BANYAS’TAN REYHANLI’YA... İKİ BİLİNMEYENLİ DENKLEM

Emrah Akay

Geçtiğimiz ayın başlarında Suriye’de nüfusunun tamamı Sunni Müslümanlardan oluşan Tartus’un Banyas köyünde tam da Esed’in yapacağı cinsten bir katliam gerçekleşti. Havadan ve karadan kuşatma altına alınan köye Esed güçlerinin yaptığı saldırı çocuk, kadın, yaşlı tanımaksızın herkese ölüm saçtı ve yüzlerce kişinin ölümü ve bir o kadarda evin kullanılmaz hale gelmesiyle neticelendi. Hatta köyde mermi bombardımanında yaralanarak kurtulabilmiş, bir soluk nefes ile yaşayan her kim kaldıysa onlarında soluğu kesilmiş, başları gövdelerinden ayrılmış ve yaşamalarına izin verilmemiştir. Özellikle korku seli oluşturarak infial uyandırmak için olsa gerek, buldukları her çocuğu bebek büyük ayırt etmeksizin keserek, iç organlarını çıkarmış bu şekilde caniliklerine bir yenisini daha eklemişlerdir.

Ülkenin sahil şeridini oluşturan ve muhaliflere içeriden asker yetiştiren bir bölge olması, Banyas’ın aslında seçilmiş bir bölge olduğunu gözler önüne seriyor. Aslında katliam Suriye halkı için yeni bir şey değildi ama zamanlaması yahut gerçekleştiği yer itibariyle siyaseten üzerinde durulması gereken bir hal aldı. Mesela Esad rejimi 2011 yılında kıyamın başladığı zamanlarda yine Banyas’ta neredeyse köyün tüm erkeklerini meydanlara toplayıp ağır işkenceler uygulamış ve bulundukları bölgeyi boşaltmalarını istemişti. Bu seferki saldırı artık birşeyleri isteyerek değil zorlayarak yaptırmaya çalışmaktır. Zira artık Suriye halkının kolay lokma olmadığı gün yüzüne çıkmıştır.

Meselenin siyasi önemine gelince;

Bu noktadan sonra Esad rejimi düzenli ordunun yetmediği veya girmemesi gereken yerlere milis güçlerini sokmaya başlamıştır. Bu milis güçler vur-kaç taktiğini kullanabilen aynı anda toplanıp dağılabilen sokak çetelerinden oluşmaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında aynı tarzla savaşan ‘Kuva-yı Milliye’ciler bu çetelere örnek olarak gösterilebilir. ‘Suriye Mukavemeti’ olarak adlandırılan bu milis güce Türkiye’de ‘Acilciler’ denilmektedir. Suriye istihbaratı olan ‘El-Muhaberat’ faili meçhullerde, suikastlerinde bir çok kez Acilcileri kullanmıştır.

Peki Banyas katliamı ne ifade ediyordu? Hafız Esad'ın çok uzun süre yardımcılığını yapan, oğlu Beşşar'ın ise iktidara gelmesini sağlayan Abdulhalim Haddam, Banyas katliamı ile ilgili konuştu. Haddam'a göre, Banyas'ta başlayan bu katliam, Beşşar Esad'ın sahil bölgelerini Sünnilerden temizlemek amacıyla yaptığı bir katliamdır. Ülkedeki savaşa duyarsız kaldıkları gerekçesiyle uluslararası kamuoyu ve Arap dünyasını da eleştiren Haddam, ülkenin gittikçe kötüye gittiğini ifade ederek, ABD yönetimine muhaliflere askeri destek verme çağrısında bulundu. Haddam ayrıca Esad'ı etnik temizlik yapmakla suçladı. Katliamın yönetmenlerinden biri olan Acilciler grubunun elebaşısı Mihraç Ural’ın katliam sonrası enkazların üstünden söyledikleri şunlar oldu: “Banyas, hainlerin denize açılmasını sağlayacak tek geçiş noktası. En kısa sürede kuşatılması ve temizliğe başlanması gerekir. Suriye Mukavemeti’nin (Acilciler örgütünün) misyonu kuşatma ve temizlik. Bu hafta içinde Banyas'ta vatani görevimizi yerine getirmek için sahaya inmemiz gerekiyor. Herkes ne yaptığımızı görecek.’’

Gerçekten de bütün Müslümanlar zalimlerin neler yapabileceğini gördü hatta Müslüman yöneticiler dahi bütün çıplaklığıyla zulmün, işkencenin her türlüsünün kendi din kardeşleri üzerinde uygulandığını gördü, seyretti hatta yetmedi en duygusal ifadelerle aşikâr etti. İşte bu söylemlerden Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan’ın payına düşen kısım: ‘‘Her kim alınırsa alınsın, hangi CHP yöneticisi alınırsa alınsın, hangi ülke alınırsa alınsın kalbinde zerre kadar insanlık olan böyle katliam yapamaz. Kerbela acısından yüreğinde zerre miskal taşıyan biri böyle bir vahşet sergileyemez. Banyas’taki manzara Kerbela’daki kadar acıdır. Katiller de en az Yezit kadar zalimdir. Hasan’a, Hüseyin’e ölümü layık görenleri Yezit ilan edenler burada onların izinden gidenleri niçin Yezit ilan etmiyorlar. Onlar da bir Yezit’tir.’’

Nusayriler için güvenliği zedeleyici, muhaliflerin sınırdan geçişlerini kolaylaştıran ve rejim için kangren halini alacak bu bölgenin rejim tarafından kotarılması gerekiyordu ve kotarıldı. Bu konuda Suriye Ulusal Koalisyonuda, ABD’nin muhaliflere liderlik yaptırmayı düşündüğü ÖSO komutanı Selim İdris ve Muaz El Hatip’te ümmetin kalbine su serpecek tek bir hamle yapmadı, tek bir kelam etmediler. Çünkü ABD olup bitenden son derece memnun ve bu yüzden de BM’i devreye sokmaya hiç gerek yok. Zira Batılı devletlerin burnu kanasa hemen olay yerinde biten ve kanamayı durduran Birleşmiş Milletler Müslüman kanı aktığında vampir olup kan içme yarışına giriyor.

Sömürge imparatorluklarının yüz yıllarca İslam topraklarında hayata indirmek istediği mezhep taasubu bugün Baas diktatörlüğü ile nihayete ulaştı diyebiliriz. Banyas ile sınırlı kalmayan ve Suriye’nin tamamını kuşatan zulüm çemberinin köşe taşlarını her ne kadar ABD-Rusya gibi küfür devletleri tutsa da İran’ın da tüm gücüyle bu çemberde tutunduğunu bilmemiz gerekir. Bu artık öyle bir çember ki ümmetin birliğini, maslahatlarını ve zorluklarını düşünenler ile kendi köhnemiş taassuplarından kurtulamayanların ümmet nezdinde ayrışmasını sağladı.

Böylece denklemin birinci bilinmeyeni ortaya çıkmış olduysa da çözümü için elzem olan ikinci bilinmeyeni de yani Reyhanlı’da yaşananlarında iç yüzünü bilmemiz gerekmektedir. Zira orada da eylem sonrası ortaya çıkan tablo içimizdeki hainlerin yüzlerini görmemiz açısından oldukça manidar. Başbakan’ın da ifade ettiği gibi Banyas’ta katliamı kim yaptıysa Reyhanlı’da da aynı kişiler başrol oynadı. Bu gerçeği üstü kapalı da olsa İçişleri Bakanı Güler’de itiraf etti. Muhalefetinde medyanında eleştiri oklarına uğrayan hükümet, Reyhanlı saldırısında istihbarat konusunda bir kez daha sınıfta kaldı. Ama ondan daha da önemlisi saldırı sonrasında da yetersiz ve etkisizdi. Çünkü saldırının hemen akabinde hatta birkaç gün sonrasında bile ilçede bulunan Suriyeliler ile ilçe halkı arasındaki kavga adeta iç savaşı andırıyordu. Nüfusunun büyük çoğunluğu Sünni olmasına rağmen camilere yine aynı çete elemanları tarafından saldırı düzenlendi ama devletin güvenlik güçleri bu çetelere karşı bile güç yetiremedi. Çünkü bu çeteler görev verildiğinde görevini en iyi şekilde yapabilmek için organize olmuş birliklerdir. Baas rejiminin habis planları tıkır tıkır işlerken bu kayıpların arkasından kınama yapmak, olayı araştırmayı vaadetmekle yetinmek içinde bulunduğumuz siyasi basiretsizliğin delilidir. Bu meselenin kazanan tarafı olan Esad; bir taşla birden fazla kuş vurmayı başarmıştır. Ama bu başarı onun zekasının veya tecrübesinin değil, onun karşısında duramayan yöneticilerin siyasi çökmüşlüğünün ürünüdür. Örneğin saldırıdan önce Suriye meselesi bizim iç meselemizdir deyip Suriye’deki mağduriyeti sahiplenen başbakan Erdoğan Reyhanlı saldırısı sonrasında ‘‘Bizi savaşın içine çekmek istiyorlar ama biz o tuzaklara düşmeyiz’’ diyerek de zulme tarafsız kaldığını göstermiş böylece iki rolü birden üstlenmiştir. Topluma liderlik edecek bir bireyin sıfatı önemli olmaksızın doğru sözlü ve kararlı olması elzemdir. Aksi takdirde ben daha önce ne demiştim diye düşünme gereksinimi ortaya çıkar.

Nihayetinde Esad birden çok kazanım elde etti demiştik. Bunlardan biri Hatay’daki mültecilerin Türk vatandaşları tarafından şiddetle muamele görmesi ve bulundukları bölgeleri terke zorlanması. Esad en başından beri kendisinden kaçanları öldürmeyi kafasına koymuş bu mültecilerin tekrardan ülkelerine dönmesi için birçok yol denemişti. Şimdi Reyhanlı ilçesinde kendini koruyacak maddi gücü olan Suriyeliler dışında ikamet eden kimse kalmadı. Yine Nusayri yoğunluğu olan Hatay’ın Samandağı ilçesinden Türk vatandaşı olan çok sayıda Esad yanlısı Reyhanlı’ya yerleşme planları yapmaktadır. Daha önce kendi mezhepdaşları(!) için Lazkiye ve Şam şehirlerini yerleşim yeri olarak seçen Baas rejimi Hatay ile olan sınırını da kendi güvenlik çemberine dolaylı da olsa katmanın hesabını yapmaktadır. Aynı zamanda Suriye’deki kıyamın en başından beri Esad aleyhtarı söylemleriyle hasım olmuş ve eski müttefikini terketmiş bir Türkiye’ye tam da barış sürecinde olumlu gelişmeler yaşanıyorken yapılan saldırı bir anda umutları köreltmiş istikrarın bozulmasına neden olmuştur. Ve belkide en kaydadeğer kazanım olarak mezhep fanatizmini körükleyen Suriye rejiminin ‘ya benimle olursun, ya yok olursun’ kabilinden şımarık yahudi varlığı tavrına bürünerek kendi gücünün tükenmediğini göstermesidir.

Hülasa Suriye, kıyamın başladığı günden bugüne kadar ümmet için bir turnosol kağıdı vazifesini gördü. Samimi Müslümanlar ile hainleri, zalimlere payanda olanlarla mazlumları kucaklayanları, ümmete liderlik edenlerle liderlik ettiğini sananları birbirinden ayrıştırdı ve netleştirdi. Tıpkı bir körük gibi temizi pisinden ayıkladı ve ümmete gösterdi. Artık ümmetin zihin dünyası ABD’nin kirli üsluplarını çözecek kadar derinleşti. Sömürgeci taifenin islam ümmeti üzerindeki hain projelerini gün yüzüne çıkardı. Ümmetin evlatlarına cesaret ve kararlılık aşısı oldu. Yine Türkiye bağımsız bir devlet olamadığını aksine uydu bir ülke olduğunu tescilledi. Karar mekanizmasının ve savunma gücünün şişirilmiş tablolar sayesinde hiçte yeterli olmadığını Türk halkına ilan etti. Şimdi ‘‘Rabbim bana ahirette Suriye’li çocukların öldürülmesinin hesabını sorar’’ diyen bir başbakanın bu hesaptan kurtulabilmesinin tek yolu bu zulmün bitmesinde öncü olmasıdır. Dünyanın diğer islam beldelerindeki tahrifatın durdurulması ve ümmet için çırpınma iradesini taşımalıdır öncüler... Aksi takdirde İslam’dan bihaber olan muhalefet liderinin İslam’daki şeri düzeltmelerini dinleyerek hasmına koz verir ve havlu atar.

İbn Ömer'den [r.a]: Resûlullah [s.a.v] buyurdu ki:

"Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu zalime teslim etmez. Kim kardeşinin yardımında bulunursa Allah da (c.c) ona yardım eder. Kim bir müslümanın sıkıntısını giderirse Allah da [c.c] onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıbını örterse Allah da [c.c] kıyamet gününde onun ayıplarını örter." (Buhârî, Mezâlim, 3)

Ebû Hüreyre'den [r.a]: Resûlullah [s.a.v] buyurdu:

"Kim bir müslümanın sıkıntısını giderirse Allah (c.c) ona nurdan iki şule verir ki onlarla aydınlanacak olanların sayısını ancak izzet sahibi Allah (c.c) bilir." (Taberânî, el-Kebîr)

Ümmetin meselelerine bugüne dek dudak ucuyla katılan Türkiye Cumhuriyeti’nin aynı akıbetle karşılaştığında nasıl ve ne yapacağının vakıasını tespit etmesi için ille de Reyahanlı’ların oluşması gerekmez, gerekmemeli. Yönetici taife, Rasul (as)’ın şu kavline kulak vermeli ki vakıaya mutabık ameller ortaya konulabilsin.

“Müminin ferasetinden korkun. Zira o aziz ve celil olan Allah’ın nuruyla bakar.’’


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz