BENİM ADIM SAHABE

Mehmet Çetinbudak

Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in mübarek zatını tanıyan, O’nunla birlikte yaşama şerefine erişmiş mü’minlerden oluşan Sahabe-i Kiram’ın yaşamları, İslam tarihi boyunca yaşamış tüm Müslümanlar için büyük şevk kaynağı olmuştur. Hanım ya da erkek fark etmeden, cesaretleri, azim ve kararlılıkları, iman kuvvetleri, gördükleri tüm baskı ve zulme karşın Allah Subhanehû ve Teâlâ’ya ve Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem'e olan sadakatleri ve Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in nefsini kendi nefislerinden üstün tutmaları ile yüzyıllardır İslam tarihinde hayırla yâd edilmektedirler.

Yüce Allah Subhanehû ve Teâlâ, Sahabe-i Kiram’ın ihlaslı tavırlarını tarih boyunca yaşamış olan tüm Müslümanlar için bir örnek kılmıştır. Onların o dönemin çok zor şartları altında verdikleri halisane mücadele, yaşadıkları derin iman coşkusu ve sadakat, Allah Subhanehû ve Teâlâ’ya olan sevgileri, Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e olan düşkünlükleri Allah’ın izniyle İslamiyet’in kısa sürede tüm dünyaya yayılmasına ve insanların geniş kitleler halinde hak dine yönelmesine vesile olmuştur.

Allah yolunda verdikleri bu kutlu mücadeleleri boyunca baskı, eziyet ve zulme maruz kalan değerli Sahabeler gibi, أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُواْ الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ الَّذِينَ خَلَوْاْ مِن قَبْلِكُم  “Yoksa sizden önce gelip geçenlerin hali başınıza gelmeden Cennet’e gireceğinizi mi sandınız?” (Bakara Suresi 214) ayetinin bir tecellisi olarak tarih boyunca diğer mü’minlerin de başından benzer olaylar geçmiştir. Ancak tüm bu görünürdeki olumsuz koşullara ve engellemelere sabır ve kararlılık gösterip direnen mü’minler, Allah’ın izniyle çok şerefli bir hayat yaşayarak bugün tüm Müslümanların hayırla andıkları birer şevk kaynağı olmuşlardır.

Peki, içinde bulunduğumuz zaman diliminde ben kimim, kim olmalıyım, kime benzemeliyim?

Benim adım Bilâl. Habeşlî Bilal (RadiyAllahu Anh). Ümeyye b. Halef'in kölesiyim. Ümeyye benim boynuma ip bağlatır, sokaklarda gezdirir, ücretle tuttuğu çocukları peşime takar, beni onlara sürüklettirir ve taşlattırır. Ümeyye bazen beni tam bir gün aç bırakır, bir yudum su vermez, sonra da kızgın kumların üzerine yatırır ve üzerime de büyük bir taş koyar. “Ehad, Ehad” derim, başka da bir şey demem, putlara inanmayacağımı, sadece ve sadece tek bir Rabb'in önünde boyun eğeceğimi yüzlerine haykırırım. 

Benim adım da Bilal. Suriyeli Bilal. Kâfirler, Esad’ın kölesi olduğumu düşünür, ancak ben yalnız ve yalnız Allah’ın kuluyum. Habeşli Bilal kardeşime yapılanların benzerlerini bana da Şebbihalar yapar. Benden, Esad’ın posterine secde etmemi isterler, ben de sadece ve sadece tek bir Rabb'in önünde boyun eğeceğimi yüzlerine haykırırım, beni diri diri gömerler, ben ağzıma kumlar dolmadan hemen önce “La ilahe illAllah” derim.

Benim adım Mus'ab b. Umeyr (RadiyAllahu Anh), Mekke'nin en zengin ailesinin biricik çocuğuyum. Ben sokaklardan geçerken genç kızlar pencerelere üşüşür ve bana mendil sallarlar. Ben yememe ve giyinmeme itina gösteren biriyim. On yedi yaşımda İslâm'a girdim. İslâm'a girdikten sonra ailemden hiç yakınlık görmedim. Medine'ye giderken üzerimde sadece bir elbisem var ve başka da eşyam yok. Allah Rasulü’nün verdiği daveti taşıma görevini yerine getirmek için zaten eşyaya değil, Allah’a imana ihtiyacım var. Kur’an zaten kalbimde. Medine’yi Allah’ın yardımıyla, İslam Devleti olmaya hazırladım. Uhud'da şehid düştüm, kardeşlerim üzerimi örtmek için bir kefen bezi dahi bulamadılar.

Benim adım da Mus’ab. Genç ve yakışıklıyım. Kendimi Allah’ın davasına adadım. Beni bu yoldan döndürmek için dünya tüm güzelliklerini ayaklarımın altına seriyor, ben sırtımı dönüyorum. Dava adamı olarak, bir görevle görevlendirildiğimde Medine’ye giderken sırtına dünya dertlerinin hiçbirini yüklemeyen Mus’ab kardeşim gibi, ben de ayağıma ağırlıklar takmıyorum. Ailem çok şükür Allah’a iman eden insanlar. Ama bazen daveti idrak edemeyip, sen gitme başkası gitsin, ön plana çıkma, arkalarda kal diyebiliyorlar. Adımın Mus’ab olduğunu hatırlıyorum, en öne ben geçiyorum.

Benim adım Haris b. Hişam, İkrime b. Ebu Cehil ve İyâs b. Muâviye ile Yermuk Savaşı’nda ağır yaralar alarak yere düşsem de Müslüman kardeşimi kendi nefsime tercih ediyorum. Bizleri, birbirimize suyu ikram etmemizle ve hiçbirimizin suyu içemeyip şehadet şerbetini içmemizle bilirsiniz.

Benim adım da Haris, İkrime ve İyâs. Dünyanın birçok yerinde ben varım. Bir Müslümanın diğer bir Müslüman kardeşinin nefsini kendisininkine tercih ettiği her yerde ben varım.

Benim adım Evs, benim adım Hazrec. Birbirimizi gördüğümüz yerde öldürürken, İslam ile şereflenince kardeşler olmuştuk. Bizi, İslam’dan başkasının bir araya getirmesi mümkün değildi.

Benim adım da Evs ve Hazrec. Hepimiz dinde kardeşiz ama bazen bir kesimin daha üstün olduğu düşündürülüyor, bu da ayrışmaya, bölünmeye, gücün azalmasına sebep oluyor. Oysaki Allah Subhanehû ve Teâlâ ne güzel buyurmuş:

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılıp bölünmeyin ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşmandınız, Allah kalplerinizi birleştirdi de O’nun nimetiyle kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarındaydınız. Allah sizi ondan kurtardı. Allah doğru yolu bulasınız diye ayetlerini size böylece açıklıyor.” (Al-i İmran Suresi 103.) 

Benim adım Umeyr b. Ebî Vakkâs. Sa'd b. Ebi Vakkas benim abim. Bedir muhârebesi öncesi, Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem, küçük yaşta olanları ordudan ayırarak geri çeviriyor. Bunlardan birisi de benim. Ağladım, Allah Rasulu SallAllahu Aleyhi ve Sellem müsaade etti. O gün, Bedir’de şehid oldum.

Benim adım da Umeyr. Ben, ümmet-i Muhammed’in küçük oğluyum, minik kızıyım. Beni, tankın önünde dimdik ayakta, elimde taş ile görürsünüz. Ben ümmetin evladıyım. Çoğu zaman ise kâfirlerle karşılaşmıyorum bile, artık bombalarını gönderiyorlar kastetmek için canımıza.

Benim adım Ömer (RadiyAllahu Anh). Ben öfkeli bir adamım. Zulmeden zalimler beni çok öfkelendirir.  Bu duyguyu bana Rabbim verdi. Ben de bunu en doğru şekilde yönlendirmeye çalışıyorum. Müslümanın hakkını çiğnetmemeye çok özen gösteririm. Bu da beni dinde adil bir adam yaptı. Hatta benim lakabım adaletli Ömer oldu. Benim olduğum yerde zalimler bir mümine zulmetmeye cesaret edemez.

Benim adım da Ömer. Ben de öfkeli bir adamım. Öfkemi, Müslüman kardeşlerime değil, kâfirlere yöneltmenin hazzını yaşıyorum. Onların sistemlerini başlarına yıkıp, Râşidî Hilâfet Devleti’ni kurmak için bu öfkem beni motive ediyor. Müslümanların üzerindeki işgal ve zulüm hali beni çok öfkelendiriyor. Gece gündüz, bu zulmü ortadan kaldırma yolunda İslami hayatı başlatmak üzere gayret ediyorum.

Benim adım Sa’d b. ebi Vakkas. İslam dini, yeteneklerimi Allah rızası için hayra çevirebilmemi öğretti. Ben büyük dikkat ve titizlikle ok atarım. Attığımı Allah’ın izni ile isabet ettiririm.

Benim adım da Sa’d. Benim de yeteneklerim var. Allah’ın bana verdiği yetenekleri, yine Allah rızası için davet yolunda kullanarak, bu yeteneklerin şükrünü eda etmeye gayret gösteriyorum. Yoksa Allah’ın beni bu konuda da hesaba çekeceğini çok iyi biliyorum.

Benim adım Ummu Seleme. Ailem beni kocamdan ve bebeğimden ayırdı. Bu çok zor bir imtihandı benim için. Ben onlardan İslam’ın hâkimiyeti uğrunda ayrı düştüm. Allah’a dua ettim. Cennet’te bana dünyadayken kaybettiklerimi geri versin diye. Çünkü biliyorum ki bir Müslüman hiçbir şeyi Allah’ı sever gibi sevemez. Bana Rabbim yeter ve sonsuz merhametli Rabbim bana eşimi ve yavrumu daha dünyadayken geri verdi elhamdülillah.

Benim adım da Ummu Seleme. Ben Filistin’de yaşayan genç bir anneyim. Yahudilerin yaşlılarımıza, gençlerimize, eşlerimize, bize ve bebeklerimize yapmadığı zulüm kalmadı. Yahudiler bizim sınır kapılarımızı kapattı. Dışarı ile hiçbir irtibatımız yok. İstedikleri zaman gelirler evlerimizi yıkarlar,  sularımızı keserler, erkeklerimizi esir alırlar. Öldürürler. Biz de onlara taş atarız. Allah’ın bize verdiği iman kuvveti bize yetiyor. Kâfir Yahudiler bizim imanımızı asla esir alamazlar. Onlardan korkmuyoruz. Korksaydık onların hükmüne esir olurduk. Ama biz taş atıyoruz. Çünkü başka karşılık vereceğimiz silahımız yok.

Benim adım Ali(RadiyAllahu Anh ve Kerram Allahu Vechehu). Ben Allah’ın Rabb oluşunu istediklerimi vermemesinden anladım. O ne tayin etmiş ise en güzeli odur.  Ben buna iman ettim. Eğer Rabbim bir arzumu yerine getirirse yahut bir sıkıntımı kaldırırsa, bu onun lütfudur. Benim duam beni alacaklı yapmaz.

Benim adım da Ali. Ben de aralıksız dua ederim Allah’a. Tevekkül ederim Rabbime. Sonra da, ümmetin tekrardan izzetli, şerefli haline, şahit ümmet olma vasfına dönebilmesi için Allah Rasulu SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bize gösterdiği metot üzere Râşidî Hilâfet Devleti’ni kurma ve İslami hayatı yeniden başlatma amacıyla siyasi ve fikri çalışma yapan Hizb-ut Tahrir ile çalışırım. Sanki dünya üzerinde kimse bu amaç için çalışmıyormuş gibi var gücümle çalışırım. Diğer taraftan, dünya üzerinde aynı benim gibi çalışan kardeşlerim olduğunu bilip, gücümün katlandığını bilirim. Yapılması gereken çalışmayı, Allah’ın yardımı ile gücümün üstünde performans sergileyerek, yalnızca Allah’ın rızasını gözeterek ve yalnızca O’nun kınamasından korkarak devam ettiririm. Ve bilirim ki Nusret çok yakında Allah’tan gelecektir.

Ve bilirim ki, zulmedenler çok yakında nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını göreceklerdir. 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz