DETERMİNİZM: SEBEPLER, SONUÇLARI DOĞURUR MU?

Cahit Toprak

Son yıllarda ülkemizde ve dünyada değişen ve gelişen teknoloji, hayatımıza biz istemesek de farklı kavramları sokuşturmuş görünüyor. Zayıf ve akli temele oturmayan/oturtulamayan bu kavramlar, maalesef Müslümanların da tartışa geldiği ve vaktini beyhude geçirdiği münazara konularını teşkil eder hâle gelmektedir.

Bunlardan biri ve belki de birçok antik Yunan düşünürü, yakın çağ filozofu ve kelam alimlerinin de esasi konularından biri olan determinizm konusudur.

Determinizm kısaca şöyle tarif edilmektedir:

Kâinatta, varlık nizamının gerektirdiği tüm fiiller, olgular ve devinimler sebep-sonuç ilişkisi ekseninde hareket etmektedir. Her sonucun bir nedeni olduğu gibi, her sonuç da yeni bir olay, olgu ve vakıanın da sebebi konumundadır.”

İşte kısaca böyle tarif edilen bu kavramın zıttı ise “kadercilik” diye tarif edilen “fatalizm” kavramıdır.

Gerçekten de kâinatta meydana gelen her olay ve olgu bir önceki vakıanın sonucu mudur? Tabiat ile ilgilenen pozitif bilimin, deney ve gözleme dayalı olarak bulduğu her sonuç bir sonraki muammayı çözen bir sebep midir? Gözlerimizle göremediğimiz, deney yoluyla varlığını hissedemediğimiz her bir şey bilimsel olmadığı gerekçesiyle dışlanmalı mıdır? Akıl yoluyla, beş duyu organımızla hissedebildiğimiz, yorumlayabildiğimiz, üzerinde akıl yürütebildiğimiz diğer metafizik gerçeklikler veya gaibi hakikatler tablonun neresinde?

Tüm bu sorulara cevap aralamak adına bu yazımızda, bu fikri ilk ortaya atan düşünür ve filozofların bakış açılarına değindikten sonra bu kavramın tutarsızlığını (kimilerine göre tutarlılığını) ele alacağız.

Aslında determinizm mana itibariyle, materyalizm adı verilen dünya görüşünün de sayesinde taçlandırıldığı ve doğrulandığı bir kavramdır. Zira materyalizm, yalnızca maddenin hayata yön veren tek gerçeklik olduğunu ve maddenin tekâmülüyle birlikte değişim ve başkalaşım geçirdiği, fikirlerin, görüşlerin kendisinden kaynaklandığı akımın adıdır. Determinizm ise bahsi edilen işte bu maddenin tekâmülü iddiasını zorunlu kılan sebep-sonuç ilişkisinin varlığını mutlak gerçeklik olarak kabul eder.

Determinist Fikrin Mahiyeti ve Tutarsızlığı

Her sonucun bir nedeni olduğunu var sayarsak, ilk sebebin tek olması gerekmez mi? Muhakkak tek bir nedene dayanması aklımızın da doğruladığı bir hakikattir. O hâlde gelin bu fikri ilk olarak ortaya atan filozofların şu sözlerine hayretle şahit olalım.

Thales isimli filozof yıllarca Mısır’ın kıyı şehri olan Milet’te yaşamıştır. Kıyı, sürekli olarak Nil nehrinin taşması sonucu zarar gördüğünden dolayı hayatın başlangıç sebebinin “su” olduğunu ileri sürmüştür. Anaximenes isimli filozof ise yeryüzünde hayatın başlangıç sebebinin “hava” olduğunu ileri sürmüştür.

Biraz daha berilere geldiğimizde tanıdık simalarla karşılaşırız... Bunlardan biri de Newton’dur. Newton ise bambaşka bir iddia ile insanlığın karşısına çıkmış ve kâinatın maddi parçacıklardan oluştuğunu ve en küçük yapı taşının ise “atom” olduğunu iddia etmiştir. Öyle ki ta ilkokuldayken fen bilgisi derslerinde bize okutulan pasajlarda, maddenin en küçük yapı taşı olduğu salık verilirdi. Newton Hristiyan bir kişilikti. Bundan esinlenerek yaratıcının kâinatı “atom” adı verilen bu parçacıklardan yarattığını ve ardından dinlenmeye çekildiğini söylemiştir. Adeta saati kurar gibi kâinatı da sebep- sonuç ilişkisi ekseninde inşa ettiğini ve bunun değişmeyeceğini söylemiştir.

Tüm bu iddialar aslında asıl sebebin bile iddia sahipleri tarafından keşfedilmediğini ve doğrulanmadığını ortaya koymaktadır. Kaldı ki pozitif ilimlerin en önemli argümanlarından biri de yanlış olduğu ispatlanamayan, ölçülebilir ve gözlemlenebilir olmasıdır. Hayatın başlangıcının su, hava veya atom olduğu yönündeki iddialar daha sonra akranları tarafından yalanlanmış, “Big Bang” [Büyük patlama] ve “Kuantum” adı verilen farazi ve felsefi teorilerle rafa kaldırılmıştır.

İddiaların Hakikati ve Çürütülmesi

“Her olayın bir nedeni olmalıdır.” şeklinde özetleyebileceğimiz determinist fikir, gözümüzle gördüğümüz somut ve yanlışlanamayan, deneylerle ispatlanmış her bilgiyi doğru olarak kabul eder. Bunun dışında kalan bilgileri ise statik, dogma ve farazi kabul etmiştir. Mesela akıl, duygu, yaratıcı, vicdan gibi hissedilebilen hakikatleri ise fizik ötesi ve gerçekliği doğrulanamayan bilgi olarak kabul eder. Onlara göre, bilginin kaynağı sadece maddi ve somut olmalıdır.

Determinist fikrin açıklamakta güçlük çektiği birkaç örnekle konuyu açalım.

Dünyanın güneş etrafında 365 gün boyunca elips şeklinde bir yörüngede hareket ettiğini, bunun sonucunda mevsimlerin oluştuğunu söyler. Bu doğru bir örnek ve yaklaşımdır. Ancak elips adını verdikleri bu yörüngenin güneşe olan uzaklığının ölçüsünün kim tarafından belirlendiğini, hangi zamanda ve nasıl oluştuğunu cevaplandırmakta aciz kalmışlardır.

Dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesiyle gece ve gündüzün oluştuğunu ve bunun dönüş sebebine bağlı bir sonuç olduğunu söylemişlerdir. Bu ifadeler doğrudur. Ancak neden kendi ekseni etrafında doğudan batıya doğru değil de batıdan doğuya doğru döndüğünü izah edemezler. Bu dönüşün kendiliğinden olduğunu kabul ettikleri hâlde tersine çevirecek gücün varlığını kabul etmezler.

Allah Subhânehû ve Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de verdiği bir misalde İbrahim Aleyhi’s Selam’ın Nemrut ile olan münakaşasından bahseder.

قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّيَ الَّذ۪ي يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۙ

“Hani İbrahim: Benim Rabbim diriltir ve öldürür, demişti.”[1]

Rivayetlere göre Nemrut, halkından iki kişiyi huzuruna alır ve birini öldürür. Diğerini serbest bırakır. Bu vesileyle birine hayatını geri bahşettiğini ileri sürerek, İbrahim’e der ki:

اَنَا۬ اُحْـي۪ وَاُم۪يتُۜ

“Ben de öldürür ve diriltirim.”[2] Oysaki serbest bıraktığı kimsenin hayatını o vermemişti ki!

Akabinde dünyanın ekseni etrafındaki dönüşü hakkında determinist fikrin çürüklüğünü ve neden sonuç ilkesini alt üst eden hitabı gelir İbrahim Aleyhi’s Selam’ın dilinden... 

فَاِنَّ اللّٰهَ يَأْت۪ي بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ

“Şüphe yok, Allah güneşi doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir.”[3]

Şu bilinmelidir ki “nedensellik ilkesi” farazi ön kabullerin bilime tasdik ettirilmesinden başka bir şey değildir. Zira hiçbir sonuç için ön bilgiler olmadan “İşte nedeni kesin budur!” denemez. Zira Allah Subhânehû ve Teâlâ ölüm, rızık, kaza ve diğer birçok vakıa hakkında bizzat kendisinin münfail olduğunu söylemektedir.

Örneğin ölüm vakıası hakkında, Allah Subhânehû ve Teâlâ, gözümüzle gördüğümüz tüm sebeplerin asıl müsebbip olmadığını ifade ederek şöyle buyurmaktadır.

وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفّٰيكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْـٔاًۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ قَد۪يرٌ۟

“Allah sizi yarattı, sonra sizi öldürüyor, sizden kimi de bildikten sonra bir şey bilmesin diye, ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilir. Şüphesiz, Allah bilendir, her şeye güç yetirendir.”[4]

Hakikatte de aydın bir bakışla bakan kimse görecektir ki çok feci ve ölümüne kesin gözle bakılan vakıalarda bile kişinin ölmediği ve hayatta kaldığı olmaktadır. Fişi çekilmesi beklenen ve aylarca hastanede bitkisel hayatta olan kimselerin ölmeden, yeniden hayata döndüğü çoğumuzun işittiği ve gördüğü hakikatlerdir. Hatta metrelerce yüksekten düşerken bile, görünen sebeplere bakıldığında “Bu adam ölmeliydi.” denebilecek birçok vakıada şahsın ölmediği ve hayatına devam ettiği görülmektedir.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

اَوَلَمْ يَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ۟

Onlar bilmiyorlar mı ki, gerçekten Allah, dilediğine rızkı genişletip, yayar ve (dilediğine) de kısar. Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için gerçekten ayetler vardır.’’[5]

O hâlde yıllarca çalışıp durmanın, rızkın gerçek sebebi olması gerektiği vehmedilirken, tüm emeğin ve çalışmanın basit bir gerekçeyle kişi için rızık olmaktan çıktığı nasıl müşahede edilebiliyor? Kazandığı aylığını banka faizine ödeyen, yolda düşürmek suretiyle kaybeden, hastane masrafını ödeyerek aylık çalışmasını yok hükmüne getiren, trafik kazası geçirdiği için yıllarca biriktirerek kazandığı binek aracını kaybeden, bir afette, selde kazandığı malı ve serveti yok olan çok kişileri duymuş veya işitmişizdir.

Kur’an’da Musa Aleyhi’s Selam ve salih bir kulun kıssası anlatılırken benzer bir durum söz konudur. Zira salih bir kul olan Musa Aleyhi’s Selam’ın yol arkadaşı, bir kısım fiiller icra etmektedir. Musa Aleyhi’s Selam’dan da hiçbir işte ona karşı gelmeyeceği[6] konusunda söz almaktadır. Hiçbir şey hakkında görünen sebeplere iltimas etmemesi gerektiğini [فَلَا تَسْـَٔلْن۪ي عَنْ شَيْءٍ حَتّٰٓى اُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْراً۟] “Hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle anlatıp söz edinceye kadar.”[7] diyerek söz almıştır. Ancak bu salih kul, yolda bindikleri bir gemiyi deliverince, karşılaşıverdikleri bir çocuğu öldürüverince ve kendilerine ikram etmekten bile içtinap eden bir kasabanın yıkık duvarını onarıverince, her seferinde Musa Aleyhi’s Selam görünen sonuçlardan yola çıkarak, yaptığı fiiller hakkında ona tepki göstermiştir.

Gemi halkı için: [اَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ اَهْلَهَاۚ لَقَدْ جِئْتَ شَيْـٔاً اِمْراً] “İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? And olsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın.”[8] diyerek görünen sebebe odaklanmıştır. 

Öldürülen çocuk için: [اَقَتَلْتَ نَفْساً زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍۜ لَقَدْ جِئْتَ شَيْـٔاً نُكْراً] “Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? And olsun, sen kötü bir iş yaptın.”[9] diyerek aynı sebep sonuç ilişkisinde tıkanmıştır.

Üçüncü olayda ise yapılan olumlu bir fiil karşılığında olması gerektiği üzere sonuç odaklı düşünmüş ve bir ücreti olması gerektiğini söylemiştir: [لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْراً] “Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin.”[10]

Ardından deterministlerin iddia ettikleri sebeplerin üzerine çıkarak Müsebbib-ul Esbab’ın varlığını (Allah) kavratmıştır. Geminin, gemide çalışan yoksullara ait olduğunu, gemiyi kusurlu hâle getirerek, zorba bir kralın gasp etmesinin önüne geçtiğini[11] söyleyerek gerçek sebebi açıklamıştır. Çocuğu, anne ve babasının mümin kimseler olduğu ve bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkâr zorunu kullanmasından endişe ettiği için korktuğundan dolayı öldürdüğünü[12] söylemiştir. Son olayda ise onardıkları duvarın altında iki öksüz çocuğa ait olan bir define olduğunu ve onlar ergenlik çağına ulaşınca istifade etsinler diye duvarı onardığını[13] söylemiştir.

İşte bu ve buna benzer tüm vakıalar bize gösteriyor ki; hakikat vehmedilen sebepler, ilahi kudretin iki parmağı arasında şekillenmektedir.

Normal şartlar altında bir ekin için ihtiyaç olan şey, gübre, tohum, güneş, su ve topraktır. Ancak bunlar görünen sebeplerdir. Böyle ekilen bir tarlanın mahsul vermesi beklenir. Tüm şartlar sağlandığı zaman çoğu kimseye göre ikinci bir gerekçeye ihtiyaç yoktur. Ancak benzer şartlara sahip olduğu bilinen başka bir arazinin mahsulünün sizinkinden çok veya az olması hangi somut nedene dayalı olabilir sizce? Deterministlerin kabul etmediği, yoksula ikram etmek, Allah yolunda infak etmek, şükretmek, asıl nimeti bağışlayan yaratıcıya dua etmek, bu eksikliğin gerçek sebebi olabilir. Kalem Suresi 17-33. ayetlerde bahsi edilen iki bahçe sahibinin, yoksulları gözetmedikleri için tüm görünen sebeplerin bir anda geçersizleştiğini ve bahçelerinin kapkara ve çorak hâle geldiğini okuyoruz. Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurmuştur:

لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَز۪يدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَاب۪ي لَشَد۪يدٌ

And olsun, eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım ve and olsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir.”[14]

Tüm bunlardan sonra, determistlerin cevaplamaktan aciz kaldıkları birçok soru daha sorabiliriz. 

Suyun kaynama derecesi 100 (yüz) ve donma derecesi ise 0 (sıfır)’dır. Bu dereceyi tayin eden ve ölçüyü belirleyen kimdir? 

Dünyanın güneş etrafında dönüşünü sağlayan nedir? Yerçekimi ile uzay boşluğunda duran dünyaya bu boşlukta ikamet etmesi gerektiğini söyleyen nasıl bir akıldır?

Bitki tohumlarının içinde nasıl bir akıl vardır ki, suya, havaya, gübreye ve güneşe ihtiyacı olduğunu biliyor?

Bitkinin içerisine giren su, bitkinin büyümesi için sağladığı faydanın farkında mıdır?

Bizim gibi akıl sahibi olmadıklarını bildiğimiz hayvanlar, sebep sonuç ilişkisiyle izah edilemeyecek kadar muazzam işler yapmaktadır. Bir koyun ve inek yemyeşil otu yedikleri hâlde bembeyaz süt vermektedir. Bunu hangi determinist akıl çözebilir.

Suyu oluşturan iki element vardır. Biri hidrojendir ve yanıcıdır. Diğeri ise oksijendir ve yakıcıdır. Bu iki element birleşince su oluşur. O hâlde su neden söndürücüdür?

Bu sorulara gerçekten ikna edici cevaplar verilebilir mi? Soruyu tersten de sorabiliriz. Bu soruların cevabı deney ve gözlem yoluyla bulunabilir mi? Elbette hayır!

Deterministlerin fikir babası David Hume kendi ağzıyla itiraf edip diyor ki: “Biz olayları gözlerken sebep ya da sonuç olarak birbirine bağlıyoruz. Gereklilik denen şey, bizim düşünce alışkanlıklarımızın bir sonucudur aslında...”

Newton yerçekimini izah etmekte ve açıklamakta güçlük çekiyor olsa gerek ki şöyle diyor: “Yer çekimin ne olduğunu bilmiyorum. Ben sadece bu çekim kuvvetinin miktarını hesapladım.”

Sonuç olarak nedenlere bağlı bir hayat yaşamak insanı aciz, güçsüz ve ümitsiz kılar. Ya su biterse ya cebimde param olmazsa ya çalışmazsam ya hasta olursam ya bu yıl mahsul eksik olursa gibi yüzlerce sebebe bağlı düşüncelerimiz hayatı bizlere çekilmez hâle getirecektir.  Oysa Rabbimizin buyurduğu gibi:

الَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۖ

“O (Allah ki) göklerin ve yerin hâkimiyeti/egemenliği O’na aittir. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. Diriltir ve öldürür.[15]

Said-i Nursi’nin dediği gibi: “İman hem nurdur hem kuvvettir, hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir.”[16]  

Determinizm Hakkında Sonuç Olarak

Determinizm bilimsel metodun vazgeçilmez bir ögesidir. Bulduğu sonuçlar bir önceki bulunan bilginin veya sebebin sonucudur. Daha önce bir bilim adamının bulup “En doğru sonuç budur!” dediği önbilgileri doğru kabul ederek hareket eder. Oysa tarihî süreç içerisinde birçok bilimsel buluşun daha sonra doğru olmadığı ispatlanmış ve geçerliliğini yitirmiştir. Takiyyuddîn En-Nebhânî konu hakkında şöyle demektedir. “Bundan dolayı bilimsel metot sadece deneysel bilimlere mahsustur. Fikirler oluşturmaya elverişli değildir.”[17]

Bilimsel metot, akli metodun dallarından bir daldır. Gözle görülemeyen, elle dokunulmayan ve deneyle sabit olmayan tarih, fıkıh, siyaset, mantık gibi alanlara müdahil olmamalıdır. His alanımıza giren gaibi konularla alakalı görüş beyan etmemelidir. Varlığını izi, eseri ve gölgesinden akli olarak ikna olduğumuz her şeye gücü yeten kuvvet ve kudret sahibi bir yaratıcının varlığı akli metot ile ispatlanmıştır, deney ve gözlemle değil. Dolayısıyla akıl üzere iman ettiğimiz yaratıcımızın beyan ettiği cennet, cehennem, cin, melek gibi ahiret hayatına ait hakikatlerin bilimsel metotla keşfedilmesi mümkün değildir. Çünkü deney konusu hâline getirilemezler.

Bizler de diyoruz ki: Rabbimizin insanı, hayatı ve kâinatı tarif edişine kulak verelim ve iman esaslarımızı bilimsel buluşlar değil, Allah’ın vahyi belirlesin.

وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۜ وَاِلَى اللّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ

Kim ihsanda bulunan (biri) olarak yüzünü (kendini) Allah'a teslim ederse artık gerçekten o kopmayan bir kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allah'a varır.”[18]



[1] Bakara Suresi 258

[2] Bakara Suresi 258

[3] Bakara Suresi 258

[4] Nahl Suresi 70

[5] Zümer Suresi 52

[6] Kehf Suresi 69

[7] Kehf Suresi 70

[8] Kehf Suresi 71

[9] Kehf Suresi 74

[10] Kehf Suresi 77

[11] Kehf Suresi 79

[12] Kehf Suresi 80

[13] Kehf Suresi 82

[14] İbrahim Suresi 7

[15] Araf Suresi 158

[16] Said Nursi- Sözler kitabı 23. Söz

[17] Takiyuddîn En Nebhânî, Tefekkür, Bilimsel Metot

[18] Lokman Suresi 22


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz