KAPİTALİZM ÇÖKÜYOR! ZİRA KENDİ ESASLARINI ÇİĞNİYOR!

Emrah Akay

İdeoloji; en sade tanımıyla bir insan tarafından ortaya çıkan fikirler, hükümler, hayat tarzı ve sorunlara çözüm üretme yollarının toplamıdır. İnsan herhangi bir ideolojiyi ya içinde bulunduğu toplumsal koşullardan dolayı kendi dehasıyla ya da ona bir başkası tarafından verilen fikirler ile var eder. Eğer kendi dehası ile var etmişse toplumsal koşullar değiştiğinde yahut kendi zihin dünyası dönüşüme uğradığında ürettiği ideoloji de değişmek, etki ve tesirini kaybetmek zorunda kalacaktır. Fakat kendisine değişmeyen bir irade tarafından vahiy yoluyla var edilmişse o ideolojinin değişmesi de mümkün olmamaktadır. Her ne kadar daima varlığı somut olarak gözükmese de her an yeniden vücut bulması mümkün olacaktır. Bu iki kategori ile değerlendirecek olursak İslâm, Rabbi tarafından Peygamberine vahiy yoluyla gönderilmişken kapitalizm ve sosyalizm ise bir insanın zihninde doğan bir deha ile ortaya çıkmışlardır. Sosyalizm toplumsal ve siyasal zeminini kaybettikten sonra dağıldı ve parçalandı. Yeniden toparlanması ise kendisini var eden faktörlerin acziyetinden dolayı mümkün değildir. Fakat İslâm şu an için dünya sahnesinde etkili değilse de kendisini var eden külli iradeden dolayı her an etkili olabilecek potansiyele sahiptir. Şu an için dünyaya nizam veren, gücü ve etkisi ile var olan ideoloji kapitalizmdir. O da tıpkı parçalandığında sosyalizm gibi yeniden dirilişi mümkün olmayacaktır. Lakin her nasılsa o çökmeye yüz tuttukça ona düşmanlık etmesi gerekenlerin ihanetleri ve sahip çıkmaları sayesinde ayakta kalmaya yalpalayarak da olsa devam etmektedir.

Kapitalizm üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunların kâr amacıyla işletilmesine dayanan bir ekonomik sistemdir. Serbest piyasa ekonomisi olarak 16. yüzyılda çıkmıştır. Kapitalizmin merkezindeki özellikler özel mülkiyet, sermaye birikimi, ücretli emek, gönüllü takas, bir fiyat sistemi ve rekabetçi pazarları içerir. Kapitalist piyasa ekonomisinde, karar verme ve yatırım finansal ve sermaye piyasalarındaki üretim faktörleri sahipleri tarafından belirlenir. Kapitalist iktisat nizamı iktisadi problemlere çözümler üretmek adına 18. yüzyılın sonlarına doğru Adam Smith, David Ricardo ve John Stuart Mill gibi ekonomistler tarafından Britanya’da ortaya atılmıştır. Dolayısıyla ekonomik hayatı fertlerin mücadele ve hırsı ile artıp azalan bir sürece evirmişlerdir. Bireysel rekabet toplumsal doyum ve tatminden daha önemlidir. Fakat bu durum bir toplumun büsbütün kabul edebileceği bir durum değildir. O yüzden toplumsal dinamiklerin buna hazır hale getirilmesi, içselleştirilmesi ya da rızaya zorlanması gerekmektedir. Bunun yolu şüphe yok ki fikrî saldırılar ve kültürel zorbalıktır. “Saldırı” ve “zorbalık” kavramlarını kullanmadaki sebep bu fikirlerin insanın fıtratına, toplumun yapısına, kalkınmanın tabiatına aykırı olmasından dolayıdır. Zira kapitalist fikirler gelirin arttırılması önündeki engelleri ortadan kaldırmak konusunda gayri insanidir. İki yüzyıldan fazladır dünyada dökülen kanların, akan gözyaşlarının, sömürülen toprakların kapitalizmin dünya görüşünden kaynaklandığını açıkça söyleyebiliriz. Yanı sıra özellikle İslâmi beldelere yapılan demokrasi ve laiklik saldırıları da yine aynı görüşten kaynaklanmakta ve yüzlerce yıl beyinler işgal edilmektedir. İşte tüm bunlar kapitalizmin dünya ekonomisini şekillendirmek için yapageldiği faaliyetlerdir. Fakat her medeniyet inşa edildiği gibi günü geldiğinde yıkılabilir. Hatta ne kadar köklü, uzun vadeli, güçlü olsa da… İşte “sömürge medeniyeti” olan kapitalizm de çok yakın zamanda yıkılacak, yerle yeksan olacaktır.

Bu ifadenin sloganik bir söz olmadığını, aksine gün gibi açık ve sarih olduğunu kapitalizm için gece gündüz varlık mücadelesi verenlerden hareketle anlayabiliriz. Hatta öyle ki bugün böylesi vahşi bir sisteme dua ve methiye düzenler zamanı geldiğinde ruhuna Fatiha okumaktan korkmaktadırlar.

Amerika’nın cumhuriyetçi eski başkan adayı ve Teksas senatörlüğü yapmış Ron Paul “ABD’nin umursamadan büyüyen borçlarıyla askerî harcamaları, eninde sonunda sistemin çökmesine ve Sovyetler Birliği’nin son günlerindeki gibi yanıp kül olmasına yol açacak” değerlendirmesini yaptı. Açıklamasının devamında “Sovyet sisteminde olduğu gibi ani ve dehşet verici sona doğru gidiyoruz. Benzer bir süreç olmayacak zira bazı ülkeler ondan ayrılmıştı, bizim eyaletlerimiz ayrılmayacak. Bu durumu finanse edebileceğimizi düşünmüyorum. İçinde bulunduğumuz borçlu ve sıkıntılı durumdan dolayı yok olacağımızı düşünüyorum.”

Son yüzyılın ideoloğu olarak vasıflandırılan düşünür Immanuel Wallerstein “Kapitalizmin Geleceği Var mı?” adlı kitabının 21. sayfasında şu önemli tespiti yapıyor: “Sonsuz sermaye birikimini rehber alan modern [kapitalist] dünya sistemi 500 yıl sürmüştür… Devam edemez, çünkü denge durumundan çok uzaklaştı ve artık kapitalistlerin sonsuz sermaye biriktirmesine müsaade etmiyor. Alt sınıflar da torunlarının bu dünyayı miras alacağına artık inanmıyor. Sonraki sisteme dair mücadelenin sürdüğü yapısal bir kriz içinde yaşıyoruz.” Wallerstein kapitalizmin çöküşünün kendiliğinden olmayacağını bilakis sınıflar ve toplumlar arası sömürüye dayalı bir çekişmeden kaynaklanacağını, sömürgeciliğin bir ömür süremeyeceğini ve yeni ideolojiye duyulan ihtiyacın ekmeğe, suya duyulan ihtiyaç gibi olacağını ileri sürüyor. Onun bu tezi Amerikan sermayesi ile popüler olmuş Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” teziyle her konuda çatışıyor.

Kapitalizmin en büyük sorunu sadece iktisadi nizamından kaynaklanmıyor. Yanı sıra temel fikri olan sekülerizm ile özgürlük fikri de toplumların çöküşünü hızlandıran diğer nedenler olarak sıralayabiliriz. Hatta öyle ki, hiçbir dini argüman kullanmaksızın genel insani özellikler açısından bile değerlendirdiğimizde kapitalizm ile nizamını yürüten ülkelerde iktisadi alan dışında herhangi bir kalkınmışlık görünmemektedir. Fakat bu iktisadi kalkınmışlık dahi toplumların genelini refaha ulaştıracak bir şekilde değil sermaye sahiplerinin zenginliklerini arttırırken işçi ve emekçi sınıfın hayatta kalabilecek kadar kazandığı bir kalkınmışlıktır. Bu bakış açısıyla “kapitalizm patronların ideolojisidir” diyebiliriz. Kapitalizm için milli ya da uluslararası gelirin ne olduğu, bu gelirin nasıl dağıtılacağı konusundan daha önemlidir. Normal şartlarda böyle adaletsiz, merhametsiz bir ideoloji toplumların benimseyebileceği bir ideoloji değildir. Fakat her nasılsa bütün olumsuz tablolar bir takım süslü, göz boyayıcı fikirler ile toplumları etkisi altına alan bir girdap gibi sarmaladı. Önceleri bulunduğu toplumun değer yargılarına ters olan fikirleri gerek eğitim süreci, gerekse de medya gücüyle pompaladı. Pompaladığı her fikir kanın damardan aktığı gibi toplumların da damarlarından şiddetli bir şekilde aktı ve bütün vücudu etkiledi. Böyle bir etkiye maruz kalan halkların zihinleri uyuştukça sermaye sahipleri kahkahalar atarak izledi ve böylece zenginlikleri arttıkça arttı. Dolayısıyla kapitalizm ile sermaye sahipleri arasındaki ticari ilişki “kazan-kazan” esasına dayanırken, sermaye sahipleri ile toplumun geri kalanı arasındaki ilişki “kazan-hayatta kal” esasına dayandı. Üstelik bu durum içi zehirli dışı cezbedici unsurlar ile meşru kılındı. Bir de üstüne bu meşruiyeti beldelerinin sözüne güvenilir yöneticileri tarafından da tasdik edilince zincirin son halkası da tamamlanmış oldu.

Fakat son tahlilde kapitalizm ciddi bunalımlar yaşamaktadır. Zira fikirlerini üzerine bina ettiği laiklik akidesi ve özgürlükler fikri kendisini imha etmek üzere. Kapitalizm en doğru şekilde tatbik edildiğinde dahi bu problemleri çözmeye matuf ameller ortaya koyamaz bilakis daha da derinleştirir. Mesela kadın-erkek eşitliği bir mefhum olarak kadınlara zerk edildiğinden beridir aile içi şiddet, geçimsizlik ve ayrılıklar arttı. 18 yaş mefhumu gençlerin zihinlerini işgal eden bir virüs gibi onları ahlaksızlık, fuhşiyat, uyuşturucu bataklıklarına düşürdü. Faiz ile mal-mülk sahibi olmanın sevdirildiği bir ekonomik sistemde erkekleri borçlanma, ömür boyu kredi ödemek gibi yaşam standardını düşüren bir darboğaza sürükledi. Kadının iffet ve namus kavramlarını altüst ederek onu bir ticaret unsuru, kazanç kapısı, reklam malzemesi haline getirdi. Kapitalizm bu yönüyle toplumu iktisadi çarkın dönmesi için birbirleriyle yarışan yarış atlarına çevirdi. Sosyal ilişkilerin düşmanca sürdürüldüğü, birlik ve beraberliğin tesis edilemediği, zamanın bereketinin kaybolduğu, kazançların gayri meşru hale geldiği bir toplumsal yapı tesis edildi. Zaten araştırmaların geneli kapitalist nizama göre yaşayan toplumların suç oranlarının, gayri meşru ilişkilerin, küçük yaşta suça bulaşma ve intihar etme gibi verilerin oldukça arttığını gözler önüne sermektedir.

Bunlar ideolojinin bekasını korumak adına yürüttüğü temayüllerdir. Bir de en başta belirttiğimiz iktisadi yapının içinde bulunduğu vahim tablo da göstermektedir ki, “kriz” kapitalist iktisadın olmazsa olmazıdır. Eğer bir kapitalist devlet iktisadi bir bunalım içine girmişse onu kendisinden iki şekilde bertaraf edebilir. Ya yeni ekonomik revizyonlar, yatırımların arttırılması, siyasi-politik istikrarın sağlanması, faizin düşürülmesi ve canlı para akışının yeniden piyasa sokulması ya da bunlar mümkün değilse “kriz” algısının zihinlerden uzaklaştırılması ve piyasaya olumsuz düşüncelerin girmesini engellemek. Son zamanlarda ikinci seçenek çok sık kullanılmaktadır. Mesela, ABD’nin güncel borç tablosu şu şekildedir;

Devlet(kamu) borçları: 2 trilyon dolar

Özel teşebbüs borçları: 2 trilyon 800 milyar dolar

Özel hane halklarının borçları: 1 trilyon 900 milyar dolar[1]

Fakat Amerika bu vahim tabloyu devletlerarası gücünü de kullanarak manipüle etmekte, tartıştırmamakta ve iktisadi durumuyla ilgili haber yapılmasına müsaade etmemektedir. Bu durum da ABD toplumunun ticari varyasyonlarına olumsuz bir müdahaleyi engellemektedir. Her şeyin güllük gülistanlık olduğu algısı şüphesiz ki hem yatırımcılar hem de yatırım notu için önem arz etmektedir. Fakat şu gerçeği asla gizleyememektedirler: Kapitalist devletler hayali sermaye ile ayakta durmaktadır. Söz gelimi borsa yatırımları, hisse senetleri, tahvil-bono akışları ile toplumsal üretim ve toplumsal sermayenin dev şirketlerin sermayelerini arttıran, riskleri paylaşırken reel kârlardan aynı oranda pay alamayan bir süreç inşa edildi. Yine kimin hangi oranda ortak olduğu bütün ortaklar tarafından bilinmeyen anonim şirket mantığı da iktisadi yapının hayali sermaye boyutunu oluşturan bir başka kusurudur. Kapitalist ya da kapitalist olmaya çalışan devletlerde eğreti duran bir başka husus şüphesiz ki şirketlerin çalıştırdıkları işçi sayısı ve gelir vergileridir. Devlet işsizlik oranını düşürecek şirketlere az maaş çok iş gücü talebinde bulunur. Bunun için asgari ücreti şirketlerinin kabul edebileceği bir oranda belirler. Çalışan az kazanır ama çok insan çalışır, işsizlik düşer. Aynı şekilde belli bir vergi limitinin üzerinde devlete kazandıran şirketler devlet tarafından vergi indirimi veya muafiyeti kazanır. Bu durum “kazan-daha çok kazan” mantığına uygun bir şekilde işletilir. Böylece devletin iktisadi yapısı kan emici şirketlerin elinde bekasını temin etmiş olur. Tüm bu işleyiş kısaca devletin kredi derecelendirme kuruluşlarınca iyi bir not alması, olumlu bir bütçe havası oluşturulması, iç politikada artı yönde bir tablonun çizilmesi ve olumsuz algıların yok edilmeye çalışılması içindir. Gaye asla toplumun refahını sağlamak değildir. Hatta gelirden dağıtılan payın miktarı, oranı ve kontrolü çok da önemli değildir. Zira bunlar kapitalist bir devletin iktisadi gücünü etkilemeyeceği gibi bunlarla uğraşmak vergileri düşüren, şirketlerin kârlarını azaltan beyhude bir çalışmadır. İşte tüm bunlar yakın zamanda kapitalizmin nefesini kesmeye yetecektir.

Kapitalizmin icat ettiği kâğıt para piyasa değeri olarak hiçbir zaman madeni değeri olan altın ve gümüş gibi efektif değildir. Onu sadece üzerindeki rakamların çokluğuyla değerlendirdiğinizde enflasyona ne kadar açık olduğunu çok net görürsünüz. Darphanelerin istedikleri kadar basabildiği bir kâğıdın piyasada karşılığı olmadan dolaşması farklı alternatiflerin de üretilmesini zorunlu kılıyor. Hatta öyle ki tedavülde karşılığı olmayan, fiziki ve maddi bir kıymeti olmayan kripto paralar icat edildi. Adına “bitcoin” denilen bu para birimi gözle görülmeyen, elle tutulmayan, kimin ürettiği bilinmeyen fakat tıpkı döviz gibi yükselip düşen manipüleye açık bir değiş-tokuş sistemi. Bu para kapitalizmin gediklerini kapatmaya elverişli olmadığı gibi yeni gedikler açmaya gebedir. Zira ülkemizde bakanlık seviyesinde ciddi bir uyarı gelerek kripto paralardan uzak durulması tavsiye edilmiş olmasına rağmen, liberal ekonominin bir özgürlüğü olarak herhangi bir yaptırım uygulanamamaktadır.

Bu minvalde kapitalist iktisadi sistemi krize sokan unsurları yeniden değerlendirdiğimizde özetle şunları söyleyebiliriz:

Para: Piyasadaki likiditenin tam karşılığını veremeyen birim ve üretim cinsi bakımından paranın tedavüldeki hali.

Ödemeler dengesi: Yukarıda da bahsi geçen devlet ile sermaye sahipleri arasındaki -genelde devletin borçlandığı- dengesizlik hali. Söz gelimi yap-işlet-devret veyahut ihale usulü yapılan yatırımlarda devletin özel teşebbüs karşısında iç siyasetin gereği olarak elinin zayıf olmasıdır. Askerî ve kamusal harcamaların sonucu olarak gelir-gider tablosunda kamuyu borçlandıran bu sistem her zaman kapanmayan bir gedik olarak kalmaya devam edecektir.

Servetin yanlış dağıtılması: Kapitalist devlet serveti bütün topluma yeteri kadar dağıtabilecek güce sahip olmasına rağmen özel teşebbüsün önünü açmak uğruna yüzdelik dilimden daha fazla payı buraya ayırması dengelerin bozulmasının önünü açacaktır. Sonuç olarak servetin ülke nüfusunun %5’lik dilimine ayrılması gibi bir netice çıkıyor. Dolayısıyla böyle bir devlet servetin arttırılması ile toplumun refah kazanması arasında doğru orantılı bir ilişki temin edemez.

Kapitalist şirketlerin açgözlü politikaları: Afrika topraklarının tamamı Avrupalı devletler tarafından büyük şirketlere peşkeş çekilerek sömürülmüştür. Mesela Myanmar hükümeti, Müslümanların yaşadığı Arakan bölgesini boşaltması ve orada bulunan kıymetli gazların rafine edilmek üzere fabrikalaşması için Avrupalı devletler ile ciddi ekonomik anlaşmalar imzalanmıştır. Söz konusu parasal kazanç olduğunda kaç tane Müslümanın katledildiğinin bir önemi yoktur.

Faiz ve küresel finans sistemi: Özellikle ideolojik devletlerce az gelişmiş veya gelişmekte olan devletlerin iktisadi yapılarını baltalamak ve kendi politikalarına boyun büktürmek adına yürüttüğü lobi faaliyetleri o devlet ve toplumların bellerini doğrultması önündeki en önemli engellerdir. Zira bu lobiler az gelişmiş devletlerin kemerlerini bir sıkıp bir gevşeterek ne zaman ne kadar nefes alacaklarını belirlemekte, suni krizler çıkartmakta, istikrarı bozmakta, toplumsal algıyı yönetmekte ve tüm bunları medya gücüyle destekleyebilmektedir. Böyle bir durumda gerçekte var olan kriz yokmuş gibi, iyiye giden ekonomik yapı çökecekmiş gibi bir hava oluşturulabilir.

İşte böylece kapitalizm ayakta durmak adına alicengiz oyunlarına başvurmakta, yemediği terane kalmamaktadır. Fakat bu durumun kısa bir süre içerisinde foyası ortaya çıkacak, işlediği cürümler güneş gibi parlayacak, onu koruyan ve süresini uzatan hain yöneticiler elbet bir gün mahcup olacaklardır. Tebaasına ihanet eden sözde liderler bugüne dek savundukları laik, demokratik kapitalizm tarafından tarihin karanlık çöplüklerine atılacaklardır. Bunu bu ideolojinin fikir babalarından hareketle anlayabiliriz. Zira onların “Tarihin Sonu” tezleri kapitalist tarihin sonu şeklinde tecelli edecek ve Rabbimiz olan Allah Subhanehû ve Teâlâ tarafından başlatılacak olan yeni bir tarihin kapıları aralanacaktır.

Özgürlük çığırtkanları yalnızca fikrî ve siyasi çalışma yapanlara karşı uygulanan zulmün karşısında neden suskunlar? Demokrasi havarileri kendi yöneticilerini belirlemek üzere bir halifeyi seçmek isteyenlere neden fırsat tanımazlar? Müslümanların maslahatını düşündüğünü iddia edenlerin en büyük maslahat olan İslâm Devleti’ne karşı nefretleri neden? Her konunun tartışıldığı, her sistemin konuşulduğu bir zaman diliminde Hilafet ve İslâmi İktisat Nizamı’nın konuşulmasına neden karşı çıkılıyor? Aile ve gençlik mefhumlarının yerle yeksan olduğu böylesi bir sistemde neden İslâm’ın izzetli yasalarına, içtimai kurallarına bir göz atılmıyor? Ahlak ve “Asım’ın Nesli” söylemleri söz olmaktan öte bir anlam ifade etmezken, niçin Saadet Asrı’na dönülmek istenmiyor? Kısaca Kapitalizm bir bir kendi putlarını yiyor. Çürüdükçe çürüyor ve onu var eden bütün esasları kendileri çiğniyor. Kapitalizm çöküyor dostlar, ona düşmanlık etmesi gerekirken bekasına çalışan ihanet şebekeleri ve kuklaların içine düştükleri komik duruma rağmen çöküyor. Sermaye sahiplerinin rüyalarını kâbusa çevirecek şekilde çöküyor.

فَقَدْ جَاءكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَذَّبَ بِآيَاتِ اللّهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِي الَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ آيَاتِنَا سُوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُواْ يَصْدِفُونَ

“İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın ayetlerini yalanlayan ve insanları onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir? İnsanları ayetlerimizden alıkoymaya çalışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.”[2]



[1] Ernest Mandel, “Verschuldungskrise: Eine tickende Zeitbombe

[2] En’am Suresi 157


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz