PETROL VE DOĞALGAZA ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARI NELER?

Mehmet Çetinbudak

Alternatif olarak kullanılabilen enerji kaynakları nelerdir? Bu kaynaklar fosil kaynakların yerini tutabilir mi? Alternatif enerji kaynaklarına, dünyada ve Türkiye’deki bakış nasıldır? Petrol ve doğalgazın öneminin azaldığı görüşü gerçek mi, yoksa bir aldatma mı? İşte bu makalemizde bu surulara cevap veriyor olacağız.

Enerji iş yapabilme kabiliyeti olarak tanımlanır. Endüstriyel manada insanlığın huzuru ve refahı için hizmet veren her enerji türü mühendislik ilgi alanına girer. Günümüzde, endüstrinin en temel enerji tüketimi elektrik enerjisi olup, onu ısınma, ısıtma ve yakıt amaçlı fosil yakıtlar (petrol, kömür, doğal gaz...) takip etmektedir. Geçmişten günümüze elektrik ekseriyetle hidrolik santraller vasıtasıyla üretilmektedir. Arazi yapısı ve nehir potansiyeli uygun olmayan ülkeler ise termik santraller vasıtasıyla elektrik ihtiyacını karşılamışlardır. Tüm ülkeler yine ısınma ihtiyacını kömür veya petrol ile karşılamaktadırlar. Diğer taraftan enerji ve yakıt talebi sürekli olarak artmaktadır. Dolayısıyla hidrolik santraller veya termik santraller vasıtasıyla ve kömür veya petrol vasıtasıyla yakıt talebi karşılanamaz hâle gelmesi olası bir durumdur.



 

Özellikle kömür ve petrol rezervlerinin sınırlı olması ve tükenebilir olması gelecek enerji talebini planlayan enerji projeksiyonlarında çok dikkatle değerlendirilmektedir.

Ülke politikalarında hemen hemen enerji başrolü oynamaktadır. Bir noktada bir ülkenin bağımsızlığı artık kendi enerjisini karşılayabilme potansiyeli ile belirlenmektedir. Enerji olmadan endüstri, endüstri olmadan refah ve mutlu toplum veya bağımsızlığını koruyabilme yeteneği olamayacağı iddiasından yola çıkarak enerjisiz bir ülke siyaseti düşünülemeyeceği söylenebilir.

Petrol fiyatlarındaki artış, petrol bağımlısı ülkelerde ekonomik krizlere, ekonomik krizler de halk ayaklanmasına, böylece de dış ülkelerin müdahalesine ortam hazırlamıştır. Bu ülkeler hayatlarını idame ettirmek için IMF politikalarına mahkûm olarak bağımsızlıklarından belirli ölçüde fedakârlık etmişlerdir. Bununla birlikte, 1974 petrol krizinde sanayileşmiş ülkeler, teknolojileri ve sanayi ürünleri ihracatları vasıtasıyla, geniş ölçüde petrol kaynaklarına sahip değilken, hafif bir sıkıntı ile bağımsızlıklarından ödün vermeden krizi atlatmışlardır. Hatta benzer bir duruma tekrar düşmemek için enerjide bağımsız hâle gelmenin yöntemlerini aramışlardır.

Diğer taraftan, fosil yakıtlar açısından çok zengin olmalarına rağmen bunu halkının yararına kullanamayan ülkelerin mevcudiyeti (Irak/Venezuela) durumu hazindir. Enerji politikasının mutlaka siyasi basiret ve doğru yaklaşımlar ile yönetilmesi gerek yoksa topraklarının altında olan kaynaklar açıktan ya da gizliden sömürgecilere peşkeş çekilebilir.

Petrol, kömür ve hidrolik potansiyele dayanmayanlar, bilimsel terminolojide Alternatif Enerji Kaynakları olarak isimlendirilen, yeni enerji kaynakları geliştirmişlerdir. Bu kaynakların her ülkede olabilecek olmasına özellikle dikkat çekilmektedir. Hiç şüphesiz en temel alternatif enerji, tasarruf veya izolasyon ile kazanılan enerjidir. Sonuç olarak, klasik enerji kaynakları olan hidrolik enerji ve fosil yakıtlara alternatif olabilecek enerjiler aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi sınıflandırılabilir.



 

Tabloda verilen ve kaynak itibarıyla insanlık hayatı açısından “sonsuz” sayılabilecek kadar çok olan enerjiler “Yenilenebilir Enerji” olarak isimlendirilmektedir. Fosil yakıtların içindeki karbon, havadaki oksijen ile birleşerek CO2  (tam yanma hâlinde) veya CO (yarım yanma hâlinde veya yanma havasının az olması durumunda) gazları ortaya çıkmaktadır. Yine yakıt içerisinde eser miktarda bulunan kurşun, kükürt gibi elementler yanma sıcaklığında oksijen ile birleşerek insan sağlığı açısından önemli tehdit oluşturan bileşikler (SOx,PbO, NOx...) oluşturmaktadır. Bu yanma ürünleri atmosfere bırakılmakta ve atmosfer içerisinde birikmektedir. Fotosentez, çürüme gibi tabii dönüşümler bu birikime engel olabilse de aşırı yakıt tüketimi kısa süreli bir birikime neden olmaktadır. Atmosfer içinde biriken yanma gazları güneş ve yer arasında tabii olmayan katman meydana getirmekte, insan ve bitki hayatı üzerinde negatif etkiye neden olmaktadır. “Sera Etkisi” olarak da bilinen bu etki ve insan sağlığı bugün önemle üzerinde durulan olgulardır. Böylece tabiatın ve tabii değerlerin korunması amaçlı “Çevreci Düşünceler” toplumlarda taban bulur ve bazı siyasi partilerin politikasına temel teşkil etmektedir.

Dolayısıyla endüstrinin veya toplumun enerji talebi düşünülürken, seçilecek enerji türünün çevre ve insana olan etkisi de düşünülmek durumundadır. İlave olarak, fosil yakıtların ana maddesi olan karbon endüstrinin en temel malzemesi olan çeliğin de önemli bir elementidir. Gelecek nesillerin sanayisinde üretilecek plastik-sentetik kumaş, solventler, yağlar, karbon lifli ürünler için de mevcut fosil yakıt kaynaklarının muhafazası gerekir. Kömür rezervlerinin yaklaşık 200 yıl, petrol rezervlerinin yaklaşık 30 yıl dayanacak olması iddiaları alternatif enerji kaynaklarına olan ihtiyacı daha belirgin hâle getirmektedir.

Genel manada bunlar söylenebilir. Ancak, Türkiye açısından enerji profilinin ve bu alternatif enerji kaynakları açısından potansiyellerin tartışılması gerekmektedir. Daha önce ifade ettiğimiz gibi ülke bağımsızlığının büyük oranda enerjiye bağlı olması görüşü bu önemi daha da artırmaktadır. Başka bir ifade ile cevaplanması gereken soru yukarıdaki tabloda sıralanan enerji türlerine göre “Türkiye enerji projeksiyonunu nasıl belirlemelidir?” sorusudur.

Türkiye bugün yeterli miktarda linyit ve kömür rezervine sahiptir. Linyit kalitesi (alt ısıl değeri) iyi olmasa da koklaştırma gibi yöntemlerle ıslahı mümkündür. Bununla birlikte petrol ihtiyacının büyük kısmını (≈%85) ithalat yoluyla karşılamaktadır. Özellikle son zamanlarda çevresel etki nedeniyle tercih edilen doğalgaza bir yönlenme vardır. Büyükşehirlerde hava kirliliğinin çok artması bu yönlenmeyi ve kaliteli kömür ithalatını artırmıştır. Güneş enerjisi sadece ısınma, kurutma ve sıcak su eldesinde kullanılmaktadır. Kütle geniş bir kullanıma sahip değildir. Rüzgâr enerjisinin lokal olarak bazı uygulamaları vardır. Dalga enerjisi hiç ele alınmamışken, henüz ekonomik olmayan hidrojen de geniş olarak kullanılmamaktadır. Endüstrinin temel ihtiyacı olan elektrik tamamen hidrolik santraller ve linyitli veya doğalgazlı termik santraller vasıtasıyla karşılanmaktadır. Dünya elektrik enerji üretiminin yaklaşık %20’sinin karşılandığı nükleer enerji ve teknolojisi Türkiye’de aktif olarak kullanılmamaktadır.

Bugün dünyada 450 kadar elektrik enerjisi üretmek için, 450 kadar da araştırma reaktörü veya askerî amaçlı kurulmuş, toplam 900 nükleer reaktör mevcut iken Türkiye sadece 3 araştırma reaktörüne sahiptir. Çok küçük olan bu reaktörlerde bazı akademik çalışmalar yapılmakta, kısmen de tıbbi amaçlı kullanılmaktadır. Dünyada bunlara ilave olarak denizaltı ve gemilerin tahrik mekanizması olarak kullanılan 400’den fazla reaktör mevcuttur. Jeotermal enerjinin yine birkaç lokal uygulaması mevcuttur.

Türkiye, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması, yerel kaynakların kullanımının azami seviyeye yükseltilmesi ve iklim değişikliğiyle mücadele hedeflerinden yola çıkarak, ulusal enerji bileşiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payını yükseltme ve enerji sepetine nükleer enerjiyi de ekleme yolunda çalışmalarını sürdürme iddiasında olan bir devlet konumundadır.

Türkiye bu motivasyon ile yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesine verdiği önemin bir ifadesi olarak, 26 Ocak 2009 tarihinde Bonn’da düzenlenen konferans sonunda imzalanan anlaşmayla, Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın (IRENA) kurucu üyeleri arasında yer almıştır.

Fosil yakıtlara (petrol, kömür, doğalgaz) alternatif olarak düşünülen yenilenebilir enerji kaynaklarının gerçekten tam bir alternatif olabilme durumu tartışmaya açıktır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi yadsınamaz. Ancak bu petrol ve doğalgazın önemini azaltmaz. Uzun vadede, muhakkak tüm dünya alternatif enerji kaynaklarını kullanmaya doğru evirilecektir. Ama kullanım miktarı azalsa da petrol, doğalgaz, kömür gibi fosil yakıtlar önemini sürdürmeye devam edecek, belki de azalması durumunda, önemi daha da artacaktır.

Bu noktada, bazı saptırmalar, mugalatalar söz konusudur.

Örneğin, otomobillerde elektrik kullanımı konusu. Elektrikli otomobil adından da anlaşılacağı gibi elektrik ile çalışıyor. Yapılan pazarlama hep “0” emisyon üzerine. Peki sormak lazım? Araç belki emisyon yaratmıyor tamam. Peki aracın kullandığı elektrik nasıl üretiliyor? Yine doğalgazdan değil mi? Asıl konu bu noktadaki hedef saptırma. Elektrikli otomobilin kullandığı elektrik alternatif enerji kaynaklarından üretilebilir ise o zaman “0” emisyondan bahsetmek doğru olabilir.

Diğer taraftan elektrikli araçlar benzinli ya da dizel araçlardan pahalı. Benzin ve dizel yakıt sistemlerine sahip araçlar yıllardır firmaların rekabet içinde olması sebebiyle yapılan AR-GE, ÜR-GE faaliyetleri ile halk kullanımına uygun fiyat düzeyine indirilmişken yapılan lobi faaliyetleri ile elektrikli araçlar pazarlanmaya çalışılıyor. Eğer çevresel duyarlılıktan dem vuruluyorsa, dikkat çekmek gerekir ki bataryaların kullanım ömrü sona erince nasıl bertaraf edileceği hâlâ tartışılan en basit konu.

Biliyorsunuz dizel emisyon krizi patladı. Alman araç üreticilerinin araçlardaki emisyon değerlerinin gerçek değerlere nazaran az gösterilmesi konusundan bahsediyoruz. Araç test edilirken az emisyon değeri gösterilirken, yolda aslında yüksek emisyon gerçekleştiriyor. Bu Amerika’da tespit edildi. Biliyorsunuz, ABD’de 6-8 silindir araçlar revaçtadır. Özellikle erkek araç kullanıcıları, motorun çıkardığı sesi duymak isterler. Ancak, Ford, GM, Chrysler, Chevrolet, Jeep gibi araçları üreten ABD otomobil firmaları VW, BMW, Mercedes, Audi, Skoda, Seat, Opel gibi Alman otomobil üreticileri tarafından baskılanıyordu, pazarda eziliyordu. Yani bu dizel emisyon krizi, Alman otomotiv sektörüne karşı, Amerika’nın vurmuş olduğu bir darbe oldu. Yoksa küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlamaya yönelik uluslararası tek çerçeve olan Kyoto protokolünde imzası olmayan en bariz ülkelerden biri olan ABD’nin emisyon değerleri ile pek de sorunu olduğunu söyleyemeyiz.

Özet geçmek gerekirse, alternatif enerji kaynakları devletlerin enerji politikalarında önemli bir yer tutar hâle gelmiştir. Muhakkak kullanım alanları yaygınlaşacaktır, yaygınlaştırılmalıdır da. Ancak burada, devletlerin destek politikaları ve teşvikleri önem arz etmektedir. Diğer taraftan petrol, kömür, doğalgaz gibi fosil yakıtlar önemini sürdürmeye devam etmektedir. Değindiğimiz gibi azalması durumuna karşı daha fazla rağbet görmeye ve uğruna verilen savaşlar hararetlenmeye devam edecektir. 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz