Bir Eylem Olarak Oruç

Emrah Akay


‘‘Ey insanlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılınmıştır.’’ (el-Bakara 183) ayetinden de anlaşılacağı gibi sadece Müslümanlara değil yeryüzündeki bütün insanlara farz kılınmış bir ibadet olması oruç ibadetini bir kat daha önemli kılmaktadır. Oruç namazdan sonra en çok vurgu yapılan kulluk şeklidir. Rabbimizin bizi her lahza gördüğüne olan imanımızın delilidir ki gizlide olsa yiyip içmekten korkarız. Yılın bir ayına has olarak farz kılınan diğer muayyen günler içinde büyük sevapların kazanıldığı güçlü bir taat’tir. İşte oruç ibadetinin farz kılındığı o özel ayın yani Ramazan ayını idrak etmemizden dolayı bu önemli ibadeti anlamamız ve inancımızda doğru bir yere koymamız elzemdir. Konuya bir ayet ile giriş yapmamızdaki maksat da bu ibadetin her şeyden önce şer-i hüküm olarak evrenselliğine vurgu yapmaktır.

Genel olarak orucu; tan yerinin ağarmaya başlamasından güneşin batmasına kadar niyetlenerek yemeyi, içmeyi ve cinsel ilişkiyi terketmek şeklinde tanımlayabiliriz. Bu tanım orucun tutulma şeklini tarif eden bir tanım olmakla birlikte bu ibadetten murad edilen gerçek gayenin ve alınması gereken derslerin ne olduğu konusunda yeterli değildir. Zira bu mesele Ramazan ayının ve bu ay içerisinde eda edilen oruç ibadetinin içinin doldurulması, bu meseleye aydın bir bakışla bakma meselesidir. 

Sömürgeci kafirlerin İslam beldelerini fikri ve fiili olarak işgal ettikleri zamandan yani İslam Hilafeti’nin ilga edildiği andan beridir Müslümanların yaptığı bir çok amelde mana ve ruh adına ne varsa unutturuldu, silindi ya da gözden kaçırıldı. Örneğin namazı ikame etme konusunda ihmalkarlık gösteren Müslümanlar için boşalmış bir şekilde ibadetler örüntüsü oluşturdu. Nafilelere sımsıkı sarılırken farz olanlarından büsbütün kopuldu. Cuma, bayram ve teravih namazlarına ‘dostlar camide görsün’ düşüncesiyle koştururken kendisiyle başbaşa kaldığı vakit namazlarına aynı özeni göstermedi. Yine Hac ibadetini ‘yaşlı ibadeti’ olarak mefhumlaştırmadan dolayı hacca gidenlerin yaş ortalamasının elli olduğu sonucu ortaya çıktı. Ferdi farziyetleri kabul eden fakat sosyal ve toplumsal farziyetleri ciddiye almayan bir anlayış hakim oldu. Farzların sırası yoruma açık, uygulaması da keyfi veya taklidi biçimler aldı. Böylece yepyeni bir din ve yepyeni bir ibadet anlayışı müslümanlar arasında kangren halini aldı. Bu eleştiriyi yapmamızdaki asıl gaye bu toplumdaki bir fert olarak vakıanın tahlilini yapıp, doğru bakışları verebilme zaruriyetidir. Mesela oruç ile ilgili anlaşılması gerekenler ‘Ramazan Müslümanlığının’ ne ifade ettiğiyle ters orantılıdır. Yine bu Ramazan’da da göreceğiz ki belediyelerin de açık desteğiyle panayırlar oluşturulacak, eğlence mekanlarında Müslümanlar –vur patlasın çal oynasın- sabahlayacak, lüks restoranlar iftar menüleri hazırlayıp fiyat rekabetine girecek, alışveriş çılgınlığı gözleri karartacak, bir dizi etkinlik adı altında şarkılar söylenip, tiyatro oyunları sergilenecek. Ama asıl tiyatroyu kapitalist sermayedarlar ve bir kısım Ramazan tüccarları oynayacak. Bu tiyatroda Müslümanlar her zamanki gibi kaybeden ve seyreden olacak. Neden mi? TV kanallarında bir geceliğine servetleri götüren hocalar, ilahiyatçılar ekranları başında sahur ve iftar vakitlerini geçiren Müslümanların hafızalarını gereksiz yere doldurma görevi üstlenirler de ondan. O sınırlı zamanlarda bile kişinin kendisiyle kalması önünde ne kadar engel varsa Ramazan ayında da aralıksız devam eder. Hal böyle iken içi boşaltılmış bir Ramazan ayı ve yine sadece aç kalmak olan oruç anlayışı sürer gider.

Bilinmelidir ki oruç ibadeti Ramazan özelinde düşünüldüğünde birçok etkenden dolayı önem ve kıymet kazanmaktadır. Zira o sadece sahur vaktinden iftara kadar aç kalıp, nefsi terbiye etmek falan değildir. Oruç ideolojik bir duruş, siyasi bir tavır, toplumsal birliktelik, aynı anda hareket etme, aynı duyguları yaşama, paylaşma, Allah katında üstünlük elde etme ve onlardan da önce uyulması zorunlu olan ilahi bir emirdir.

Son yıllarda maalesef ki oruç tutma amelinin taklîdî yapıldığı ve toplumun bir kesimi tarafından geleneksel bir ritüel olarak anlaşıldığı görüldü. Çünkü bu yıllarda havaların ısınması ve günlerin uzamasıyla beraber zorlaşan bir amel haline geldi ve birçok insan tarfından terkedilmesi kolay bir hâl aldı. Bunun yanısıra farzlara sarılma konusunda da Müslümanlar arasında bir tenakuz hasıl oldu. Mesela Ramazan orucunu tutmayı her ne şartla olursa olsun kendine görev bilenler bir başka farz olan namaz kılma konusunda oldukça gevşek davranabiliyor. Veya bu zorluklar sebebiyle oruç tutumayan kimileri farz namazını da kılmasa bile bir gün dahi teravih namazını aksatmayabiliyor. Yaşanan bu durumlar vakıadan tesbit ettiğimiz gerçeklerdir. Bunları böylece sıralamamızın sebebi öncelikle içinde yaşadığımız hâl-i pürmelali görme ihtiyacındandır. Sıcakları bahane ederek oruç tutmayanlara aynı bahane ile cihad etmekten kaçanlar için Rabbimizin şu uyarısını hatırlatarak devam edelim:


“Allah’ın Rasûlüne muhalefet etmek için geri kalanlar (sefere çıkmayıp) oturmaları ile sevindiler; mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmeyi çirkin gördüler; "bu sıcakta sefere çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır!" Keşke anlasalardı!” (Tevbe 81)

Rabbimiz ikaz ettiği gibi Cenneti de müjdelediği müminlerin sıfatlarını ise şöyle sıralamıştır:


“Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, oruç tutanlar, rüku edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışanlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlardır. İşte böyle –müminlere- cenneti müjdele.” (Tevbe 112)

Böylesi bir ibadetin birçok yönden önemine değinmek gerekir. Örneğin evrensel açıdan bakıldığında dünyadaki bütün Müslümanların aynı duruşu sergilemesi ve bu duruşu bozmaması aynı zamanda yemeyi bırakıp aynı zamanda bayram yapması gerçek bir güç göstergesidir. Ümmetin birliğini sağlayan yapıtaşlarından biridir. Oruçlu olanın kötü söz söylememesi, sinirlenmemesi ve kırıcı olmaması gibi birçok unsur sayesinde müminler arasında kardeşlik bağları sağlamlaşır, yıkıcılık ve fitne kalkar.

Oruç empati kurmaktır aynı zamanda; açlığı bütün hücrelerine kadar yaşayan kardeşinin derdiyle dertlenmek ve aynı yoksunluğu yaşamaktır. Oruç bir ders çıkarmadır ve bir de kıymet bilmedir aslında. Elindekiyle yetinmek, elindekine şükretmek ve elinden çıkacağını önceden yaşamaktır. Oruç, sabretmenin, dayanmanın adıdır. Varlığa meydan okumanın, zorluklara göğüs germenin, yokluğa gülüp geçmenin adıdır. Oruç hem bir bilinç kazanma hem de görev sorumluluğu için biçilmiş kaftandır. Kimlik karmaşası içinde ‘ben Müslümanım’ diyebilmektir. Ve oruç bir tavır alma, aktif bir yaşayış, siyasi bir mesajdır aslında. Onu ne günlerin uzunluğu, ne iklimlerin zorluğu, ne toplumun vakıası, ne de başka şeyler geri plana atabilir. O Ramazan ayı geldiğinde Müslümanın birinci planında olur, olmalıdır.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi Ve Sellem buyurdular ki:

“Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allah size o ayda orucu farz kıldı. Ramazan ayına girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.” (Müslim, Sıyam 2, (1079))

“Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.” (Tirmizi, Cihad 3, 1624)


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz