Suriye: İhanet, Sadakat ve Nusret

Osman Yıldız

Suriye devriminin bir çok ismi olmakla beraber bir diğer adı da “el-fadiha” (kötülükleri ortaya çıkaran)’dır. Suriye ayaklanması başladığı günden beri tüm ezberler bozulmuş, çirkin yüzlerin gizlendiği perdeler, indirilmek suretiyle açığa çıkmıştır. Yine Suriye kıyamı ümmetin içerisinde bulunduğu duruma bakarak bu doğrultuda dinlerine sarılmaktan başka bir kurtuluş yolunun asla olmayacağını da göstermiştir.

Uluslararası ve bölgesel devletler, ABD’nin planları çerçevesinde katil rejime güvenlik, reform ve diyalog noktasında uzunca bir zaman mühlet verdi. Fakat Suriye halkı tüm bu oyunu önceden gördü ve rejim aleyhine hepsini bozdu. Tüm bu oyunların bozulması ile birlikte ABD Suriye’de kırmızı çizgilerini açıkladı. O ise kimyasal silahların rejim tarafından kullanılması idi. Bu şu anlama geliyordu. Uçakla, topla, füze ile yani kimyasal silahların dışında her şeyle öldürebilirsin. Böylece halk ölümü gösterip sıtmaya razı edilecekti. Fakat kimyasal silahlar da açığa çıkmasına rağmen alternatifin hazır olmayışı ve Beşşar’a halef olarak oluşturulan koalisyonun tutunamaması, ABD’nin, Müslümanlara karşı ne denli kindar olduğunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır.

Fakat Suriye’de ki direniş Allah Subhanehu Ve Teâlâ’nın yardımı ile her geçen gün güç kazanarak devam etmektedir. Devrim ilk başladığı zaman her ne kadar o boğazlanmak üzere yatırılan bir kurbana benzese de daha sonra hücreleri canlanmak sureti ile kendi gövdesi üzerine dikilerek ayağa kalkan, iradesini dile getiren bir güce dönüşmüştür. Daha ayaklanmanın başlarında uluslarası komployu gören Suriye halkı herkesin bildiği şu konuşmayı meydanlarda yapıyordu: “Yardımı siz Obama’dan mı, Sarkozi’den mi, yoksa Erdoğan’dan mı istiyorsunuz? Eğer burada bulananlardan yardımı onlardan bekleyen varsa burayı terketsin.” “Peki, kimden bekliyorsunuz?” diye sorunca hep bir ağızdan yardımı “Allah Azze ve Celle’den bekliyoruz” diyerek ayaklanmanın temelini de böylece İslam’ın üzerine oturtturduklarını göstermiş oluyorlardı. Nitekim otel devrimcilerinden Burhan Galyun “Suriye halkının sorunun çözümü noktasında İslam'ı istemelerinden dolayı Batı’nın destek vermediğini” ifade etmiştir. Böylece kendisi de Batı’ya dilenen birisi olarak İslam’ı sorun olarak gördüğünü zımnen kabul etmiştir.

İhanet: Makalemin başında Suriye devriminin bir diğer adının da “el-fadiha” olduğunu ifade etmiştim. Bugüne kadar Suriye halkı neleri ortaya çıkardı şimdi bunları ele alalım.

Öncelikle sondan başlamak istiyorum. Zira bu konu bizim nezdimizde açık ve net olmasına rağmen Türkiye’de Suriye konusunu esastan saptırarak farklı alanlara çekerek Rusya, Çin ve İran’ın bir tarafta, Batı ve diğer bölgesel devletlerin bir tarafta olduğu ve sürecin bundan uzadığı ifade edilerek faili farklı yerlerde arıyorlardı. Halbuki Suriye’ye ilişkin sadece bir tek plan vardı. Nitekim Ürdün’deki son tatbikat ve özellikle Cenevre 1 ve Cenevre 2 Konferansları aslında tek bir planın olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Böylece Suriye ümmete şunu net bir şekilde gösterdi ki o da; söz konusu İslam’ın devlet, toplum ve hayat bazında tatbik edilmesi olduğunda tüm kafir devletler ve onların yıllarca besleyip büyüttüğü devletler hepsi ortak bir noktada birleşip bunun olmaması için her şeyi yapmaktadır.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin 13 Mart 2013'de Rusya, İran ve vahşi Beşar'dan her birinin resmî tutumunu destekler pozisyonda bir açıklamada bulunması, ABD’nin gerek ayaklanmaya yönelik devam eden planını, gerekse katil Beşar Esed ve facir rejimi ile devam eden gizli anlaşmasını ifşa etmektedir. Yani katil Beşşar’ın katliamlarının arkasında bizzat ABD vardır. Zira bu açıklamada şöyle demiştir: "Esad ile muhalefetin, Cenevre'de konulan çalışma çerçevesine binaen geçici bir hükümet oluşturmak için diyalog masasına geldiğini görmek istiyoruz. Aynı şekilde Suriye Muhalefeti’nin, işbirliği için masaya gelmesi kaçınılmazdır ve bizler de bunun için çalışıyoruz ve çalışmaya da devem edeceğiz."

Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, 15 Mart 2013’de ki bir basın açıklamasında şöyle demiştir: "Devlet Başkanı Beşar Esed'i devirmeye yönelik çalışmalara yardım etmek için savaşmak amacıyla gönderilen her türlü silahın doğru ellere ulaşacağına dair Suriye Muhalefeti'nden güvence alınmalıdır." Ancak Avrupa Birliği, bu silahların Suriye Muhalefeti'nin ortalarındaki İslamcıların eline geçeceğinden korktuğu için 10 Mart 2013’de bu isteği reddetmiştir. Avrupa'nın İslam karşıtlığını ifşa eden bu tutumu, onların müdahalelerini ve İslam düşmanlıklarını ifşa ettiği gibi Batı'nın, ayaklanmacıların sahip oldukları İslamî eğilimin varlığından dolayı endişeli olduğunu itiraf ettiğini de ifşa etmektedir.

Batı ile işbirliği içerisinde olan Arap ve İslami beldelerin yöneticilerine gelince; onların tutumlarının, Batı'yı takip eden Batılı ülkelerin tutumlarıyla bağlantılı olduğunu Suriye ayaklanması ifşa etmiştir. Suriye’de kundaktaki bebeklere varana kadar işlenilen katliam, şebbihaların tecavüzleri onları harekete geçirmemiştir. Çaresiz erkek ve kadınların Banyas’ta ki çağrıları onları harekete geçirmemiştir. Bu yöneticilerin, Suriye halkı nezdinde bu tutumları bu ihanetlerinin bir anlamı var ancak ne hikmetse Türkiye’de çadır ve battaniye ile bunun üzeri örtülmektedir.

Ulusal Konsey ve Ulusal Koalisyona gelince; Batı’nın siyasal oyunlarının yanında yer alması, çözümlerini Şeytan Batı’dan dilenmek, müdahalede bulunsun diye ona yalvarmak sureti ile Batı’ya dayanması, yardım ve zaferi ondan beklemesi, Suriye halkı nezdinde onları tamamen bitirmiştir. Batı’nın tüm necis planları iki buçuk yıldır tek tek ifşa olmasına rağmen bu otel devrimcileri, yalancı Batı’dan çözümler istemeye devam etmektedir. Dolayısıyla bu muhalefet, ayaklanmanın küfürle hükmeden ve İslam’ın hükümleri ile terörizmle mücadele sloganları altında Allah'ın indirdikleriyle hükmedecek olan yönetimi ikame etmek için çalışan Müslümanlara savaş açan sivil devletin olduğu bir yönetimi istemekte ki böylece onların sözcüleri olsun ve Batı ile işbirliği içerisinde hareket etsinler. İşte Suriye ayaklanması ihanet içerisindeki bu otel devrimcilerini de ifşa etti ve “otel devrimcileri bizi yönetemez” diyerek onlara duracakları yeri gösterdi.

Hakeza 1979 sözde İran devrimi olduğu günden beri özellikle Türkiye İslamcıları burada yaşanan devrime hayranlıkla bakıyorlardı. Halbuki bu rejimin her ne kadar ABD karşıtı bir takım söylemler içerisine girse de aslında onun bir piyonu olarak bölgede olduğu fark edilemedi. İran’ın Irak işgalinde ki takındığı tavır, Afganistan’da izlediği politikalar ve enerji politikalarının üzeri kapatıldı fakat Suriye onunda çirkin yüzünü açığa çıkardı. Onunla da kalmadı İran’ın Lübnan’daki partisi Hizbullah’ın da gerçek yüzü ortaya çıktı. Tüm ümmet nezdinde kredilerini tükettiler. Hiç şüphesiz Suriye üzerinde cereyan eden bu olaylar neticesinde Allah Subhanehu Ve Teala bu ümmeti kutlu bir doğuma hazırlıyor. Ve Suriye halkı üzerinden tüm ihanetler bir bir ifşa oluyor.

Aslında en önemlisi diyebileceğimiz bu ifşalardan birisi ise Mübarek sonrası iş başına gelen İhvan-ı Müslimin partisidir. Yıllarca bir mücadele geleneğinden gelen ve birçok metot değişikliğinden sonra nihayet demokratik bir nizamı uygulama ve ona çağırma noktasına gelen İhvan, izlediği Suriye politikası neticesinde Mısır halkının ve diğer birçok beldedeki Müslümanların tepkisini almaktadır. Mısır’ın “Bağlantısızlar Hareketi” toplantısına katılması, Suriye rejimine desteği aşikar olan İran Cumhurbaşkanı’nı Mısır’a davet etmesi ve ABD planı olan dörtlü mekanizma içerisinde yer alması üzerine İhvan’ın tabanında büyük tepkiler ortaya çıkmıştır. İşte bu yüzden ABD, çiçeği burnunda İhvan’ın başarısızlıkla sonuçlanmaması, bir sorunun da Mısır’da çıkmaması için Suriye Büyükelçiliğinin kapatılması kararını çıkartmıştır. Mübarek ve diğer diktatörlerin gerçek yüzlerinin ifşa olması çok uzun bir zaman aldı ancak kutlu doğumun geciktirilmesi planı olan bu yeni akım “ılımlı İslamcılar” çok daha çabuk ümmet nezdinde ifşa olacağa benzemektedir.

Sadakat: Baas rejimi’nin zulmüne karşı ayaklanmanın alevlenmesinden bu yana ABD ve bölgedeki tüm işbirlikçileri yoluyla dağları bile yerinden oynatacak şekilde devam eden komplolardan başka hiçbir şey işitmedik. Dolayısıyla güvenlik politikası, reformlar yolu ile aldatma, diyalog, gözlemciler, Suriye dostları toplantısı, Koalisyon, Cenevre toplantısı, İran ve Hizbullah’ın savaşmak için bölgeye gönderilmesi ve daha birçok girişim hepsi başarısızlıkla sonuçlandı. Suriye halkının velisi Allah olmamış olsaydı bu yetim olan ayaklanmada Allah korusun kaybolup gidecekti. Evet, Suriye halkı zayıf ve güçsüz olabilir. Ancak onların İslam’a olan sadakatleri, kendilerine karşı yapılan tüm planları, görünmeyen bir el tarafından bozularak onların lehine çevrilmiştir.

Batı, Müslüman beldelerdeki halkçı ayaklanmalardan dolayı şaşkına uğradı, onu asıl şaşkına çeviren ise Müslümanların Allah’ın şeriatıyla hükmedilmesine çağıran tutkulu duyguları ile ayağa kalkmaları, ayaklanmanın camilerden başlaması ve tekbir seslerinin göklere yükselmesi daha çok şaşkına uğratmıştır. Hatta İslam yönetime ulaşacak diye de içerisine bir korku düşmüştür. Zira Batı bunun helak oluşu olduğunun farkındadır ve bu yüzden de Müslümanların duygularına karşı dolambaçlı habis üsluplar yoluyla bunu engellemek için gayretle çalışır bir hale gelmiştir. Tüm bunlara rağmen Suriye halkının gösterdiği sadakat neticesinde uykuları kaçmaktadır.

Tüm bunları Suriye halkı tırnakları ile sökerek, yavrularını daha sütten kesilmeden Cennete göndererek, gösterdiği İslam’a olan sadakatle elde etti. Zafer yalancı Batı’nın yardımı olmaksızın Allah’ın izni ile gerçekleşecektir. Dolayısıyla ne “Batı'nın silahlarına ihtiyacımız vardır” diyenlerin ne de “bizim kasap Beşar’ın yıktığı Suriye’yi imar etmek için Dünya Bankası’nın kredilerine ihtiyacımız vardır” diyenlerin hiçbir delili yoktur. Aksine Batı kasap Beşar’a halef olmak isteyen koalisyona dayanarak şanlı Suriye ayaklanmasının meyvesini toplamaya çalışmaktadır. Hiç şüphesiz bu devrime bugün bir başlık verilmek istenilse bu ancak Suriye halkının göstermiş olduğu sadakat ve sabır olurdu.

Nusret: Suriye ayaklanmasının temelinin İslam olması, bir çok hizbi bir araya getirmesi, Nusret’in, Allah Subhanehu Ve Teala’nın izni ile yakın olduğunun müjdesidir. Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında Allah yardım ve zaferini nasıl gönderdi ise yine İslam’a bağlı kalındığı müddetçe katındaki görünmez askerlerle inşaAllah yardım edecektir. Zira Allah Subhanehu şöyle buyurmaktadır:


“Hani Mü’minlere “Allah’ın sizi indirilen üç bin melekle desteklemesi size yetmez mi” diyordun. Evet, eğer sabreder ve sakınırsanız ve onlarda ansızın üzerinize gelirlerse Allah size böyle beş bin nişanlı melekle yardım gönderir. Allah bunu size sadece bir müjde olsun ve gönülleriniz bununla rahata kavuşsun diye yapmıştır. Yardım ancak yüce ve hakim olan Allah katındandır.” [Ali İmran 124-125-126]

Keza Subhanehu, şöyle buyurarak duruşlarında sadık ve imani bir tutum sergileyen Müslümanları övmüştür:


"Müminler, ahzabı (düşman birliklerini) gördükleri zaman işte bu, Allah'ın ve Rasulü’nün bize vaad ettiği şeydir. Allah ve Rasulü doğru söyledi dediler. Bu onların sadece imanını ve teslimiyetini artırmıştır" [Ahzab 22]

O halde Müslümanlar olarak sabredip, birbirinize sımsıkı kenetlenerek, seyrimizde Rabbimizin müstakim olan yolundan beslenerek ve ne dost görünümlü bir düşmana ne de Allah ve Rasulü’nün düşmanı olan bir nasihatçiye iltifat etmeyelim. Zira Suriye’deki gelişmeler, kuvvetimizin zayıflığına ve gücünüzün azlığına rağmen dünyayı sarsmakta, Batı’yı ve diktatörleri korkutmaktadır. Nitekim bu coğrafyayı parçalara bölen İngiltere’nin Başbakanı Cameron “Suriye uluslararası sistemin en büyük sorunudur” demektedir. Yine yaşlı ABD ajanı Lakhdar Brahimi “Suriye uluslararası sistemin en büyük krizidir”demektedir. Peki ya fiilen hakim olduğumuz, Halifemize biat ettiğimiz, devletimizi kurduğumuz ve Allah Subhanehu Ve Teala’nın şu kavlinin anlamını gerçekleştirdiğimiz zaman nasıl olur acaba:


“Onlar ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı ikame ederler, zekatı verirler, marufu emrederler, münkeri nehy ederler. İşlerin akıbeti Allah'a aittir.” [Hacc 41]


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz