İKİ DEVLET ÇÖZÜMÜ VE YÜZYILIN ANLAŞMASIYLA FİLİSTİN’E İHANET ÜZERE NORMALLEŞME

Esad Mansur

Filistin’in İslâm’la ve Müslümanlarla alakası şu ayetle başladı:

[سُبْحَانَ الَّـذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ]

“Kendisine bazı ayetlerimizi göstermek üzere kulunu Mescid-i Haram’dan etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya geceleyin götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten her şeyi işitmekte ve görmektedir.”[1]

Bu nedenle Filistin meselesi akideye bağlanmış oldu. Müslüman Kur’an’ı okudukça bu meseleyi unutmaz. Filistin İsra ve Miraç yeridir, Necm Suresinde geçtiği gibi oradan Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem göklere çıktı, büyük mucizeler gördü ve ümmetine en büyük hediye olan beş vakit namazıyla döndü.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem başta olmak üzere Müslümanlar oraları fethetmek üzere hareket ettiler. Filistin sınırında olan Mute Savaşı ve ondan sonra Tebuk Savaşı. Her ne kadar bu savaşlar dünyadaki en büyük imparatorluk olan Roma’ya karşı ise de Şam ve Filistin’i fethetmeye yönelik idi. Bu savaşlarla İslâm Devleti büyük devlet oldu. Çünkü en büyük devletle savaşmaya başladı. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem dış siyasette bu çizgiyi çizdi, ümmetine ve halifelerine yol haritasını gösterdi. Filistin’in ehemmiyetini de vurguladı. O’nun vefatından beş sene sonra, H. 15. senede, ikinci Râşid Halife Ömer RadiyAllahu Anh yoluyla da Filistin fethedildi.

Yaklaşık beş yüz sene sonra, H-490/M-1096’da kafirler Müslümanların bölünmüşlüklerini değerlendirip Filistin’e başta olmak üzere Şam diyarına, Anadolu’ya, Kıbrıs, Tunus ve Kafkas memleketlerine kadar haçlı seferleri başlattılar. Milyonlarca Müslümanı katlettiler. Yaklaşık yüz sene sonra, H.  583/M. 1187’de Hıttin Savaşı’nda Selahaddin Eyyubi eliyle Küdüs ve Filistin haçlıların pis ellerinden kurtuldu. Ondan sonra diğer yerler kurtulmaya başladı.

Haçlılar bu yenilginin intikamını almak için tekrar İslâm dünyasına egemen olmak ve sömürmek için bir plan çizdiler. Bu sefer hedef Filistin’de Yahudileri yerleştirip onlara vatan ve devlet tesis ettirmekti. Onları himaye etmek bahanesiyle bölgeye müdahale edeceklerdi. Bu şekilde orada daimî nüfuz sahibi olacaklardı. Bu sinsi planın mimarı İngilizlerdi.

Önce Halife II. Abdulhamid RadiyAllahu Anh ile bunu denemek istediler. Zira o Müslümanların halifesidir, eğer bunu kabul ederse büyük zafer gerçekleştirmiş olurlardı. Bu şekilde Yahudilerin temsilcisi Herzl’i halife ile görüşmek üzere yanına gönderdiler. Halife onunla görüşmeyi reddetti, onun arz ettiği Osmanlı Devleti’nin borcunu ve fazlasını ödeme teklifini reddetti. Hilâfet oldukça bir karış dahi onlara vermeyeceğini bildirdi. Halife II. Abdulhamid böyle ideolojik ciddi bir tutum edindi. Şimdiki yöneticilerin yaptıkları gibi Müslümanların meselelerini para karşılığında satmadı. Asrımızdaki yöneticilerin ölçüsü ise sadece çıkar ve menfaattir, başka bir şey değildir.

II. Abdulhamid devrildikten sonra ahmak milliyetçi İttihat ve Terakki ve Jön Türk grubu devleti I. Cihan Harbi’ne soktular. 1917 senesinin sonunda Filistin’de Osmanlı birlik komutanı Mustafa kemal İngilizlerle anlaşarak oradan çekilip Filistin’i İngilizlere teslim etti.

Aynı sene Filistin’de bir vatan tesis etmek üzere İngilizler Yahudilere Balfour vaadinde bulundular.

ABD ve İngiltere başta olmak üzere BM’lere bağlı Güvenlik konseyi 1947‘de Filistin’i bölmek ve Yahudilere bir devlet tanımakla ilgili 181 nolu kararı çıkardı. 1959’de ABD iki devlet çözümünü öne sürdü. Bu çözüm Filistin’in %80’i üzerinde Yahudi varlığı ve Filistin’in %20’si üzerinde “Filistin Devleti”ni kurmayı içeriyordu. ABD bunu uygulamak için 60 sene uğraşıp durdu, fakat başarısız oldu. ABD’nin ve İngiltere’nin amacı “Yahudi Devleti”ni Filistin’de ve bölgede yerleştirmek ve korumaktır. Bunu temin etmeleri için İslâm dünyasındaki rejim ve yöneticileri bununla görevlendirdiler. “Filistin Devleti” kurulursa silahsız ve şeklen bir devlet olacak ve aynı zamanda da asıl görevi Yahudi varlığını korumak olacaktır.

Bu devletler İslâm memleketlerinin Yahudi varlığını tanımaları ve normal ilişki kurmalarını temin etmek üzere çalışma başlattılar. Türkiye Cumhuriyeti ilk devlet olarak 1949’da bu varlığı tanıyarak ihaneti işledi, normal ilişki kurdu, hâlâ bu ilişkiyi devam ettirmektedir.

1978’da Camp David anlaşması sağlanarak eski ABD Başkanı Carter Mısır ile Yahudi varlığı arasında barışı gerçekleştirdi. Bu şekilde Mısır Başkanı Sedat ihanet işledi. Mısır’ı cepheden de çıkardı. O seneden bugüne kadar hâlâ düşmanla ilişkiler normal hâlde devam etmektedir.

1993’de Arafat liderliğinde Filistin Kurtuluş Örgütü Oslo anlaşmasını imzalayarak Yahudi varlığını tanıdı. Bu sefer ihanet Filistin’i temsil ettiklerini iddia edenler tarafından işlendi. Hem de Filistin otoritesinin asıl görevi Yahudi varlığını korumak oldu ve bu görevini de yapmaktadır. 

1994’te ABD eski Başkanı Clinton denetiminde Ürdün kralı Hüseyin Yahudi varlığı ile Vadi Araba adlı barış anlaşmasını imzaladı. Bu şekilde Ürdün rejimi bu hainliği işledi, hâlâ Yahudi varlığı ile ilişkiyi pekiştirmeye çalışıyor.

2017’de ABD yönetimine Trump geçince “Yüzyılın Anlaşması” adlı bir plan ortaya çıkardı. Bu plan karışık ve belirsizdir, uygulanması mümkün değildir. Bunun için ölü olarak doğdu, ABD’nin iki kat başarısızlığını gösterdi, hem kendi planı olan iki devlet düşüncesinin başarısız olduğunu ilan etti, hem de uygulanması mümkün olmayan karmakarışık bir plan çıkardı. 2018’de Kudüs’ü Yahudi varlığının başkenti olarak tanıdı ve Golan tepelerinin Yahudi varlığına ait olduğunu tanıdı.

Daha önce toprağa karşı barış sloganı kullanıyorlardı, ondan sonra barışa karşı barış sloganı kullanmaya başlandı, yani, Yahudilerden toprak istemeyin, sırf ona barış verin size barış versin!

Bu slogan altında Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Sudan’ın Yahudi varlığını tanımalarını ve ilişkiyi normalleştirme anlaşmaları sağladı. Bu devletler çıkarlarını gerçekleştirmek adına bu ihaneti işlediklerini ilan ettiler. Trump yönetimi diğer Arap devletlerin Yahudi varlığını tanımalarını ve normal ilişki kurmalarına da çalıştı. Devletlerin çoğu gizlice Yahudilerle ilişki kuruyor. Her an bir devlet menfaat bahanesiyle Yahudi varlığını resmen tanımaya kalkışabilir. 

Fakat Trump şimdi iktidardan düştü, seçimi kazanan Biden aynı siyaseti takip etmeyebilir. Büyük ihtimalle tekrar iki devlet çözümünden söz etmeye başlar, bu şekilde başarısız bir planla tekrar dünyayı boşuna meşgul edecektir. İslâm dünyasındaki hain yöneticiler, halklarını kandırmak üzere bu planı uygulamaya çağıracaklar. Zira onların Filistin’i ve Kudüs’ü kurtarma planları yoktur. Cihad düşüncesinden çoktan vazgeçtiler. Orduları sırf kendi sistemlerini korumak ve dışarıda ABD yanında ve onun hesabına Müslümanlara karşı savaşmaktadır. Bunun adı maslahat, çıkar, menfaattir! Bunun uğrunda her şey caizdir!

Oysa mesele şer’î hükümlere bağlanmaktır. Şer’î hüküm maslahatı belirler. Riba, içki, kumar, zina gibi ne kadar menfaat sağlasa da birer büyük haramlardır, hiçbir zaman maslahat olamazlar. Kâfirlerle işbirliği, aynı ittifakta bulunmak, Yahudi varlığını tanımak ve onunla ilişki kurmak büyük ihanet ve büyük haramdır.

Merkezi İstanbul olan “Kudüs ve Filistin'e Destek İçin Uluslararası Koalisyon” “Kudüs emanettir normalleşmek ihanettir” sloganı altında 7-8/11/2020 tarihinde video konferansı düzenledi. Konferansta Yahudilerle ilişkiyi kesmeye çağırılmadı! Filistin’i ve Kudüs’ü kurtarmak üzere cihada da çağırılmadı! Öyleyse bu konferans niçin yapıldı?!

İki devlet çözümü Yüzyılın Anlaşması’ndan daha az tehlikeli değildir. Kim bu çözüme çağırırsa ihanet işler. Filistin’in %80’inin Yahudilerin olduğunu tanımış olur. Ayrıca bu çözüm uygulanamaz hâle geldi. ABD sadece dünyayı bu boş şeyle meşgul edecektir. Zira Filistin %20’si olan Batı Şeria’daki toprağın önemli kısmını Yahudiler gasp etti. Bunun %30’u gasp etmeleri sadece resmi ilan bekliyor. Ayrıca diğer kısımlar kuşatma altındadır, her köy ve şehir etrafında birçok yerleşim yeri vardır, duvar hepsini kuşattı. Nasıl olacak da orada ufak bir yerde bir devlet kurulacaktır?! ABD eğer herhangi bir plan ortaya çıkarırsa sadece bir aldatma olarak onu ortaya atar. İslâm dünyasındaki yöneticiler de ihanetlerini örtmek üzere halklarını aldatacaklar. Müslümanların çoğu iki devlet çözümünün ne kadar büyük bir ihanet olduğunu bilmiyor. Nitekim Özellikle Türkiye olmak üzere bu çözümü savunan yöneticilerini alkışladılar!

Allah ve Rasulü Filistin ve Kudüs’ü kurtarmanın tek yolunun cihad olduğunu belirlediler. Bunu ilan edecek devlet Hilâfet’tir, laik, demokratik, milliyetçi, sosyalist devletler kesinlikle onu kurtarmaz, hatta kurtarmayı düşünmez. Bu devletlerin hepsinin foyaları açığa çıktı, ya direk Yahudi varlığı tanıyor ve normal ilişki kuruyor ya da içerik olarak tanıyor ve gizlice veya endirekt ilişki kuruyor. Oysa iki devlet çözümünü savunan her devlet Yahudi varlığını tanıyor, bu varlığın gasp ettiği Filistin’in %80’inin onlara ait olduğunu tanıyor. Bunlar dünyadaki cezadan kurtulursa ahirette büyük cezayla karşılaşacaktır. 

Nasıl Halife Ömer Filistin’i fethetti, Abbasi Hilâfet’i döneminde Selahaddin Eyyubi haçlılardan onu kurtardı ve Halife Abdulhamid onu korudu ise yine asrımızda da onlar gibi temiz samimi halifeler yoluyla ancak Filistin kurtulur ve elbet kurtulacaktır. Zira vahiy ile konuşan Rasullullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

[لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقَاتِلَ الْمُسْلِمُونَ الْيَهُودَ فَيَقْتُلُهُمُ الْمُسْلِمُونَ حَتَّى يَخْتَبِئَ الْيَهُودِيُّ مِنْ وَرَاءِ الْحَجَرِ وَالشَّجَرِ فَيَقُولُ الْحَجَرُ أَوِ الشَّجَرُ يَا مُسْلِمُ يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا يَهُودِيٌّ خَلْفِي فَتَعَالَ فَاقْتُلْهُ ‏إِلاَّ الْغَرْقَدَ فَإِنَّهُ مِنْ شَجَرِ الْيَهُودِ]

“Müslümanlar Yahudilerle savaşıncaya kadar kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler hatta Yahudi taş ve ağaç arkasında saklanacaktır. Taş veya ağaç şöyle seslenecektir: Ey Müslüman! Ey Allah’ın kulu! Arkamda Yahudi var, gel onu öldür. Ancak ğarkad ağacı müstesnadır. O Yahudilerin ağacıdır.”[2]

Yine Filistin’in, yani Kudüs’ün Hilâfet’in başkenti olacağına dair bir işaret gösterip Allah’tan bu müjdeyi duyurdu. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem İbni Havale adlı Sahaben’nin başına elini koyarak şöyle buyurdu:

[يَا ابْنَ حَوَالَةَ إِذَا رَأَيْتَ الْخِلاَفَةَ قَدْ نَزَلَتْ أَرْضَ الْمُقَدَّسَةِ فَقَدْ دَنَتِ الزَّلاَزِلُ وَالْبَلاَبِلُ وَالأُمُورُ الْعِظَامُ، وَالسَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ أَقْرَبُ مِنَ النَّاسِ مِنْ يَدِي هَذِهِ مِنْ رَأْسِكَ]

“Ey İbni Havale! Kutsal toprağa (Filistin) Hilâfet’in indiğini gördüğün zaman, zelzele, bela ve büyük olayların meydana gelmesi yaklaşmış oldu. O gün benim elim senin başına ne kadar yakınsa kıyamet daha yakın olur.”[3]

Bunun manası, Hilâfet önce bir yerde kurulacak, Filistin ve Kudüs’ü kurtaracak, ondan sonra başkent Kudüs’e taşınacaktır. O dönemde büyük bela ve olaylar olacak, bütün kâfirler Müslümanlara saldırmaya çalışacaklar, yeni haçlı seferi başlatacaklar. Zira bu kutsal toprağı kaybederlerse kendilerini büyük yenilgiye uğramış kabul edecekler. Müslümanlar eskiden nasıl Filistin’i haçlılardan kurtardıklarında canlandılarsa Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi olan İstanbul fethini gerçekleştirmeye tekrar hazırlandılar. Bugün de Filistin’i kurtardıktan sonra Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ikinci müjdesi olan Roma’yı fethetmeye hazırlanacaklar. İşte Batıyı, Haçlıları korkutan budur.  



[1] İsra Suresi 1

[2] Buhari ve Müslim

[3] Ebu Davud ve Hakim


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz