İSLÂM DEVLETİ’NDE UYANDIM

Mehmet Çetinbudak

Kapitalizm kâbusundan uyandım bu sabah. Kan ter içinde kalmış bedenim. Sabah namazını kılmak üzere camiye doğru attığım adımlara başka adımların sesleri karışıyordu. Gördüğüm rüyada ise sadece birkaç çift ayak sesi duymuştum. Kapitalizm, Müslümanları bu sabah da uyutmuş diye düşünmüştüm. Subhanallah, Allah'tan başka bir ilahı kabul etmeyen ben, nasıl da bunalmıştım rüyamda.

Rüyamda gittiğim camide sürekli demokratik, laik cumhuriyete ve yöneticilerine övgüler yağdırılıyordu. Bu rüyadan uyanıp gittiğim camide ise İslâm Devleti’nin risaleti taşıdığı topraklar, Ümmet’in maslahatları, Allah’ın sevdiğini sevmek, buğz ettiğine buğzetmek anlatıldı bu sabah. Ya Rabbi, o nasıl bir rüyaydı, sadece kendi çıkarlarını düşünen insanlar vardı rüyamda. Neyse ki, cami çıkışında bana kapıdan çıkarken gülümseyerek yol veren aksakallı amca rüyamın tesirini üzerimden atmama yardımcı oldu. Oysa beni itip önce kendi çıkmaya çalışan adamlar vardı rüyamdaki camide.

Sabah namazından çıktığımda sokakta köşe başlarında, işe gitmek üzere servis minibüslerini bekleyen tesettüre riayet etmeyen bayanlar görürdüm rüyamda. Rüyamda bile bu bana sıkıntı verirdi, düşünürdüm bu bayanların evlatları yok mu, annelik görevlerini niçin tam yapmıyorlar, neden salih/saliha evlatlar yetiştirmeye daha çok vakit ayırmıyorlar diye.

Rüyamda, cami karşısında bile içki satan, kumar oynatan tekel bayileri vardı. Neyse ki, o dükkânların yerinde gerçekte camiden çıkanlara çorba dağıtan gençlerin olduğunu gördüğümde rahatladım. Düşünebiliyor musunuz? Caminin karşısında içki satmak! Subhanallah, çok şükür rüyaymış.

Eve doğru giderken, İslâm Devleti’mizdeki haberleri ve dış siyaseti takip etmek üzere gazete almak için gazete bayisine uğradım ve selamlaştıktan sonra bir tane “Zafer İnananlarındır alabilir miyim?” dedim. Birbirimize hayır dua ederek vedalaşıp dükkândan çıktım.

Yavaş yavaş minik çocuklar hoplaya zıplaya okula gitmek üzere sokaklara çıkıyordu. Büyükler ise ağır başlılıkla yürüyor ve gün içinde işleyecekleri Fıkıh Usulü, Hadis Usulü, Dünya Siyaseti derslerinden konuşuyorlardı. Aman Allah’ım, birden rüyam aklıma geldi. Otobüs duraklarında, mini etekli kızlar, erkeklerle şakalaşıp, yüksek sesle gülüyor ve insanları rahatsız ediyorlardı. Neyse ki, Allah’a karşı olan takvalarıyla tam bir tesettüre bürünmüş kızlarımızın sakin sakin yolun karşısında yürüdüğünü gördüğümde içim rahatladı. Onlar, İslâm Devlet’inin komutanlarını yetiştirecek geleceğin anneleriydi.

Eve girdiğimde, çocuklarım anneleriyle birlikte Kur’an’ı Kerim tefsiri üzerinde çalışıyorlardı. Ya Rabbi, rüyamda gördüğüm çocukların benim çocuklarım olmadığını anlamıştım zaten. Tüm gün boyunca televizyon başında oturuyorlar, bilgisayar oyunlarının, internetin kucağından benim kucağıma bile gelmiyorlardı. Benim kendilerine vermeye çalıştığım İslâmî temel fikirler, tüm gün okulda verilen laiklik temel fikrine dayalı kapitalist fikirlerle çarpışınca çocuklarda zihniyet karmaşası oluşturuyordu. Bu rüyaların birinde bir gün küçük kızım bana şöyle demişti “Baba, biz senin anlattıklarını sokağa çıktığımızda hiç göremiyoruz.”

Neyse ki hepsi rüyaydı. Düşünebiliyor musunuz? Müslümanların iman ettiği İslâm akidesi ile Müslümanların üzerine tatbik edilen nizam insicam içinde, uyum içinde olmasın. İnandıkları Allah’ın hükümleri hayatlarına hâkim olmasın, insanlar arasındaki ilişkileri yine insanların koyduğu kanunlar tanzim etsin. Tam olarak rüyamda böyleydi. Eksik, aciz ve sınırlı olan insanların koyduğu kanunlar, toplumsal hayatı düzenliyor, özgürlük düşüncesiyle tüm insanlık cehaletin karanlığına gömülüyordu.

Tabii ki, rüyamda da yalnız Allah’a kulluk eden, O’nun rızası için zalim yöneticilere meydan okuyan, Allah rızası için hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayıp hakkı söyleyen dava taşıyıcıları vardı. Onlar, Allah’ın hükümlerinin tatbik edilmediği bu kapitalist düzeni, Allah’ın hükümleriyle hükmedecek İslâm Devleti’yle değiştirmek için, Müslümanları koruyup, gözetecek bir Halife’yi naspetmek için hayatları pahasına mücadele veriyorlardı ve Allah’tan başka hiçbir yardımcıları da yoktu. Ama çok enterasandı rüyam. Kur’an’ı Kerim’de Rabbimizin bizlere misal verdiği gibi, cahiliyye toplumundan sıyrılarak hakkı savunan önceki kavimlerden olan öncüler ve onların zulme karşı direnişleri, Allah Rasulu ve Sahabesi’nin mücadelelerine karşın İslâm karşıtlarının Müslümanlara karşı tepkileri, zulümleri, baskıları bizler tarafından anlaşılabiliyordu. Çünkü İslâm’ın karşısında, İslâm düşmanları vardı. Fakat rüyamda, Kapitalist düzeni değiştirmek isteyenler, karşılarında yine Müslüman beldelerin başındaki Müslüman olduklarını iddia eden yöneticileri buluyordu. O yöneticiler, bu dava taşıyıcılarına zulmediyor, hapsediyor, şehadete varan işkencelere maruz tutuyorlardı. O kardeşlerimiz ise bu duruma sabrederek, yalnız Allah’tan yardım bekliyorlar ve çalışmalarına korkmadan devam ediyorlardı. Rüyamdaki, bu kardeşlerimin ayakları altında serilmiş olan fırsata imrendim. Ben, İslâm Devleti’nde yaşayan bir Müslüman olarak bu fırsata sahip değildim. Onların ise Allah’ın kelâmındaki gibi “sabikun/öncüler” den olma fırsatları, Allah Rasulü’nün buyurduğu gibi “Allah Rasulü’nün kardeşleri” olma sıfatına kavuşma imkânları vardı. Tek yapmaları gereken, Allah’ın hükümleri dışında hiçbir hüküm kabul etmemek, Allah’ın hükümleri dışında hükmeden yöneticilere buğzetmek, onları Allah’ın hükümleriyle yönetecek bir Halife ile değiştirmek üzere çalışmak ve bu yolda başlarına gelebilecek her türlü musibete yalnız Allah rızası için sabretmek. Şu an yaşadığım İslâm Devleti kurulmadan önce rüyamdaki gibi aynı mücadelelerin verildiği aklıma geldi ve o kardeşlerimden Allah’ın razı olması ve onları cennetinde ağırlaması yönünde çokça duada bulundum. Bizlere, bizleri koruyan, bizlere Allah rızası için merhamet nazarıyla bakan, dünya yükünü omuzlarımızdan almak üzere çabalayan İslâm Devleti’ni bıraktıkları için onlara ne kadar dua etsem azdır.

Çocuklarım, anneleriyle tefsir dersine devam ederken, ben de sabah haberlerini izlemek üzere televizyonu açtım. Ne kadar güzel yayınlar vardı, tekrardan Rabbime şükrettim. Bir kanalda Allah Rasulü’nün siyeri, bir kanalda müçtehitler, bir yarışma programında yarışmacılar İslâm Devleti’nin fethettiği devletleri kronolojik (tarihsel) sıralamaya koyuyorlardı. Birden aklıma, rüyamdaki kapitalist düzen geldi. Tüm kanallarda, açıklık-saçıklık, vahşet haberleri, tecavüz haberleri, ensest ilişki haberleri, sabah sabah saçma sapan kadını kadınlıktan çıkaran programlar, insanları birbirinin üstüne basarak bir şeyler kazanmaya özendiren yarışma programları vardı. “Allah’ım Sen başımızdan İslâm Devleti’ni ve Allah’ın hükümleriyle hükmeden Halifemizi eksik etme” dedim.

Sonunda haber kanalını buldum. İzleyenleri Allah’ın selamıyla selamladıktan sonra, haberleri sunmaya başlayan sunucu belli ki yine güzel bir haber verecekti. Rüyalarımda buna hiç alışık değildim. Ama İslâm Devleti’nin haber kanallarında fetih müjdelerini duymak tüm Müslümanları mutlulukla kuşatıyordu. Evet, beklediğim haberdi, bir dar-ul harb daha dar-ul İslâm olmuştu hem de bir damla kan dökülmeden. Rüyamda ne kötüydü ya Rabbi, Müslüman beldeler kâfirler tarafından işgal ediliyor, Müslümanlara zulmediliyordu. Allah’ın Rasulü’nün buyurduğu ve şu anda İslâm Devleti’nin bakışı haline gelen ifade ise rüyamda kan ter içinde kalmamı açıklıyordu “Allah katında, Kâbe’nin yıkılması bir Müslüman’ın katledilmesinden daha ehvendir”. Elhamdulillah, İslâm Devleti, sadece Müslümanların da değil, tüm tebaasının canını, malını, aklını, neslini, dinini koruyordu. Bu kıymetlerin emniyet altında olduğunu bilmek tüm tebaaya huzur veriyordu. Rüyamda, karanlık sokaklardan geçerken, erkek olmama rağmen, canıma, malıma zarar gelmeyeceğinden emin olmamamdan ötürü bacaklarımın titrediğini hatırladım. Küçük çocukların kaçırılıp, tecavüz edilip, öldürülmesi rüyamın en acı kısımlarıydı.

Haberleri izledikten sonra, kahvaltı yapıp, işe doğru yola koyuldum. Ne kadar sakin bir sabahtı, herkes saygı-sevgi çerçevesinde arabasını sürüyor, yoldan geçen yayalara öncelik veriliyor, kimse birbirini rahatsız etmiyordu. Müslümanlara yakışan da buydu tabii ki. Yine rüyalarım aklıma geldi, o trafik de neydi öyle. Yarışır gibi giden araçlar, birbirine küfreden insanlar, karşıdan karşıya geçmeye çalışan yaşlı teyzeye öfke kusan sabırsızlar, sarı ışığın yanmasını “kornaya bas” olarak algılayanlar, trafik kazaları, ölümler, sakat kalanlar da cabası. Ha bir de, rüyamdaki kapitalist devletin halkını insan yerine koymaması hasebiyle yolların köstebek yuvası gibi olması. Evet, İslâm Devleti’nde bunlar yoktu, her şey bana huzur veriyordu, insanlarla selamlaşmak, yardımlaşmak, iş yapmak ne kadar güzeldi.

Rüyamda, işyerine giderken içimi kasvet basardı. Bilirdim ki, çalışanlarına köleden daha aşağı bir bakışla bakan patronlar vardı. Çalışanlar, namazlarını kılmak için bin bir türlü zahmet çekiyordu rüyamda, çoğu da Cuma namazına dahi gidemiyordu, gidenlerin de maaşından kesiliyordu. Düşünebiliyor musunuz? Cuma günü tatil değildi rüyamda. Şimdi ise, İslâm’a ve Müslümanlara yardım etmek için İslâm Devleti’nde çalışmanın getirdiği maddî-manevî atmosfer paha biçilemezdi. Hem de, tüm işlerimiz Allah’ın rızasını odak noktamıza alınarak planlanıyordu. Sabahın köründen, akşam karanlığına kadar çalışmıyorduk. Verimli çalışıyorduk, kimse kaytarmıyordu çünkü Allah rızasını gözeterek çalışıyordu. Ha rüyamda bir de gece vardiyası diye bir kavram vardı, pek anlayamadım gerçi neden gece vakti insanların fabrikalara gittiğini, insan fıtratına aykırıydı, Rabbim geceleri insanlar dinlensin diye yaratmamış mıydı? Rüyamda, Batının, Amerika’nın taşeronu gibi çalışan sanayi bölgeleri, artık İslâm Devleti Cihad Emirliği’ne bağlı devletin ağır sanayisine dönüşmüştü. İslâm risaletini davet ve cihad yoluyla âleme taşımakta vasıta olarak kullanılacak teknolojiyi tasarlamak, bunun üretimini yapmak muhteşem bir şeydi.

Gün boyu en son tasarımımız olan “görünmezlik pelerini” üzerinde uğraştık. İnşaAllah bu proje tamamlanınca, fetihler daha da kolaylaşacak. Tarihimizde, delikten geçerek, İslâm ordusuna şehrin kapılarını açan mücahitler gibi bu üstün teknoloji ile yeni fetihlerin kapılarını aralama imkânı bulacağız. O kadar kıvrak zekâlı, o kadar tecrübeli, o kadar becerikli insanlarla çalışıyorum ki bir ara rüyamdaki çalışma arkadaşlarım aklıma geldi. Hayattan bir beklentisi kalmamış, para kazanmaktan ve kredilerini ödemekten başka bir amacı bulunmayan, çalışma arkadaşını ezerek kendini ön plana çıkartmaya çalışan zihniyetler ve daha niceleri. İslâm Devleti’nin eğitim sisteminden geçen bir insan, Allah rızası için, İslâm için çalışmanın ne demek olduğunu bilir. Tarihimizdeki gibi, Ali Kuşçu’ları, Mimar Sinan’ları, Farabi’leri, Harezmi’leri şimdi çevremde görüyorum. Rüyamda, belki aynı potansiyele sahip insanların, kapitalist sistem ve onun bozuk eğitim sistemi tarafından zombilere dönüştüğüne şahid oluyordum ve iğreniyordum.

Günü tamamlayıp, iş yerinden eve doğru giderken bir kalabalık dikkatimi çekti. Yardıma ihtiyacı olan bir Müslüman olabilir düşüncesiyle arabamı kenara çekip, yaklaştım. Bir adam, İslâm Devleti’nin kolluk kuvvetleri tarafından zaptedilmişti. Kalabalıktan bir amcaya, “hayırdır amca” dedim. “Evlat” dedi. “Bu adamın, dar-ul harb ülkesinin ajanı olduğu tespit edildi.” “Nasıl ortaya çıktı amca” diye merakla sordum. “Evs ve Hazrec kabilelerinin eski husumetlerini hatırlatıp aralarını bozmaya çalışan yahudileri hatırladın mı evlat?” dedi. “Evet amca” dedim. “Bu da, aklı sıra yüzyıllardır kardeşçe yaşayan Kürt kardeşlerimizle, Türk kardeşlerimizin arasını bozmaya çalışmış; ferasete sahip, dakik kardeşlerimiz ise hiç meyletmeden gereken cevabı vermişler ve İslâm Devleti’nin kolluk kuvvetlerine haber vermişler.” Elhamdulillah dedim içimden, rüyalarım aklıma geldi, kâfirlerin tuzaklarına düşen Müslümanlar milliyetçilik akımlarına kapılıyorlar, birleşmeleri gerekirken, ayrışıyorlardı, birbirlerini üzüyorlar, kırıyorlar hatta birbirlerinin kanını döküyorlardı. İslâm Devleti’nde ise bir sürü millet, omuz omuza İslâm kardeşliği çatısı altında yaşıyoruz. İslâm Devleti’nin tebaasının sahip olduğu “Müslümanlar ancak kardeştir”, “Milliyetçilik ayaklarımızın altındadır” fikirleri bir ajanlık girişimini daha bertaraf etmişti, hem de Ümmetimizin kendi feraseti ile.

Sabahtan akşama kadar, İslâm Devleti’nin varlığına, Allah’ın hükümleriyle yöneten bir Halifemiz olduğuna defalarca şükrettim.

Rabbimden niyaz ediyorum ki; rüyamda bile bir daha Kapitalist bir toplumda yaşadığımı göstermesin bana. Zira kapitalist nizamın, demokrasinin, insanlığa yakışmayan her türlü pisliğin garantörü olduğunu görmek bir Müslümana acı veriyor. Hatta insanlar tarafından tüm bunların bireyin tercihleri olarak saygın ve hatta mutlaka güvence altına alınması gereken kutsal yönelimler olarak görülmesi rüyada bile insanı kahrediyor. Beni en çok üzen de, Müslümanların kapitalist düzen içerisinde İslâm’ı yaşadığına inandırılmış olmasıydı. Allah’ın hükümlerini, İslâm Devleti’ni isteyen Müslüman kardeşlerine garip bakmalarıydı.

Neyse ki, hepsi rüyaydı. Müslümanın ferasetini bildiğimden rüyamdaki birçok konuyu kafamda oturtamamıştım. Müslümanlar, kapitalist düzende nasıl yaşayabilirdi ki?

Ne kadar şükretsek az ki, bizleri bir kalkan gibi koruyan Hilâfet Devletimiz var.

Eğer, devletimiz olmasaydı da, her şey rüyamda gördüğüm gibi olsaydı, tüm Müslümanlar mutlaka Kapitalist düzeni değiştirmek, İslâm Devleti’ni kurmak üzere çalışırdı.

Allah kâfirler için, Mü'minler üzerine kesinlikle yol vermez.” (Nisa 141)

Bugüne kadar, bu ayeti kerimeye göre hareket eden Müslümanlar, bugünden sonra da buna göre hareket edeceklerdir Allah’ın izniyle.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz