BİREYİN VE TOPLUMUN MUHAFAZASI İÇİN DÜNYA HİLÂFET’E MUHTAÇTIR

Mehmet Çetinbudak

İnsan, fıtratı gereği sosyal bir yaşam sürmek ve diğer insanlarla beşerî münasebetler kurmak zorundadır. Bu sebeple insan, tarihin bütün dönemlerinde bir arada yaşamış ve cemaî bir hayat sürmüştür. Toplumdaki fertlerin birbirleri ile münasebetler kurması insanda fıtraten var olan ihtiyaçları karşılamak içindir. İnsan bir yandan bu ihtiyaçlarını karşılarken diğer yandan da toplumsal anlamda huzur ve güven içerisinde yaşamak istemiştir. O zaman hem insanı hem de toplumu bu güven ve huzura kavuşturacak olan bir kurallar manzumesi zorunlu olmaktadır. İşte ideolojiler de esasî bir fikir olmaları açısından bu ihtiyacı karşılamak için doğmuşlardır. İslâm dini de bu ihtiyacı doğru şekilde karşılayan tek ideolojidir.

Bireyin ve toplumun huzurunu sağlayan ideolojiler hayat sahasında bulunmuş olsa da her asırda ve her toplumda doğrudan yana meyil alabilen insanlar olduğu gibi, yanlıştan yana yön alabilen insanlar da olmuştur. İhtiyaçlarını insana yakışmayacak şekilde karşılamak isteyenler, fıtratlarına aykırı ameller işlemeyi özgürlük zannedenler, kendi ihtiyaçları için başka insanların haklarına tecavüz edenler ve kolay olduğu için haram üzerinde yürümek isteyenler her zaman olmuştur ve de olacaktır. Aynen Kur’an-ı Kerim’de belirtildiği gibi insan iki yol ile karşı karşıyadır ve yaptığı tercih onu ya kurtaracak ya da cezalandırılmasına sebep olacaktır.

وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ

“Biz insana iki yol gösterdik.”1

İdeolojiler; insanın ihtiyaçlarının doğru bir şekilde nasıl karşılanması gerektiği yönünde hayat hakkında mefhumlar ortaya koydukları gibi, toplumsal huzurun sağlanması ve toplumun korunması konusunda da bir takım düzenlemeler belirleyerek birey ve toplum açısından kaos çıkmasına engel olurlar. Toplumun huzurunun muhafazasına yönelik olan bu düzenlemeler insanın davranışlarını kontrol altına alır ve hatalı davranışlarda bulunanları düzeltir. Ancak insanın insan olması hasebiyle kendisinde var olan ihtiyaçları doğru şekilde karşılaması elbette onu yaratan ve müdebbir olan bir yaratıcı tarafından konulmalıdır. Çünkü o insanı yaratmış, heva ve hevesine göre de başıboş bırakmamıştır.

أَحَسِبَ النَّاسُ أَن يُتْرَكُوا أَن يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ

“Siz iman ettik demekle başıboş bırakılacağınızı mı zannettiniz.”2 

İnsanın ihtiyaçlarının doğru bir şekilde karşılanması tabii olarak huzurlu bir toplumun oluşmasına vesile olacaktır. Tersinde ise insanın ihtiyaçlarının yanlış ve sapıkça karşılanması huzursuz ve güven duyulmayan bir toplumun doğmasına sebep olacaktır.

İslâm, tevhid akidesine iman eden tüm fertleri, tafsili olarak İslâm akidesine iman etme ve fiillerinde şer’î hükümlere göre amel etme ile mükellef ve mesul tutmuştur. Yine İslâm, İslâmî akideyi tek esas kabul eden ve bu akideden fışkıran hüküm ve fikirlerle hayatlarını tanzim eden bir ümmet oluşturmayı hedeflemiştir.

Ümmet ise fertler, yöneticiler ve kitlelerden müteşekkildir. Şer’î hükümlerin bunların her birine yüklediği ayrı ayrı sorumluluklar vardır. Şer’î hükümlerden bir kısmı, bir emîr veya halifenin varlığını gerektirmektedir. Bunlardan başkasının ilgili şer’î hükümleri infaz etmeleri caiz değildir. Diğer taraftan fertlerle bağlantısı olan ancak fertler yerine getirmedikleri zaman halifenin ikame ettiği şer’î hükümler vardır. Bazı şer’î hükümler de vardır ki, halifeye bağlı kılınmakla beraber bazı durumlarda ferdin onu uygulaması caizdir. Bazı şer’î hükümler de bir cemaatin mevcudiyetini gerektirir.

Ferde bağlı bulunan hükümler; namaz, oruç, zekât gibi farzların edası; içki, kumar, faiz, hırsızlık, adam öldürme, zina, yalan, hile, gıybet vb. haramlardan da kaçınmaktır. Müslümanlar ister İslâm diyarında ister küfür diyarında bulunsunlar her hâlükârda bu türden farzları eda edip haramlardan sakınmalılardır. Zira ibadet, muamelat, yeme içme, giyinme, ahlâk ve İslâm akidesini ilgilendiren hususlardan fert fert tüm Müslümanların yapmaları gereken şer’î hükümler vardır.

Fertlere bağlı olmakla beraber fertler onu ikamede yetersiz kaldığında halifenin ikame edeceği vecibelere ise nafakalarını temin etmede aciz kalanlara nafakalarını temin etmek, nahiyelerde ve köylerde mescitler inşa etmek gibi fertlerin görüp gözetmede aciz kaldıkları hususlarda fertlerin işlerini görüp gözetmektir. Bu vb. şeyler gerektiğinde halife tarafından ikame edilir.

Yalnız halifeye hasredilen ancak onun tarafından ikame edilebilecek hükümlere ise hadlerin uygulanması, düşmana harp ilanı veya onunla barış antlaşmasının akdedilmesi, bağlayıcı kanunların benimsenip uygulanması veya yapılması gereken bazı işlerin gözetilmesidir. İşte bütün bu ve benzeri işlerin uygulanmasını şeriat sadece ve sadece halifeye münhasır kılmıştır. Onun mevcudiyetine ve sorumluluğuna vermiştir. Başkası bunları yürürlüğe koyamaz.

Diğer bir takım hükümler de vardır ki, Şâri’ onu halifeye bağlamakla birlikte bazı durumlarda fertlerin onunla amel etmesi caizdir. Mesela cihat aslında halifenin sorumluluğundadır. Onun işlerindendir. Ancak düşman aniden Müslümanlara saldırırsa halifenin emri ve izni olmadan da cihat edilir. Hatta Müslümanların halifesi olmadığında ve cihat yapmak gerektiğinde, günahkâr yönetici ile de hatta ve hatta Müslüman bir topluluğun emîri ile de cihat yapılır. Fakat asıl olan Müslümanların son iki duruma razı olmamalarıdır. Yani Müslümanların halifesiz ve zalim bir yöneticinin emri altında yaşamaya razı olmamalarıdır.

İkamesi cemaate/kitleye hasredilen hükümlere gelince bunlar da Hilâfet’i ikame etmek için çalışmak, yöneticiyi muhasebe etmek ve onun hak üzere devamını sağlamak gibi işlerdir. İşte her İslâmî parti, teşekkül veya kitlenin bu çerçevede faaliyet göstermesi gerekir.

İşte genel olarak Müslümanların mesuliyetleri ve mükellefiyetleri bu şekildedir. Bu mesuliyetler ister İslâm’ın hâkim olduğu bir dönem ve mekânda olsun, ister İslâm’ın hâkim olmadığı bir dönem ve mekânda olsun, Müslümanların sorumlu olduğu mükellefiyetlerdir. Bundan dolayı her bir Müslüman’ın, içinde bulunduğu şart ve ortamla ilgili kendisine terettüp eden ferdî veya kitlesel şer’î yükümlülükleri öğrenmesi, ihmal ve gevşeklik göstermeden yerine getirmesi gerekmektedir. Aksi takdirde çetin bir hesap ve azap ile karşılaşacaktır.

İslâm şeriatı, bireyi ve toplumu muhafaza altına almak için bir takım yüksek hedefler belirlemiştir. Bu yüksek hedefler, insan tarafından belirlenmez. Bilakis Allah’ın emirleri ve nehiyleri tarafından belirlenir. Bu yüksek değerler sabittir, değişmez ve evrimleşmez! Nitekim insan türünü, aklı, insan onurunu, insan canını, mülkiyeti, dini, emniyeti ve devleti muhafaza toplumu korumaya yönelik değişime ve evrime uğramayan sabit yüce hedeflerdir. İslâm toplumunu korumak için belirlenen yüksek hedefler, sübutu ve delaleti kati hedeflerdir. Nitekim onlar ile ilgili nasslar, katidir.

Şeriat, insan aklını korumak için içkiyi yasakladığı gibi insanların malını korumak için de faizi kaldırmıştır. Yine şeriat, insan nevini korumak için zinayı yasaklayıp evlenmeye teşvik ettiği gibi insan canını korumak için de kısas hükmünü getirmiştir. Emniyetin muhafazası, devletin muhafazası ve dinin muhafazası da şeriat tarafından kayıt altına alınmıştır. Toplumu kalkındırmak için alınan bu kararlar yalnızca Allah’ın Rasulü’ne indirmiş olduğu vahiyden dolayı alınmıştır. Yoksa Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bir yönetici olarak ve kendi aklı bunları öngördüğü için alınmamıştır. Zira Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى

“O hevadan konuşmuyor. Söyledikleri kendisine indirilen bir vahiydir.”3

İslâm nizamında bireyin ve toplumun muhafazası garanti altına alınabilirken, mevcut devletler tebaasından olan insanların özel konuşmalarını dinlemek ve sürekli onları takip altında tutmak zorunda kalır. Peki, böyle bir uygulamayı neden kendi bekası açısından ve toplumun güvenliğinin sağlanması açısından kaçınılmaz bir uygulama olarak görür?

Çünkü devlette tatbik edilen ideoloji ile toplumu oluşturan fikir, duygu ve nizamların varlığının sonucu olarak ortaya çıkan ruhi, ahlaki, fikrî ve maddi çöküntüler, toplumun suç işlemeye son derece meyilli bir toplum hâline gelmesine neden olmuştur. Böyle toplumlarda toplumsal yapı suçu ve suçluyu dışlamaktan uzaktır ve bunlar karşısında toplumsal baskı oluşturulamaz. Bu tip toplumlar suçu ve suçluyu barındırmaya ve hatta el üstünde tutmaya elverişlidirler. İşte bu yüzden de toplumun tamamı devletin gözünde potansiyel bir suçlu konumundadır. Bu nedenle hem devletin güvenliği açısından hem de toplumsal huzurun tesisi açısından tebaanın sürekli takip edilmesi ve kontrol altında tutulması devlet için zaruridir. İdeolojik olsun ya da olmasın kapitalizmin tatbik edildiği bütün devletler için bu durum geçerlidir.

Yine, devlet ile toplumun aynı cinsten olmadığı, toplumun iman ettiği akideyle devletin ideolojisinin fışkırdığı akidenin tamamen tezat teşkil ettiği toplumlar da durum böyledir. İslâm akidesine iman ettikleri halde kendilerine kapitalist ideolojinin tatbik edildiği yani halkı Müslüman olup gayri İslâmi nizamlarla yönetilen İslâm beldelerindeki toplumlar bu konuya örnek teşkil ederler. Bu gibi toplumlarda egemen olan kapitalist otorite için, insanları kontrol altında tutmayı, dinleyip takip etmeyi gerektirecek çok daha fazla neden bulunmaktadır. 

Kapitalizmin tatbikiyle oluşan ruhi, fikrî, ahlaki ve maddi çöküntüler bu toplumlar için geçerlidir. Dolayısıyla suç işleme ve toplumsal huzursuzluk üst seviyededir ve devlete göre toplum, yine potansiyel suçlu konumundadır. Bu yüzden de sürekli takip edilmesi ve kontrol altında tutulması gerekmektedir. Ayrıca bu tip toplumlarda otorite sahibi olan devletler, sömürgeci kâfirlerin tesiri ve kontrolü altında olan devletlerdir.

İslâm’ın egemen olduğu bir toplumda insanları günah işlemekten alıkoyan en önemli unsur Allahu Teâlâ’ya olan imanları, yaptıkları her fiilin âlemlerin Rabbi tarafından görüldüğü ve meleklerce kayıt altına alındığı ve bu kayıtlar neticesinde ahiret hayatlarının belirleneceği inancıdır. Yine, kalplerdeki, Allah korkusu ve insana ilişkin duyulan sevgidir. Böylesi toplumlarda ferdî olarak cürüm işleyenler elbette olacaktır ama toplum, cemaî olarak böyle bir atmosferde bulunmayacaktır. İnsanlar tek başlarına kaldıklarında Allah korkusu ve imanları sayesinde suça meyletmekten geri duracaklardır.

İnsanı günah işlemekten alıkoyan ilk unsur imanı, fikirleri ve bunlarla şekillenen kişiliği olacaktır. İmanı sağlam olmayan, fikirleri İslâmi fikirlerle bağdaşmayan insanları engelleyen bir haram anlayışı olmadığından her türlü suç ve günahı işlemeleri gayet doğaldır.

خَاشِعِينَ لِلّهِ

“(O iman edenler ki) Allah’tan korkarlar…”4

İnsanı günah işlemekten alıkoyan ikinci unsur ise birbirlerinden çekinmeleri ve kendi aralarında bir otokontrol sistemi oluşturmalarıdır. Bu otokontrol Müslümanların kardeşlerine karşı görevleri olan emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’l munker ilahi düsturunu yerine getirerek kardeşlerini günahtan alıkoymaları şeklinde cereyan eder. Birbirlerine dünyalık menfaatleri uğrunda değil, ahiret hayatı mükâfatını hatırlatarak hakkı ve sabrı tavsiye ederler. Birbirlerine tavsiyelerde bulunmayı kendilerinin ve toplumun huzuru için görev edinen Müslümanlar, böylelikle suçu engellelerler. Bu sebepten kimse böylesi bir toplumda alenen günah işleyemeyecektir. Çünkü Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın ayetlerde övdüğü Müslümanlar şöyledir:

كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ

“Sizler insanlık için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız.”5

İnsanları suçtan alıkoyan bir diğer önemli unsur da, bu alanda Allah Azze ve Celle’nin koyduğu had cezalarıdır. Muhakkak ki bu cezaların caydırıcı olma gücü, bugün uygulanan ve sürekli yapboz mantığıyla değiştirilen mevcut cezalardan katbekat daha etkilidir. İslâm’ın getirdiği bu cezalar ise toplumun muhafazası açısından kaçınılmaz olduğu kadar, insanlar açısından da rahmetin kendisidir. Zira onlarda hayat vardır.

وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيَاةٌ

“Kısas ta sizin için hayat vardır.”6

İslâm, kendi nizamına ve Müslümanlara o kadar güveniyor ki, insanlar hakkında gizli teftiş yapmaya gerek duymamakta ve dört duvarın arasına yani onların özel hayatlarına karışmamaktadır.

İnsanlarda öyle bir inanç oluşturuyor ki; Müslümanlar kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla bu nizamın ve düzenin korunması için her türlü fedakârlığı yapmakta ve şehit olmak için yarışmaktadırlar. Kendi aleyhlerine olsa da şahitlik yapmakta ve ahireti, dünya hayatına tercih etmektedirler. Aynen zina ederek zani hükmünde olan ve recmedileceğini bildiği hâlde Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e itirafta bulunan kadının vakıasında olduğu gibi. Kadın Rasulullah’ın göndermek istemesi üzerine tekrar gelmekte ve “ben zina ettim” demektedir. Kimse bilmediği halde, gelip suçunu itiraf etmektedir. Çünkü Allah katında temizlenmek ve günahının hesabını dünyada çekmek istemektedir. Ancak bu tür uygulamalar, İslâm’ın hâkim olduğu toplumlarda olur ve Müslümanlar birbirlerini bir güven abidesi görerek, gerektiğinde kardeşlerini nefislerine tercih ederler.

İslâm nizamının tatbik edildiği İslâm Devleti, Müslüman bireyler ve İslâm toplumu için İslâm dininin yaşanabilmesinin garantisi, gayrimüslim bireyler ve toplumlar içinse doğru davetin anahtarıdır.

İşte yapılması gereken, bireyi ve toplumu muhafaza edecek, kalkındıracak ve Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın razı olacağı bir hâle getirecek olan İslâm nizamını tatbik etmektir. Dünya, bireyin ve toplumun muhafazası için Hilâfet’e muhtaçtır.


1 - Beled Suresi 10

2 - Ankebut Suresi 2

3 - Necm Suresi 3-4

4 - Âli İmran Suresi 199

5 - Âli İmran Suresi 110

6 - Bakara Suresi 179


Yorumlar

  1. Mehmet Çetinbudak

    Merhaba Niyazi Bey, İlginize teşekkür ederim. E-mail adresinize cevabımı ilettim. Görüşmemize e-mail üzerinden devam edebiliriz.

  2. yurtseven niyazi

    Mehmet bey merhaba, Ben tesadüfen internette Köklü Değişim Dergisini gördüm.İlgimi çekti. Yazarların bazı makalelerini okudum. Genelde her konuda hilafete muhtaç olduğumuz çerçevesinde yazılarağrlıktaydı. . Ama maalesef hialfet yönetiminin şekli konusunda bir yazıya rastlamadım.Tüm yazıları okuyadığım için olabilir. Bir melektaşınız olarak size bu yorumu yazmaya karar verdim. Eğer derginizde çıkan yazılar içinde varsa hangi sayılarda var ve nasıl erişebiliriz, veya yazarlarınızın yazdığı kitaplar varmı.Yani sizden savunduğunuz hilafet yönetim şeklinin detayları konusunda bilgi edinebilmem için yardımcı olmanızı rica ediyorum. Teşekkür ederim. Selamlar. Yurtseven Niyazi mail adresim: konsumak@gmail.com

Yorum Yaz