MEVCUT DÜZENİN AİLE YAPIMIZA SALDIRILARI VE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER

Mehmet Çetinbudak

Yangın var. Bizim evimizde olmasa bile komşumuzun evinde yangın var. Elbette, hemen yangını söndürmemiz lazım. Sonra da, tekrar yangın çıkmaması için tedbirler almamız lazım.

Yangından kastım, eğer aile bir bina ise bu binayı yıkma derecesine getiren olaylardır. Günümüzde, eğer çekirdek aileden bahsetmemiz gerekirse; eşler arasında, ebeveyn ve çocuklar arasında çatışmaların had safhada olduğunu görürüz. Kime dokunsanız bin ah işitiyorsunuz, kimisi eşinden, kimisi çocuğundan şikâyetçi. “Eşim namaz kılmıyor, eşim bana sesini yükseltiyor, oğlum-kızım cep telefonunu, tabletini elinden düşürmüyor, aramızdaki iletişim yok denecek kadar az” vesaire vesaire.

Daha iyi anlamamız için facebook ortamında dolaşan bir babanın feryadından bir kesit vermek istiyorum. Baba şöyle anlatıyor:

“Oğlum ve kızım komşulardan görünce benden de çizgi film kanalına abone olmamızı istediler. İsteklerini ikiletmeden kablolu yayına ve özellikle o çizgi film kanalına abone olduk. 
Aradan birkaç ay geçti. O beni kapıya heyecanla koşup sevinçle karşılayan çocuklarımı arıyorum. Koridorda omuzlarıma alırdım, güreşirdik, konuşurduk, beraber işler yapardık. İlgileri, zekâları gelişsin diye tamir, düzenleme vb. işlerimde işin bir ucundan onlara tuttururdum. Fakat kayboldular. Neler oluyor? İzliyorum, tuhaf davranışlar gelişmeye başladı. Öf, püf ediyorlar. Bizden büyüklermiş gibi hükmedici konuşuyorlar. Eleştirebiliyorlar. Bir tuhaf bencilleşme, bir acayip kibirlenme… Bir pis maddeleşme, tatminsizlik… Yemeği beğenmeme, istekleri olmayınca seslerini yükseltme, debelenme… Birbirlerini öldürmece, satırla doğrayıp kazana koyup pişirip yemece oynuyorlar. Bunları çektikleri videodan öğreniyorum. Bu çocuklar daha 6-10 yaşlarında… Dehşete kapıldım. Bunlar çocuk. Bunlar benim sevgili evlatlarım. Ben terörist mi, cehennem odunu mu yetiştiriyorum. Aman Allah’ım. Korkunç bir şeyler oluyor. Adeta elim ayağım titremeye başladı. Ne yapacağımı şaşırdım. Laf söylüyorum anlamıyorlar. Çocukları izlemeye karar verdim. Bir hayalet gibi takip ettim. Ne gördüm… Günlerinin çoğu televizyon karşısında o kanalı izlemekle geçiyor. Bir biri ardına çizgi diziler… Büyücüler, tanrısal gücü olan, evreni yaratıp yok eden, avuçlarından ışıklı bombalar fırlatan yaratık suretinde tanrılar. Gezegenleri yok eden şeytanlar… Sadece çizgi diziler mi? Çocuk animasyonları, oyuncaklar, neredeyse hepsi felaket. Aman ya Rabbim. Ben çocuklarımın beynini tamamen şeytanın eline teslim etmişim. Şirk, küfür, dinsizlik, ahlaksızlık, fuhuş, kibir, bencillik, maddecilik, akla hayale gelebilecek ne kadar pislik varsa hepsi bu çizgi filmlerin içerisinde… Sürekli her gün, sabahtan akşama kadar…

Ben ailemizin rızkı için işe gidiyorum ve çocuklarımı evde şeytan eğitiyor. 

Nasıl bir dehşet yaşadım. Derhal kabloları kestim. Aboneliği iptal ettim. Bir süre televizyonu yasakladım. Kızdılar, karşı koydular. Beton bir suratla dikildim karşılarına. Dünyada yaşayacakları en büyük acı cehennem odunu olmalarından ağır olamazdı. Çok şükür birkaç hafta içerisinde düzelip eskiye döndüler.”

Dizilerde, filmlerde kullanılan subliminal mesaj konusuna değinecek değilim. Bu konuyu, daha önce dergimizin 116. sayısında yazarlarımızdan Bekir Kurtuluş hocamız “Bilinçaltı/Subliminâl İstila” başlığı altında detaylıca ele almıştı.

Değineceğim konu, mevcut düzenin, kapitalizmin, genelde tüm dünya üzerindeki ailelere, özelde Müslüman ailelere karşı saldırıları üzerine olacak.

Kapitalizm, bir ideoloji. Peki, bu ideolojinin ailelerle, aile yapısıyla ne işi var? Kapitalizm; ferdiyetçiliği, bireyselliği tavsiye eder, menfaatçiliği, maddiyatçılığı, fayda-zarara göre karar verme anlayışını, kadın-erkek eşitlik safsatasını, gerekli gereksiz tüketim yapmayı över. Aile içinde, doyumsuzluğu, amaçsızlığı, anlamsızlığı egemen kılmak ister.

Kapitalizmin elde etmeye çalıştığı aile yapısı ticari bir kurum gibidir. Aile bireyleri nasıl hep beraber Allah’ı razı ederiz düşüncesini bırakıp, nasıl birbirlerinin üzerinde hegemonyalarını kuracaklarını ve bunu nasıl sürdüreceklerinin planlarını yaparlar. Anne ve çocuklar babayı, sadece eve para getirmekle yükümlü olan bir adam gibi görüyorlar, baba da bu anlayışla kapitalizmin çarkları arasında akşama kadar eziliyor. Baba da, anne ve çocukları, sadece tüketim yapan birer para öğütücüye benzetiyor. Böylece, aile bireyleri birbirine bakarken gözlerinde çizgi filmlerdeki gibi para birimleri dönüyor.

Bununla da kalmayan kapitalizm, anne ile çocuklar arasını açmak, ilişkiyi koparmak için başka bir plana geçiyor. Bu da anneyi evden uzaklaştırıp, iş hayatına çekmek. Bunun için bin bir türlü naneler yiyor, taklalar atıyor. Kadını, kocasının hegemonyasından(!) kurtarıp özerkliğe kavuşturmak için çocuğunu kreşe/bakıcıya bırakıp iş hayatına dalmasını tavsiye ediyor. “Çocuk da yaparım, kariyer de” diyen kadın, bir türlü “annelik de yaparım” diyemiyor, vakti kalmıyor. İş hayatında, patronunun, müdürünün emirleri altında kendince özgür olan kadın, nedense bu özgürlüğü, iş eşine gelince bulamıyor, zihni kapitalizmin zindanlarında olan kadın, rahat içinde rahat edemiyor. Tüm gün çalışan kadın, yorgun argın eve geldiğinde, eşinden ve çocuğundan gelecek herhangi bir talebe tahammülsüzlük gösteriyor.

Aynı tahammülsüzlük, babada da olabiliyor. Tüm gün, kapitalizmin çarkları altında ezilen baba, yorgun argın eve geldiğinde tek düşüncesi belki dinlenmek oluyor. Sanki iş seyahatinde, gün boyu toplantıdan toplantıya koşmuş iş adamı gibi, sanki otele, artık yatmaya gitmiş biri gibi hareket ediyor.

Çocuklar deseniz, zaten gün boyu bir sürü ders ile beyinleri yoruldu. Bir de akşam, istemedikleri yemek, istemedikleri film olursa bakın siz yaygaraya.

Kardeşlerim! İçiniz mi sıkıldı? Vallahi benim de sıkıldı bunları yazarken, ama maalesef ailelerin birçoğu bu hale gelmiş durumda. İlişkiler, ha koptu, ha kopacak aşamasında. İş böyle olunca, kapitalizmin yüzü gülüyor.

Yok mu bu işin çaresi? Ey doktor, derdime bir deva?

Ey benim kerim kardeşlerim! Her konuda olduğu gibi, aile konusunda da Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellemefendimiz bizim en güzel örneğimiz. O mübarek, ben peygamberim diyerek eşlerini, evlatlarını kayırmadı, kayıramazdı da. Onları, diğer insanlardan ayrı tutmadı. Onlara, bir eş, bir baba, bir dede olarak örnek oldu. Ailesi ve diğer tüm mü’minler de onu örnek aldılar, getirdiklerine tâbi oldular.

O örnek Rasul’ün getirdiği Kur’an’da Allahu Teâlâ söyle buyuruyor:              

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ

“Ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyun. Onun yakıtı insanlar ve taşlardır.”[1]

Ey iman edenler! Kendinizi ve ehlinizi ateşten koruyun, cehennem ateşine sürüklenmelerine sebep olacak fitne ve isyandan koruyarak Allah’ın emirlerine, itaate götürün. Çünkü aile sahibi kendinden sorumlu olduğu gibi ailesinden de sorumludur. Zira konuyla ilgili “Hepiniz çobansınız ve hepiniz teb’anızdan sorumlusunuz.” ve “Sizin hayırlı olanınız, ehline karşı hayırlı olanınızdır.” hadisleri bilinmektedir.

Ebu Hayyan’ın kaydettiğine göre: “Hz. Ömer: Ya Rasulallah! Nefislerimizi koruruz, fakat ehlimizi nasıl koruyabiliriz? demişti. Bunun üzerine Allah’ın Resulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurdu: Allah’ın sizi nehyettiği şeylerden onları nehyedersiniz ve Allah’ın size emrettiği şeyleri onlara emredersiniz. İşte bu, onları korumak demektir.”

Bundan sonrası, sizin plan program yapmanıza kaldı kardeşlerim. Eşinizle, eşiniz ve çocuklarınızla birlikte İslâmî programlar yapın, uygulayın. Eşinizden, çocuğunuzdan şikâyetçi olacağınıza, onları eğitin, öğretin. Siz öğretmezseniz, kapitalizm bu işi çok seviyor, kendi fikirlerini, anlayışlarını öğretir. Siz, eşinize ve çocuklarınıza zaman ayırmazsanız, bir daha zaman ayıracak eşinizi ve çocuğunuzu bulamazsınız, bir de bakarsınız ki kapitalizmin girdabında kaybolmuşlar.

Biliyor ve inanıyoruz ki gayelerin gayesi Allah’ın rızası için çobanlık yapan bizler için, bu anlayışı eşimize ve çocuklarımıza taşıyabildiğimiz müddetçe hem bu dünya, hem de ahiret yurdu bizim için Cennet mekân olacaktır inşaAllah.

Çobanlık, evin reisi olan babaya düşer. Yazımı çobanlıktan ne anlamamız gerektiğinden bahsederek sonlandıracağım.

- Her baba, ailesinden hesaba çekilecektir.

- Baba, ailesinin, zamanlarını, güçlerini, enerjilerini nasıl ve ne şekilde kullandığından da hesap verecektir. Ailesine ne şekilde faydalı oldu, ne kadar zararı dokundu, bunlardan ayrı ayrı ilahi divana hesap verecektir.

- Baba, azimli fakat öfkeli olmayan, yumuşak huylu fakat otoriter olan bir şahsiyete sahip olmalıdır.

- Baba, sürüsüne sahip olması için doyurucu, başı ve sonu belli bir plan ve programa sahip olmalıdır. Sadece işin edebiyatını yapmak aileye hiç bir şey kazandırmayacaktır.

- Baba, ailesine bilgi verirken, ayrıca bu bilgileri nerede, nasıl ve ne şekilde kullanacağını da öğretmelidir.

- Baba, eşi ve çocuklarıyla empati yapmalıdır.

- Baba, ailesi üzerinde çok hassas davranmalıdır. Bunun için Rabbi ile olan münasebeti ne kadar kuvvetli olursa, ailesi ile olan irtibatı o nispette olacaktır.

- Baba, eşi ve çocukları arasında cereyan edecek olan her hadiseden haberdar olmaya gayret sarf etmelidir. Ve onları nasihatlerinden mahrum bırakmamalıdır.

- Baba, ailesinin hal ve hareketlerini kontrol etmede gevşeklik göstermemelidir. Tavizsiz olmalıdır. Bilakis çifte standart kullanabilecek noktaya gelmemeleri için her türlü tedbiri almalıdır. Çocuklarının arasını ayırmamalıdır.

- Babanın, ailesinin bir ferdine kızması, babanın o aile bireyine olan merhametinin zirvesi olmalıdır.

Bütün bu saydığımız hususiyetler, samimi adımlarla sırat-ı müstakimde yolculuk yapan bir ailenin reisinde olması gerekenlerdir. Rabbim, Müslümanların ailelerine dünya ve ahiret saadeti versin inşaAllah.

 

 



[1] Tahrim Suresi 6

 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz