DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR TİYATROSU VE BM’NİN GELECEĞİ

Mustafa Küçük

Bir kişinin sergilediği hâl ve hareketin hayatta karşılığı yoksa halk arasında ona “Adam resmen oynuyor!” derler. Bir faaliyet, bir işleyiş, bir uğraşın gerçekte bir etkisi yoksa insanlar onun için “Tam bir tiyatro!” ifadesini kullanırlar. Bir kişi algı oluşturmak peşinde ise ona “Türbinlere oynuyor!” nitelemesinde bulunurlar.

Günümüz dünyasında hemen hemen her alanda yukarıda zikredilen nitelemeleri hak edecek onlarca sergilenen eylemlere rastlamak mümkündür. Ancak bu konuda en usta olanların siyasiler olduğu muhakkaktır. 

İnsanların eyleme dökmekten fersah fersah uzak oldukları koca koca lafları söylemelerinin psikolojik ve sosyolojik nedenleri vardır elbette!.. En büyük lafların gerçekte en küçük insanlardan çıkmış olması da nevi beşere münhasır bir özellik olsa gerek. Kaldı ki doğrular öyle değerlidir ki onların seslendirilmesi ikiyüzlü yalancı insanlara hiç mi hiç yakışmaz!  Dünya kamuoyunda “çadır devleti” nitelemesine maruz kalan bir devletin dünya siyasetine etkisi hiç hükmünde olan ikiyüzlü bir liderinin aşağıya aldığımız sözlerini okuduğunuzda elbette ki şaşıracaksınız.

Evet Kaddafi’den bahsediyorum.  2009 yılında ilk kez konuşma yaptığı BM Genel Kurulunda doğruları dile getiren bir konuşma yapmıştır. Ancak bu sözler ile onun uşaklık yapan karakteri uyuşmadığından insan bu konuşmaya “Tam bir tiyatro!” nitelemesinde bulunmadan edemiyor.

Kaddafi; BM'nin, kurulduğu 1945 yılından bu yana dünya genelindeki 65 kadar savaşı önlemekte başarısız olduğunu söylediği konuşması öncesinde Barack Obama ve ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton salonu terk etmiştir. Kaddafi BM'yi yerden yere vurduğu konuşmasında BM sözleşmesini kürsüye fırlatmıştır. BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimî üyesinin hâkimiyetinde olduğunu, ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’yı bunu kendi çıkarları doğrultusunda kullanmakla suçlamıştır. “Veto, BM Şartnamesine aykırıdır, daimî üyelerin varlığı BM Şartnamesine aykırıdır!” diyen Kaddafi, salondaki Avrupalı liderlere de “…Yahudi soykırımından ve Avrupa'daki ölü yakma fırınlarından biz değil, sizler sorumlusunuz!" cümlesini sarf etmiştir.[1]

Evet, “Sadece bir konuşma!” nitelemesinde bulunmayı hak eden eşine az rastlanır bir örnek. “Adam resmen oynuyor!” diyebileceğimiz bir durum. “Tam bir tiyatro!” ifadesini yüzde yüz hak eden bir vaziyet. Zira Kaddafi’nin BMGK daimî üyeleriyle alıp veremediği bir şey yok. Adam ülkesinin kaynaklarını yabancı şirketlere peşkeş çekmekle yetinmemiş, topladığı tonlarca nakit paraları, altınları bile efendilerine servis etmekten geri durmamıştır.

Salonu terk edenlerin konuşmanın içeriğinden değil konuşan adamın gereksizliğinden dolayı bunu yaptıklarını düşünmeden edemiyorum. Sözü ile davranışları birbirine uymayan kişi gereksiz değil de nedir Allah aşkına!

“Dünya beşten büyüktür!” klişe hâline gelen lafıyla aynı tiyatronun Erdoğan tarafından oynandığına şahit olmaktayız. Hem de Kaddafi’yi unutturacak bir ısrarla! Bir kişinin gereğini yapmadığı bir sözü kendi adına tescil edecek kadar ileri gitmesinin ahir zaman alameti olduğunda şüphe yoktur. Evet, Erdoğan’ın vekili Arzu Akalın Türk Patent ve Marka Kurumu’na Haziran 2018’de başvurarak, “Dünya Beşten Büyüktür!” sözünün tescil edilmesini istemiş ve bu doğrultuda tescil edilmiştir.[2]

Aynı cümlede hem BM’i göreve çağırmak ve hem de “Dünya beşten büyüktür!” sözünü sarf etmek gerçekten çok iyi bir tiyatro oyuncusu olmayı gerektirir. Nitekim Erdoğan “Daha fazla mazlum insan hayatını kaybetmeden, BM sorunlara ağırlığını koymalıdır. Altını çizerek ifade etmeliyim, dünya 5’ten büyüktür!" diyerek bu becerisini ispatlamıştır.[3]

24 Eylül 2014 tarihinde BM 69. Genel Kurulunda, 26 Eylül 2019 BM 74. Genel Kurulu Genel Görüşmeleri Açılışı’nda ve sair siyasi faaliyet etkinliklerinde bu sözü defalarca dile getirerek BM’den çok çekmiş halkları derin beklentilere sürüklemiştir. Bununla birlikte 24 Ekim BM Günü’nü de kutlamayı ihmal etmemiştir.[4]

Söz ve davranışları çelişkilerle dolu bir siyasi figür olan Erdoğan bu tavrını NATO konusunda da sürdürmüştür. Nitekim, 28 Şubat 2011’de “NATO Libya’ya müdahale etmeli midir? Böyle bir saçmalık olur mu yahu? NATO’nun ne işi var Libya’da? Türkiye olarak biz bunun karşısındayız!” derken, Erdoğan, 21 Mart’ta “NATO, Libya’nın Libyalılara ait olduğunu tespit ve tescil için oraya girmelidir!” demiştir.[5]

Kaldı ki Erdoğan da çok güzel sözler sarf etmiştir. BM’in gerçek yüzünü deşifre etmek adına çok güzel tespitlerde bulunmuştur. Mesela “BM Güvenlik Konseyi, veto hakkına sahip 5 üyenin çıkarlarına hizmet eden, zulümlere seyirci kalan bir yapıya bürünmüştür.” “Özellikle Güvenlik Konseyi sadece veto hakkına sahip 5 ülkenin çıkarlarına hizmet eden, dünyanın diğer bölgelerinde yaşanan zulümlere seyirci kalan bir örgüte dönüşmüştür.” “Geçmişte Bosna’da, Ruanda’da, Somali’de yakın tarihte Myanmar’da, hâlen Filistin’de yapılan katliamlar hep BMGK’nun gözü önünde gerçekleşmiştir.”[6]

Ancak böyle devasa bir örgütü içinde yer alarak onu hizaya getirme çabası sahici görünmemektedir. Olsa olsa tribünlere oynama kategorisinde bir eyleme karşılık gelmektedir. Zira içinde yer alarak yapılacak her tenkitin BM’in bünyesini pekiştireceği sır değildir. Bu küresel emperyalist örgütün temel felsefesine, dünya görüşüne, hayata bakış açısına yönelik söyleyecek sözü olmayanların tenkitleri örgütün meşruluğunu arttıracaktır. Sadece örgütün işleyişine ve hantallığına karşı yapacağınız eleştirilerin mazlum milletlere bir yararı olmayacaktır. Aksine onları bir beklenti içine sokarak BM dışında başka daha hakkaniyetli bir evrensel örgüt arayışına girmelerine mani olacaktır.

24 Ekim 1945’te kurulan BM kendini, dünya barışını, güvenliğini korumak ve uluslararasında ekonomik, toplumsal ve kültürel bir iş birliği oluşturmak, adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş küresel bir kuruluş olarak tanımlasa da gerçekte bir tiyatro sahnesinin ötesine geçmemektedir. Çünkü egemen küresel güçler tarafından yazılan senaryolar orada sahnelenerek bir oyun oynanmaktadır. Zira bu örgütü dizayn eden ve kuran güçler dünya üzerindeki egemenliklerini sonsuza dek garanti altına almayı amaçlamışlardır. Söz konusu örgüt Fransa, Çin, İngiltere, ABD ve SSCB’nin temsilciliğiyle kurulmuştur. Nitekim bu devletler veto hakkı vb. ayrıcalıklı yetkilere sahip beş daimî üyeyi temsil etmektedir.

Dikkat edilirse BM, Hilâfet’in ilgasının üzerinden henüz 21 yıl yedi ay geçmesinin ardından kurulmuştur. Yani Osmanlı Hilâfet Devleti ortadan kaldırıldıktan sonra BM ihdas edilmiştir. Zaten böylesi bir zalimane örgüt ancak İslâm Devleti yokken kurulabilirdi. Zira İslâm Devleti olsaydı fitne kaynağı ABD maşası böyle bir evrensel örgütün oluşmasına imkân tanımazdı.

Gerçek şu ki; bu seküler yapı küresel kapitalist sömürgeci güçlerin insanlık dışı icraatlarını meşrulaştırdıkları bir noter görevi görmektedir. Devletlerarası ilişkilerde adaleti ve güvenliği tesis etmekten uzak olduğunu ispatlamıştır. Islah edilmesi gayri kabil bir örgüttür. Zülüm ve fesat kuruluş felsefesinde mevcuttur. Nitekim BM Genel Kurulu'nun 10 Aralık 1948 tarih ve 217 A(III) sayılı kararıyla ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi bu yapının temel felsefesini teşkil etmektedir. Bu anlayışın insanlığı getirdiği nokta ortadadır. Dünyanın, devletlerarası ilişkilerde orman kanunlarının bu denli egemen olduğu bir zaman dilimine şahit olduğu kanısında değilim. Özellikle İslâm coğrafyası sahipsizliğin bütün acılarını bir bir yaşamaktadır. Sömürgeci devletler vekalet savaşlarıyla İslâm coğrafyasını kan ve gözyaşına boğarken BM yazılan senaryoları sahnelemeye devam etmektedir. Küresel güçler daha öce zaaflarını örtbas edebilmekteydi. Ancak korona virüs bu imkânı küresel güçlerin elinden almıştır. AB ülkeleri ve Amerika’nın halklarının güvenlik, sağlık ve geçim sorunlarını çözmekten aciz kaldıklarını ayan beyan bize göstermiştir. Laik demokratik kapitalist sistemin foyasını ortaya çıkarmıştır.

Diğer taraftan İslâm âleminin nasihatle olmasa bile musibetle de olsa kaybettiği sahil-i selamet yolu olan İslâm’ın izini bulduğuna şahit olmaktayız. Bütün bu faktörler yeni bir dünya düzeninin kapıda olduğunu müjdelemektedir. Bu yeni dünya düzeni II. Râşidî Hilâfet’ten başkası olmayacaktır. Kurulacak II. Râşidî Hilâfet Devleti’nin BM’i işlevsiz kılacağı inkâr edilemez. Laisizm ve demokrasinin dünya üzerindeki hegemonyasına son verildiği gün BM ilga edilecektir. Yerine İslâm’ın gölgesinde hak, hukuk ve adalet ilkeleri üzerine devletlerarası ilişkileri düzenleyen yepyeni bir evrensel yapı kurulacaktır. Öyle ki ne sömürü düzenlerine ne etnik çatışmalara ve ne de vekâlet savaşlarına meydan verilmeyecektir. İşte o gün Rabbimizin şu mübarek sözleri bütün ihtişamıyla hayata yansıyacaktır:

[وَقُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُۜ اِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا]

“De ki: Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur.”[7]



[1] CNN Türk; 23.09.2009

[2] Milliyet Gazetesi;25.03.2019

[3] El-Cezire Türk; 24 Eyl 2014

[4] Ege Postası; 24.10.2020

[5] Gündem Haber Sitesi; 04-12-2019

[6] BBC Türkçe Haberler.com; 25.09.2018

[7] İsra Suresi 81


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz