TÜRKİYE’NİN SUÇ BİLANÇOSU

Osman Yıldız

Âdem Aleyhi’s Selam’dan bugüne tüm insanoğlu aynı özelliklere sahiptir. İnsan da diğer varlıklar gibi saf ve temiz bir şekilde doğar. Eylem, fonksiyon ve bunların sonuçları açısından o nötr bir noktadadır. İnsanın doğal yapısı ile kâinata hâkim olan ve “tabiat kanunları” şeklinde nitelenen yerleşik düzenle ilişkisi vardır. Bu yasalar, yeryüzünde veya uzayda konulduğu şekilde işliyor, her bir yasa kendi hükmünü icra ediyor, her bir varlık bu yasalar çerçevesinde bulunduğu konumunu koruyor. Bir filin yapısı, bir karıncanın yaşama biçimi, bir balığın suda yaşaması, bir ipek böceğinin koza yapması, bir kuşun uçması, bir serçenin yumurtadan dünyaya gelmesi, bir aslanın yırtıcı olması, bir kedinin evlerde yaşaması, bir akrebin zehirli olması, bir maymunun becerikli olması, vb. hepsi fıtrattır. Hiç bir canlı kendisine tayin edilen fıtratın, yani doğal yapının dışına çıkamaz.

Bunun gibi insan da kendisi için konulan yasalar ile dünyaya gelir. Bu, aslında insan ile çevresindeki varlıklara hâkim olan yasalar arasındaki uyumdur. Çünkü o varlığını sürdürebilmek için, içinde yaşadığı doğal çevre ile uyumlu olmak zorundadır. Doğal yasalar aynı zamanda kâinatın dengesidir. Dışarıdan bir müdahale olmadığı sürece bu denge uyumlu bir şekilde devam eder. İnsan bir taraftan mükemmel bir şekilde var olan bu düzenle iç içedir, bir taraftan da kendi içine yerleştirilmiş olan tabii, saf ve beşer özelliğine uygun yasalarla baş başadır.

Hakikatte insan fıtratında suç işleme isteği (suça meyil-lilik) zorunlu olmadığı gibi insanın suç işleme isteği (suça meyil-lilik) tümüyle sonradan kazandığı bir özellik veya hastalık da değildir. Suç, insanın kendisi, Rabbi ve diğer insanlarla olan ilişkilerini düzenleyen nizama karşı hareket etmesidir. İnsanı, insandaki içgüdüleri ve uzvî ihtiyaçları Allah yaratmıştır. İnsanda var olan bu özellikler insandaki canlılığın gereği olarak var olup insanı doyurulmaya iterler. Bu sebeple insan, kendisinde var olan bu ihtiyaçları gidermek için harekete geçer. İşte insanda var olan bu açlıkların doyurulması düzensizliğe ve başıboşluğa terk edilirse insan, hatalı ve anormal doyum yollarına başvurur. Bu sebepledir ki insanın amellerini düzenleyen Allah, bu içgüdü ve uzvî ihtiyaçların doyurulma keyfiyetini de düzenlemiştir. Eğer insan, içgüdü ve uzvi ihtiyaçlarını Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın istediği şekilde düzenlerse, o toplumda suç olması mümkün değildir. Ama insanın bu meyilleri başıboş bırakılırsa, o toplumda suçların olması hiç şüphesiz kaçınılmazdır.



 

Yukarıda verilen iki haritada Türkiye’nin suç bilançosunu görüyorsunuz. Bu makalemizde “Türkiye’nin suç bilançosunu” ortaya koyacağız. Her yıl Adalet Bakanlığı’na bağlı olan Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye’de işlenen suçlarla alakalı veriler sunulmaktadır. Elimizdeki bu veriler 2017 yılına ait olan verilerdir. 2017 verilerine göre Türkiye genelinde toplam 7 milyon 857 bin kişiye ‘şüpheli’ sıfatı ile işlem yapıldı. Türkiye’de görev yapan savcı başına bin 963 dosya düşerken bu rakam hâkimlerde 929’a düştü. 2017 yılında açılan bir davanın dosyası ise yaklaşık 417 günde tamamlandı. Suç bilançosuna bakıldığında Türkiye genelinde mal varlığına karşı işlenen suçlar yani hırsızlık, dolandırıcılık ve mala zarar vermenin en yaygın suç olduğu görülüyor. Bu suçun en fazla işlendiği bölgeler Marmara, İç Anadolu, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’nun bir kısmı oldu. Kasten adam öldürme ve yaralama gibi vücut dokunulmazlığına karşı işlenen suçların ise Karadeniz, Doğu Anadolu ve Ege bölgesinde daha yaygın olduğu görülüyor. Irak sınırında ise Anayasal düzene karşı işlenen suçların ön planda olduğu görülüyor. Haritada en dikkat çeken il ise Afyon oldu. 2017 yılında banka kartı ve call center operasyonlarının yoğunlaştığı Afyon, bilişim suçlarının en fazla işlendiği il olarak dikkat çekti.


Yukarıda verilen tablodan da görüleceği üzere Cumhuriyet Başsavcılıklarınca şüpheliler hakkında verilen kararlardan, 1.775.344 karar sayısını “mal varlığına karşı işlenen suçlar” kapsamına giren hırsızlık, yağma, mala zarar verme, dolandırıcılık ve diğer suçların oluşturduğu görülüyor.

1.056.450 karar sayısını ise “vücut dokunulmazlığına karşı suçlar” kapsamına giren kasten yaralama, taksirle yaralama ve diğer suçlar oluşturuyor.

959.424 karar sayısını ise “hürriyete karşı suçlar” kapsamına giren tehdit, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, konut dokunulmazlığını ihlal, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma ve diğer suçlar oluşturuyor.

684.580 karar sayısını ise “şerefe karşı işlenen suçlar” kapsamına giren kamu görevlilerine hakaret –ki bu rakamın 682.743’ü sadece bu maddeden yargılanmış– karşılıklı hakaret ve kişinin hatırasına hakaret (Atatürk’ü Koruma Kanunu da bu kapsamda değerlendiriliyor) oluşturuyor.

293.300 karar sayısını ise “kamu güvenine karşı suçlar” kapsamına giren resmî belgede sahtecilik, özel belgede sahtecilik, mühür bozma, parada sahtecilik ve diğer suçlar oluşturuyor.

180.002 karar sayısını ise “kamunun sağlığına karşı suçlar” kapsamına giren uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, sağlık için tehlikeli madde temin etmek, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ve diğer suçlar oluşturmaktadır.

89.725 karar sayısını ise “cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar” kapsamına giren cinsel saldırı (15.526), çocuğun cinsel istismarı (33.441), reşit olmayanla cinsel ilişki (17.483), cinsel taciz (23.269) ve diğer suçlar oluşturmaktadır.

72.701 karar sayısını ise “hayata karşı işlenen suçlar” kapsamına giren kasten adam öldürme, taksirle adam öldürme ve diğer suçlar oluşturmaktadır.

Çocuğa cinsel istismarda 16 bin suç

2017 yılında Türkiye’de ceza mahkemelerinde çocukların cinsel istismarı ile ilgili açılan davalardaki suç sayısının 16 bin 348 olduğu açıklandı. Bu rakamlar mahkemeye intikal etmiş olan rakamalar. Diğer taraftan mahkemeye intikal etmemiş yüzlerce vakıanın olduğu da yine bilinen bir gerçek.

 


 Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre Türkiye’de ilk kez kadın şüpheli sayısı 1 milyonu geçti.


Yukarıdaki istatistiklerle birlikte Türkiye’de toplam; 250.000 mahkûm, 750.000 kolluk kuvvetlerinin aradığı kişi, 800.000 hükmün açıklanmasının geri bırakılmasından (HAGB) yararlanan kişi, 800.000 şartlı tahliye (3 yılda), 7.5 milyondan fazla ceza dosyası, 15 milyon sanık, 15 milyon tanık ve 15 milyon da müşteki bulunmaktadır.

Suç, tarihin ilk dönemlerinden beri toplumun kurumsal düzenini bozan, toplumda negatif etkileşim oluşturan bir sorun olarak var olmuştur. Yapılan çalışmalar insanları suç işlemeye itecek birçok neden olduğunu ortaya koymuştur. Ama en büyük neden hâlihazırda neredeyse tüm dünyada tatbik edilen “laiklik” düşüncesidir. Özellikle halkı Müslüman olan bir ülkede Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın haram kıldığı bu suçların bu oranlarda işlenmiş olması başkaca nasıl izah edilebilir?

Dinin hayattan ayrılması anlamına gelen laiklikle birlikte dinin, devlet, toplum ve hayata karışmasının bizzat devlet eliyle engellenmesi, insanların heva ve hevesleri doğrultusunda bir yaşam sürmesi, Batı toplumlarında olduğu gibi insanları zamanla suç işlemeye itmektedir. Örneğin, hırsızlık oranlarının bu denli yüksek olması ekonomik bir takım sebeplere bağlanabilir. Ama unutulmamalı ki en büyük hırsızlık ve yolsuzluğu bu ülkenin zengin zümresi yapmaktadır. “Fakir niçin fakirdir? Hırsızlık yapmasını bilmediği için” açıklaması hâlâ hafızalardadır. Geçmiş İslâm toplumunda da fakirlik vardı. Ama hırsızlık oranları günümüzle kıyas bile edilemez. Çünkü İslâm akidesine sahip olan halkın akidesinden çıkan, Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın koymuş olduğu kanun tatbik ediliyordu.

İnsan, kendisini yaratan rabbinin kanunlarına gönül huzuru ile itaat ediyor, diğer taraftan ise Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın kanunlarının caydırıcılığı insanları bu suçu işleme noktasında engelliyordu. Türkiye’de ise ceza oranları ne kadar fazla olursa olsun, insanlar yine de suç işleyebilmektedir. Diğer taraftan Cumhuriyet tarihi boyunca ortalama 6 yılda bir ya af ya da af hükmünde yapılan birçok kanun değişikliği -bugün MHP’nin de gündeme getirdiği gibi- daha ziyade adli sanıklara yönelik olduğu için de bu suçlar artarak devam etmektedir. Bunun yanında suç, topluma telafisi çok zor olan bir zarar verme gücüne sahip duruma gelmiştir, yani çok büyük sosyal maliyetiyle topluma önemli zararlar vermektedir. Bu sorunu çözmek öncelikle, suç olgusunun tanımlanması ve suçu ortaya çıkaran faktörlerin belirlenmesiyle olacaktır.

İslâm Şeriatı, insandan kaynaklanan her hadisenin hükmünü açıklamış, helaller ve haramlar koymuştur. Bu sebepledir ki İslâm Şeriatı’nda “emirler” ve “yasaklar” vardır. Bu emirler ve yasaklar sebebiyle o, insanı, emrettiklerini yapmakla, yasakladıklarından da sakınmakla sorumlu tutmuştur. Tersine hareket ettiğinde ise kötü bir iş yapmış yani suç işlemiş olur. Dolayısıyla insanların, Allah’ın emirlerini yapmalarını, yasakladıklarından da kaçınmalarını sağlayacak bir sistem gerekmektedir. Ancak bu şekilde hem Allah Subhanehû ve Teâlâ’ya kulluk gerektiği gibi yerine getirilebilir, hem de işlenen suçların önüne geçilebilir. Emir ve yasaklara aykırı hareket edenleri cezalandırmadıktan sonra bu emir ve yasakların hiçbir manası olmaz. Üstelik İslâm Şeriatı bu suçlar için hem bu dünyada hem de Ahirette cezaların var olduğunu açıklamıştır. Ahirette verilecek cezalar Allah’a ait olup Kıyamet günü Allah, günahkârları cezalandıracaklardır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسِيمَاهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّوَاصِي وَالْأَقْدَامِ

“Suçlular, simalarından tanınırlar da alınlarından ve ayaklarından tutulurlar.[1]

وَالَّذِينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَ

“Kâfirler için cehennem ateşi vardır.”[2]

هَذَا وَإِنَّ لِلطَّاغِينَ لَشَرَّ مَآبٍ جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ الْمِهَادُ

“Azgınlar için kesinlikle kötü bir dönüş elbette vardır. Onlar Cehenneme gireceklerdir. Ne kötü bir konaktır.”[3]

Yüce Allah günahkârlara azap edeceğini vaad etmekle birlikte onların işi Allah’a aittir. Dilerse onlara azap eder, dilerse onları bağışlar. Şöyle buyurmaktadır:

إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَن يَشَاء

“Allah, Kendisine şirk koşanı kesinlikle bağışlamaz. Bundan başka dilediğini bağışlar.”[4] Delillerin genelliğinden dolayı onların tövbeleri makbuldür.

Dünya hayatındaki cezaları uygulama görevi imama (halifeye) veya naibine aittir. Yani Allah’ın hadlerini, cinayetlerle ilgili hükümleri, taziri ve muhalefet cezalarını uygulamak devlet başkanının vazifesidir. Suç işleyenlerin dünya hayatında cezalandırılmaları ile onların ahiretteki cezaları kalkar. Cezaların engelleyici ve zorlayıcı boyutu vardır. Engelleyici yönü ile insanları günahlardan ve suç işlemekten alıkoyar. Zorlayıcı yönüyle de ahiret azabını zorunlu hale getirir. Dünyada, devletin cezalandırmasıyla Müslüman ahiretteki azaptan kurtulur. Bu nedenle İslâm tarihinde suç işleyip daha sonra bundan pişmanlık duyarak itiraf eden, Allah Subhanehû ve Teâlâ’dan af olmayı uman insanları anlatan yüzlerce hadise vardır.

Sonuç olarak Türkiye’deki suç sorunu köklü bir sorundur. Dünyanın en iyi kanunlarını da ithal etseler sonuçlar değişmez. Çünkü sorun sadece kanunlarla da alakalı değildir. Sorun, esaslarla ilgilidir. Sorun, kokuşmuş demokratik sistemlerdedir. Bu sorun devam ettiği sürece istatistiklerin de ortaya koyduğu gibi suç ve suçlular her geçen gün artacaktır. Bu düzen bir taraftan suçun artmasına neden olurken, diğer taraftan verilen cezalar caydırıcı olmaktan ziyade teşvik edici oluyor. Sorun bu sistem ise çözüm de; bu sistemi değiştirip yerine bizi yaratan rabbimizin bize göndermiş olduğu son din İslâm’ı devlet, toplum ve hayatta tatbik etmektir.

Dolayısıyla bu köklü sorun, ancak köklü bir çözüm ile çözülür.



[1] Rahman Suresi 41

[2] Fatır Suresi 36

[3] Sad Suresi 55-56

[4] Nisa Suresi 48


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz