KAPİTALİZM SADECE FAKİRLEŞTİRMİYOR, İNSANA DAİR NE VARSA YOK EDİYOR

Mehmet Çetinbudak

Kapitalizmin, dünya üzerinde bulunabilme ihtimali olan üç ideolojiden biri olduğunu biliyoruz; hayata, hayatın öncesine ve hayatın sonrasına bir bakış ortaya koyan, nereden geldim, nereye gidiyorum, niçin varım sorularına cevap veren üç ideolojiden biri olduğunu biliyoruz. Diğer iki ideolojinin de, şu anda dünya üzerinde tatbik edilmeyen, edilemeyen sosyalizm ve İslâm olduğunu biliyoruz. Bu makalemizde, kapitalizmin iktisadi yaklaşımını, toplumları nasıl fakirleştirdiğini ele aldıktan sonra, aslında bundan da daha önemlisi insanları nasıl insanlıktan çıkardığını, insana dair ne varsa yok ettiğini ele alıyor olacağız.

Kapitalizm, ekonomide parasal döngünün ne olursa olsun dönmesi gerektiğini, ne olursa olsun tüketimin artmasının gerektiğini ve bu yüksek tüketim ürünlerinin üretilmesi sürecinde kârı artırmak için işçi maliyeti, taşımacılık maliyeti vb. gibi maliyetlerin en aza çekilmesini savunur.

Kapitalizmin maliyeti düşürme tutumu ve tüketimin artması için üretimin artmasını sağlaması birtakım bozukluklar ortaya çıkarmıştır. Maliyet düşme sürecinde çalışan insanlara az para verilmesi ve üretilen ürünün çok satılması yani çok tüketimi ile ürünlerin pahalılaşması toplumda ekonomik sınıfların arasının açılmasına sebep olmuştur. Üretilen ürünün çok satılması satış fiyatının artmasına sebep olur. Aynı zamanda üretimde çalışan nüfusa verilen para fiyatları artan bu ürünler ile aynı miktarda artmaması sebebiyle fakirlik de artmış oluyor.

Yani hayatın pahalanma hızına çalışanların aldıkları paradaki zaman içindeki artış miktarı, hızı yetişemiyor. Üretilen çok satıldığı için üretici daha da zenginleşiyor. Çalışan bu hıza yetişemediği için (yetiştirilmediği için) fakirleşiyor. Böylece ekonomik yöntem olarak kapitalizmi benimseyen bölge veya ülkelerde bu ayarın uygun yapılmaması durumunda bulunulan bölgede veya ülkede zengin ve fakir nüfus artarken orta sınıf yok oluyor. Orta sınıf genel olarak hizmet bölümünde olduğu için de ülkedeki işleyiş zarar görüyor.

Bu sonuca etki eden diğer bir sebep ise borçlanmadır. Dünya çapında ortalama borçlanma giderek artmaktadır ve yeni doğan nesil bu borçlanmayı bir nevi rezonans görevi görüp fazlasıyla bir sonraki nesle aktarıyor. Türkiye’de fakir oranı ile zengin oranı farkı giderek açılmaktadır.

Genel olarak, zaten herkesin dilinden bunu duyabilirsiniz. Zengin daha da zenginleşiyor, fakir daha da fakirleşiyor. Aslında kısaca, işin özeti bu. Şimdi biz, kapitalizmin insanı insanlıktan çıkarması konusuna geçiş yapalım.

Okuduğumuzda gözlerimize, duyduğumuzda kulaklarımıza inanamadığımız haberler alıyoruz. Bu da yapılır mı dediğimiz her şeyin aslında olduğunu ve toplumları da artık tahrik etmediğini, harekete geçirmediğini, hiçbir tepki uyandırmadığını görüyoruz. Üzülüyoruz, kahroluyoruz ama kapitalist sistem yenilerini üretmeye yorulmuyor, toplumu bozmaya, insanı insanlıktan çıkarmaya, insana dair ne varsa yok etmeye devam ediyor. Çünkü işi bu.

Dünyanın en pahalı giyim markalarına üretim yapan Bangladeşli tekstil işçilerinin yüzde 64’ü, temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek ücret kazanmıyor. Kapitalizmin ölçüsü menfaat. Onun insanlara, eşyalara, vakıalara bakışı kendi maslahatı ile ilişkilidir. Onun menfaatine uygun bir durum söz konusu ise vakıaya bakışı cansız bir eşyanın, canlı bir insandan farksız oluşudur.
Kapitalizme göre nizamının canlılığını koruması kaosa, rekabete, zengin ve fakir sınıfına, sermaye ve insani olarak sömürüye bağlıdır. Dolayısıyla bu durumlar yani bir insan olarak bir işçinin yapmış olduğu iş ne koşulda olursa olsun, sonuçları neler doğurursa doğursun hak ettiği ücreti alamaması kapitalizm açısından sorun değil sonuçtur. Zira onun ölçüsü ve çıkarı bakımından hayata ve insana bakış açısı yalnızca menfaattir, başka değil.

Kapitalizmin tatbikiyle oluşan ruhi, fikrî, ahlaki ve maddi çöküntüler bu toplumlar için geçerlidir. Dolayısıyla suç işleme ve toplumsal huzursuzluk üst seviyededir.

Adana'da işitme engelli bir genç, 4 kişi tarafından dolmuşta öldüresiye dövüldü. Hastaneden çıkıp evine gitmek için dolmuşa binen bu engelli genç, dolmuşta üniversite öğrencisi 4 genç tarafından saldırıya uğradı. Tahammülsüzlükte sınır tanımayan insanlık, kendisini ifade etmekte aciz olan engelli bir vatandaşı öldüresiye darp etti. Bu öfke patlaması kime? Toplumun içerisinde bulunduğu bu psikolojik bunalım neden var? İnsanlar konuşarak çözüme kavuşturacağı meseleyi, neden güçsüz olana, kaba kuvvet uygulayarak halletme yoluna gidiyor?

Denizli’nin Çal ilçesinde yalnız yaşayan Ümmü Coşdan (75), oğlunun arkadaşı olduğunu söyleyerek su içme bahanesiyle evine giren bir kişi tarafından öldüresiye dövülerek, boynundaki altın çalındı. İçerisinde bulunduğumuz toplumun üzerine tatbik edilen kapitalist nizam haydut, gözü dönmüş, üç beş kuruş elde edebilmek adına yaşlı insanları hedef alan nesiller yetiştiriyor. Beşer eliyle oluşturulmuş kanun ve nizamlar insanlarda caydırıcılık oluşturmuyor, gençler ahiret endeksli bir bakış açısıyla yetiştirilmiyor.

Yeryüzünde meydana gelen olayları yakından izliyorsunuz. Hep birlikte görüyoruz ki, özellikle Müslümanlar dünyanın birçok yerinde her türlü eziyete ve işkencelere maruz kalıyorlar. Böylesine insanlık dışı muamelelere karşı insanlık âlemi, dini, ırkı, rengi ve dili ne olursa olsun kesinlikle seyirci kalmaması gerekirken, maalesef bunca zulüm ve işkenceler karşısında susuyor ve sadece seyretmekle yetiniyor.

Peki, ya biz Müslümanlar, her türlü zulme ve işkenceye maruz kalan, din, can, akıl, nesil ve mallarına tecavüz edilen, hiçbir savunması ve savunanı kalmamış olan dindaşlarımıza karşı sorumluluklarımızı yerine getiriyor muyuz?

Google’a “insanlık dramı” yazıyorum. Çıkan sonuçlar hep İslâmi beldeler. Musul’da insanlık dramı, Arakan’da insanlık dramı, Libya'da sığınma kamplarında insanlık dramı, Suriye’de insanlık dramı, Somali’de insanlık dramı, Yemen’de insanlık dramı… Ancak, asıl insanlık dramını akılları tutulmaya uğramış Müslümanlar yaşıyor, çünkü kapitalizm onları etkilemiş, kapitalizm insani değerlere dair onlardaki her şeyi almış. Bakışları sadece menfaat olmuş.

Hatırlarsınız, Bağdat Caddesi’ndeki bir kafede bir patlama meydana geliyor. Görüntülere göre patlamadan sadece bir kaç dakika önce içeride birçok müşteri bulunuyor. İlk patlamayla büyük bir panik yaşanıyor. Kimi kapıdan kimi pencereden kaçmaya çalışıyor. Bu sırada yaralananlar olabilir ama hayati tehlikesi olan kimse yok gibi. Onlardan biri de yerde yatan yaşlı adam. Aslında yerde ondan başka da kimse yok. Çevresini şaşkınlıkla izliyor. Alevler büyük bir tazyikle işyerini kavurmaya başlıyor. Yaşlı adam hâlâ yerde ama artık ondan başka kimse yok restoranda. Tam o sırada bir kişi giriyor içeriye ve yaşlı adama bakmıyor bile. Adamın yakınındaki masada bulunan çantasını alıyor ve çıkıyor. Kısa süre sonra da artık alev ve dumandan başka bir şey görünmüyor kamerada. Yaşlı adamı da o alevler yutuyor. Yaşamını yitiren yaşlı adamın oğlu, olayla ilgili: “Yürüme engelli babam, (ayağı protezdi) itilerek yere düşüyor, yerden kalkamıyor, birkaç kişi eşyalarını alıyor ama babama bakan yok. Daha duyarlı olmaları gerekiyordu.” diyor.

Cinayetler, tecavüzler, ihanetler, aldatmalar, dolandırıcılıklar, her türlü pislik maalesef toplum içerisinde görülüyor, kayda geçmeyenler, gözümüzün görmediği, kulaklarımızın duymadığı kim bilir daha neler var, Allah bilir.

Kapitalizm, insanı maddi olarak fakirleştirdiği gibi insani olarak, ahlaki olarak da fakirleştiriyor, yoksullaştırıyor. Bir insanda ölçü olmayınca ya da daha doğru bir tabir ile ölçüsü fayda-zarar, menfaat üzerine kurulu olunca helal mi, haram mı, bu yaptığım insani mi, etik mi, doğru mu yanlış mı diye bakmadan, tatmin yoluna gidiyor.

İnsanlığın düzelmesi için çöpleri çöpe atalım. Kapitalizm çöptür, çöpün dışında durduğunda kokusu çevreye yayılmakta, pisliği insanların üzerine sirayet etmektedir. Temiz olan ise İslâm’dır, İslâmi hayatı yaşamaktır. Bunun için çalışanlar temiz, çalışanları engellemek isteyerek zulmedenler ise necistir. Allah, temizi sever. Vesselam.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz