ENERJİNİN SAHİBİYİZ AMA HAMALLIK YAPIYORUZ!

Haluk Özdoğan

Günümüzde enerji, devletlerin güç faktörlerinden biri ve diğer ülkelere bir baskı aracı olarak kullanılabilecek stratejik öneme sahip bir konuma ulaşmıştır. Bu konumu dolayısıyladır ki son zamanlarda yaşanan Doğu Akdeniz Havza’sındaki ülkeler arası gerilim, bunun en hissedilir örneklerinden biridir. İnsanlık olarak enerji hammaddelerine muhtaç olduğumuz gibi, devletler de ekonomik varlıklarını istikrarlı bir şekilde sürdürebilmek için, enerji hammaddelerine erişime ve bu erişimin güvenliğine bağlı hâle gelmiştir. İşte enerjiye olan bu bağımlılık, enerji hammaddelerini elinde bulunduran ya da bu hammaddeleri kontrol eden ülkeleri başka ülkeler üzerinde söz sahibi yapmaktadır. Bu bağımlılık faktörü, sömürgeci kapitalist devletler nezdinde, uğruna insanlığı kan ve gözyaşına boğma pahasına savaşlar planlayacak, kapitalist tamahı azgınlaştırmaktadır.

Hiçbir ideolojiye sahip olmayıp, başta ABD olmak üzere Batı’nın yörüngesinde olmayı, gönüllü hizmetkarlığını üstlenmeyi, “ülke menfaati” adı altında pazarlayan köle ruhlu, uşak yöneticiler yüzünden Müslüman halklar, gün yüzü görmüyor. Efendilerinin maslahatlarını kendi maslahatları bilmiş bu yöneticiler, efendileri adına vekalet savaşı yürütürken figüran oldukları hâlde, Müslümanları aldatmak için kendilerini “bölgesel aktör” ya da yerine göre “küresel aktör” olarak sunabilmektedir. Bu yazımızda Türkiye özelinde meseleye yaklaşacak ve “Enerji bağlamında ne durumdayız? Gücümüz nedir? Ne derece dışa bağımlıyız? Jeostratejik konumumuzdan hak ettiğimiz payı alıyor muyuz?” gibi sorulara cevap arayacağız.

Türkiye uzun yıllar İngilizler’in çizdiği misyonla “Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan köprü ülke” olarak tanımlanırken, Amerikalılarca çizilen misyona göre ise “merkez ülke” olarak kabul edilir. Her iki sömürgeci devletin yerli siyasi uzantıları tarafından bu tanımlamalar dillendirilir ancak, ister “köprü ya da transit” ister “merkez” densin, enerji politikalarında bağımsız olamadığımız gibi, ülkemizden geçen, kilometrelerce petrol ve doğalgaz boru hatlarına rağmen, enerjide dışa bağımlılığımızın petrol ve doğalgazda hâlen %99 veya toplam enerjide %76 oranında ithalata muhtaç olduğumuz gerçeği ile yüz yüzeyiz. Son 25 yılda Türkiye’nin yıllık birincil enerji (fosil yakıtlar) bakımından tüketimi 55 milyon ton petrolden 155 milyon tona yükselmiştir. Birincil enerji kaynaklarında dışa bağımlılığın yüksek olması nedeniyle Türkiye, yüksek miktarda dış ticaret açığı ve cari işlemler açığı vermektedir.

Enerjide dışa bağımlılığın ülkenin siyasi manevra alanını kısıtlama tehlikesi sıkça dillendirilse de, çözüm olarak kaynak çeşitlendirme öne çıkıyor. Örneğin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) verilerine göre Türkiye’nin 2019 doğal gaz ithalatında Rusya’nın payı %33,61 iken, 2020 yılı itibarıyla bu oranda %72 daralma gerçekleştiği ABD menşeli LNG (Sıvılaştırılmış Doğalgaz) ithalatının Rus doğalgazına alternatif olarak yükselişe geçtiği ifade ediliyor. Her ne kadar “enerjide yerlileşme” ve “yenilenebilir enerji” alanında yatırımlar yapılsa da, dışa bağımlılığın azaltılması bakımından sembolik bir değer taşımaktadır.

Yukarıda da belirttiğim gibi Türkiye, kilometrelerce Ham Petrol ve Doğalgaz Boru Hatları ve projelerinin odağında yer alıyor. Bu hatlar ihtiyaca yetmediği gibi başka ülkelerden de yine ithalat yapmak durumunda kalıyoruz. 2019 yılında 31 milyon ton ham petrol ithalatı gerçekleştirilmiş, bunun yanı sıra 13,7 milyon ton da petrol ürünü ithal edilmiştir. Şimdi mevcut ve proje durumundaki boru hatlarına kısaca bir göz atalım;

Ham Petrol Boru Hatları

Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı

27 Ağustos 1973 tarihinde Türkiye ve Irak arasında yapılan anlaşmayla, Irak’ın Kerkük ve diğer üretim sahalarında üretilen ham petrolün Ceyhan Deniz Terminali’ne ulaştırılması amacıyla inşa edilmiştir. İlk hat 1976 yılında işletmeye alınmış ve ilk tanker yüklemesi 25 Mayıs 1977 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Birinci boru hattına paralel olan ve inşaat çalışmaları 1985 yılında başlayan ikinci boru hattı 1987 yılında tamamlandı. [1] Bu ikinci hat ile birlikte yıllık taşıma kapasitesi 70,9 milyon tona yükselmiştir.

Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı

18 Kasım 1999 tarihinde Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye arasında Hükümetlerarası Anlaşma imzalanmış, bu anlaşmanın eki olan Evsahibi hükümet anlaşması da, 19 Ekim 2000’de Türkiye ile Ana İhraç Boru Hattı İştirakçileri arasında imzalanmıştı. BTC boru hattının 1076 km’lik Türkiye bölümü BOTAŞ tarafından yapılmıştır. Boru hattının Türkiye kısmının işletimi de BOTAŞ International Limited (BIL) tarafından yapılmaktadır. 17 Temmuz 2006 resmi açılışı yapılan BTC Ham Petrol Boru Hattı ile Azeri petrolünün yanı sıra üretime bağlı olarak Türkmen ve Kazak petrolleri de taşınmaktadır. 2019 yılında boru hattından 233 milyon 175 bin varil ham petrol sevk edildi. Buna karşılık, aşağıda verilen BTC’nin ortaklık yapısına bakıldığında bile; TPAO (Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı)’nın %6,5 hisse ile işin hamallığının üstlenildiği gün gibi aşikârdır.



 

Öte yandan yiyeceğimiz başta olmak üzere tüm asli ihtiyaçlarımıza yansıyan akaryakıt fiyatlarında ne durumda olduğumuza bir bakalım. Bloomberg’in, “depoyu doldurmanın gerçek bedeli” üzerine yaptığı bir araştırmaya göre, 2020'nin 2. çeyreğinde Türkiye’de günlük ortalama gelirin 20,57 $ olduğu ve bu durumda bir litre benzin alabilmek için günlük gelirin %4,41’ine ihtiyaç duyulduğunu belirtiliyor. Çalışmaya konu olan 61 ülke arasında satın alma gücü açısından bakıldığında Türkiye 53’üncü sırada yer alıyor. Yani 1 litre benzin için en fazla para ödemek zorunda olan 9. ülke konumundayız.[2] Tabii ki bir de benzin ya da akaryakıta %65’in üzerinde çeşitli isimler altında vergi ödediğimizi de unutmayalım.

Petroldeki bağımlılığımızı da görmek aşağıdaki grafik her şeyi açıklayıcı niteliktedir:




Doğalgaz Boru Hatları

Rusya – Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı (Batı Hattı)

18 Eylül 1984 tarihinde, Türkiye ve Eski Sovyetler Birliği yönetimi arasında doğal gaz sevkiyatı konusunda Hükümetlerarası Anlaşma imzalanmış, BOTAŞ tarafından çalışmalara başlanılmış, 14 Şubat 1986 tarihinde de, Ankara’da, BOTAŞ ile SoyuzGazExport arasında 25 yıl süreli Doğal Gaz Alım-Satım Anlaşması imzalanmıştır. Anlaşma kapsamında; 1987 yılından itibaren, tedricen artan miktarlarda doğal gaz alımına başlanmış, 1993 yılında maksimum miktar olan 6 milyar m³/yıla ulaşılmıştır.
Rusya-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı 845 km uzunluğundadır. Süreç içerisinde yıllık kapasite, 14 milyar m³/yıla ulaştı.

Mavi Akım Gaz Boru Hattı

15 Aralık 1997 tarihinde 25 yıllık Doğal Gaz Alım- Satım Anlaşması kapsamında, doğal gaz Rusya Federasyonu’ndan Karadeniz geçişli bir hat ile Türkiye’ye ulaşmaktadır. Anlaşmaya göre, yıllık 16 milyar m³ doğal gaz Türkiye’ye ulaşmaktadır.

Mavi Akım Projesi’nin Türkiye topraklarındaki kısmı Samsun’dan başlayarak Amasya, Çorum, Kırıkkale üzerinden Ankara’ya ulaşmakta ve Ana Hat ile irtibatlandırılmaktadır. Hat, 20 Şubat 2003 tarihinde işletmeye alınıp, 17 Kasım 2005 tarihinde ise resmi açılışı yapıldı.

İşte tam da bu noktada “al ya da öde” rezaletinden bahsetmek istiyorum. Sözleşmelere göre Rusya’dan yıllık gaz ithalatı için verilmiş taahhütlerin altında alım gerçekleştiğinde, bir fatura dayatılıyor. İran’dan alınan doğalgazın da “al ya da öde” kapsamındaki anlaşmalardan olduğunu unutmayalım. 2019 yılında 8,5 milyar metreküplük gaz “al ya da öde” (asgari alım taahhüdü) kapsamında kaldı. Bunun yaklaşık 6,4 milyar metreküpü özel sektör boru gazı ithalatçılarına, 2 milyar metreküpü BOTAŞ’a aitti. Bunun maddi karşılığı ise 2,6 milyar dolar dolayındaydı. Bu yıl bu faturanın daha fazla olması bekleniyor. Bir yandan Rus gazına alternatif olarak ABD menşeli LNG ithalatı devreye sokulsa da bu fatura halkın cebinden ödenmeye devam ediyor.

Meselenin bir başka yönü ise Rusya’dan en pahalı doğalgazı Türkiye’nin alıyor olması. Rusya Avrupa ve Türkiye’ye boru hatları üzerinden doğalgaz satışı yapıyor. Rusya'dan doğalgaz ithal eden ülkeler arasında en pahalı doğalgazı ise Türkiye alıyor. Avrupa piyasalarında bin metreküp doğalgazın fiyatı ortalama 120 Dolar seviyesindeyken, Türkiye bin metreküp doğalgazı yaklaşık 280 Dolar seviyesinden alıyor. Türkiye daha yakın olmasına rağmen aynı boru hattı üzerinden bile doğalgazı, Avrupa’nın aldığı fiyatın iki katından fazla paraya alıyor.

Doğu Anadolu Doğal Gaz Ana İletim Hattı (İran – Türkiye)

Yıllık 10 milyar m3 İran doğal gazının boru hattı ile Türkiye’ye arzı amacıyla 8 Ağustos 1996 tarihinde İran ile Türkiye arasında Tahran’da Doğal Gaz Alım-Satım Anlaşması imzalanmış, bu kapsamda inşa edilen, yaklaşık 1491 km uzunluğunda, Doğu Anadolu Doğal Gaz Ana İletim Hattı ile Seydişehir’e ulaşan bir branşmandan oluşan hat sistemi ile 10 Aralık 2001 tarihinde İran’dan gaz alımı başlamıştır.

Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı (BTE)

12 Mart 2001’de Azerbaycan’ın Güney Hazar Denizi kesiminde yer alan Şah Deniz sahasında üretilecek doğal gazın Türkiye’ye arzını amaçlayan Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı’ndan yılda 6,6 milyar m³ Azerbaycan doğal gazının Türkiye'ye sevkine ilişkin 15 yıl süreli Doğal Gaz Alım Satım Anlaşması imzalanmıştır.

Azerbaycan ve Gürcistan topraklarında Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı (BTC) ile aynı koridoru kullanan, yaklaşık 980 km uzunluğundaki BTE hattının inşasına 16 Ekim 2004 tarihinde başlanmış ve 4 Temmuz 2007 tarihi itibarıyla da, boru hattı üzerinden gaz akışı başlamıştır. BTE’nin Azerbaycan ve Gürcistan topraklarındaki kısmının (Güney Kafkasya Doğal Gaz Boru Hattı) Şah Deniz sahasının ikinci aşama üretimine paralel olarak kapasitesinin artırılması projesi kapsamında çalışmalara 2015 yılı içerisinde başlanmış olup, Haziran 2018’de TANAP sistemine ilk gaz akışı sağlanmıştır. Söz konusu projenin 2022 yılı içerisinde tam kapasiteyle devreye alınması planlanmaktadır.

Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (Tanap) Projesi

25 Ekim 2011 tarihinde 2018 yılından başlamak üzere, yıllık 6 milyar m³ Azeri gazının ülkemize arzını öngören ve yıllık 10 milyar m³ Azeri gazının inşa edilecek yeni bir boru hattı ile ülkemiz üzerinden Avrupa’ya transit taşınması için de 26 Haziran 2012 tarihinde Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı diğer adıyla TANAP Projesine ilişkin Azerbaycan ve proje şirketi ile bir anlaşma imzalanmıştır. TANAP Projesi ile yıllık 16 milyar m³ başlangıç kapasitesine ve maksimum yıllık 32 milyar m³ kapasiteye sahip, Gürcistan sınırından Yunanistan sınırına uzanacak yaklaşık 1.850 km uzunluğunda bir boru hattının inşası planlanmaktadır. Türkiye’ye ilk gaz akışı 2018 yılının Haziran ayı sonu itibarıyla başlamıştır. Avrupa’ya gaz tedarikinin ise 2020 yılı içerisinde gerçekleşmesi öngörülmektedir. Peki kendi ihtiyacımız tam anlamıyla karşılandı mı da Avrupa’ya gaz tedariki hesap ediliyor?

Türkakım Gaz Boru Hattı Projesi

 TürkAkım Gaz Boru Hattı Projesine yönelik teknik, ekonomik ve hukuki çerçeveyi belirlemek amacıyla 10 Ekim 2016 tarihinde İstanbul’da Erdoğan ve Putin arasında bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşmanın imzalanmasının, ABD’nin çizmiş olduğu plan doğrultusunda Türkiye’nin Suriye’de Rusya ile birlikte hareketini pekiştirmek üzere bir rüşvet olduğunu da göz ardı etmemek gerekir. 

TürkAkım Gaz Boru Hattı Projesi; Rusya’dan başlayarak, Karadeniz üzerinden Türkiye’nin Karadeniz kıyısındaki alım terminaline ve devamında Türkiye’nin komşu devletleriyle olan sınırlarına kadar uzanan her biri yıllık 15,75 milyar m3 kapasiteye sahip iki hattan oluşan yeni bir gaz boru hattı sistemidir.

 Proje, Rusya’dan ülkemize doğal gaz arzının yanı sıra, Rus gazının ülkemiz toprakları üzerinden Avrupa’ya arzını sağlamak amacıyla inşa edilecek, deniz bölümü ve kara bölümünden teşkil bir boru hattı sistemidir. Deniz bölümünde yer alan iki hattın inşası ve işletimi Rusya tarafından yapılacaktır. Kara bölümündeki diğer hat ise Avrupa’ya gaz arz edecek olup, inşası ve işletimi %50 oranında ortaklık payı ile iki ülkenin ilgili şirketlerince kurulan TürkAkım Gaz Taşıma Anonim Şirketi tarafından yapılması öngörülüyor.

 TürkAkım kapsamında sadece ülkemize doğal gaz arz etmesi amacıyla inşa edilecek boru hattının devreye alınması ile birlikte Batı Hattı’ndan alınan yıllık toplam 14 milyar m3 gazın, mevcut sözleşmelerin şart ve koşulları değişmeksizin (pahalı olması da dahil) TürkAkım üzerinden ülkemize teslim edilmesi planlanmaktadır. Proje kapsamında Türkiye'ye doğal gaz arzı sağlayacak ilk hattın 2019 yılı sonunda işletmeye alınması planlanmıştır. Ancak Enerji Bakanlığı sayfasında bunun gerçekleştiğine ilişkin bir bilgiye rastlayamadım.

Evet Tüm bu doğalgaz ve ham petrol boru hatları ülkemizden geçiyor olsa da vanaları bizde olmadığı sürece hem ekonomik anlamda hem de siyasi anlamda bağımlılıktan kurtulamayız. Her yapılan anlaşma, bağımlılığımızı daha da artırmakla kalmıyor, ekonomimizde yeni cari açık rekorlarının kırılmasına kapı aralıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fatih sondaj gemisinin Karadeniz’deki Sakarya Gaz Sahası’nda 320 milyar m3’lük doğal gaz keşfini açıklaması ise çok anlam ifade etmedi. Çünkü 2019 yılında toplam 45 milyar 211 milyon m3 ithal ettiğimiz düşünülürse Türkiye’nin ancak 7(yedi) yıllık ithalatını karşılamaktadır.

Denilebilir ki “Hiçbir şeyi beğenmiyorsunuz siz ne istiyorsunuz?” Ülkemizden akıp giden birincil enerji kaynaklarının asıl sahibine dönmesini yani İslâm ümmetine ait olmasını, sömürgeci devletler hesabına hamal olmamayı, sömürgecileri güçlendireceği yerde İslâm ümmetinin güçlenmesini istiyoruz. Bunu da bağımsız olmayan, siyasi iradeden yoksun liderler yapamazlar.

Nasıl ki geçmişte deniz ve su yollarına hakim olan Osmanlı Hilâfet’i sayesinde yüzyıllarca sömürgeci devletlerin tamahına dur denildiyse bugün de sömürgecileri topraklarımızdan ve denizlerimizden söküp atarak, bu enerjide de söz sahibi olacak ve onu insanlığın hayrına kullanacak olan yine peygamberlik metodu üzere kurulacak İkinci Râşidî Hilâfet Devleti olacaktır.

 

[1] Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verileri

[2] dogrulukpayi.com


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz