“Suskunluk İhanettir!”

Editör

Hanımlardan "Sessiz Mi Kalacağız, Suriye!" Paneli

KöklüDeğişim olarak hanımlara yönelik düzenlediğimiz, "Sessiz mi kalacağız Suriye!" başlıklı panel Genç Değişim Kitabevi’nde gerçekleşti...

Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan program, Suriye’deki Müslüman halkın yaşadığı vahşetin mahiyetini kısmen de olsa gözler önüne seren kısa bir sinevizyon gösterimi ile devam etti.

İlk konuşmacı Gamze Gürsoy konuşmasında yaklaşık bir buçuk yıldır "Suriye’deki ayaklanmaların hala dindirilemeyişinin sebebi ne?" "Müslüman halk ne istiyor?" "Fertler olarak biz Müslümanlara düşen görevler nelerdir?" sorularını İslamî çerçevede ele alarak cevapladı. Suriye halkının katliamlar karşısında gösterdiği direnişin İslamî bir direniş olduğuna vurgu yapan Gürsoy, sözlerine şöyle devam etti: 

“Hangi genç Demokrasi uğruna, Laiklik uğruna diri diri toprağa gömülmeyi göze alabilir ki? “La İlahe İllallah Muhammedur-Rasulullah!” diye son gayretiyle son nefesinde bile bu sözü söylerken, hiç düşünebiliyor musunuz bu gencin aslında Demokrasi istediğini? Eğer onlar Demokrasi ve Laiklik isteselerdi kendilerine teklif edilen çözümleri neden kabul etmediler? Hiçbir yerde Suriye’li halkı sokaklara dökülüp “biz Demokrasi istiyoruz”, “hürriyet istiyoruz” dediğini gördünüz mü? Bilindiği gibi Müslümanlar Cumalarını isimlendirdiler. Ve ayaklanmaların başladığı günden beri 60’ın üzerinde Cuma yaşandı. Bu devrim İslamî olmasaydı. Bu Cumalardan bir tanesi, sloganlarından bir tanesini Demokrasi veya Amerika adına atılabilirdi. Oysaki bu Cumaların bazılarının isimleri şöyle:

“Baas partisini kaldıracağız, yerine Hilafet’i kuracağız” Cuması

“Ey Allah’ım! Senden başka kimsemiz yok” Cuması

“Allah’tan bir zafer ve fetih yakındır” Cuması

“Liderimiz sonsuza dek, Efendimiz Muhammed” Cuması

Ve geçen hafta, son Cuma’nın ismi:

“Hula çocukları zafer meşalesidir”

Bugün artık Suriye’de ve daha birçok İslam Ümmeti korkularını yendi. Sahip oldukları iman gücünün sırrını keşfetti. Ve artık çok belirgin bir şekilde sadece İslam Devleti ve Hilafet’i istemektedir. Onların çağrıları İslam dışı yöneticilere değil “lebbeyk Allahumme!” diyerek gelen bir Ululemr’edir. Onlar Rasulullah’ın kılıcı Ümmetin kalkanı olan bir Halife'yi çağırıyorlar" diyen Gürsoy, Müslümanları diğer insanlardan ayıran tek bir Ümmet olduğunu dile getirdi. Gürsoy son olarak, "Rasulullah’ın Medine Vesikası’nda söylediği gibi, “Bir Müslüman savaşta diğerlerinden bağımsız bakış akdetmez” sözüne binaen, Suriye’deki Müslümanların haykırışlarını duya duya onların arkasından, sinsice, Demokrasi ve Laiklik üzere barış ilan etmenin, apaçık Rasulullah’ın Sünnetine ve emrine aykırı davranmak olduğunu vurguladı. “Öyleyse artık Allah’ın ve Rasulü’nün vadettiği yardımı bir an evvel gerçekleştirmek için var gücümüzle bizde Hakkı haykıralım" diyerek konuşmasını sonlandırdı. 

İkinci konuşmacı olarak kürsüye gelen Emine Duman, Suriye için Türkiye, Arap Birliği ve BM tarafından birçok adımlar atıldığını, bunların; ambargo, Annan Planı, Suriye’nin Dostları Platformu vs. olduğunu, ancak atılan bu adımların hiçbirinin samimi olmadığını ve ancak Beşşar Essad'a zaman kazandırmaya yaradığını dile getirdi. “Oysa Müslümanların geçmişte bu tarz haykırışları cevapsız kalmamıştı. Ve Muttasım Billah gibi bir liderin, sadece bir kadının haykırışı karşısında, hiç beklemeden oradaki Müslümanları kurtarmak için harekete geçmişti. Ancak bugünlerde Müslümanların yaşadıklarna sadece yardım edilmemesi değil, hatta onların üzerlerinde uygulanan şiddetin görmezlikten gelindiğine dikkat çekti. Bugün ki yöneticilerin aymazlığı Müslümanların mı yoksa kâfirlerin mi dostları oldukları gibi soruları getiriyor insanların aklına" diye soran Duman, konuşmasını Rasulullah Efendimizin şu hadisi ile özetledi: “Kitap ve yönetim birbirinden ayrılacak. Dikkat edin siz Kur’an’dan ayrılmayın. Başınıza öyle reisler gelecek ki onlara itaat etseniz dalalete düşersiniz. Onlara isyan etseniz öldürülürsünüz. Siz İsa’nın havarilerinin yaptığı gibi yapın. Onlar ağaçlara asılır, çarmıhlara gerilirdi. Başlarından aşağı testerelerle kesilirlerdi, bu onların imanından hiçbir şey eksiltmezdi. Muhakkak ki Allah’a itaat ile ölmek, Allah’a isyan ile yaşamaktan daha hayırlıdır.”

7 yaşındaki Şevval'in Suriyeli çocuk ve annelere yönelik nidasını, salondaki davetliler gözyaşları içinde dinledi...

Program Dua ile sona erdi...


Suriye İçin "Artık Sözün Bittiği Yerdeyiz"

10.06.2012 / KöklüDeğişim

KöklüDeğişim Dergisi olarak Suriye ile ilgili düzenlediğimiz konferanslar serisine bir yenisini daha ekledik. 

Suriye’de yaşanan vakıayı tüm sıcaklığıyla Ümmetin gündeminde tutmak amacıyla gerçekleştirilen konferans, Kocaeli-Gebze’de yoğun İslamî atmosferde gerçekleşti.

Konferansa Dergimiz yazarlarından Musa Bayoğlu’nun sunumunda konuşmacı olarak Araştırmacı Yazar M. Hanefi Yağmur, Gazeteci-Yazar Ahmet Varol, yine Dergimiz yazarlarından Araştırmacı-Yazar Mahmut Kar katıldı. 

Suriye’de bir süre Esad rejimi elinde tutuklu kalan gazeteci Âdem Özköse’de konferansa gönderdiği görüntülü konuşmasıyla katıldı. 

Dergimiz yazarlarından Musa Bayoğlu’nun açılış konuşması ve program gündemini okumasıyla konferans başladı. Bayoğlu açılış konuşmasında; bir asırdır Filistin, Irak, Afganistan ve sair beldelerde Müslüman Ümmetimizin maruz kaldığı katliamlarının bir benzerini bugün Suriye’de yaşandığını ve insanı insanlığından utandıracak bu katliam karşısında suskunluğa gömülen yığınlara inat Kocaeli-Gebze’deki Müslümanların susmayacağını, sessiz kalmayacağını belirtti. Bu minval üzere “Sessiz mi Kalacağız Suriye?” başlığıyla düzenlediğimiz konferansımıza katılımlarından ötürü herkese teşekkür etti. 

Bayoğlu açılış konuşmasından sonra program, Kur’an-ı Kerim tilavetiyle devam etti. Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından Kuveytli Şair Ahmet El-Kantari’nin Suriye’de Baas zebanilerince katledilen Zeyneb’in hikâyesini konu edinen şiiri sinevizyonla katılımcılara izletildi. 

Sinevizyon gösterisinin ardından Âdem Özköse’nin görüntülü konuşması gösterildi. Özköse konuşmasına son İslam Devleti Osmanlı Hilafeti’nin ilgasından sonra İslam Ümmetinin yetim, sahipsiz kaldığı ve tespih taneleri gibi dağıldığı tespitiyle başladı. Genelde İslam âlemindeki ayaklanmaların özelde Suriye’de ki kıyamın Hilafet’in ilgasından sonra İslam coğrafyasında işbaşına getirilen işbirlikçi rejimlerin Müslümanlara yaşattığı baskı ve zulümlerin, İslamî hayatı engellemelerinin neticesi olduğunu söyledi. Bugün Suriyeli Müslümanların mescit merkezli, tekbirlerle gerçekleştirdikleri bu kıyamın hedefinin İslam’la hükmedilmek olduğunu ifade eden Özköse, Suriye’de tutuklu kaldığı sürede yaşadıklarından aktardıklarıyla Suriyeli Müslümanların nasıl bir katliam ve işkence çetesi ile karşı karşıya olduğunu Müslümanlara hatırlattı. ABD ve Yahudi varlığı “İsrail” kadar Esed rejiminin Müslümanlara zulmettiğini söyleyen Özköse, bütün bu zulümlere karşı koyuşun yalnızca imanla mümkün olabileceğini ve Suriye’de yiğitlerin göğüslerinde imanlarıyla bu zulme kıyam ettiklerini belirtti. Dışarda Laik, liberal unsurların Suriye sokağında karşılığı olmadığını, Suriye kıyamının tamamen İslamî bir karakter taşıdığını söyledi. Âdem Özköse kendilerinin kurtulduğunu fakat Suriye’de milyonlarca Âdem ve Hamit’in Baas zindanlarında olduğunu ve bu durumun bütün Müslümanlara sorumluluk yüklediğini söyledi. Son olarak, biz bir ve beraber olursak Allah’ın izniyle İslam’ın hayatımıza hâkim olacağı, Allah Rasulü’nün hadisinde müjdelenen hilafetin, bizleri yeniden bir araya toplayacak halifenin aramızda olduğu günlerin yakın olduğu müjdesiyle konuşmasını tamamladı. 

Âdem Özköse’nin görüntülü konuşmasından sonra sözü M. Hanefi Yağmur aldı. Yağmur konuşmasına Suriye’de bütün dünyanın sessizliği önünde on beş aydır işlenen bu katliamların vahametini hatırlatarak başlayıp "artık sözün bittiği yerdeyiz" dedi. "Şimdiye kadar Arap gözlemciler, BM nezdinde diplomatik girişimler, Suriye’nin Dostları(!) toplantılar ve son olarak Annan Planı gibi girişimlerin Esed rejimine bütün dünyanın gözleri önünde daha fazla Müslümanı katletmesi için zaman tanımaktan başka bir anlam ifade etmedi" dedi. Suriye’nin Dostları Konferansının bünyesinde Amerika, İngiltere, Fransa gibi sömürgeci kâfir devletleri barındırdığı ve “Muhakkak ki kâfirlere sizin apaçık düşmanlarınızdır” ayeti gereği kâfirlerin Müslümanların dostları olamayacağını belirten Yağmur, "bu ve benzeri uluslararası konferansların gerek katılımcıları gerek Suriye meselesine yaklaşımı itibariyle Suriye rejiminin dostları olarak isimlendirilmesinin daha doğru olacağını" belirtti. Türkiyeli yöneticilerin göstermelik açıklamalarla meseleyi geçiştirdiğine örnek olarak Hule katliamından sonra Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Suriyeli Müslümanlara başsağlığı dilediğini gösteren Yağmur geçtiğimiz hafta İstanbul’da düzenlenen "Küresel Terörizmle Mücadele Forumu" ve öncesinde yapılan "Suriye toplantısı" gibi toplantıların kâfirlerin insiyatifi ile yapıldığını, Kuran ve Sünnete dayalı olmayan hiçbir çözümün Suriye halkının dertlerine derman olamayacağını belirtti. 

Özelde Suriye’de genelde İslam âleminde bir asıra yakındır yaşadığımız sorunların ancak ve ancak yeryüzünü adaletiyle dolduracak ikinci Raşidî Hilafetle çözüleceğini ifade eden Yağmur Müslümanların bu potansiyele sahip olduğunu, tek engelin Müslümanların başlarına dikilmiş yöneticiler olduğunu söyledi. Türk ordusunun Türkiyeli yöneticiler eli ile Afganistan’da Lübnan’da NATO, BM gibi uluslararası örgütler bünyesinde barış gücü olarak görev yaptığını ifade eden Yağmur bugün bu ordunun Suriye’de Müslümanların yardımında koşması vacibiyetine değindi. 

Araştırmacı- Yazar M. Hanefi Yağmur’dan sonra kürsüye gazeteci Ahmet Varol geldi. Varol konuşmasını Suriye kıyamı üzerine yapılan manipülasyonlara ayırdı.

Varol Suriyeli Müslümanların sıkıntılarını gündemleştirmek için yapılan bu organizasyonun hazırlayıcılarına teşekkür ederek konuşmasına başladı. 

İslam dünyasında yıllardır hüküm süren baskıcı, İslamî değerlere savaş açan bu yönetimlerin altında kıyam eden Müslümanlarının bu kıyamlarının şaşırtıcı değil vakıanın gereği olduğunu söyledi. Birilerinin iddia ettiği gibi bu kıyamların sömürgecilerin hesabına olmadığını fakat yapılan bu manipülasyonların birilerinin hesabına yapıldığını ifade eden Varol bu bağlamda "Amerika ve bölgede bir Şii hakimiyeti tesis etmek isteyen İran’ın bu kıyam üzerinde saptırmalar oluşturmaya çalıştığını" söyledi. Annan Planı ve benzeri girişimlerin Esad’a daha fazla katlet demek anlamına geldiğini söyleyen Varol bu planların aynı zamanda Esad rejimini meşrulaştırma amacı güttüğünü söyledi. Suriye’yi bizzat görmüş birisi olarak Esed rejiminin yıllardır baskı altında tuttuğu Müslümanların bugün adalet ve adaletin ancak kendisiyle sağlanacağı İslam yönetim talebiyle sokaklarda olduğunu belirtti. 

Suriye kıyamını karalamak için öne sürülen direniş ekseni efsanesinin Suriye'li Müslümanların katledilmesine bahane oluşturamayacağını söyleyen VAROL, Suriye mezhep çatışması ile bölünmek isteniyor diyenler ise “Suriye’de kıyam eden Müslümanlar İslam coğrafyasında Batılılar tarafından çizilen tüm suni sınırları iptal etmek” amacını güden mesajları taşıdıkları ifade etti. Çarpıtılmaya, saptırılmaya çalışılan bu kıyamın tüm çabalara rağmen gün gibi ortada olduğunu söyledi. Ahmet Varol son olarak "İslam âleminin ve Türkiye'li Müslümanların en kötü sınavını Suriye kıyam karşısından verdiğini" belirterek konuşmasının noktaladı. 

Ahmet Varol’dan sonra Suriye-Dera’dan katılan Ahmed El-Ahmedi’nin konuşmasını Dergimiz yazarlarından Bekir Kurtuluş dinleyicilere tercüme etti. 

Son olarak konuşma yapan Dergimiz yazarlarından Mahmut KAR konuşmasında başta yöneticiler ve âlimler olmak üzere Müslümanların Suriye kıyamı karşısında sorumluluklarına değindi. Müslümanın Müslüman kardeşi olan hukukunu Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez” hadisiyle ifade eden Kar bu hukukun gereğini yerine getirmeme sorumluluğunun bugün omuzlarımızda olduğunu söyledi. 

Hangi grup, kitle, cemaat parti ile hareket edersek edelim kanaat önderlerine, liderlere Suriye meselesinde üzerimize düşen tavrın ne olduğunu sorusunu yöneltmemiz gerektiğini ifade eden KAR bunun yanında Müslüman bir davetçi olarak Suriye sokağında kıyam eden Müslümanların söylemlerinde hedefledikleri Raşidî Hilafet’in ikam edilmesi için var gücümüzle çalışmamız gerektiğini söyledi. 

Konuşması sık sık tekbirlerle kesilen Kar Suriye sokağında “İslam ümmeti hilafet istiyor” sloganlarından sonra bizim Türkiyeli Müslümanlar olarak fikir ve metot bağlamında demokratik, liberal her türlü fasit çalışmaları terk edip bu azim farzda Suriyeli Müslümanlara yardımcı olmalıyız dedi. Tekbirlerle konuşmasına tamamlayan Mahmut Kar hilafetin ikame edildiği günleri dünya gözüyle idrak etme duasıyla salonda izleyicilere duygusal anlar yaşattı. 

Konferansta bir de Suriyeli çocuklara hitaben küçük Murat kısa bir seslenişte bulundu. Küçük Murat Suriyeli Müslüman çocuklara sizin acılarınız bizim de acılarımızdır ve aramızdaki suni sınırlar bizi ayıramaz diye seslendi. 

Program Musa Bayoğlu’nun yaptığı dua ile sona erdi. 


Ankara'nın 4 Ayrı İlçesinde Suriye'deki Kıyamı Desteklemek İçin "Suskunluk İhanettir" Konferansları Yapıldı

17.06.2012 / KöklüDeğişim

KöklüDeğişim Dergisi, Suriye kıyamını ve orada işlenen katliamları gündemde tutmaya ve etkin çevrelerin dikkatini Suriye’ye çekmeye devam ediyor.

KöklüDeğişim’in “Suskunluk İhanettir!” başlığıyla düzenlediği Ankara Konferansları, şehrin 4 ayrı ilçesinde gerçekleştirildi. Dergi yazarlarının konuşmacı olarak katıldıkları konferanslara katılım yoğun oldu. 

Farklı saatlerde gerçekleştirilen konferansların ilki, Ankara’nın Sincan ilçesi Armoni Park Konferans Salonu'nda saat 14:30’da Dergimiz yazarlarından Ercan Tekinbaş’ın sunumuyla gerçekleştirildi. Tekinbaş, Suriye’ye sessiz kalınmasının ihanet olduğu üzerinde durarak Ümmet’in, özellikle yöneticilerin ve nusret ehlinin sorumluluklarına dikkat çekti.

Saat 15:00’de Keçiören Necip Fazıl Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen konferansın konuşmacısı ise, KöklüDeğişim Yazarı ve Radyo Programcısı Bahaeddin Carda idi. Carda’nın konuşmasının çerçevesini de, program başlığına uygun olarak Müslümanların başındaki yöneticilerin Suriye için sessizlikleri, ihanetleri ve Ümmet’in, bu durum karşısındaki sorumlulukları oluşturdu. 

Bir diğer konferansımız ise saat 17:00’da Ankara’nın Çubuk ilçesinde Nur Muhammed Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Konferansın konuşmacı konuğu ise Dergimiz Yazarı ve Genel Koordinatörü Süleyman Uğurlu idi. Uğurlu, Suriye bağlamında yaptığı konuşmasını, Hilafet’in gerekliliği ve Şam Ehli’nin özelliklerini içeren ayet ve hadislerle destekledi.

Ankara Konferanslarının sonuncusu ise Mamak Gazi Şahin Kültür Merkezi’nde saat 17:30’da başlayan Dergimiz yazarlarından Muhammed Hanifi Yağmur’un konuşmacı olarak katıldığı konferanstı. Yağmur da konuşmasında, Suriye konusunda yöneticilere, âlimlere ve Müslümanlara düşen sorumlulukları hatırlattı.

"Suriye’de akan kana sessiz kalmadık, kalmayacağız!" diyerek, “Suskunluk İhanettir!” sloganı ile düzenlediğimiz Ankara konferanslarımıza katılımın yoğunluğu; Türkiye’deki Müslümanların da Suriyeli kardeşlerinin çektikleri acıları içlerinde hissettiklerine, yöneticilerin ve bazı çevrelerin aksine Suriye için söyleyecek sözlerinin olduğuna ve Biladu’ş-Şam’ın yiğitlerinin kıyamına destek verdiklerine dair bir tescil niteliğindeydi.

Suskunluğu kırmak, sesimizi yükseltmek ve Suriye’deki kardeşlerimizin yanında olduğumuzu göstermek adına, konferanslarımıza iştirak eden tüm Ankaralılara teşekkür ediyor ve Rabbimizden, bu ve benzeri amelleri bereketlendirmesini, Müslümanları içinde bulundukları sıkıntılardan kurtarmasını, en kısa zamanda Katından nusretiyle desteklediği bir Halife liderliğinde, bizleri zafere ulaştırmasını niyaz ediyoruz.


Âdem Özköse, Şanlıurfa Hadarat Kitabevi’nde

25.06.2012 / KöklüDeğişim

Gerçek Hayat Dergisi Ortadoğu Temsilcisi ve Milat Gazetesi Yazarı Âdem Özköse, Şanlıurfa Hadarat Kitabevi’nde okurlarıyla söyleşi ve imza gününde buluştu. 

Köklü Değişim Yazarı, Cevher Kara’nın sunuculuğunda gerçekleştirilen söyleşiye Suriye’de iki aydan fazla süren tutukluluk sürecini anlatmakla başlayan Özköse, Suriye zindanlarında yaşanan içler acısı durumu, tecrübelerinden örneklerle gözler önüne serdi. Tutuklu bulunduğu süre zarfında, Baas rejiminin muhaliflere uyguladığı zulümleri bizatihi müşahede ettiğini belirten Özköse, hücrelerde tutulan muhaliflerin yeme, içme, tuvalet gibi en tabiî ihtiyaçlarından dahi mahrum bırakıldıklarını, Suriye’de yaşananların anlatılamayacak boyutlara ulaştığını ifade etti. Öyle ki çıplak halde 60-70 Müslüman erkeğin aynı odada tutulması, hanım Müslümanların mahremiyetleri hiçe sayılarak gizli kameralarla dikizlenmesi gibi vahşi uygulamaların varlığından bahsetti. Bütün bunlara rağmen Suriyeli Müslümanların kıyamdan ve direnişten vazgeçmediğini belirtti. Suriye dâhil gezip dolaştığı tüm İslam beldelerinin Hilafet arzusunda olduğunu ve çözümün de ancak bu şekilde gerçekleşeceğini vurguladı.

Özköse’nin katılımcılardan gelen soruları cevaplandırmasının ardından, kitaplarını imzaladı ve program sona erdi.


Van'da "Suriye'yi Ne Unuttuk, Ne De Unutturacağız!" Konferansı Yapıldı

28.06.2012 / KöklüDeğişim

“Sessiz mi kalacağız, Suriye? Unutmadık! Unutturmayacağız!” sloganı ile Türkiye’nin bir çok şehrinde Suriye’deki direnişe destek vermek ve katliamlara dur demek için konferanslar düzenleyen Köklü Değişim Van'da da "Suriye'yi Ne Unuttuk, Ne De Unutturacağız!" Konferansını gerçekleştirdi.

Depremin yaralarını sarmaya çalışan Van halkının katılımı ile gerçekleşen Konferans Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Suriye de yaşananlar hakkında ve Suriye deki katliama sessiz kalan yönetici ve âlimler hakkında iki ayrı sinevizyonun seyrettirildiği programda katılımcılar duygulu anlar yaşadılar.

Programda ilk olarak M. Hanifi Ergin konuştu. Ergin konuşmasına Van depreminin yaralarını yeni yeni sarmaya başlayan bizlerin her ne olursa olsun, Suriye’deki zulme ve katliama da sessiz kalmamamız gerektiğini hatırlatarak konuşmasına başladı ve şöyle dedi: “Van’ı deprem yıktı ve Allah’tan gelen afete bizler sabredip teslim olduk. Katil Beşşar Esed Suriye’nin şehirlerini tek tek yıkıyor. Zalim zalimliğini, tağut tağutluğunu yapıyor. Ancak bu yıkıma dünya sessiz kalıyor, insanlık sessiz kalıyor, bizler sessiz kalmayacağız.”

Suriyeli Müslümanların garip Müslümanlar olduğunu belirten Ergin “İslam garip başladı ve yine garip olarak geri dönecektir, gariplere müjdeler olsun.” hadisini okuyarak İslam’ın yeniden tatbik edilmesini sağlayacak Hilafet’in gariplerin diyarı Şam beldesinde ikame edilmesi için Rabbimizden dua ve niyazda bulunuyoruz diyerek konuşmasını tamamladı.

Programda ikinci konuşmacı olarak yazarlarımızdan Mahmut Kar sunum konuşması yaptı. Konuşmasına Şam beldesine ve Şam ehline selam ve müjdeler göndererek başlayan Kar, Şam ehlinin yalnız “Rabbimiz Allah” dedikleri için öldürüldüğünü, Kur’an ve Sünnet’e bağlı oldukları için katledildiklerini ve bunun için Allah’ın Şam’ı ve Şam ehlini sevdiğini söyledi. Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in “Şam’a ne mutlu, Şam’a ne mutlu, Şam’a ne mutlu. Çünkü Rahman’ın melekleri Onun üzerinde kanatlarını geriyorlar” hadisini okuyarak konuşmasına devam eden Kar, Şam beldesinin Müslümanlarının bu İslamî direnişini Allah’ın zaferle sonuçlandırmasını niyaz etti. Mahmut Kar, zalim Beşşar Esed’in katillerinin Müslüman gençlere ve çocuklara yaptığı eziyet ve işkencelerden bir iki yaşanmış olayı anlatırken katılımcıların duygulu anlar yaşadıkları görüldü. Kar, Konuşmasının son bölümlerinde bu katliam karşısında Müslümanların, Yöneticilerin ve Alimlerin imtihanına değindi. Özellikle Suriye’deki direnişte Katil Baas rejiminin yanında yer alan İran yönetimine ve Müslümanların güçlerinin zayıflaması için sürecin uzatılması siyasetinde ABD ve Batı’nın yanında yer alan Türkiye yönetimine yüklenen Kar, Allah’ın Şam ehlinin beklediği yardımı göndereceğini, Onları yardımsız bırakmayacağını, ancak Onları yardımsız bırakan yönetici ve âlimlerden de Hesap Günü’nde ihanetlerinin intikamını alacağını ifade etti. Mahmut Kar konuşmasının sonunda katılımcıları duaya davet etti. Güçlü bir atmosferle yapılan dua ile program son buldu.



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz