FİTNE, FESAT VE İÇ SAVAŞLARIN SON BULMASI İÇİN DÜNYA HİLÂFET’E MUHTAÇTIR

Cahit Toprak

“İslâm coğrafyası” veya “İslâm dünyası” derken neyin, kimin ve hangi sınırların kastedildiği gerçekte muammadır. Bu tanımlamaların coğrafik sınırlarla elbette bağlantısı vardır. Ancak bu lafızların kim tarafından kullanıldığının önemi çok büyüktür. Batı dünyası bu kavramı kullandığında “İslâm fundamentalizminin merkezi, terörün kaynağı ve şiddetin mahalli” olarak tavsif ederken, Müslümanlar ise “acının, travmanın ve zulmün kol gezdiği ve Batı’nın barbarca katliam yaptığı, kan döktüğü ve sömürdüğü beldeler” olarak zihinlerde anlam kazanır. 

O hâlde Batıya göre şiddetin ve terörün merkezi olan bu coğrafyada, “Zulüm ve katliamı kim yapıyor?” Sorusu gündeme gelmek zorundadır. Zira şiddet ve terör, bunu yapan faillerin tespitiyle mümkündür. Bu tespit tüm kaziye hâline gelen kanaatleri yıkacak ve algıları yeniden inşa edecektir. Öyle bir inşa ki; artık Batılı beyaz adam da, Doğulu mütedeyyin adam da, Afrikalı siyahi adam da o failin gerçek yüzüne tükürecek ve ona şöyle diyecektir: “Ey bu dünyayı kan ve revana çeviren zalim adam, senin yüzünden ırmaklarımız kırmızıya boyandı, mahsullerimiz heba oldu, çocuklarımız ve kadınlarımız dünyaya umutsuz ve karanlık gözlerle baktı, dünyanın çehresi senin yüzünden siyaha boyandı, gözler umudu seninle yitirdi, sabahlar seninle hüzne bulandı.”

Bu failin kimliğini elbette teşhir edeceğiz ama önce fitne ve fesat kavramlarına eğilecek ve anlamını kavramamız gerekecektir. Bu sayede asıl kan döken “fitnecinin” ve asıl nesli tefessüh ettiren “fesatçının” karanlık yüzünü görmüş olacağız inşaAllah. 

İslâm’da “fitne” ortadan kaldırılması gereken bir “küfür”1 manasında kullanıldığı gibi, adam öldürmekten daha beter olan “isyan, anarşi, kavga”2, insanların kör ve sağır kesildikleri “bela ve musibet”3 ve Müslümanlara kâfir cenahtan gelecek bir “zarar, eza”4 anlamlarında kullanılmıştır. En yaygın kullanım alanı ise “imtihan” kavramıyla somutlaşmaktadır.

Fesat ise daha çok “bozgunculuk” ve “doğruluktan saptırmak”’ anlamında kullanılmıştır. Karada ve denizde “bozulan denge”5 olarak ifade edilmiştir. 

Dolayısıyla anarşinin, kaosun ve fitnenin merkezi neresi ise karada ve denizde bozgunculuk yapan, ekini ve nesli yok eden, fesadı yayan odak nokta da orası demektir. Ak ile karanın, kötü ile iyinin, doğru ile yanlışın ayrıldığı gibi, fitne ve fesada sebep olanlarla, hak ve hakikat yolunda yürüyen, ıslah eden, temizlemeye çalışanlar ayrı olmalıdır.

Bu manada ümmetler somut anlamda imtihana (fitneye) maruz bırakılmıştır

Fitne ve fesadın bu çerçevede asıl kaynağı İslâm coğrafyası değil Batı’dır. Fitne ve fesadın asıl kaynağı yüz yıldır zulüm gören ve servetleri sömürülen Müslümanlar değil Amerika, İngiltere, Rusya, Çin ve bil cümle kapitalist Batılı devletlerdir! Tüm bunlar delile doymuş bir hakikat olmasına rağmen, yine de bu gerçeği örtmek için aynı Batı, siyasi ve fikrî entrikalarla bu hakikati insanların gözünden saptırabilmiş, dahası mugalatalı planlarla veya başka fitne araçlarıyla -medya gibi- perdelemeyi başarmıştır. Şimdi Batı’nın bu habis planlarından bir kaçına değinecek ve çözüm yolları üzerinde bir değerlendirme yapacağız.

Öncelikle şunu ifade edelim ki; Osmanlı Hilâfet Devleti’nin birçok kurum ve kuruluşuyla rafa kaldırılmış olması, bu yüzyılın başında İslâm ümmetinin başına gelen en büyük fitne olmuştur. Zira Hilâfet, ümmetin birliğinin ve vahdetinin yegâne ana unsuru ve perçini görevi görmüş, eğitimden ekonomiye, içtimai yapıdan sanayiye ve dış ilişkilerden insanlar arası alakalara kadar birçok alanda yetersiz oranda uygulansa da önemli ölçüde fonksiyonel olabilmiştir. Bundan dolayı olsa gerek son çeyrek yüzyılda fitnenin başı Amerika ve diğer İslâm düşmanı ülke liderleri ve ona hizmette çığır açmış yerli uşakları Hilâfet’i ve kurumlarını itibarsızlaştırmak için türlü türlü entrikalar ihdas etmiş ve aşağılık, politik söylemler ve algı operasyonlarıyla ümmetteki Hilâfet mefhumlarına hücum etmişlerdir. İşte bu, İslâm ümmetinin başına gelen en büyük fitnedir.

Kâfir Batı’nın topyekûn olarak İslâm’ı karşısına aldığı an ise  11 Eylül saldırısı-(oyunu)-dır. ABD, bu vesileyle İslâm ümmetine “Terör” kavramının arkasına sığınarak terör fitnesini başlatmıştır. Sözüm ona terörü bitirmek için en azılı gerçek teröristlerin on yıllarca uğraşı gösterdiğinde bile gerçekleştiremeyeceği kadar geniş çaplı katliam ve yıkımlara yol açmıştır. Üstelik adına X ülkenin kurtuluşu, Y ülkenin özgürleştirmesi diyebilecek kadar da pişkindir.

Sonrasında işgal ettiği ülke halklarından yandaş (paydaş), uşak ve yerli malı örgütler, sanal liderler ve isimler ön plana çıkartıp, ülkenin kurtuluşunda mücahit maskesi giydirmiştir. Ardından göstermelik özgür -hür irade- seçimleriyle ülkede halk iktidarı sağlanmıştır. Her ne hikmetse bu sanal liderler koltuğunda seçimlerden çok önce oturmuşlardı bile!

Sonra halk, tekrar Hilâfet’in tek kurtuluş olduğunu dile getirmeye başlayınca, Batı aklı -ABD, İngiliz ve Avrupa- tekrar kurnaz ve habis söylemlerine başlar. Ne çare ki çoktan dananın kuyruğu kopmuştur. Çaresiz halk sokaklarda -Ortadoğu ayaklanmaları, Arap Baharı- gerçek kurtuluş reçetesini ararken aynı plan tekrar devrededir. Çirkin yüzlü sahte liderler halkın içindedir ve maskeleri henüz düşürülememiş birer kahramandır onlar! 

Son raddeye gelindiğinde ise Suriye sahası tam bir imtihandır. Hem ümmet hem yöneticiler hem de en çok gün yüzüne çıkması gereken Batı’nın gerçek yüzü görülemediği için dünyanın kapkara yüzüdür. Bu kulvardaki plan Hilafet projesini öteleme üzerine kurulan anlık hesaplara gebedir. Her dakika ve her saat hesaplar tekrar gözden geçirilir ve yeni planlar kurulur. Kâh Cenevre, kâh IŞİD, kâh Lozan, kâh Astana… Tüm toplaşmalar ve koalisyonlar tek bir hedef için, o da aşırı guruplara yani Hilâfet’i kurma hedefi için cihat ettiğini söyleyen mücahitlere karşı ılımlı muhaliflerle işbirliği yolları…

Bu kulvardaki son raund Halep’te verilir. Halep maskeleri düşürmüştür. Türkiye maskesini sehven düşüren ikinci ülke olmuştur. Kendisini Müslümanların dostu, İsrail’in düşmanı olarak tanıtan İran’ın, Amerika’nın şeytan üçgeninde yer alan bir ülke olduğu açığa çıkmıştır. Yıllarca şeytan olarak Amerika’ya düşmanlık üzerine halkını motive eden İran’ın devlet geleneği Suriye’de ve sahada Amerika ve komünist Ruslarla yaptığı işbirliği neticesinde şeffaf bir ihanet politikasına evrilmiştir. Hem de Müslümanlara ihanet! Bu çerçevede Şii Hilali’nin gerçekte “”Hilafeti çevreleme hilali” olduğu ümmet nezdinde ifşa olmuştur.

Türkiye’ye gelince, Halep’teki mazlum çocuklar ve kadınlar kalan son takatiyle ellerini semaya çevirip Rahman’a el açmışken, Türkiye’den gelecek bir müjdeli haberle sevinmişlerdi. Sonunda Türkiye Müslüman ordusuyla El Bab’tan içeri girmişti onları kurtarmak için! Oysa gerçek çok sonra anlaşıldı. El Bab, Mücahidleri celbeden, Halep’i yalnızlığa terk eden bir Amerikan projesiymiş. Amerika’nın gösterdiği hedef hem ümmeti Hilâfet’ten ürküten ve soğutan hem mazlumların imdadına ateş açtıran hem de Esad’ın zulmünü unutturup bahane yapılan bir koalisyon hedefi oluvermişti. Yazık ki ümmetin kadınlarının onuru ve kurtuluş reçetesi olan Hilâfet yıkılan enkazların arasında kalmıştır. 

İşte savaşın ve mücadelenin, cehdin ve azmin yok oluş ile sonlandırıldığı, hem de Müslümanların düşmanlarının eliyle hezimete dönüştürülen son fitne nefesi... Batı’nın entrikalarına ve fitne ateşine ram olduğu son kopuş noktası… Fesadın merkezi Amerika’nın küfre ve uşaklarına acımasızca saldırttığı ziyafet sofrası... Sofrada kan, sofrada zulüm ve sofrada yiğitlerin yitirildiği iğrenç bir savaş meydanı…

Belki de yüreğimizi çokça acıtan sadece bir tarafta kâfir Batı diğer tarafta Müslümanların olduğu bir Haçlı savaşı olmayışıdır… Sinsi, bizi bize kırdırtan, bizi bizimle imtihan ettiren, bizi bize düşürten bir çirkin savaşın olmasıdır. 

İslâm ümmeti soyut anlamda da imtihana (fitneye) maruz bırakılmaktadır

Bu fitne ve fesadın en belirgin ve yıkıcı olanı ise demokrasidir. Dahası demokrasi zehrini tarhana çorbası gibi gösterme çabalarıdır. Bu fitne, zihinleri istila eden, nesli ifsat eden, genç dimağları körelten ve saf akılları dumura uğratan ve derin etkileri olan, Batı’nın bir zaferidir. Onlar zaferini kutlarken, bu coğrafyanın insanları ise özgürlük şarkılarıyla bu fitneye kurbanlar vermekte, her dakika, her saniye yeni bir akıl, yeni bir beden benimsetilen köhnemiş batıl bir fikrin kurbanı olmaktadır.

Davos demokrasi için yeni bir yıl, yeni bir milat oldu! Sonra Filistin kurtuldu İsrail’den… Mısır’da demokrasi kazandı, Müslümanlar Mursi’yi kazandı ama fikriyatını ve değerlerini kaybetti... Buazizi Tunus’ta yüreğini ortaya koydu, canını verdi. Biz demokrasiye yenildik... Sustuk... Yasını tuttuk…

Demokrasiye sahip çıktık, Batı’nın yani kâfirlerin sistemi olan demokrasiye sahip çıktık. “Herkes hür düşünsün, ne var ki!” dedik. Bir de baktık ki çocuklarımız, Satanist, Reenkarnist, Feminist ve ırkçı oluvermiş. “Özgürlük kötü bir şey mi?” dediğimizde karşı çıkan olursa, şiddetle tepki verdik, ağzını kapattık. Sonra baktık ki kadınlarımız başörtüyü attı. Abimiz namazı bıraktı. Çocuklarımız camiyi terk etti. Kardeşimiz elif bâyı unuttu. “Ne oldu bize?” dediğimiz de ise çoktan şifayı kapmış, mikroba -demokrasi- bulanmıştık bile…

İşte bugün Yusuf’u arama vaktidir. Yusuf’u kuyuda aramayın, Mısır’da aramayın, Ankara’da aramayın, Davos’ta aramayın… Yusuf’u Kitap’ta arayın. Çekip çıkarın kitabın ayetlerinden!! 

Amerika demokrasiyi Kitab’ın kavli gibi gösterse de, insan haklarının başucu kitabı gibi lanse etse de, bilelim ki demokrasi son yüzyılın en şiddetli taun hastalığıdır. Bu hastalığın ilacı İslâm’dır. O’na sarıldıkça asla sapmazsınız.

Çözüm mü? Fitne ve fesadın son bulması için Nübüvvet Minhacı üzere Râşidî Hilâfet…

Neden mi Hilâfet?

Çünkü Allah Resulü bir hadiste şöyle buyuruyor:

إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ

“İmam sizin için bir kalkandır, sizler onunla korunur ve onun arkasında savaşırsınız.”

Kalkan ama neye kalkan? Kime karşı bir kalkan? 

Fitnelere, kana, gözyaşına, zulme, fesada, onur ve haysiyetin yitirilmesine karşı bir kalkan… 

Filistin’e, Suriye’ye, mülteci bırakılmış çaresizlere, çocuklara, kadınlara ve zayıf bırakılmış erkeklere karşı bir kalkan… 

Neye karşı korunağımız? Amerikalıların, İngilizlerin, Fransızların ve küfürde haddi aşmış tüm kâfirlerin şerir planlarına, ince hesaplarına, muktedir olamamış uşak saraylılara, zulümde haddi aşmış diktatörlere ve onlara arka duran zulme meyledenlere karşı korunağımız…

Neden arkasında savaşılmayı hak eden bir halife? Biatımızı yenileyip suskunluğumuzu bozacak, kardeşime sahip çıkacak olan orduları teşkil edecek, Halep’e kefen değil, uçaksavar gönderecek, un şeker yerine orduları seferber edecek bir halife olacağı için… Fitne ateşine benzin döken Amerika ve diğer sömürgecilere inat kardeşleri arasına su serpecek bir halife olacağı için…

Fakat sizler Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadisini hiç akıldan çıkarmayın ki O; fitne ve fesat peşinde koşturan, karanlık geceler gibi fitnelere kapı aralayan, yardım ve yataklık eden her zalim için şöyle buyurur:

“Hiç şüphesiz Allah zalime mühlet verir. Onu yakalayınca da kaçmasına fırsat vermez ”

Ve Rahman olan Allah şöyle buyurur:

وَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ

“Rabbin, zalim bir kasaba halkını yakalarken işte böyle yakalar. O’nun yakalaması gerçekten çok acı ve çetindir. ”6

O hâlde gelin Rabbimizin şu buyruğuna kulak kesilelim.:

قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللّهُ بِأَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُّؤْمِنِينَ وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْ وَيَتُوبُ اللّهُ عَلَى مَن يَشَاء وَاللّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

“Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü’min topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”7 

Şunu bilelim ki; Nübüvvet minhacı üzere bir Hilâfetimizin olması, zalimleri bizim elimizle cezalandırmayı dileyen Rabbimizin bu ilahi buyruğunu eda etmemizi kolaylaştıracak ve o gün zalimlerin kahr-u perişan olduğunu bizlere gösterecektir. İnşaAllah…


1 - Bakara Suresi 193

2 - Bakara Suresi 191

3 - Maide Suresi 71

4 - Nisa Suresi 101

5 - Rûm Suresi 41-42

6 - Hûd Suresi 102

7 - Tevbe Suresi 14-15


Yorumlar

Yorum Yaz