklerden değildi” geçmektedir. Bundan hareket ederek “ümmet” için şu tarif gösterildi: “Bir akide ve bundan fışkıran hayat nizamına tâbi olan insanların toplulukları bir ümmet veya bir millet sayılır.” Bu nedenle; مِلَّةُ الكُفْرِ واحِدة “küfür milleti birdir” denildiği gibi مِلّةُ الإسلامِ واحِدة “İslam milleti birdir” denilmektedir. Buna göre bütün Müslümanlar, tek bir millettir ve tek bir ümmettir. Müslümanlar arasında “Arap milleti” veya “Türk milleti” demek yanlıştır, hepsi tek bir millet ve tek bir ümmettir. 

Buna göre İbrahim Aleyhi’s-Selam’ın milletine tâbi olmak isteyen, İslam’a tâbi olmalıdır, yalnız İslam, İbrahim Aleyhi’s-Selam’ın milletine uyar. Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: 

قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِّلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

“De ki: “Şüphesiz Rabbim, beni dosdoğru yola iletti. Hanif olan İbrahim'in dinine. Ve o, müşriklerden olmadı.” 

Bu asırda bazı sapık kimseler, “biz Yahudi ve Hıristiyanlarla beraberiz, hepimiz İbrahim Aleyhi’s-Selam’ın çocuklarıyız” diyerek, bunların dinlerini İslam’la bir saymaya çalışırlar ve Allah Celle Celaluhu adına yalan söylerler. Nitekim daha önce tefsirini yaptığımız Ali-İmran Sûresi 67. Ayette Allah, açıkça şöyle beyan etmiştir:

مَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يَهُودِيًّا وَلاَ نَصْرَانِيًّا وَلَكِن كَانَ حَنِيفًا مُّسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

“İbrahim; ne Yahudi, ne de Hristiyan idi. Fakat o, Allah'ı bir tanıyan, gerçek bir Müslüman idi. Ve müşriklerden değildi.”

“Müslüman”, yalnız Allah’a kulluk eden, emrine uyan, teslim olan ve şirkten uzak duran kimsedir. Nitekim Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem, İbrahim Aleyhi’s-Selam’ın duasının icabeti ve müjdesi idi. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e inanmayan Müslüman olamaz ve İbrahim Aleyhi’s-Selam’ın milletine tâbi olamaz. 

 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz