Canlar Ve Mallar Karşılığında Cennet Vardır

Osman Yıldız

İslam Ümmet’i tek bir Akidenin bir araya getirdiği, nizamlarının da o akideden kaynaklandığı insan topluluğudur. İslamî akide ise şer’î hükümlerin kendisinden fışkırdığı asıldır. Müslümanları birbirine bağlayan bağ, İslam akidesidir. Bu akideden İslam kardeşliği doğmuştur. Nitekim Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: 

“Ancak Müslümanlar kardeştir” Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem ise şöyle buyurmuştur: 

Müslüman Müslümanın kardeşidir.Böylece Müslümanlar, İslam’a iman ile birlikte kardeş olmuşlardır. 

Ne var ki, İslam Ümmeti, kâfir Batı devletlerinin İslam beldelerine karşı açtığı yoğun propaganda, misyoner ve kültürel çalışmalarıyla daha sonra da siyasî ve askerî saldırılarından dolayı bir hayli etkilendi.

Ümmetin bugün geri kalmışlığı, sahip oldukları dinlerinden değil, bilakis kendilerine musallat olan yönetici ve kâfir Batı’nın bozuk, kokuşmuş nizamından kaynaklanmaktadır. Bu Ümmet, yeryüzüne hidayet meşalesini taşımış ve insanlar içerisinden çıkarılmış en hayırlı ümmettir. Geçmişte O, insanlığa hak ve adalet dağıtmıştır. Yönetimi altındakilere ve insanlığa kucak açmış hepsinin hakkına riayeti bir vazife telakki etmiştir. İnsanlara güven şuurunu, toplumlara kararlılık şuurunu ve kendilerine icabet edenlere hayatın mutluluğunu sunmuştur. Şu anda tüm bunlara nasıl da ihtiyacımız var! 

Geçmişte olduğu gibi bugün de insanların şirk ve küfür bataklığından kurtulması yine O’na bağlıdır. Bu Ümmet, “La ilahe İllallah Muhammedun Rasulullah” sancağını yeryüzünde dalgalandırmak için milyonlarca insanını şehit verdi ve hâlâ vermeye devam ediyor. Bu Ümmet, “Muhammed’in canını elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda cihad edip öldürülmeyi, sonra cihad edip yine öldürülmeyi, sonra tekrar cihad edip tekrar öldürülmeyi çok arzu ederdim” diyen bir Elçi’nin Ümmetidir. Bugün bunun en güzel örneğini Suriye halkı bize gösteriyor. 

Müslümanların bu dünyadaki asıl işlevi, diğer insanlara nasip olmayan yalnızca Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem Ümmetine nasip olmuş olan İslamî çağrıyı bütün dünyaya götürmektir. Bu uğurda onun en yüce ideali, tek derdi Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın rızasına ulaşmaktır. Rebi b. Amr ile Perslilerin komutanı Rüstem arasında geçen konuşma bunu en güzel bir şekilde ortaya koyuyor: 

"Perslilerin komutanı Rüstem ona şöyle sordu: “Buraya sizi getiren nedir?” Rebi b. Amr şöyle cevap verdi: “İnsanları kullara kulluk etmekten kurtarıp, kulların Rabbine kulluk etmeye, dinlerin zulmünden kurtarıp, dünya ve ahiretin genişliğine (saadetine) kavuşturmak için Allah bizi gönderdi."

Bugün tüm dünya Kapitalizmin zulmü, sömürüsü altında inim inim inlemektedir. İnsanlığın, içerisine düştüğü durumdan kurtulması için bu Ümmete ihtiyacı vardır. İnsanlık, tüm kıymetleri ayaklar altına alınmış, içler acısı, zavallı bir durumda, bizlerden gidecek bir daveti beklemektedir. 

İşte bugün dünyanın, huzur ve saadetine, hak ve adaletine muhtaç olduğu Ümmet, büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır. Küfür cephesi ve cahil aveneleri, O’nu ortadan kaldırmak için sürekli çalışmaktadırlar. Devşirdikleri insanlar yolu ile Demokrasiyi bir hayat nizamı olarak pazarlamak istemektedirler. Müslümanları, sahip oldukları dinlerinin, kendilerini tekrar kalkındırmaya muktedir olduğu hususunda şüphe eder duruma getirdiler. Maddî sahada ilerlemelerini ve bir takım icatlarını “dini hayattan ayırdıktan” sonra elde ettiklerini söyleyerek bu bozuk fikirlerini Ümmete enjekte etmeye çalıştılar. İslam Ümmeti içerisinde fitne meydana getirerek onlarda şüpheler uyandırıp aralarına ayrılıklar soktular. Ümmet bilinci, Şer’î hükme bağlanmanın farziyeti hususunda zafiyetler oluşturdular. İnsanlığın muhtaç olduğu bu Ümmeti Kâfirler, bu denli çalışma ile yol ayrımına getirdiler.

Hilafet Devleti’ni, Müslümanların devletini ortadan kaldırmalarının üzerinden yaklaşık bir asır geçmiş olmasına rağmen İslam Ümmeti, şaşkın bir şekilde dünyanın üzerinde dolaşıp durmaktadır. Uçurumun kenarına kadar sürüklenmiş ve yok olma ile karşı karşıyadır. O halde bu Ümmeti bu yok oluş üzere terk mi edeceğiz? O takdirde Allah Subhanehu ve Teâlâ emaneti yüklenecek, dinini destekleyecek başka insanlar yaratacaktır. Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَإِن تَتَوَلَّوْا يَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُونُوا أَمْثَالَكُمْ

“Eğer O'ndan yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir toplum getirir, artık onlar sizin gibi de olmazlar.” 

Bu durumda Müslümanların önüne iki yol çıkmaktadır: Ya tribünden Ümmetin helak oluşunu izlemek ya da Ümmeti karanlıklardan, küfür ve fesattan kurtarmak için canla, malla, tüm varlığımızla mücadele etmek. 

Ümmetimizin kurtuluşu ise ancak, Allah’a Subhanehu ve Teâlâ’ya hakkıyla yöneldiğimiz, O’nunla olan rabıtamızı kuvvetlendirdiğimiz, yalnız O’ndan medet umduğumuz ve O’na tevekkül ettiğimiz zaman gerçekleşebilir. Ümmet, tek ideal olarak yalnız O’nun rızasını kabul ettiği ve arzuladığı zaman yok olmaktan kurtulacaktır. Allah’ın dinini yayarak, bu ilahî rahmeti Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın kullarına ulaştırarak gerçek huzura, mutluluğa kavuşacaktır.

Bu ise, küfrün kalbine aydın fikir hançerini saplayarak kanını akıtmakla olur. Onu bir daha kalkmamak üzere öldürmekle olur. Gece-gündüz demeden çalışmakla olur. Allah Celle Celaluhu yolunda, malları ve canları Cennet karşılığında satmakla olur. Allah Celle Celaluhu’nun size “Rıdvanımı indiriyorum” “bundan sonra size asla darılmayacağım” diyeceği günün özlemini çekmekle olur. Dünyanın, başımızı döndüren hengâmesinden kafamızı kaldırıp biraz da gökyüzüne çevirmekle olur. Yola çıkmış ve hedefine ulaşmasına ramak kalmış olan trene binmekle olur. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ

“Rabbinizin bağışına ve muttakiler için hazırlanmış olup, genişliği gökler ve yer kadar olan Cennet’e koşun!”

İkinci Akabe Biatine katılanlar şöyle diyorlardı: “Biz Allah’ın elçisini, malın elden çıkması ve şerefli insanımızın öldürülmesi ihtimalini göz önünde bulundurarak yanımıza alıyoruz. Bu uğurda hem malımız hem de canımız yok olabilir.” Allah’ın Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e şunu sordular: “Biz eğer böyle olursak, bize ne vaat ediyorsun ya Rasulullah?” Rasul-ü Ekrem SallAllahu Aleyhi ve Sellem gönül rahatlığı içerisinde Bu çabanızın karşılığında Cennet vardır.” dedi. Evet, Cennet vardır. Allah Kelimesi’nin yüceltilmesi ve İslam’ın yayılması için Allah yolunda verilen canların bedeli Cennettir. 

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللّهِ فَاسْتَبْشِرُواْ بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُم بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

“Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, katledilirler, katlederler. (Bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaattir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış-verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.”

Hiçbir gözün görmediği, hiçbir beşerin aklına gelmeyen Cennet nimetlerine merak sarmanın zamanı gelmedi mi artık? Bereketi hiç bitmeyecek olan bir pazarlık yapmanın zamanı gelmedi mi artık? Allah’a en yakın Cennet’e girmek için öncülerden olmanın zamanı gelmedi mi artık? Onun rızasını kazanmak için, canlarınızı ve mallarınızı Allah Celle Celaluhu’ya satın artık!

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ 

“Ey İman edenler! Allah ve Rasulü sizi, size hayat verecek şeye davet ettiklerinde icabet edin!”


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz