CUMHURİYETİN HİLÂFET DIŞINDA YIKTIĞI BAŞKA BİR KALE “AİLE”

Emrah Akay

İslâm ümmetinin son yüz yılını mercek altına aldığımızda görürüz ki en derin izi bırakan hadise Türkiye topraklarında cumhuriyetin kurulması olmuştur. Çünkü cumhuriyet rejimi kendisinden önce kaldırılan saltanatın bir sonucu, kendisinden sonra ilga edilecek Hilâfet’in de müsebbibi olmuştur. Bu süreç topyekûn olarak İslâm coğrafyasını derinden etkilemiştir. Yeryüzü İslâm’ın hükümlerinden koparılmış, Müslümanlar tespih taneleri gibi savrulmuş, anarşi ve istikrarsızlık İslâm coğrafyasının makus talihi hâline gelmiştir. Toprakları işgal, zihinleri ise istila edilme sürecine girmiştir. Kendilerine sıcak bir el uzatıp, onları uçurumun kenarından çekip çıkaracak bir kimse kalmamıştır. Hakları ve hukukları artık Batılı kâfirlerin elinde oyuncak gibi kullanılmaya başlanmıştır. Fikirleri zehre bulanmış, kavramları tahrif edilmiş, davranışları taklit ile kuşanmıştır. Güvenleri korkuya evrilmiş, huzurları kaos ve kargaşaya dönüşmüştür. Nesilleri ve ekinleri ifsada bulanmış, verimli arazileri çöle çevrilmiştir. Gençlik, hedeflerinden sapmış, dünyalık peşinde koşan insanlar artmıştır. Ahlak, hayâ, iffet ve izzet kavramları Müslümanların kimliklerinden sıyrılarak içi dışına çıkarılmıştır. Böylece bir ümmet kapitalizmin kısır döngüsü içinde debelenip durmaktadır.

Esasen Müslümanlar birçok badireler atlattı, kötü günler geçirdi, fakat hepsinin üstesinden gelebildi. Çünkü onlar kendisinden hükümlerin fışkırdığı akli bir akideye iman ediyorlardı. Sorunların çözüm kaynağı olan bu akide İslâm’dı. Fakat sorunu çözen mecralar değişince problemler Müslümanların boynuna üst üste ilmeklendi. Fakat öyle bir ilmek vardı ki eğer çözülemezse kördüğüm olacaktı. Ve maalesef Batı bu hassas noktamızı çok iyi biliyordu. Çünkü burada açılacak bir gedik koskoca bir çınarı yerle yeksan etmeye yeterdi. O gedik açılacak yer şüphesiz “aile” idi. Aile mefhumunu yok ettikten sonra bütün problemler zincirleme ve kördüğüm şeklinde İslâm ümmetinin gündemine girecekti.

İşte Cumhuriyet, İslâm Hilâfeti’nin enkazı üzerinde çağdaşlaşma ve Batılılaşma adı altında yeni Türkiye’nin omurgasını bu hedefle oluşturuyordu: Aileyi parçalamak! Bu fikir cumhuriyetin kurucu zihniyetinde en önemli unsurdu. Çünkü ahlaki mefhumlar Batılılaşma önünde engel teşkil ediyordu. Bu durumu yakinen bilen Kazım Karabekir; Paşaların Kavgası adlı eserinde 1923 yılının ortalarına gelindiğinde Ankara’da yeni bir havanın esmeye başladığından söz eder: “İslâmlık terakkiye mâni imiş. Halk Fırkası lâdini (dinsiz) ve lâahlâki (ahlaksız) olmalı imiş!” ve Kazım Karabekir Paşa şöyle devam eder:

“10 Temmuz 1923 Ankara İstasyonu’ndaki kalem-i mahsus binasında Fırka nizamnamesini müzakereden sonra, Gazi ile yalnız kalarak hasbihallere başlamıştık: ‘Dini ve namusu olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar!’ dediler. Kendisini Hilâfet ve saltanat makamına layık gören ve bu hususlarda teşebbüslerde de bulunan, din ve namus lehinde türlü sözler söyleyen ve hatta hutbe okuyan, benim kapalı yerlerde baş açıklığımla lâtife eden, fes ve kalpak yerine kumaş başlık teklifimi hoş görmeyen Mustafa Kemal Paşa, benim hayretle baktığımı görünce şu izahatı verdi: ‘Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar! Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Bunun için önce din ve namus anlayışını değiştirmeliyiz. Partiyi, bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz! Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur.”[1]

Bu temel düşünce ahlaki ilerleyişin aileden geçtiği kanaatindeydi. Aile hukukunun eski(!) diye tabir ettikleri İslâm hukukundan alınıyor olması toplumun muasır medeniyetten kopuşu anlamına gelecekti. Bu kopuşu durdurmanın tek yolu gözü kapalı bir şekilde Batılı kanunların alınması ve uygulanmasıydı. Bu sebeple henüz 1 Ocak 1912’de İsviçre Medeni Kanunu’nu Avrupa topraklarında yürürlüğe girdikten 14 sene sonra eksiksiz ve istisnasız bir şekilde benimsedik ve uygulamaya koyduk. Türk Medeni Kanunu tasarısının hazırlanması için hukukçu milletvekillerinden, öğretim üyeleri, yargıç ve avukatlardan oluşan 26 kişilik bir komisyon kuruldu. Bu komisyon, İsviçre Medeni Kanunu’nu Türkçe’ye çevirdi ve yeni kanun taslağı böylece hazırlandı. Taslak, 20 Aralık 1925'de Bakanlar Kurulu'nda konuşulmaya başlandı. 17 Şubat 1926'da kabul edildi. 4 Nisan 1926 tarihli Resmî Gazete‘de yayımlanan yasa, 6 ay sonra 4 Ekim 1926'de yürürlüğe girdi. Aynı komisyon, İsviçre Borçlar Yasası’nı Türkçe’ye çevirdi ve tasarı hâline getirdi. 22 Nisan 1926'da kabul edilerek 8 Mayıs 1926’da yürürlüğe girdi. İsviçre Medeni Kanunu Peru, Arnavutluk, Çin Halk Cumhuriyeti, Polonya, Romanya, Bulgaristan tarafından kısmen alınarak kendi medeni kanunlarına uyarlandı. Bunun yanı sıra, kanunun sadece aile hukuku kısmı Letonya, Estonya, Litvanya ve Çekoslovakya tarafından kendi yerel hukuk sistemlerine dahil edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde ise 977 madde ve dört ana bölümden oluşan bu hukuk manzumesini yaşama ilişkin düzenlemeler adı altında kişi hukuku, aile hukuku, miras hukuku ve eşya hukuku başlıklarıyla bir bütün hâlinde Türk Medeni Hukuku’na dahil edildi.

Avrupa hukuk sisteminden “Medeni” ve “Borçlar” yasasını bir bütün olarak alan Türkiye, Batı’da şaşkınlık uyandırmıştı. Hukukçu Sauser Hall “Türkiye'de Avrupa Hukukunun Benimsenmesi” adlı kitabında "İslâm devletlerinin en güçlüsü, bin yıllık geçmişe varan töreleri, altı aylık bir sürede yürürlükten kaldırıyor. Tarih, hiçbir ülkede bu kadar köklü ve ani değişikliği örnek gösteremez. Bir ülkede ve bir toplum üzerinde yapılmış bundan daha cesur bir deneyim yoktur!" değerlendirmesinde bulunmuştu. Batılı hukukçular laik Cumhuriyetin kurulmasından sonra medeni hukukun kabul edilmesini en büyük devrim olarak nitelendiriyorlar! Peki neden? Çünkü İslâm toplumu kendi dinamiklerine, ahlaki ve insani köklerine bir daha dönme gücünü kendinde bulamasın, sömürge hâllerine rıza göstersin diye. Zira aile mefhumunu kaybetmiş bir neslin seküler dünyanın gereği gibi yaşamaktan daha doğrusu savrulmaktan onu kimse kurtaramasın. Bu laik ve çağdaş medeni hukuk ne getirecekti, birkaç madde de inceleyelim:

  • Ailede kadın-erkek eşitliği sağlandı.
  • Evlilikte resmî nikâh zorunluluğu getirildi.
  • Tek eşle evlilik esası getirildi.
  • Kadınlara, istedikleri mesleğe girebilme hakkı tanındı.
  • Mahkemelerde tanıklık yapma, miras ve boşanma konularında kadın-erkek eşit hâle getirildi.

Kulağa ne de hoş geliyor değil mi kadın-erkek eşitliği? Büyük oranda kadına pozitif ayrımcılık getiriyordu medeni hukuk ve doğal olarak en çok kadınlar üzerinden hedefine yürüyordu adım adım… Bu Batı menşeli hükümler ile içtimai hayat baltalanmış, kadın-erkek arasındaki görev dağılımı ortadan kalkarak vazifeler karışmış, kadınlara ekonomik bağımsızlığın verilmesi ile sevgi-saygı-itaat kavramları yerini mecburi birlikteliğe veya mantık evliliklerine bırakmış, aile kurumu bürokrasi mantığıyla işletilir olmuştur. Canı sıkılan kadının ayrılabildiği ve ayrılması karşılığında kocasından alacağı tazminat ile mükafatlandırıldığı saçma bir düzen kurulmuştur. Bu düzende evlatları İslâm ahlakıyla büyütmek, Allah korkusu ile yetiştirmek imkânsız hâle gelir. Anne-babayı bir arada göremeden büyüyen çocukların gelecekte nasıl bir aile hedefi olabilir? Kusurlu, problemli aile yapılarına şahit olan çocuklar “gemisini kurtaran kaptan” olmak istiyorlar. Bu yüzden anne ve babaları yaşlandıklarında bakım evlerine gönderiyorlar. Bu şekilde hayat içerisindeki fırsatları kaçırmasın, kazanımlarını kaybetmesin, rakipleriyle eşit bir şekilde yarışsın. Öyle değil mi, seküler dünyanın yetiştirdiği fırsatçı bireyler birbirlerini rakip görerek, aslan payını almaya çalışmıyor mu? Dolayısıyla bu hırs dolu yarışta anne-baba ayak bağı olacaksa o bağı kesmenin gerektiğini düşünüyor. 10 yılda 15 milyon genci sil baştan yarattığını düşünen cumhuriyetin kurucuları kadın-erkek arasındaki birlikteliği ticari bir ortaklık hâline getiriyorlar. Bu şekilde yeni genç nesil evliliği, kariyeri önündeki engel olarak görüyor, maddi kayıp olarak düşünüyor ve evlenmekten imtina ediyor. Akabinde bu cumhuriyetçi zihniyet evlilik sözleşmesi adı altında yıkıcı bir maddeye daha imza atıyor: “Evlilik birliğini eşler beraberce yönetirler.” Bu durum, eşler arası mal paylaşımını zorunlu hâle getirmekle kalmıyor, boşanma sonrasında erkeğin gelirinin bir kısmına el koyarak gasp ediyor. Artık gençlerin evlenme istekleri kayboluyor ve onları bireysel yaşama özendiriyor.

Aile kavramının altını oyduktan sonra aile fertlerine sosyal yardım sunmak zaruri olmuştu. Bir yandan yıkarken diğer taraftan göstermelik de olsa toparlamaya çalışan bakanlıklar kuruldu. Bunların görevi kanunların yıktığı aile fertlerini teselli etmekti. Bunun için1990 yılında ilk kez “Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı” kurulmuştu. Bu bakanlık kadına şiddet, aile içi şiddet, aile içi istismar gibi konularda çalışma yaparak, bu oranların azalmasına çalışıyordu. Lakin kaş yapayım derken göz çıkardılar ve bütün erkekleri potansiyel suçlu sayan kanunlara imza attılar. Daha önce mağdur olan belli orandaki kadınları kurtarmak için bütün evli erkeklerin mağduriyetini onayladılar. Bu süreç kul yapısı kanun değişiklikleri ile oldukça zayiat verdi. Artık bu bakanlığın bir kıymeti kalmadı ve yeni bir bakanlığa ihtiyaç duyuldu. Bu yüzden “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” olarak 2011’de yeni bir bakanlık açıldı. Fakat son 10 yılda artan kadın cinayetlerine, çocuk istismarlarına ve tecavüz haberlerine engel olamadılar. Aksine bu artış toplumda güvensizlik, kaos ve mutsuzluk getirdi. Çocuk ve gençlerin korunması için aileler artık devletin tedbir paketlerinden umudunu keserek kendi yöntemleriyle güvenliğini sağlamaya başladı. Çocuklarını peşlerinden adım adım izleyen, gözünü kırpmadan onları takip eden ebeveynlerin sayısı günden güne arttı. Çünkü devlet ahlaki değerleri yok etmiş, İslâmi hükümleri kaldırmış, toplum yapısını bozacak her türlü tehdit içeren unsura kucak açmıştı. Bunu da muasır medeniyet seviyesine ulaşmak adına, özgürlüklerin artması ve insan haklarının korunması sloganlarıyla yapmıştı.

Bütün bu çabasının karşılığı olarak cumhuriyet rejimi hedefine ulaşmış, Batılıların ifadesiyle “Kralların bile giremediği kale”[2] olan aileyi imha etmişti. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2019 yılına ilişkin evlenme ve boşanma istatistikleri bu durumu ifade etmek için yeterli olsa gerek. Buna göre, geçen yıl evlenen çiftlerin sayısı 2018 yılına göre %2,3 azalarak 541 bin 424'e geriledi. Geçen yıl boşanma sayısı bir önceki yıla göre %8 artarak 155 bin 47'ye yükseldi. Ortalama ilk evlenme yaşı, geçen yıl erkekler için 27,9 kadınlar için 25 olarak kaydedildi. Böylece evlilikte yaş oranı bir önceki yıla göre ortalama 2,5 arttı. Boşanmaların %36'sı evliliğin ilk 5 yıllık döneminde, %20,6'sı ise 6-10 yılında gerçekleşti.[3]

Hâlbuki İslâm’a göre aile Allah ve Rasulü’nün koruduğu bir kale idi. Yani yeryüzünde İslâm’ın hükümleri tatbik ediliyorken kimse aileye el uzatamazdı. Çünkü aile toplumun yapı taşıdır, o bozulursa toplum bozulur. O yok edilirse nesillerin geleceği de yok olur. Ona vurulacak bir darbe kadınıyla çocuğuyla genciyle herkesi yıkmaya yeter. Onu korumak, yüceltmek ise nesilleri, halkları ve dolayısıyla devletleri yüceltmek demektir.

Allah Subhânehû ve Teâlâ şirk koşmayın dedikten hemen sonra ana-babaya iyilik yapmayı emrediyor.

[وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـٔاً وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناً وَبِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالاً فَخُوراًۙ] “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.”[4]

Ve şöyle buyuruyor:

[قُلْ تَعَالَوْا اَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ اَلَّا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـٔاًۜ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناًۚ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَوْلَادَكُمْ مِنْ اِمْلَاقٍۜ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَاِيَّاهُمْۚ وَلَا تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَۚ وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ] “De ki: Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina vb.) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşru bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.”[5]

Peygamber efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem birçok hadislerinde aile mefhumuna, eşlerin haklarının gözetilmesine vurgu yaparak bu kalenin korunması konusunda yol gösteriyor.

[خَيْرُكُمْ خَيْرُكُمْ لِأَهْلِهِ، وَأَنَا خَيْرُكُمْ لِأَهْلِي] “Sizin en hayırlınız ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de ailesine karşı en hayırlı olanınızım.”[6]

[أَلاَ إِنَّ لَكُمْ عَلَى نِسَائِكُمْ حَقًّا وَلِنِسَائِكُمْ عَلَيْكُمْ حَقًّا فَأَمَّا حَقُّكُمْ عَلَى نِسَائِكُمْ أَلاَّ يُوطِئْنَ فُرُشَكُمْ مَنْ تَكْرَهُونَ وَلاَ يَأْذَنَّ فِي بُيُوتِكُمْ لِمَنْ تَكْرَهُونَ أَلاَ وَحَقُّهُنَّ عَلَيْكُمْ أَنْ تُحْسِنُوا إِلَيْهِنَّ فِي كِسْوَتِهِنَّ وَطَعَامِهِنَّ] “Dikkat edin! Sizin hanımlarınız üzerinde haklarınız vardır, hanımlarınızın da sizin üzerinde hakları vardır. Sizin hanımlarınız üzerindeki hakkınız namuslarını muhafaza etmeleri ve hoşlanmadığınız kimseleri evinize almamalarıdır. Onların sizin üzerinizdeki hakkı da giyim ve gıda ihtiyaçlarını güzelce karşılamanızdır.”[7]

[إِنَّمَا النِّسَاءُ شَقَائِقُ الرِّجَالِ] “Kadınlar, erkeklerle birlikte bir bütünü tamamlayan diğer yandır.”[8]

Peki İslâm bu kaleyi nasıl koruyor, birkaç maddeyle özetleyelim.

1- Her şeyden önce İslâm bugünkü kapitalizmin yalanlarla çepeçevre kuşatılmış eşitlik söylemini reddeder. Onları taşıyamayacakları yükler ile helak etmez, onlara fıtratlarına uygun sorumluluklar verir. Erkekler için eşleri ve çocuklarının bakımlarını karşılamayı, uzvi ihtiyaçlarını temin etmeyi farz kılarken, kadınlar için de evlerini yaşanabilir yuvalar hâline getirmeyi, çocuklarını eğitip, İslâm kültürünü yerleştirmeyi farz kılmıştır. Böylece İslâm, herkes için en iyi yapabileceği vazifeler tayin etmiştir. Bu kalede kadınlar erkeklere bir emanet olarak verilmiştir.

[أَلاَ وَاسْتَوْصُوا بِالنِّسَاءِ خَيْرًا فَإِنَّمَا هُنَّ عَوَانٌ عِنْدَكُمْ لَيْسَ تَمْلِكُونَ مِنْهُنَّ شَيْئًا غَيْرَ ذَلِكَ إِلاَّ أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ] “Kadınlara karşı hayırhah olun. Çünkü onlar sizin yanınızda emanet gibidirler. Onlara iyi davranmaktan başka hakkınız yok, yeter ki onlar açık bir çirkinlik işlemesinler.”[9]

2- İslâm erkek ve kadınlara erken yaşlarda evlenerek haramdan kaçınmalarını ve mutluluklarını çok daha uzun süreler paylaşmayı tavsiye etmiştir. Allah Subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

[وَأَنكِحُوا الْأَيَامَى مِنكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ إِن يَكُونُوا فُقَرَاء يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ] “Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.”[10]

3- Evlilik hayatı, Allah’ın rızasına ulaştıran bir vesiledir. Çünkü eşler hayırlı evlatlar yetiştirdiğinde mükafatlandırılır, günahlardan sakınırlar ve salih bir aile kurarlarsa Allah da onları rızıklandırır ve dinlerinden razı olur.

Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

[إِذَا تَزَوَّجَ الْعَبْدُ فَقَدِ اسْتَكْمَلَ نِصْفَ دِينِهِ؛ فَلْيَتَّقِ اللهَ فِي النِّصْفِ الْبَاقِي] “Kişi evlendiği zaman dininin yarısını korumuş olur. Geriye kalan yarısı için de Allah’a karşı gelmekten sakınsın.”[11]

4- Neslin devamı, İslâm toplumunun bekası için evlilik şarttır. Evlilik dışı ve Allah’ın rızasından uzak her bir aile toplumun ifsadını hızlandırır. Nitekim Allah Subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

[يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ] “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının...”[12]

5- İslâm çarpık ilişkilerden, namussuzluk ve hayasızlıktan men eder. Erkek olsun kadın olsun birbirlerini harama sevk etmekten alıkoyar. Şeytanın vesveseleri karşısında fertlerin alması gereken tedbirleri net bir şekilde ortaya koyar. Allah Subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

[قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ] “Mümin erkeklere söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, kendileri için daha temizdir. Allah, yaptıklarından şüphesiz haberdardır.”[13]  

[وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ] “Mümin kadınlara söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar.”[14] 

İslâm bu denli koruyor ve gözetiyorken aileyi paramparça eden batıl anlaşmaları, fasit sözleşmeleri dayatan yöneticilere ne demeli? Kendilerini yerli ve milli addedenler bütünüyle ecnebi ürünü olan iğrenç kanunları uygularken neyi hedefliyorlar? “Cumhuriyet bizim göz bebeğimizdir!” derken cesur davrananlar, aileleri korumak için neden korkakça İslâm’ı göz ardı ediyorlar? Hilâfet tartışmalarına ‘fitne’ diyenler neden aileyi yıkan projelere de ‘fitne’ demezler. İslâmi duygulara hitap ederek, toplumu kontrol etmek isteyenler, nesiller helak olup gittiğinde neyi, nasıl kontrol edecekler? Çok geç olmadan bu hatadan dönecek adam gibi adamlar yok mu?



[1] Kâzım Karabekir, Paşaların Kavgası- İnkılâp Hareketlerimiz Haz: Faruk Özerengin, 5. baskı, Emre Yayınları, İstanbul 2000 (syf:142-144)

[2] Ralph Waldo Emerson

[3] http://www.aa.com.tr/tr/turkiye/evlenmeler-azaldi-bosanmalar-artti/1745213

[4] Nisa Suresi 36

[5] En'âm Suresi 151

[6] Tirmizi, Menakıb 63

[7] Tirmizi

[8] Ebu Davud, Taharet 94

[9] Tirmizi, Tefsirü Tevbe (9)

[10] Nur Suresi 32

[11] Heysemi, Mecme’u’z Zevaid, No: 7310; Aclûni, Keşfu’l-Hafa, 2/239

[12] Nisa Suresi 1

[13] Nur Suresi 30

[14] Nur Suresi 31


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz