DEVLETLERARASI DURUM VE GÜÇ ODAKLARI

Osman Yıldız

Öncelikle asıl konuma geçmeden önce Uluslararası ilişkiler, bunların çalışma alanı ve Uluslararası ilişkilerde güç, diplomasi, yaptırım ve savaş gibi kavramlara açıklık getirmek istiyorum.

Uluslararası İlişkiler: Siyaset biliminin bir dalıdır ve “uluslararası sistem” içindeki aktörlerin, özellikle de uluslararası ilişkilerin temel aktörü olarak kabul edilen devletlerin, diğer devletlerle, uluslararası/bölgesel/hükümetler arası örgütler, çok uluslu şirketler, uluslararası normlar ve uluslararası toplumla olan ilişkilerini inceleyen disiplinler arası bir disiplin olarak tarif edilir. Uluslararası İlişkilerin çalışma alanı ise, küreselleşme, devlet egemenliği, uluslararası güvenlik, ekolojik sürdürebilirlik, nükleer silahların yayılması, milliyetçilik, ekonomik kalkınma, küresel finans, terörizm, organize suç, insan güvenliği, dış müdahalecilik ve insan haklarına kadar pek çok konuyu uluslararası düzeyde inceler.

Güç: Uluslararası ilişkilerde, kaynaklara askerî ve ekonomik erişim, kabiliyet, devletlerarası sisteme etkinin büyüklüğü olarak tanımlanır ve bunlar aracılığıyla ölçülür. Genellikle katı güç, (hard power) yumuşak güç (soft power) olarak ikiye ayrılır. Katı güç askerî kabiliyeti tanımlarken, hafif güç ise ekonomi, diplomasi ve kültürel etkiyi tanımlar.

Diplomasi: Devletlerarasındaki müzakerelerin, temsilciler vasıtasıyla yürütülmesidir. Bir bakıma, uluslararası ilişkilerin tüm diğer araçları diplomasinin başarısızlığı sonucu kullanılırlar.

Yaptırım: Diplomasi başarısızlığa uğradığında başvurulan ilk yöntem ve devletleri anlaşmalara zorlamanın ana yollarından biridir. Yaptırımlar, diplomatik ve ekonomik şekillerde olabilir ve diplomatik ilişkilerin kesilmesi, ekonomik bariyerler ve ambargoları da içerir. Şu anda Suriye devletine yönelik olduğu gibi ya da Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesinden dolayı G7 ülkelerinin Rusya’yı G8 toplatısına almaması gibi.

Savaş: Ya da güç kullanımı, uluslararası ilişkilerde son çare olarak kabul edilir. Çağımızda savaş sadece devletlerarasında yapılmamaktadır. Uluslararası ilişkilerde “Savaş çalışmaları” ve “Stratejik çalışmalar” disiplinleri de incelenir.

Türkiye’de ve dünyada halklar nezdinde yaygın olan bir kanaat vardır. Bu kanaata göre gücü devletlerden ziyade bir takım örgütlerin temsil ettiği ve bu örgütler devletlerin kontrolünde olmaktan ziyade devletlerin, bahse konu örgütlerin kontrolüne girdiği ifade edilmektedir. Örneğin, Bilderberg kulübü, Trilateral Komisyon, Rockefeller, Rothschild ya da Bloomberg gibi kuruluşlar, ayrıca Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Ticaret Örgütü gibi kuruluşlar uluslararası kurumlar olarak kurulmuş iseler de evrensel bir hükümet gibi davranarak, devletlere kendi iradesini dayatan bağımsız bir kurum olamamışlardır. Aksine onlarda söz ve etki sahibi Amerika'dır. Aynı şey bir takım mason kuruluşlar için de geçerlidir. Tüm Amerikan şirketleri, ulus devlete, Amerikan kültürüne ve değerlerine hizmet vermektedir.  Dört yıl önce Çin ile ABD şirketi Google arasında anlaşmazlık patlak verdiğinde, bu açıkça gün yüzene çıktı. Çin haber ajansı Xinhua 23 Mart 2010 yılında “Ne yazık ki Google sadece Çin'de ticari faaliyetlerini genişletmek için çalışmıyor, aksine Amerikan kültürüne, değerlerine ve fikirlerine teşvik etmek için çalışıyor” dedi. Hatta Amerika, Kapitalist ideolojiyi paylaştığı Avrupa'da bile kendine özgü fikirlerini, kültür ve değerlerini pazarlamaktadır. Bundan amacı, Avrupa'da Amerikan hegemonyasını güvence altına almak için Amerikalıya ve Amerikan Devletine saygı ve takdir toplamaktır.

Yine Türkiye’de 17 Aralık’ta yapılan rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun akabinde Youtube video sitesinde yayınlanan yüzlerce tapenin kaldırılması ve Twitter’dan bazı kullanıcıların hesaplarının buzlanması istenmişti. Ancak bu iki şirkette Ak Parti hükümetine olumlu dönmediler. Bunun üzerine Ak Parti hükümeti Youtube ve Twitter’ı yasakladı. Dolayısıyla bu iki şirketin de Amerikan çıkarlarıyla çelişen ya da Amerika’dan bağımsız olduğunu düşünmek akla muhaldir. Dinleme tapelerinin yayıldığı araçlara bakarak dinlemelerin kimler tarafından yapıldığını da görebiliriz. Ayrıca Amerika dinleme skandalı ile ün yapan bir ülkedir. Bu konuda John Kerry açıkça itirafta bulundu. Kerry, “Ulusal Güvenlik Ajansının, bazı durumlarda kabul edilebilir sınırları aştığını.” söyledi. (01.11.2013 BBC) Sonra “Bu dinleme işlemlerinin, terörist saldırıları önlediğini.” iddia etti. Yine Amerika’nın, Alman Şansölyesi Merkel gibi Avrupalı liderleri dinledikleri biliniyor. On yıl boyunca onun cep telefonunu dinlemişler.

Amerika tüm bunları ulusal egemenliği ve dünyadaki çıkarlarını korumak, Amerikan hegemonyasından kurtulmak isteyen Avrupa ülkelerinin bütün hareketini izlemek,  kendisi ile rekabet edecek uluslararası bir konuma sahip herhangi bir gücün ortaya çıkmasını ya da bu hegemonyanın tehlikeye düşmesini önlemek için yaptığı gün ışığı kadar açıktır. Dolayısıyla Amerika’nın gücü biraz da bu şantaj ve şarlatanlığından gelmektedir.

Devletlerarası Durum; devletlerarası sahnede faal olan büyük devletlerarasındaki ilişkilerin oluşturduğu yapıdır. Bu yapı çeşitli şekillerde oluşabilir. Ya her devlet yalnız başına bu yapıyı oluşturmaya çalışır ki bu durumda olan devlette tek devlet olarak isimlendirilir; Ya da, birçok güç odağından meydana gelir. Veya karşılıklı paktlar şeklinde örgütlenmeler oluşturulur ki bunlar da güçler dengesi veya oluşumlar olarak isimlendirilir. Ya da tek bir topluluk veya tek devletler ailesi şeklinde oluşur. Bu da Kolektif Güvenliktir. Kolektif Güvenlik ile ortak savunma birbirinden farklı şeylerdir. Kolektif Güvenlik sınırlandırılmamış bir düşmana karşı yardımlaşmadır. Avrupa Birliği, Şangay İşbirliği Örgütü gibi birlikler bu kapsama girer. Ortak savunma ise sınırlı, belli bir düşmana karşı savunma yapmaktır. Buna ise NATO örnek verilebilir. Bir devletin, dünyadaki diğer devletler üzerinde egemenlik kurma imkânına sahip olarak diğer güçlerin etkisini yok etmesi ve devletlerarası sahnede etki edecek bir güçten tamamen yoksun bırakması yukarıdaki birinci grup devlet kapsamına girer. Böylece devlet, devletlerarası sahnede tek başına söz sahibi olur.

Ancak şu andaki devletlerarası durum birçok güç odağından meydana gelmektedir. Amerika en güçlü devlettir sözü, Amerika'nın devletlerarası alandaki durumunu değil ancak Amerika'nın vakıasını nitelendirmektedir. Zira devletlerarası durum birçok güç odağı tarafından temsil edilmektedir. Bu nedenle, devletlerarası işlerin çekip çevrilmesi, katılabilme gücüne sahip birçok devletin katılımıyla yürütülmektedir.

Örneğin Irak’ın işgalinde İngiltere’nin ayarttığı Fransa ve Rusya’nın, işgale karşı çıktığı biliniyor. Daha sonra Amerika’nın Uluslararası sisteme ve Konsey’e yönelik baskıları sonuç verdikten sonra Fransa ve Rusya ikna edilebiliyor.  Yine Mısır’daki darbede de bu Uluslararası güçlerin ortak hareket ettiği görülebilir. Esed rejiminin ömrünü uzatma ve onun yedeği Ulusal Koalisyonun oluşturulmasında da Uluslararası sistemin ortak şekilde hareket ettikleri görülebilir. Yani bazı devletler her ne kadar Uluslararası siyasete yön verecek güçte olmasa da her devletin kendisine göre belli gücü bulunmaktadır. Bunlar bir araya gelerek bu gücü oluşturmaktadırlar.

Dolayısıyla şu anda devletlerarası işlerin çekip çevrilmesi kolektif bir şekilde tamamlanmaktadır. Yani büyük devletlerin bir araya gelerek toplanmalarıyla gerçekleşmektedir. Devletlerarası problemler, Güvenlik Konseyinde veto hakkına sahip beş devletin önüne getirilmektedir. Veto hakkına sahip her devletin devletlerarası siyasette de söz söyleme hakkı vardır. Çünkü veto hakkına sahip olan devlet, herhangi bir devlet tarafından konseye sunulan öneriyi düşünme, geçersiz kılma imkânına ve öneri üzerinde değişiklik yapma imkânına sahiptir. Bu nedenle herhangi bir olay Güvenlik Konseyinin gündemine resmî olarak gelmeden önce perde arkasında çok çetin pazarlıklar yapılır. Yapılan pazarlıktan elde edilen sonuca göre ya, konseyin gündemine getirilir, ya da hiç gündeme getirilmez.

Yakın zamanda gerçekleşen Suriye ve Ukrayna krizinde olduğu gibi. 15 üyeli kurulda 13 ülke desteklerken Güvenlik Konseyi üyesi Rusya ve Çin’in veto etmesi kınama bildirisinin çıkmasını bile engellemiştir. Yine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Kırım'da yapılacak referandumu gayrimeşru sayan bir karar tasarısı Rusya’nın veto etmesi, Çin’in ise çekimser kalmasıyla gündeme alınmadı.

Ekonomik ve parasal konulardaki problemler hakkında yediler grubunun (ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya, Kanada ve İtalya) oluşturduğu devletler tarafından düzenlenen ekonomik zirvelere, ekonomik konuların dışında yalnızca siyasi konularda konuşabilme şartıyla Rusya'nın katılımına sonradan izin verildi. Yani Rusya ekonomik açıdan güçlü bir yapıya sahip oluncaya kadar orada yarım koltukluk hakkı vardı. Putin dönemi ile birlikte Rusya ekonomik konularda da söz sahibi olmaya başladı.  Ukrayna krizinde Kırım'ı ilhak etmesi sebebiyle, G8 ülkeleri Rusya'nın katılımını askıya aldıklarını açıkladı.

Buna ilaveten, devletlerarası durum, büyük devletlere ait aktif bölgelere ve birbirinden bağımsız ekonomik örgütlere bölündü. Bu durum, Avrupa'daki problemler hakkında oluşturulan Avrupa Güvenlik ve Ekonomik İşbirliği Örgütünde açıkça görülmektedir. En azından şu anda Rusya, eski Sovyetler Birliğini oluşturan ülkeler üzerindeki halinin rolünü sürdürmeye çalıştığı gibi, Varşova Paktını oluşturan ülkelerle ilgili siyasi ve güvenlik konularında veto hakkını da halen sürdürmektedir.

Etkin ve sürekli bir şekilde devletlerarası sahnede birçok devletin faal durumda olması, birçok güç odaklarından meydana gelen devletlerarası durumun gerektirdiklerindendir. Dünyadaki birinci devlete karşı bir başka devletin rakip olması ise devletlerarası durumun gerektirdiği şeyden değildir. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra gerçekleşen devletlerarası durum, güç odaklarından birisini oluşturan Amerika Birleşik Devletleri ile rakip bir devlet olmaksızın gerçekleşmişti. Gerçek bir şekilde rakip olduğunu varsaydığımızda, Amerika'nın karşısında rakip olabilmesi için Sovyetler Birliği’nin birçok sene beklemesi gerekti.

Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği'nden meydana (geldiği zannedilen) Devletlerarası durum, sanki birbirlerine mirasçı iki adam gibi birinin ölümüyle diğerinin tek başına mirasa konması gibi, devletlerarası durumda da Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla ABD, tek başına kalmıştır şeklinde bir ifade söylenemez. Çünkü Sovyetler Birliği'nin yıkılması, ABD'nin evrensel rolüne bir takım kısıtlamalar ve baskılar koydu. Zira Sovyetler Birliği'nin varlığıyla bir takım baskılar ve kısıtlamalar altında bulundurulan diğer ülkeler, Sovyetler Birliğinin yıkılmasıyla adeta bu bağlardan kurtulup özgürlüklerine kavuşuyorlardı. Bu nedenle Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla Amerika, çok geniş yelpazeyi kapsayan devletlerarası rolünü sağlayan çok önemli bahaneleri kaybettiği gibi bunların yerini dolduracak malzeme de bulamamıştır, demek daha doğru olur. Ancak insanlar Sovyetler Birliği'nin yıkılması ile Amerika'nın tırmanışı olaylarını birbirine karıştırdılar.

Güç nisbi olup soyut ölçülerle kıyaslanamaz. Ancak bir devletin gücü bir başka devletin gücü oranında kıyaslanır. Örneğin ABD'nin bugünkü gücü ile 1945 senesindeki gücü birbirine kıyaslanabilir. Yani Amerika Birleşik Devletleri’nin her iki haldeki gücünü kendi dışındaki diğer devletlerle kıyasladığımızda, ABD'nin bugün 1945 yılına oranla çok çok zayıf olduğunu görürüz. En güçlü ve sürekli yükselme ivmesi gösteren Amerika'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki yılları, onun için altın çağ sayılır. Bu nedenle, diğer büyük devletlerin kararlarını etkileme hususunda Amerika'nın bugünkü gücü, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki gücünden kesinlikle kat kat zayıftır. Bu nedenle, burada, Güvenlik Konseyindeki diğer büyük devletler Amerika'nın elinde bir piyondur veya Güvenlik Konseyi Amerika'nın Dışişleri Bakanlığındaki dairelerden biri haline geldi şeklinde bir söz de söylenemez. Oysa Amerika Güvenlik Konseyindeki birçok meselede şantajlar yaparak başarı kazanmaktadır. Ancak şantajlar devletlerarası işlerde hiçbir zaman Amerika'ya tek adam rolünü kazandırmaya yetmez.

Amerikan liderliğindeki Batı’nın, özelde İslâm coğrafyası genelde ise tüm dünya üzerindeki bu etkisinin kırılması, sökülüp atılması hiç şüphesiz güçlü bir ideolojinin bir devlette et ve kemiğe bürünmesiyle ancak mümkündür. Bu ideolojinin ise, Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın bizlere gönderdiği son din İslâm olduğundan hiç kimsenin şüphesi yoktur. Kurulacak Hilâfet Devleti Amerikan hegemonyasına kısmî zarar veren mevcut Kapitalist devletler gibi olmayacak aksine Hilâfet kurulduğunda Amerika büyük bir hüsrana uğrayacaktır.

“Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yusuf 21)


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz