İTTİFAKA İSİM BULUNDU “TERÖRE KARŞI İSLAM”

Cahit Toprak

Bir soruyla başlığı, bir cevapla da alçaklıkları ifşa etmek adına reddiye yazmaya gerek var mı bilmiyorum. Son yüz yıldır bu şer planlarına teşne olduğumuz yetti artık. Kendi kanımızdan ve kendi canımızdan daha çok sevmemiz gereken kardeşlerimize “Terörist” diyen Batıya kandığımız yetti artık. “Gaf yaptık” hesabı saf ayaklarına yatıp “Terörle hesaplaşma” adına coğrafyamızda kan döktükleri, çocuklarımızı öldürdükleri, kaynaklarımızı kendi malı gibi kullandıkları yetti artık. Hep kandırılmak, bizi kendimize getirmedi mi?

Kâfir Batıyı bize iyi gösteren, İsrail’i güçlü, Avrupa’yı masum, Amerika’yı kurtarıcı, Birleşmiş Milletleri iyilik meleği gibi gösteren tarihin dili kopsun. Bu kadar masum insanı öldürürken, başlarına bombalar yağdırırken, molozlardan cansız bedenler çıkarken, çocukların acı çığlıkları televizyon ekranlarından kulakları tırmalarken nasıl oluyor da taşlaşmış yüreklerinde merhametten bir katre görülmez. Aklım almıyor. Havsalam idrak etmiyor.

“Terör” dediklerinde İslam’ı kast ettiklerini duymayan, bilmeyen kaldı mı şu yeryüzünde? “İslam’ın aşırılığın tehdidi ile karşı karşıya” olduğunu söyleyen Amerika’nın bizzat başkanı değil miydi?[1] İttifak’ın ise yalnız ve yalnız ideolojilerini, değerlerini ve kültürlerini korumak adına “İslam ile savaşmak” olduğunu duymayan kaç insan kaldı. Ortaya atılan her yeni projenin, her paktın ve her birlikteliğin kâfirlerin çıkarlarını korumak adına olduğunu söylemeyen siyasi yorumcu sayısını parmaklarıyla sayabilen kaç kişi var? Makale konusunu teşkil eden “Teröre karşı İslam İttifakı” da bunlardan biridir.

Tersini düşünen, tersini dillendiren sözde aydın kalemler barış adına atılan her konferansın zulme zaman kazandırdığını görmüyorlar mı? 2012’de Cenevre’de Müslümanlar için “Ülke, Özgür ve çok partili seçimler için hazırlanmalı” derken, raporlar 20 bin insanın öldüğünü ve bunlardan 400’ünün çocuk olduğunu yazıyordu. Yetmedi 2014’te aynı mekânda yine toplandılar. “Gelin Suriye’de terör unsurlarını ılımlı yapalım, radikal unsurları bitirelim” kararı alınırken, raporlar ölümlerin 3 katına çıktığını söylüyordu. Son olarak Viyana konferanslarıyla sözde çözüm arayışları yapıldı. Ancak görüldü ki İslami beldeler hakkında atılan her adım bu ümmetin küfre olan güvensizliğini yıkamadı.

 Öyle ki; Riyad konferanslarının yapılış amacı tam da budur. Ümmetin, Amerikan projesine evet demesi istenmektedir. Suudi Arabistan, Amerikan uşağı alçak bir yönetimdir. Amerika’nın direktifleriyle harekete geçmiş ve bu konferanslara diğer devletlerin katılımı sağlanmıştır. Zaten 16 Aralık 2015 sabahı, bu ittifak ilan edildiğinde, ABD Savunma Bakanı, "Bu yeni ittifak, ABD'nin IŞİD'le mücadelede Sünnilerin daha büyük rol oynaması çağrısıyla uyumlu" diyerek muvafakatini ilan etmiştir.

Şimdi Riyad konferansları akabinde ilan edilen Adına “Teröre Karşı İslam İttifakı” denen askeri, siyasi ve ekonomik vakıanın oluşum sebeplerini inceleyelim ve ilk olarak amacın ne olmadığını sorgulayalım!

Birincisi kesinlikle bir Sünni blok oluşsun diye kurulmadı. Bu sadece Amerika’nın dikkatleri başka yöne çekmek için kullandığı bir söylemden ibarettir, bunu bilelim. Çünkü zaten hali hazırda Suriye’de İran’a karşı savaşan hiçbir taife Şii değildir. Dolayısıyla sahada var olan ve konferansa iştirak eden katılımcı grupların hepsi Sünnidir. O halde böyle bir şey için bir araya gelindiğini iddia etmek doğru değil. Ortak basın açıklamasında “Şekli, mezhebi ve ismi ne olursa olsun yeryüzünde fitne ve fesat çıkaran, insanları korkutan ve öldüren silahlı terör örgütlerine karşı oluşturulduğu”[2] söylenerek vakıa farklı zikredilmiş ancak gerçek yine de gizlenmiştir.

İkincisi terörizmle mücadele adı altında IŞİD ile savaşmak adına da kurulmadı. Orada bulunan masum Müslümanların öldürülmeleri meşru hale gelsin diye kuruldu. Çünkü Rusya ve Esed yönetimi Suriye’de masum Müslümanları öldürmektedir. Rusya ve Esed yanlısı “Ulusal koordinasyon komitesi” Riyad’a davet edilen iki ana aktörden biridir. Komite adına geçtiğimiz Eylül ayında şu açıklama yapılmıştır. “Sembolik de olsa Esed’in geçiş döneminde yer almasının, DAİŞ’e karşı savaşan Suriye Ordusu’nun birliğini korumak bakımından kaçınılmazdır.[3] O halde terör bahanesi, özelde ise IŞİD bahanesi havada kalmaktadır.

Üçüncü ve en önemlisi, bu yapılanmanın teröre karşı kurulduğu yalanıdır. Amerika’nın, İngiltere’nin, Rusya’nın, Almanya’nın, Fransa’nın ve daha sayamadığım cümle kâfir devletin ajandalarının birinci sırasında yer alan İslam düşmanlığı yok sayılabilir mi? Bu düşmanlığı her defasında haçlı zihniyetini itiraf eden dil sürçmelerinde de okumak mümkündür. O halde terör tarifini yapan Batı’dır. Bu tarifi sorgusuz ve ön kabulle tasdik eden de sözde İslam ülkeleridir. Hal böyle olunca hedef başkası değil, Müslümanlar olmaktadır.

Bu tür paktların, örgütlenmelerin ve ittifakların arka planında Batı’nın çıkarları ve sömürülen ülkelerin acizlikleri vardır. Bu tür yapıların kuruluş amacı; kapitalist kâfir Batı’nın siyasal politikalarını sevk, idare ve meşrulaştırma zemini oluşturmaktır. Son yüz yılda kurulan bu ittifaklar gerek Büyük Britanya (İngiltere) ve gerekse II. Dünya Savaşı sonrasında Amerika’nın teşvikleri ile kurulmuş lafzen İslami ancak vakıa olarak gayri İslami yapılardır. Arap Birliği, İslam Konferansı Örgütü, M-8 gibi ve şimdi de “Teröre Karşı İslam İttifakı” gibi.

Teröre karşı İslam ittifakının iç yüzü ve ardındaki esas gayeye gelince, şu hususu ifade etmekte fayda var: Amerika’nın öncülüğünde Suriye konusunda sergilenen politikaya uyumlu hareket eden güçlü bir ittifak var. Bu ittifaka paralel olan ancak çıkarlarına göre süreci lehine çevirmeye çalışan ve kendisine bağlı ajanlar edinerek Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmaya çalışan bir Rusya bloğu var. İran’ın Rus yanlısı gibi görünmesi ise bu çıkar savaşında etkisi olmayan bir durumdur.

Hali hazırda Riyad’da konferansa davet edilen, etkisi az olsa da Suriye sahasında ihtiyaç duyulan ve taraftar toplamaları için lojistik ve istihbarat desteği verilen iki ana çatı örgütlenme var. Bunlar Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) ve Demokratik Değişim için Ulusal Koordinasyon Komitesi. SMDK, daha çok Amerikan politikaları doğrultusunda siyasi bir söylem geliştirirken, Koordinasyon Komitesi ise Rusya’nın söylemiyle paralel bir dil kullanmaktadır. Örneğin SMDK Başkanı Halid Hoca bir konuşmasında "Biz Cenevre sürecini esas alıyoruz. Birleşmiş Milletler'in (BM) de desteklediği Cenevre sürecidir. Viyana, Cenevre'ye geri dönmek için olumlu bir adımdır. Ama kendi başına, yeni bir süreç değildir." demiştir. BM de zaten Amerika’nın emrinde olan bir kuruluştur ve Rusya’nın enerji politikaları sebebiyle zarar gören ülkelerden oluşmaktadır. Ulusal Koordinasyon Komitesi ise “Esed’li geçişe taraftar ve Esed güçleriyle beraber IŞİD’e karşı savaşarak ancak başarı elde edilebileceğini” ifade eden ve Rus yanlısı bir ihanet çetesidir. Dolayısıyla her iki yapının amacı, küfür devletlerini arkasına alarak Suriye de bir geçiş hükümeti icra etmektir.

Hal böyle iken, bu iki şer eksenli muhalif grubun Riyad konferanslarında hazır bulunmaları, ittifak kararının aslında Müslümanlara karşı olan devletlerin projeleriyle uyumlu bir ittifak olduğunun ispatıdır.

Tüm bu bilgiler ışığında gerek Türkiye’nin bu oluşuma verdiği göreceli destek, gerekse Suudi yetkililerin söylemleri bu kirli ve alçak projenin hedeflerini netleştirmektedir. Maddeler halinde özetlenecek olursa:

1. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el Cubeyr "Duruma göre değerlendirilecek, desteğin nerede veya kime sağlanacağına dair bir sınır yok"[4] demiş ve bu desteğin kimlere yapılacağını, kimin için çalıştıklarını, hangi ülkelerin katliamlarına ortak olunacağını “Suriye ve Irak’taki operasyonlarla uluslararası bir koordinasyon olacak. Operasyonları, bu iki ülkedeki meşru yönetim ve uluslararası toplumla koordine olmadan yapamayız.” diyerek açıkça ifade etmiştir. Yani Biz kâfir ABD ve haçlı ittifakına, istihbarat dahil her konuda askeri ve lojistik destek sağlayacağız” demek istenmiştir. Zaten İslam ümmetinde asıl fitne kaynağı olan bu necis küfür ehli dururken, hala utanmadan, arlanmadan ümmeti bu fitnelerden ve belalardan korumak adına kâfirin ordusuna can suyu olmayı bu uşak devletlerden başka kim yapabilir. Lanet olsun ümmetin arkasından iş çeviren bu kara yüzlere…

2. İttifak adına yapılan ortak açıklamada “Radikalizmin ideolojisi ve tüm dini anlayışlara özellikle İslam inancına aykırı olan masum insanları öldürmeyi teşvik eden zihniyetle mücadele edileceği” ifade edildi. Peki, nedir bu zihniyet? Nedir bu radikal ideoloji? Elbette ki kapitalist ve komünist bloğun yeniden hortlar endişesiyle, gelişini önlemek için ittifaklar kurduğu, gelişini engellemek adına canla başla mücadele ettikleri İslam ideolojisidir. Bu ideolojiyi yeryüzünde tatbik edecek olan Resul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi olan Raşidi Hilafet korkusudur.

3. İttifak açıklamada “Koalisyonun terörizmle mücadele edeceği ve bu amaçla ortak operasyonlar düzenleyeceği” söylendi. Şimdi basitçe şu soruları sorarak kast edilen ile asıl teröristleri tanımaya çalışalım.

Normal şartlar altında Esed, devrimin başladığı 2011 yılından bu yana 70 bin kişinin ölümünden sorumlu tutuluyor. Bu durumda terörist, Esed ve ordusu değil mi?

Cevap: Evet.

Peki yakın zamanda Suriye’de, IŞİD bahanesiyle onlarca kasabada bir çok sivil öldü. Sebep olan ABD ve koalisyon ülkeleri terörist değil mi?

Cevap: Evet.

İnsansız hava araçlarıyla dilediği ülkede ‘operasyon yapıyoruz’ diyerek Müslüman avına çıkan, Şii camileri bombalatarak Sünnileri kışkırtan, Afganistan’da El Kaide’yi bahane ederek, masum Müslümanları katledenler terörist değil mi?

Cevap: Evet. 

O halde nasıl olur da zalimle ortak olunur. Kurulması gereken bir ittifak varsa o da Hizb-ut Tahrir’in ifade ettiği minval üzere olmalıdır. “Eğer bir ittifak kurulacaksa, Müslümanlara en büyük kötülüğü yapan sömürgecilere karşı kurulmalıdır.”

4. Suudi Savunma Bakanı Prens Muhammed bin Selman “Bu duyuru İslam dünyasının bu hastalıklı teyakkuzundan geliyor” diyor. Soruyorum: Aşağılık psikolojisiyle kâfirlerin ordularına yardıma koşmak hastalıklı bir ruh hali değil midir? Sömürgecileri def edecek kudreti damarlarında hissedememek hastalıklı bir ruh hali değil midir? Asıl teyakkuz, sunulan dünyevi menfaatleri ellerinin tersiyle itebilme cesareti değil midir? Asıl teyakkuz imanı kuşanarak, hamasetle atılmaya hazır bekleyen milyonlarca orduyu tahrik edecek ve kâfirleri, onların projelerini akim bırakacak,  güçlerini kıracak, cesaretlerini yerle bir edecek bir irade göstermek değil midir? Oysa heyhat. Cesaret, teyakkuz ve güç kâfirin yanında konuşlanmış. Oysa Davutoğlu’nun basiretini görüyor musunuz? Bakın ne diyor “Terör ile İslam'ı özdeşleştirmek isteyenlere en iyi cevap." Oysa öyle değil. “Terör ile İslam'ı özdeşleştirmek isteyenlere paralel cevaptır.” Farkında mıyız?

سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ

“Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.” [Enam Suresi 124]



[1] George W. Bush- Washington Times gazetesi başyazı -2005

[2] Suudi devlet ajansı SPA'da yayımlanan ortak açıklama- 15.12.2015

[3] Hasan Abdulazim- Ulusal koordinasyon komitesi- Eylül 2015

[4] BBC- Suudi Arabistan: İttifak kara gücü gönderebilir- 15 Aralık 2015


Yorumlar

  1. Süleyman KARASU

    Allah müslümanların arkasından iş çevirenlerin belasını versin Cahit hocam. Allah sizden razı olsun. Bu zalimlerin zulmünü açığa çıkaracak sizin gibi güçlü kalemlerin sayısını arttırsın.

Yorum Yaz